bugün
- mutfağına konuk olunan yazara arkadan sarılmak8
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı76
- küs olan yazarları öpüştürüp barıştırmak7
- pilot karısı bile olamamak3
- osimhensiz galatasaray6
- üniversiteli eskort kadınlar2
- bisikletle çok ama çok böyle acayip hızlı gitmek2
- okul zilinin pavlovsal etkisi7
- televizyonda sevdiğin filme denk gelmek2
- ilk buluşmada 3 çeyrek kokoreç gömen kız6
- ikizler burcu4
- sözlüğün akmaması3
- sözlük kapanırsa yazarlar ne yapacak6
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı17
- 13 eylül 2026 galatasaray kocaelispor maçı2
- eski sevgilinin yeni sevgilisi4
- recep tayyip erdoğan15
- kiraz cicegi kolonyasi20
- gece gece bamya yenir mi8
- rus kadınla evlenir misiniz10
- futbolla zerre ilgilenmeyen erkek15
- kafada yumurta patlatarak şaka yapmak2
- sözlük kokusu2
- fenerbahçe biraz sert biraz katı5
- bakarız diyen erkek17
- galatasaray'ın aslında osimhensaray olması6
- silvermist'in mutfağına konuk olmak12
- polis çevirmesi4
- ey insan6
- okan buruk9
- bankaların üç ayda bir şifre yeniletmesi2
- eski sevgilinin yeni sevgilisinin eski sevgilisi2
- kendin gibi biriyle arkadaş olmak2
- dm yazarlığı9
- aynada güzel görünüp fotoğrafta kötü çıkmak2
- rusya'nın avrupa'ya karşı hibrit savaşı2
- ruhi çenet11
- ne kadar paranız var10
- okan buruk'un hakeme ana avrat küfür etmesi8
- mansur yavaş'ın akp'ye geçmesi10
- 0 0 710
- çok eşliliğin iğrenç bir şey olması8
- galatahahahahahaha7
- bir yazara küfredilen entryyi artılayan yazarlar7
- galatasaray'ın ülke puanının anasını bellemesi7
- dünya ya gelmeme gibi şansınız olsaydı5
- cübbeli ahmet hoca9
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip12
- sözlüğün sarması13
- sonra konuşuruz diyen sevgili13
Sabık Beykoz imamı Hafız Efendi:
Sırası gelmişken, dedi; Sizlere bütün ömrümce unutamayacağım bir hikayemi anlatayım da dinleyiniz:
Büyük inkılapların birbirini takip ettiği günlerdeydi. Ben o zaman Beykoz Camii'nde imamlık yapıyordum. Sarıkların yalnız vazife başında sarılacağı bildirildiği için camiden çıkınca şapka giyiyorduk. Bir ikindi vakti iskelenin yanındaki kahvehanede oturuyordum. Bir an kahvehanenin önünde bir kaç otomobil birden durdu. En önde duran otomobilden, o zamana kadar hiç karşılaşmamış olduğum, fakat görür görmez tanıdığım Atatürk çıktı. Sevincimden şaşkına dönmüştüm. O'nun geldiği haberi o kadar çabuk yayılmıştı ki, bütün Beykozlular bir an içinde etrafını sardılar. Ben de kendimi toplayarak kalabalığın arasına karıştım. O'nu yakından görebilmek için çok yakınlarına yanaştım. Halkın sevinç nidaları uğultu halinde yükseliyor ve herkes biraz daha ileriye yaklaşmaya çalışıyordu. Atatürk etrafına baktıktan sonra halkı sükuta davet ederek:
- Beykoz imamı burada mı? Gelsin de konuşalım.
Dedi. Zaten tam karşısındaydım. Kalabalıktan ayrılarak ileriye çıktım ve:
- Buyur Paşam, dedim; konuşalım.
Atatürk sol avucunda duran üzümleri bana göstererek:
- Hoca bu helal de bunun suyu niçin haram? Bize anlatsana.
Birden bire şaşırmıştım. Bu güç suale ben nereden cevap bulacaktım. Bir müddet düşündüm; aklıma bir şey gelmiyordu. Allah'tan bir imdat bekliyordum. Bir ara nasıl oldu bilmem, aklıma gelen bir cümle dudaklarımdan dökülüverdi:
- Paşam, karın sana helal de kızın niçin haram?
Atatürk, bu sözümü işitince hafifçe gülümseyerek yüzüme baktı ve başını sallayarak:
- Hoca sen alimsin; ben softaları arıyorum. Yarın saraya gel de seninle konuşalım.
Dedi. Ertesi günü Saraya gittim; beni karşısına oturttu; saatlerce bana Kur'an'dan ayetler okutarak kendisi tefsir etti.
Hacıbayram Camii'nde okunan yatsı ezanının sedaları gelirken Hafız Efendi sözlerini bitirmişti.
- O, çok büyük adamdı; Allah rahmet eylesin, diye mırıldanıyor, gözlerinden dökülen yaşlar beyaz top sakalına damlıyordu.
Sırası gelmişken, dedi; Sizlere bütün ömrümce unutamayacağım bir hikayemi anlatayım da dinleyiniz:
Büyük inkılapların birbirini takip ettiği günlerdeydi. Ben o zaman Beykoz Camii'nde imamlık yapıyordum. Sarıkların yalnız vazife başında sarılacağı bildirildiği için camiden çıkınca şapka giyiyorduk. Bir ikindi vakti iskelenin yanındaki kahvehanede oturuyordum. Bir an kahvehanenin önünde bir kaç otomobil birden durdu. En önde duran otomobilden, o zamana kadar hiç karşılaşmamış olduğum, fakat görür görmez tanıdığım Atatürk çıktı. Sevincimden şaşkına dönmüştüm. O'nun geldiği haberi o kadar çabuk yayılmıştı ki, bütün Beykozlular bir an içinde etrafını sardılar. Ben de kendimi toplayarak kalabalığın arasına karıştım. O'nu yakından görebilmek için çok yakınlarına yanaştım. Halkın sevinç nidaları uğultu halinde yükseliyor ve herkes biraz daha ileriye yaklaşmaya çalışıyordu. Atatürk etrafına baktıktan sonra halkı sükuta davet ederek:
- Beykoz imamı burada mı? Gelsin de konuşalım.
Dedi. Zaten tam karşısındaydım. Kalabalıktan ayrılarak ileriye çıktım ve:
- Buyur Paşam, dedim; konuşalım.
Atatürk sol avucunda duran üzümleri bana göstererek:
- Hoca bu helal de bunun suyu niçin haram? Bize anlatsana.
Birden bire şaşırmıştım. Bu güç suale ben nereden cevap bulacaktım. Bir müddet düşündüm; aklıma bir şey gelmiyordu. Allah'tan bir imdat bekliyordum. Bir ara nasıl oldu bilmem, aklıma gelen bir cümle dudaklarımdan dökülüverdi:
- Paşam, karın sana helal de kızın niçin haram?
Atatürk, bu sözümü işitince hafifçe gülümseyerek yüzüme baktı ve başını sallayarak:
- Hoca sen alimsin; ben softaları arıyorum. Yarın saraya gel de seninle konuşalım.
Dedi. Ertesi günü Saraya gittim; beni karşısına oturttu; saatlerce bana Kur'an'dan ayetler okutarak kendisi tefsir etti.
Hacıbayram Camii'nde okunan yatsı ezanının sedaları gelirken Hafız Efendi sözlerini bitirmişti.
- O, çok büyük adamdı; Allah rahmet eylesin, diye mırıldanıyor, gözlerinden dökülen yaşlar beyaz top sakalına damlıyordu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar