bugün
- nickten isim tahmini yapmak72
- rüyamda kadın olmuştum8
- kalabalıklar içinde yalnız olmak9
- arkadaşlar bir bakar mısınız5
- hayattan zevk alamamak15
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor6
- gocunun nerede olması12
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler13
- mesajlara geç cevap veren insanlar3
- hikayeyi devam ettir30
- türk kızlarına bir öğüt bırak4
- sokakta kavga teknikleri3
- yazarların öldükten sonraki planları3
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- yazarların sözlükte bulunma amaçları4
- gecenin bu saatinde acıkmak3
- insana kendini güvende hissettiren şeyler4
- kurbağa öpüp prens beklemek14
- yazın dışarı çıkmanın zorluğu4
- en güzel tatlı2
- yazarlara göre olması gereken insan ömrü süresi5
- spora yeni başlayacaklara tavsiyeler2
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum17
- fakesi çaylak yiyen yazarın dramı4
- pizzada ince hamur tercih eden erkek12
- biber dolması olsa da yesek5
- kadın2
- temiz nevresimler içinde uyumak3
- başlık altında laf sokmaya çalışan tipler3
- yeşilçam filmi izlemek6
- mesajlaşılan kızın silik yemesi3
- sözlüğe yön veren kutup yıldızı yazarlar4
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken8
- fake yazarlar2
- narsisizm2
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey12
- cioran neden intihar etmedi3
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar5
- uysaljakoben16
- çağımızın hastalığı2
- cinsel hikaye yazıyoruz3
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi6
- jackie chan2
- aziz nikola3
- sıla'nın uyuşturucu testi açıklaması2
- yeni parti50
- önüne gelene ayar verebileceğini zanneden insan3
- aylık 497 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- cem küçük5
kadınların toplumdaki yeri, feminizm gibi birçok yönü de olsa taşıdığı tüm rollerden sıyırıp sadece hissettirdikleriyle ifade etmek istedim bu romanı.
--spoiler--
bir çocuk, kimsesiz. diğerlerine benzemediği için, kolayca boyun eğmediği, kendine has bir karakteri olduğu için ezilmiş. sevginin ne olduğunu bilmeyerek büyümüş. acımasızca kapatıldığı kırmızı oda, yapılan iyiliği sürekli yüzüne vuran insanlarla bir evde on yaşına kadar barınabilmiş.
kötü huylu, yalancı bir çocuk olduğu iddia edilirken, yani ondan hiç güzel bir gelecek, ince davranışlar, kibarlık göstermesi beklenmezken hayatını eline almış. hiçbir şey bilmeyerek girdiği kimsesizler yurdundan öğretmen olarak çıkmayı başarabilmiş. bunu başarmasında iki kişi rol oynamış. veremden ölen arkadaşı ve okulun müdüresi. ikisinin ortak noktası sevgi. sevilmek bir insanın tabiatını nasıl değiştirir onu göstermiş bize.
sevdiği insanlar ondan koptuğunda kendini bağlayan bir şey bulamadığında yeni bir maceraya yelken açmış. o güne dek ne bir erkekle tanışmış, arkadaşlık etmiş ne de bir yakınlık kurmuş. bu sebepten mi ilk gördüğü erkek olan efendisine böyle bir aşkla bağlandı bilinmez ama bilinen bir şey varsa bu romanda geçen aşkın bizlere hissettirdiği gerçeklik duygusudur.
aşk sadece güzel insanlara layık görülen bir beceri zannederken belki de çevrelerinde beğenilmeyen iki insanın birbirine nasıl tutkuyla bağlandığını görmemiz bu aşka inancı artırıyor okurken. aşkın saf bir duygu olduğunu, ete kemiğe bürünmeden de yaşanabileceğini gördükçe kendimizden bir şeyler bulmuşuz.
çatıdaki deli kadın, jane'in kendini diğer metreslerin yerine koyuşu, ilkeleri uğruna aşkını kalbine gömüp kaçışı ve diğer pek çok şey bu kitabın tamamen bir aşk kitabı olmadığını göstermiyor mu? sadece aptal romantizmle dolu olmadığını.
bir insanı sevmek için onun kalbinin, şefkatinin, ağır başlılığının, bağlılığının da önemli olduğunu bilirken okumak da güzel oluyor. özellikle sonunda iki aşık kavuşurken ne aradaki yaş farkı ne adamın körlüğü, çolaklığı bir önem arz ediyor. jane tam anlamıyla rochaster'ı tamamlıyor. gözleri oluyor, eli oluyor. hayatı, kalbi, ışığı, eşi, her şeyi oluyor.
ama zayıf yönleri de var tabi. başladığında olay örgüsü güzel ilerlerken sonuna doğru olaylar türk filmi kıvamına gelmekte. yüce bir yaratıcının çizdiği rolü yaşadıkları gözümüze sokulmakta adeta.
ölmek üzereyken evlerine alan kişilerin hiç tanımadığı kuzenleri çıkması. üstelik koca ingiltere'de. daha sonrasında kalan miras ve ailenin bir anda kolay bir şekilde paraya kavuşturulması, en son olarak da rochester ve jane'in millerce uzaktan seslerini duymalarına sebep olan o ilahi olay.
tüm bunlar hikayenin zayıf yönleri bana kalırsa fakat roman gerçekten kısaltılmış tabir edilen kopyalarından değil de orijinal metinden okunmalı.
bu arada kitapta en hoşlanmadığım karakter de jane'in kuzeni olan papazdı sanırım.
--spoiler--
--spoiler--
bir çocuk, kimsesiz. diğerlerine benzemediği için, kolayca boyun eğmediği, kendine has bir karakteri olduğu için ezilmiş. sevginin ne olduğunu bilmeyerek büyümüş. acımasızca kapatıldığı kırmızı oda, yapılan iyiliği sürekli yüzüne vuran insanlarla bir evde on yaşına kadar barınabilmiş.
kötü huylu, yalancı bir çocuk olduğu iddia edilirken, yani ondan hiç güzel bir gelecek, ince davranışlar, kibarlık göstermesi beklenmezken hayatını eline almış. hiçbir şey bilmeyerek girdiği kimsesizler yurdundan öğretmen olarak çıkmayı başarabilmiş. bunu başarmasında iki kişi rol oynamış. veremden ölen arkadaşı ve okulun müdüresi. ikisinin ortak noktası sevgi. sevilmek bir insanın tabiatını nasıl değiştirir onu göstermiş bize.
sevdiği insanlar ondan koptuğunda kendini bağlayan bir şey bulamadığında yeni bir maceraya yelken açmış. o güne dek ne bir erkekle tanışmış, arkadaşlık etmiş ne de bir yakınlık kurmuş. bu sebepten mi ilk gördüğü erkek olan efendisine böyle bir aşkla bağlandı bilinmez ama bilinen bir şey varsa bu romanda geçen aşkın bizlere hissettirdiği gerçeklik duygusudur.
aşk sadece güzel insanlara layık görülen bir beceri zannederken belki de çevrelerinde beğenilmeyen iki insanın birbirine nasıl tutkuyla bağlandığını görmemiz bu aşka inancı artırıyor okurken. aşkın saf bir duygu olduğunu, ete kemiğe bürünmeden de yaşanabileceğini gördükçe kendimizden bir şeyler bulmuşuz.
çatıdaki deli kadın, jane'in kendini diğer metreslerin yerine koyuşu, ilkeleri uğruna aşkını kalbine gömüp kaçışı ve diğer pek çok şey bu kitabın tamamen bir aşk kitabı olmadığını göstermiyor mu? sadece aptal romantizmle dolu olmadığını.
bir insanı sevmek için onun kalbinin, şefkatinin, ağır başlılığının, bağlılığının da önemli olduğunu bilirken okumak da güzel oluyor. özellikle sonunda iki aşık kavuşurken ne aradaki yaş farkı ne adamın körlüğü, çolaklığı bir önem arz ediyor. jane tam anlamıyla rochaster'ı tamamlıyor. gözleri oluyor, eli oluyor. hayatı, kalbi, ışığı, eşi, her şeyi oluyor.
ama zayıf yönleri de var tabi. başladığında olay örgüsü güzel ilerlerken sonuna doğru olaylar türk filmi kıvamına gelmekte. yüce bir yaratıcının çizdiği rolü yaşadıkları gözümüze sokulmakta adeta.
ölmek üzereyken evlerine alan kişilerin hiç tanımadığı kuzenleri çıkması. üstelik koca ingiltere'de. daha sonrasında kalan miras ve ailenin bir anda kolay bir şekilde paraya kavuşturulması, en son olarak da rochester ve jane'in millerce uzaktan seslerini duymalarına sebep olan o ilahi olay.
tüm bunlar hikayenin zayıf yönleri bana kalırsa fakat roman gerçekten kısaltılmış tabir edilen kopyalarından değil de orijinal metinden okunmalı.
bu arada kitapta en hoşlanmadığım karakter de jane'in kuzeni olan papazdı sanırım.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar