bugün
- true hanın gazabı9
- slavko vincic12
- bu mesajı 10 kişiye göndermeyelerin durumu7
- sözlük kızlarının kombinleri5
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması7
- üç cisim problemi4
- arjantin'in 115 dakika şut atamaması7
- kasiyer kızdan hoşlanmak11
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı57
- sözlük kimsenin tekelinde değildir9
- dune6
- tememda kenka nalaka11
- çingeneyle sevişmek6
- suya verilen en çok para3
- kadınlar şaire aşık olur müteahitle evlenir4
- nervio10
- küçük prensin yılanı ve özgürlük2
- trt'nin devre arası konserini göstermemesi4
- istanbul un çok pahalı olması7
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz2
- çift taraflı testis kanseri teşhisi8
- yasadışı bahisi bitirme yolları2
- allah başımızdan erdoğan'ı eksik etmesin7
- oğuzhan uğur13
- sözlükte flörtleşmek2
- zamanbaba mokv dir6
- flensburg hükümeti2
- düşünüyorum3
- kitap okumak3
- bir yıldız duruyordu aniden hareket edip gitti4
- truenun yetkili olması7
- sözlüğe fake nickle gelip yazarlara hakaret etmek5
- gammazlık8
- dhalsim9
- erdoğan giderse akepe bürokrasisi ne olacak7
- iphone 11'in yeni iphone 6 olması2
- eski eşin hesabı3
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak7
- karaağaç meydanında çuçulara dikala diye bağırmak3
- arjantin'in 90 dakikada tek şutunun olmaması6
- true nickli yazar16
- uyku bozukluğu2
- gonulden bagli5
- messi uzaylı panpa goat amk2
- uysaljakoben16
- canim benim cok tatlisin4
- bot'un feyki olması2
- arkadaşlar görüşürüz2
- sigaranın son fırtını alırken ağzın yanması3
- 2990 tl tutan rakama düz 3000 çek demek2
Spike Lee' nin yönettiği David Benioff' un yazdığı New York sokaklarında geçen film.
Drama ve suç türündeki film.
Sağlam bir oyuncu kadrosunun baştan başa çok iyi performanslar sahnelediğini söylemek gerekiyor.
Jest ve mimik konusunda Edward Norton haricinde herkes ders veriyor niteliğinde adeta.
Edward Norton yine her zaman ki mimiksiz haliyle bir oyuncu bir rolü ne kadar iyi oynayabilir diye şov yapıyor bizlere.
Değinilmeden geçilemeyecek yüksek performans oyunculuğuyla filme damgasını vuran bir diğer isimde; Anna Paquin. Özellikle gece kulübü sahnelerinde verdiği performans ayakta alkışa değer.
Filmde, Monty Brogan isimli, neredeyse hayatı boyunca bir takım suçlara karışmış olan ana karakterin ispiyonlanması sonucu 7 yıllık hapis hayatına başlamadan önceki son 24 saati anlatılıyor.
Son saatlerini sakin bir şekilde sevgilisi ve arkadaşlarıyla geçirmek isteyen Monty' nin işlerinin tam olarak istediği gibi gitmediğini görüyoruz. Kuşku ve şüphe besleyerek geçirdiği 24 saatinde nasıl bir ruh halinde olduğunu seyrediyoruz.
--spoiler--
Zaman içerisinde filmin ana düşüncesinin bu hikaye olmadığını fark edebiliyoruz.
Aslında 9/11 sonrasında Amerika' lıların psikolojik olarak kalkınma, şüphe ve serzenişlerini göstermekte olan filmde bir çok sahnede 9/11 içerikli veya dolaylı yoldan 9/11' i tasvir eden görüntülere yer verilmiş.
--spoiler--
Spike Lee' yi tanıdığımız kadarıyla tam bir asi olduğunu söylemek aslında çok da yakışı kalmaz bir durum değil bizler için. Sürekli tartıştığı Quentin Tarantino' dan, neredeyse kıdemli bir New York Knicks amigosu olacak kadar büyük bir Knicks tutkunu olduğundan ve Walt Disney Pictures, Quentin Tarantino ve Clint Eastwood' u dava edişinden dolayı rahatça söyleyebiliyoruz sanırım.
Ayrıca New York' u ve az birazda Brooklyn' i biricik evi gibi gören Spike, bu güne kadar çektiği filmlerin neredeyse hepsinde siyahi insanların sert ve zorlu yaşamlarını temsil edici bir yönetmen olarak gösterdi kendisini.
Hatta bir keresinde kendisi için " Siyah Amerika' nın sözcüsü " dediği de varsayılıyor.
Özellikle 9/11' den sonra yabancı uyruklu insanların Amerika' nın toplumu içerisinde yaşayışlarını ve yer edişlerini gözler önüne seren Spike, bu film içerisinde de bir şekilde kendi sinemasının bu özelliklerini yerine getirmiş.
Filmde iki tane muhteşem monologla karşılaşıyoruz. Birincisi filmin neredeyse başlarında gerçekleşen ve çok meşhur olan " ayna sahnesi ". Monty Brogan' ın kendi benliği ve Amerika' nın içerisinde yaşayan farklı toplumlardan insanların çıkardığı sorunları, 9/11' i, siyahileri, dini, ekonomiyi, siyahileri, politikayı ve polisleri, kısacası neredeyse köpeği haricindeki her şeyi konu edinmiş olan bir sorgulama monoloğu. ikincisi de filmin sonunda yer alan ve Monty' nin babasının konuşmasını içeren hem nasihat hemde hayallerin yer aldığı monolog.
Fikrimce; film her yönden sanatsal bir baş yapıt olmakla kalmıyor, Amerikan vatandaşı olmadığımız için her hangi bir empati kuramasak da, kendi yaşadığımız toplum içerikli psikolojik baskıların ve gerilimlerin üstüne hiç yoktan kafa yormamızı sağlıyor.
Spike Lee' in sinemasının bütün özelliklerini gördüğümüz ve fikrimce kendi filmleri arasındaki en iyilerden biri.
--spoiler--
Kendimizi yönetmenin yerine koyarak filme bir göz atacak olursak;
- Polislerle birlikte görüşme odasında olduğu sahnede ışık olarak fazlaca beyaz tonlamaları kullanması film boyunca Monty karakterinin temsil ettiği Amerika' nın ve Amerika' n vatandaşlığının manevi olarak suçsuzluğunu temsil ediyor. Aslında Spike Lee' yi az çok tanıyan herkesinde bileceği gibi, bunu yaparak olaya sarkazm ( istihza ) sanatı kattığını gözlemliyoruz.
- Siyahi polisin gangsta tarzı, insanı gıcık eden konuşmasının verdiği psikolojik hasarları gözlemliyoruz.
- Monty' nin yediği dayaktan sonra ayağa kalktığı sahnede kameranın da Monty ile birlikte sallandığını ve bize dayak yenilmiş hissini kazandırdığını hissedebiliyoruz.
- Çoklu konuşma, diyalog ve monolog sahnelerinin neredeyse hepsini mavi ışık üzerinden çektiğini görüyoruz. Bu konuşmaların mavinin anlamları arasında olan " sınırsızlığın " ve " huzurun " bize içten içe işlediğini fark ediyoruz.
- Monty' nin gece kulübüne girerken ve Jacob' ın gece kulübünün tuvaletinden çıkarken kullanılmış kamera tekniği de duygusal olarak güzel bir betimleme olmuş.
- Ayrıca önemi bir nokta olarak Jacob ve Frank' in gerçekleştirmiş olduğu, Frank' in evinde cam kenarında gerçekleşen, diyalog sırasında arka planda ikiz Kuleler' in kalıntılarını görüyoruz. Diyalogda geçen konuda Monty' i o geceden sonra bir daha hiç bir zaman göremeyecek oluşları.
Dolaylı yoldan yapılmış bir anlatım söz konusu arka planda.
-Filmin sonunda bir ironik bakış açısı daha var. Monty' nin arabaya binip hapishaneye gitmek üzere olduğu sahnede arabanın içerisinden, ayna karşısına geçip sövdüğü ve isyanını dile getirdiği herkesi teker teker görmesi ve bu insanların ona gülümsemesi. Bu sahnede aslında onların hepsinden daha kötü durumda olduğunu anladığını görüyoruz.
--spoiler--
Drama ve suç türündeki film.
Sağlam bir oyuncu kadrosunun baştan başa çok iyi performanslar sahnelediğini söylemek gerekiyor.
Jest ve mimik konusunda Edward Norton haricinde herkes ders veriyor niteliğinde adeta.
Edward Norton yine her zaman ki mimiksiz haliyle bir oyuncu bir rolü ne kadar iyi oynayabilir diye şov yapıyor bizlere.
Değinilmeden geçilemeyecek yüksek performans oyunculuğuyla filme damgasını vuran bir diğer isimde; Anna Paquin. Özellikle gece kulübü sahnelerinde verdiği performans ayakta alkışa değer.
Filmde, Monty Brogan isimli, neredeyse hayatı boyunca bir takım suçlara karışmış olan ana karakterin ispiyonlanması sonucu 7 yıllık hapis hayatına başlamadan önceki son 24 saati anlatılıyor.
Son saatlerini sakin bir şekilde sevgilisi ve arkadaşlarıyla geçirmek isteyen Monty' nin işlerinin tam olarak istediği gibi gitmediğini görüyoruz. Kuşku ve şüphe besleyerek geçirdiği 24 saatinde nasıl bir ruh halinde olduğunu seyrediyoruz.
--spoiler--
Zaman içerisinde filmin ana düşüncesinin bu hikaye olmadığını fark edebiliyoruz.
Aslında 9/11 sonrasında Amerika' lıların psikolojik olarak kalkınma, şüphe ve serzenişlerini göstermekte olan filmde bir çok sahnede 9/11 içerikli veya dolaylı yoldan 9/11' i tasvir eden görüntülere yer verilmiş.
--spoiler--
Spike Lee' yi tanıdığımız kadarıyla tam bir asi olduğunu söylemek aslında çok da yakışı kalmaz bir durum değil bizler için. Sürekli tartıştığı Quentin Tarantino' dan, neredeyse kıdemli bir New York Knicks amigosu olacak kadar büyük bir Knicks tutkunu olduğundan ve Walt Disney Pictures, Quentin Tarantino ve Clint Eastwood' u dava edişinden dolayı rahatça söyleyebiliyoruz sanırım.
Ayrıca New York' u ve az birazda Brooklyn' i biricik evi gibi gören Spike, bu güne kadar çektiği filmlerin neredeyse hepsinde siyahi insanların sert ve zorlu yaşamlarını temsil edici bir yönetmen olarak gösterdi kendisini.
Hatta bir keresinde kendisi için " Siyah Amerika' nın sözcüsü " dediği de varsayılıyor.
Özellikle 9/11' den sonra yabancı uyruklu insanların Amerika' nın toplumu içerisinde yaşayışlarını ve yer edişlerini gözler önüne seren Spike, bu film içerisinde de bir şekilde kendi sinemasının bu özelliklerini yerine getirmiş.
Filmde iki tane muhteşem monologla karşılaşıyoruz. Birincisi filmin neredeyse başlarında gerçekleşen ve çok meşhur olan " ayna sahnesi ". Monty Brogan' ın kendi benliği ve Amerika' nın içerisinde yaşayan farklı toplumlardan insanların çıkardığı sorunları, 9/11' i, siyahileri, dini, ekonomiyi, siyahileri, politikayı ve polisleri, kısacası neredeyse köpeği haricindeki her şeyi konu edinmiş olan bir sorgulama monoloğu. ikincisi de filmin sonunda yer alan ve Monty' nin babasının konuşmasını içeren hem nasihat hemde hayallerin yer aldığı monolog.
Fikrimce; film her yönden sanatsal bir baş yapıt olmakla kalmıyor, Amerikan vatandaşı olmadığımız için her hangi bir empati kuramasak da, kendi yaşadığımız toplum içerikli psikolojik baskıların ve gerilimlerin üstüne hiç yoktan kafa yormamızı sağlıyor.
Spike Lee' in sinemasının bütün özelliklerini gördüğümüz ve fikrimce kendi filmleri arasındaki en iyilerden biri.
--spoiler--
Kendimizi yönetmenin yerine koyarak filme bir göz atacak olursak;
- Polislerle birlikte görüşme odasında olduğu sahnede ışık olarak fazlaca beyaz tonlamaları kullanması film boyunca Monty karakterinin temsil ettiği Amerika' nın ve Amerika' n vatandaşlığının manevi olarak suçsuzluğunu temsil ediyor. Aslında Spike Lee' yi az çok tanıyan herkesinde bileceği gibi, bunu yaparak olaya sarkazm ( istihza ) sanatı kattığını gözlemliyoruz.
- Siyahi polisin gangsta tarzı, insanı gıcık eden konuşmasının verdiği psikolojik hasarları gözlemliyoruz.
- Monty' nin yediği dayaktan sonra ayağa kalktığı sahnede kameranın da Monty ile birlikte sallandığını ve bize dayak yenilmiş hissini kazandırdığını hissedebiliyoruz.
- Çoklu konuşma, diyalog ve monolog sahnelerinin neredeyse hepsini mavi ışık üzerinden çektiğini görüyoruz. Bu konuşmaların mavinin anlamları arasında olan " sınırsızlığın " ve " huzurun " bize içten içe işlediğini fark ediyoruz.
- Monty' nin gece kulübüne girerken ve Jacob' ın gece kulübünün tuvaletinden çıkarken kullanılmış kamera tekniği de duygusal olarak güzel bir betimleme olmuş.
- Ayrıca önemi bir nokta olarak Jacob ve Frank' in gerçekleştirmiş olduğu, Frank' in evinde cam kenarında gerçekleşen, diyalog sırasında arka planda ikiz Kuleler' in kalıntılarını görüyoruz. Diyalogda geçen konuda Monty' i o geceden sonra bir daha hiç bir zaman göremeyecek oluşları.
Dolaylı yoldan yapılmış bir anlatım söz konusu arka planda.
-Filmin sonunda bir ironik bakış açısı daha var. Monty' nin arabaya binip hapishaneye gitmek üzere olduğu sahnede arabanın içerisinden, ayna karşısına geçip sövdüğü ve isyanını dile getirdiği herkesi teker teker görmesi ve bu insanların ona gülümsemesi. Bu sahnede aslında onların hepsinden daha kötü durumda olduğunu anladığını görüyoruz.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar