bugün
- lahmacunu elle yiyen kız18
- kapalılar imha edilsin diyen kadına gözaltı7
- 120 kilo olup 1 2 opel corsa'ya binmek7
- olduğundan genç göstermek10
- bugün de meme atan olmaması5
- evlilikteki en büyük sorun4
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır8
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı7
- sözlük kadınları5
- ez te hezdikim6
- köyde gece tuvalete gitmek7
- dünya kupasından banane diyen erkek7
- citroen in volkswagen den daha pahalı olması4
- 21 haziran 2026 belçika iran maçı4
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı49
- akıllarını erkek analiziyle yitiren sözlük kızları4
- üniversite sınavına geç kalmak7
- balkonu camla kaplatmak7
- meslek seçiminde ilgi alanları mı maddiyat mi4
- alevilerde muhammed ismi5
- bütün kapalılar imha edilsin diyen kadın2
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- istanbul6
- 22 haziran 2026 uruguay yeşil burun adaları maçı2
- kadınlar porno izler mi sorunsalı4
- femboy erkeklere yürüyen dayılar3
- milli takımımızın balonu patladı7
- her sabah simit poğaça ile kahvaltı yapan insan4
- wc den elenerek dünyada dalga konusu olmamız4
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- elmas bey biraderin çaylak olması5
- yazarların en sevdiği meyve9
- 22 haziran 20262
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- güne bir şarkı bırak18
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- 2026 dünya kupası14
- bir gün ölecek olmak7
- pornoyu bırakmak5
- paris te son tango2
- futbol12
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- opel omega b2
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı16
- akıllarını kadın analiziyle yitiren erkek yazarlar2
- asosyal olmanın sebepleri7
- seni hayata bağlayan şey12
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- red bull2
ÖLÜM ÖTESi hakkında
CENNET
Kimi istiyor cenneti... Kimi istemiyor!..
istemeyenler, cehennemi tercih ediyor. Zira, orada olacakmış bütün ülkelerin güzelleri, dansözler, şarkıcılar... vs...vs...
Bazıları da, cenneti bu türden tahayyül ettiklerinden; "Ne yapayım ben cenneti, bana seni gerek" demiş... De, o "seni" kelimesi ardındakini elbette ancak kendi bilir... Bilemiyoruz o kelimeyle neyi amaçladığını...
Peki nedir cennet yaşamı?..
Bostan, bahçe anlamında kullanılan "Cennet" kelimesiyle sembolize edilen ortam veya boyut nasıl bir şey?..
Kimler o ortama girecek?.. Nasıl girilecek?.. O ortam nerede?.. Orada nasıl yaşam var?.. Sorular pek çok! Cevap..?
irdelersen, ya kâfir derler, ya münkir!.. insan olarak, düşünen beyin sahibi bir fert olarak, merak etme ve araştırma hakkın yok çünkü!
Sana yasaklamış bunları sorgulamayı, cevap verme cehli ve acziyeti içinde olanlar!
Ama bizde merak var ya!.. Serde araştırmacılık ruhu var ya!.. Geçmişte de bu konuyla ilgilenmiş pek çok ermiş var ya...
Ben de kurcaladım bu konuyu onlardan... Sonra, aldıklarımı, biraz da bu devrin ilmî gelişmeleriyle sentez yapıp yorumladım... Şimdi algıladıklarımı, içinde bulunduğum ortam elverdiğince, anlatmaya çalışacağım... Adımı dikkatli atmak gerek; tahtalar hayli koflaşmış zira!
Tekrar edeyim... Bunlar benim kişisel yorumlarımdır... Yorumlarımı diler değerlendirirsiniz; dilerseniz güvenilmez bulur; böyle de düşünen varmış deyip, bir yana koyar; fırsat bulunca da doğru bildiğinizi bize yazarsınız. Elbette bu konuda soracaklarımızı da kabullenmek kaydıyla!
Önce şu tasnifi yapalım...
Dünya yaşamının cennet kavramı var; kendi şartları içinde...
Kabir âleminin cenneti var; kendi şartları içinde...
Mutlak mânâda cennet var... Kendi şartları içinde...
Bazıları "Cennet" kavramını, bunlardan yalnızca biri için kullanınca, olayın anlaşılmasında çok güçlükler yaşanıyor...
"Dünya Cenneti" denince, bundan kişinin tabiatına uygun gelen, zevklerini tatmin edebildiği bir ortam anlaşılıyor genelde... Yanı sıra, içinde bulunduğu manevî âlemdeki huzur da anlaşılabiliyor. Tabii, bu kısa süreli de olabiliyor; uzun süreli de...
"Kabir âlemi cenneti" ise, bir hayli farklı "Dünya cenneti"nden! Kişi mezarda yaşanan maddesel algılamalı boyuttan, kabir âlemine geçtikten sonra... Eğer, âkıbeti cennet olacak ise, yaşamı "Kabir Cenneti" denen bir biçimde gelişme gösteriyor.
Kişi, kabir âlemine geçtiği andan itibaren, cehennem ve cennet boyutlarını algılamaya başlıyor, ruhanî algılama sistemiyle! Burada, beş duyu yok artık... Onun yerine, kendisine ulaşan dalga boylarını Dünya'da edindiği kapasiteye göre algılayıp, değerlendiren bir ruhî algılama sistemi var... isterseniz buna, "ruhun beyni" adını verelim, anlatımda kolaylık olsun diye...
Kabir âleminde yaşamakta olan kimse, bir yandan cehennem boyutunu seyrederken ve bundan büyük korku duyarken; diğer yandan da, cennet boyutunu seyretmekte; bunun özlemini çekmekte; bu arada kendi türünden ve boyutundan ruhanî varlıkları ve ruh boyutuna tenezzül etmiş melâikeyi de algılamaktadır.
Rüyada, nasıl belli duygular ve düşünceler belirli sembollere bürünerek kişi tarafından seyredilmekte ise...
Kabir âleminde de kişi, bir tür rüya gibi, Dünya'da edindiklerinin getirisini otomatik olarak seyretmekte ve yaşamaktadırlar. Bazen zevkle, bazen kabûslar şeklinde!
Artık Dünya ile iletişimi kesilmiştir... Yalnızca, Dünya'dakilerin kendisi hakkındaki yönlendirilen düşüncelerini ve dualarını, anladığı kadarıyla Kurânsal mesajlarını almaktadır... Fakat bütün bunlar onu uzun süreli meşgûl etmemektedir. Bu tıpkı, tek yönlü çalışan bir receiver (alıcı) gibi olmaktadır. Ruhun beyninde oluşan dalgalar, bizim beynimizin alma kapasitesinin çok üstünde olan yüksek frekanslı dalgalar olduğu için, onların alınması insanlar tarafından mümkün olmamaktadır. insan beyinleri bazı şartlarda, en fazla Cin boyutundakilerin dalgalarını değerlendirebilmektedirler.
Kabir âlemi yaşamında, uykuda yaşadığınız duyguları, çok daha fazlasıyla ve çok daha yoğunluklu olarak yaşayacaksınız.
Bu durum "Sistemin kıyameti" dediğimiz, Dünya'nın Güneş tarafından yutulması evresine kadar devam edecektir.
Güneş, Dünya'yı yutmaya başladığında; Dünya'nın manyetik alanı ortadan kalktığında, bütün insan ruhları, otomatik olarak kendilerini bizim anlayışımıza ve yapımıza göre "Cehennem" olarak tanımlanan Güneş'in, dalga boyutlu yapısı içinde bulacaklardır...
Bu evre, "insanların kabirlerinden çıkması" olarak tanımlanmıştır.
Dünya'da "ibadet" adı verilen (hakikatleri olan Allâh'a ait özelliklerin kendilerinde açığa çıkması) çalışmalara gereken önemi vermiş olanlar; bu çalışmalar sonucu edindikleri NÛR ile, enerji ile, kendilerini cehennemin ve içinde yaşamakta olan canlılarının ortamından kurtarıp, cennet boyutuna geçiş yapacaklardır. Sahip oldukları NÛR oranının getirdiği hız nispetinde...
Cehennemden kaçış; Ruh bedenlerin cehennem ortamında terk edilmesi ve NÛR bedenle yeni bir boyuta geçilmesi suretinde olacaktır!
Nasıl madde beden, Dünya'da bırakılıp, ruh bedenle kabir âlemi ve cehennem boyutuna geçildiyse; ruh beden de cehennem boyutunda terk edilerek, NÛR bedenle cennet boyutuna geçilecektir!
Esasen âlemdeki her yapıda, ruh ve nûr boyutları mevcuttur! Mesela Güneş'in dahi ruh ve nûr boyutu vardır. Gözümüzün algıladığı ise, Güneş'in madde-gaz boyutudur. Bu yüzden de Güneş içinde yaşamakta olan "ruh boyutu ve nûr boyutu canlıları"nı algılayamamaktayız!
Ruh gözü ile görenler o boyutu; Nûr boyutunu algılayabilenler ise, elbette ki, o boyuta dair algılamaları yapmaktadırlar.
Nûr boyutunda, ruh boyutunda olduğu gibi bir sâbit beden görüntüsü, şekil yoktur! Burası salt bilinç boyutu olup, bilinç tahayyül ettiğini canlı olarak anında yaşar! Rüyada algılanan maddemsi yaşam duygusuyla!
Cennetteki kişinin kudreti, kendindeki vehim kuvvesini kullanabildiği miktardadır... Bu esasen Dünya'da dahi böyledir!
Ruh boyutundaki beden görüntüsü, şekli genelde; kişinin Dünya'dan ayrıldığı andaki son görüntüsü üzerinedir.
Nûr yapılı birimler ise bir beden veya şekille bağımlı olmayıp, dilediği beden şekline bürünebilir...
Nûr boyutundaki cennette yaşayanların tümü, gerçekte nûr yapılı, şekilden berî bilinç varlıklardır; algılayanın veritabanına göre görüntü verirler.
Kabir âlemindeki sorgu meleklerinin, herkese değişik gelmesinin de nedeni budur.
Cennet boyutunda, o kişinin ilmiyle sınırlı olmak şartıyla, Allâh isimlerinin özellikleri açığa çıkacak; o boyutta yaşayanlar; Allâh'ın kuvvet-kudret ve yaratıcılığıyla, diledikleri her şeyi istedikleri anda, istedikleri şekilde yaşayabileceklerdir!
Kaynak: http://www.ahmedhulusi.or.../cennet.htm#ixzz383pfNWFe
Follow us: @AhmedHulusi on Twitter
CENNET
Kimi istiyor cenneti... Kimi istemiyor!..
istemeyenler, cehennemi tercih ediyor. Zira, orada olacakmış bütün ülkelerin güzelleri, dansözler, şarkıcılar... vs...vs...
Bazıları da, cenneti bu türden tahayyül ettiklerinden; "Ne yapayım ben cenneti, bana seni gerek" demiş... De, o "seni" kelimesi ardındakini elbette ancak kendi bilir... Bilemiyoruz o kelimeyle neyi amaçladığını...
Peki nedir cennet yaşamı?..
Bostan, bahçe anlamında kullanılan "Cennet" kelimesiyle sembolize edilen ortam veya boyut nasıl bir şey?..
Kimler o ortama girecek?.. Nasıl girilecek?.. O ortam nerede?.. Orada nasıl yaşam var?.. Sorular pek çok! Cevap..?
irdelersen, ya kâfir derler, ya münkir!.. insan olarak, düşünen beyin sahibi bir fert olarak, merak etme ve araştırma hakkın yok çünkü!
Sana yasaklamış bunları sorgulamayı, cevap verme cehli ve acziyeti içinde olanlar!
Ama bizde merak var ya!.. Serde araştırmacılık ruhu var ya!.. Geçmişte de bu konuyla ilgilenmiş pek çok ermiş var ya...
Ben de kurcaladım bu konuyu onlardan... Sonra, aldıklarımı, biraz da bu devrin ilmî gelişmeleriyle sentez yapıp yorumladım... Şimdi algıladıklarımı, içinde bulunduğum ortam elverdiğince, anlatmaya çalışacağım... Adımı dikkatli atmak gerek; tahtalar hayli koflaşmış zira!
Tekrar edeyim... Bunlar benim kişisel yorumlarımdır... Yorumlarımı diler değerlendirirsiniz; dilerseniz güvenilmez bulur; böyle de düşünen varmış deyip, bir yana koyar; fırsat bulunca da doğru bildiğinizi bize yazarsınız. Elbette bu konuda soracaklarımızı da kabullenmek kaydıyla!
Önce şu tasnifi yapalım...
Dünya yaşamının cennet kavramı var; kendi şartları içinde...
Kabir âleminin cenneti var; kendi şartları içinde...
Mutlak mânâda cennet var... Kendi şartları içinde...
Bazıları "Cennet" kavramını, bunlardan yalnızca biri için kullanınca, olayın anlaşılmasında çok güçlükler yaşanıyor...
"Dünya Cenneti" denince, bundan kişinin tabiatına uygun gelen, zevklerini tatmin edebildiği bir ortam anlaşılıyor genelde... Yanı sıra, içinde bulunduğu manevî âlemdeki huzur da anlaşılabiliyor. Tabii, bu kısa süreli de olabiliyor; uzun süreli de...
"Kabir âlemi cenneti" ise, bir hayli farklı "Dünya cenneti"nden! Kişi mezarda yaşanan maddesel algılamalı boyuttan, kabir âlemine geçtikten sonra... Eğer, âkıbeti cennet olacak ise, yaşamı "Kabir Cenneti" denen bir biçimde gelişme gösteriyor.
Kişi, kabir âlemine geçtiği andan itibaren, cehennem ve cennet boyutlarını algılamaya başlıyor, ruhanî algılama sistemiyle! Burada, beş duyu yok artık... Onun yerine, kendisine ulaşan dalga boylarını Dünya'da edindiği kapasiteye göre algılayıp, değerlendiren bir ruhî algılama sistemi var... isterseniz buna, "ruhun beyni" adını verelim, anlatımda kolaylık olsun diye...
Kabir âleminde yaşamakta olan kimse, bir yandan cehennem boyutunu seyrederken ve bundan büyük korku duyarken; diğer yandan da, cennet boyutunu seyretmekte; bunun özlemini çekmekte; bu arada kendi türünden ve boyutundan ruhanî varlıkları ve ruh boyutuna tenezzül etmiş melâikeyi de algılamaktadır.
Rüyada, nasıl belli duygular ve düşünceler belirli sembollere bürünerek kişi tarafından seyredilmekte ise...
Kabir âleminde de kişi, bir tür rüya gibi, Dünya'da edindiklerinin getirisini otomatik olarak seyretmekte ve yaşamaktadırlar. Bazen zevkle, bazen kabûslar şeklinde!
Artık Dünya ile iletişimi kesilmiştir... Yalnızca, Dünya'dakilerin kendisi hakkındaki yönlendirilen düşüncelerini ve dualarını, anladığı kadarıyla Kurânsal mesajlarını almaktadır... Fakat bütün bunlar onu uzun süreli meşgûl etmemektedir. Bu tıpkı, tek yönlü çalışan bir receiver (alıcı) gibi olmaktadır. Ruhun beyninde oluşan dalgalar, bizim beynimizin alma kapasitesinin çok üstünde olan yüksek frekanslı dalgalar olduğu için, onların alınması insanlar tarafından mümkün olmamaktadır. insan beyinleri bazı şartlarda, en fazla Cin boyutundakilerin dalgalarını değerlendirebilmektedirler.
Kabir âlemi yaşamında, uykuda yaşadığınız duyguları, çok daha fazlasıyla ve çok daha yoğunluklu olarak yaşayacaksınız.
Bu durum "Sistemin kıyameti" dediğimiz, Dünya'nın Güneş tarafından yutulması evresine kadar devam edecektir.
Güneş, Dünya'yı yutmaya başladığında; Dünya'nın manyetik alanı ortadan kalktığında, bütün insan ruhları, otomatik olarak kendilerini bizim anlayışımıza ve yapımıza göre "Cehennem" olarak tanımlanan Güneş'in, dalga boyutlu yapısı içinde bulacaklardır...
Bu evre, "insanların kabirlerinden çıkması" olarak tanımlanmıştır.
Dünya'da "ibadet" adı verilen (hakikatleri olan Allâh'a ait özelliklerin kendilerinde açığa çıkması) çalışmalara gereken önemi vermiş olanlar; bu çalışmalar sonucu edindikleri NÛR ile, enerji ile, kendilerini cehennemin ve içinde yaşamakta olan canlılarının ortamından kurtarıp, cennet boyutuna geçiş yapacaklardır. Sahip oldukları NÛR oranının getirdiği hız nispetinde...
Cehennemden kaçış; Ruh bedenlerin cehennem ortamında terk edilmesi ve NÛR bedenle yeni bir boyuta geçilmesi suretinde olacaktır!
Nasıl madde beden, Dünya'da bırakılıp, ruh bedenle kabir âlemi ve cehennem boyutuna geçildiyse; ruh beden de cehennem boyutunda terk edilerek, NÛR bedenle cennet boyutuna geçilecektir!
Esasen âlemdeki her yapıda, ruh ve nûr boyutları mevcuttur! Mesela Güneş'in dahi ruh ve nûr boyutu vardır. Gözümüzün algıladığı ise, Güneş'in madde-gaz boyutudur. Bu yüzden de Güneş içinde yaşamakta olan "ruh boyutu ve nûr boyutu canlıları"nı algılayamamaktayız!
Ruh gözü ile görenler o boyutu; Nûr boyutunu algılayabilenler ise, elbette ki, o boyuta dair algılamaları yapmaktadırlar.
Nûr boyutunda, ruh boyutunda olduğu gibi bir sâbit beden görüntüsü, şekil yoktur! Burası salt bilinç boyutu olup, bilinç tahayyül ettiğini canlı olarak anında yaşar! Rüyada algılanan maddemsi yaşam duygusuyla!
Cennetteki kişinin kudreti, kendindeki vehim kuvvesini kullanabildiği miktardadır... Bu esasen Dünya'da dahi böyledir!
Ruh boyutundaki beden görüntüsü, şekli genelde; kişinin Dünya'dan ayrıldığı andaki son görüntüsü üzerinedir.
Nûr yapılı birimler ise bir beden veya şekille bağımlı olmayıp, dilediği beden şekline bürünebilir...
Nûr boyutundaki cennette yaşayanların tümü, gerçekte nûr yapılı, şekilden berî bilinç varlıklardır; algılayanın veritabanına göre görüntü verirler.
Kabir âlemindeki sorgu meleklerinin, herkese değişik gelmesinin de nedeni budur.
Cennet boyutunda, o kişinin ilmiyle sınırlı olmak şartıyla, Allâh isimlerinin özellikleri açığa çıkacak; o boyutta yaşayanlar; Allâh'ın kuvvet-kudret ve yaratıcılığıyla, diledikleri her şeyi istedikleri anda, istedikleri şekilde yaşayabileceklerdir!
Kaynak: http://www.ahmedhulusi.or.../cennet.htm#ixzz383pfNWFe
Follow us: @AhmedHulusi on Twitter
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar