bugün
- tembel ve çalışmayan insan14
- manyak olmaya karar verdim9
- 1 saatte 10 bira içmek16
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- sözlük kızlarının kombinleri20
- almanya da hangi partiyi seçerdiniz5
- arkadaşlar neden bu kadar salaksınız5
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- velvet vs nervio19
- şaka maka 2026 dünya kupasının bitmesi3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri5
- türkiyeden siktirolup gitmek5
- hırt5
- otel odasında ölmekten korkmak3
- kıbrıs barış harekatı3
- otomobile ek vergi5
- velvet12
- akşamları yürüyüşe çıkmak2
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- messi ve arjantin'in tüm dünyaya rezil olması7
- cunda adası3
- nervio11
- ingilterede çocuklar açlıktan silgi yiyor5
- blok33
- slavko vincic15
- sevilince şımaran kızlar4
- teröriste o da insan demek4
- kadınların efendi erkek yerine katil tercihi4
- liberal eğitimin imkansızlığı2
- yazık oldu yarınlara4
- arkadaşlar ben chatgpt ile konuşmaya gıdıyorum2
- üniversite tercih edeceklere tavsiyeler3
- sözlük kızlarının adam gibi adam olması2
- pahalılığın çaresi3
- vurgun yemek4
- özgünlüğün faydasız olması5
- tayt giyen hatunun götünü dalgalandırmak2
- true hanın gazabı9
- istanbul da hissedilen sıcaklık2
- anna karenina'ya orospu diyen beyinsiz adi köpek6
- arjantin'in 115 dakika şut atamaması8
- ivrindi kuzu2
- tememda kenka nalaka10
- chp'ye oy vermiş yazarlar4
- bu mesajı 10 kişiye göndermeyelerin durumu7
- kitap alıntıları5
- sözlük kimsenin tekelinde değildir9
- enişte senin dobloyu naptın sattınız mı4
cemil meriç'in jurnal 2'de yayınladığı gelmiş geçmiş en şahane aşk mektuplarının tamamıdır. Meriç'in kızı bir röportajda babası ile lamia hanım'ın ilişkisini şöyle anlatıyor:
"Jurnal 2'de yer alan ikinci kadın Lamia Hanım babamın hayatına şöyle girdi. Babam 1957 yılında gözlerini kaybettikten sonra hep gözlerinin açılacağı ümidiyle yaşadı. 1965 yılında talebesi olan Fuat Andıç, 'Hoca, param olsa gözlerim açılacak diyorsunuz, gel doktora gidelim eğer mümkünse masraflarını ben ödeyeceğim' dedi. Taksim'de bir göz doktoruna götürdük, doktor baktıktan sonra, 'Cemil bey gözlerinizin açılması tıbbın şu anki imkanlarına göre mümkün değil, siz kör olmaya mahkûmsunuz' dedi. Bu halet-i ruhiye içinde eve gelince annem 'Cemil eşin olarak izin veriyorum, nereye gidersen git naparsan yap, yeterki yaşa' dedi. Bunun üzerine halamlara ziyaret etmek için trenle Hatay'a gittik. Antakya'ya indik, Antakya'da Ata Otelinde kaldık ve otelin lokantasında Lamia Hanım'la tanıştık. Jurnal'de yer alan mektupların başlangıcı o geceye kadar gidiyor. Lamia Hanım o günden sonra babamın hayatından çıkmadı.
Annem öldükten sonra babama Lamia Hanım'la evlenin dedim, evlenme teklif etti. Ancak babam, hayattayken hiçbir şekilde annemden ayrılmayı düşünmemişti. Lamia Hanım da 'ben seninle evlenirim ancak eşinden kalan mirası reddetmen lazım, çünkü çevre seninle bunun için evlendiğimi zannedebilir' dedi. Babam da redd-i mirası kabul etmeyince evlilik olmadı. Zaten kısa süre sonra da felç oldu. Aslında babam annemin ölümünü kaldıramadı. Lamia Hanım'a çok büyük saygısı ve sevgisi olmasına rağmen annemin ölümünden sonra bir daha gülmedi. Annem, ikimizin de yaşantısını ve babamın çalışmalarını en mükemmel seviyeye çıkarmak için hayatını tamamiyle evine adamış olan bir kadındı. Annemin babamın dışında hiçbir hayatı yoktu. Cemil Meriç, çalışıp kitapları çıkması için kendi hayatını vakfetmişti. Kısacası babam kadın açısından da çok şanslı insandı.
- Anneniz hayattayken de Lamia Hanım'la duygusal bir ilişki vardı herhalde?
- Gayet tabi var. Babam zaten mizaç itibariyle çok coşkun bir insandı, kadınlara zaafı olan bir insandı. Aslında bu sadece kadınlara yönelik bir duygu seli değildi. Görmediği insana aşık olabilecek kadar insan sevgisi taşıyordu. Ancak bu durumu kadın düşkünlüğü olarak değerlendirmemek gerekir. "
ve mektuplardan tadımlık:
Dün gece yine seni düşündüm. ikinci ayrılışta gözyaşlarıyla işlenen bir mektubunu almıştım. Benimle beraber gelmişti mektup. Bu defa başkalarıyla sohbeti benimle olmağa tercih ettin demek. Ankara'da on iki saat, iskenderun'da yirmi bir.
Bir buçuk gün, bu sükut bir ihanet değil mi? Akşam yine seni düşündüm. Düşünmek veya düşünmemek. Bu bir parça elimde. Ama unutmak ölmek değil mi? Önce öldürmek. Heyecanımızı, gençliğimizi, yani hayata mana veren her şeyi.
Sonra yeniden başlamak. Unutmak, unutmağa çalışmak, kurumaktır. Yara kabuk bağlayacak. Bunun için oyalanmak, oyuncaklar aramak, çirkin şey.
Çivi çiviyi söker ama ruh çopurlaşır. Boyuna hatırana eğilmek, boyuna seninle yaşamak ve senden uzakta olmak öldürüyor beni. Facia şurada: ya acıdan kurtulmak, ki bu kurtuluş ikimizin ölümü bir parça, yahut acıya katlanmak.
Ne zamana kadar?
Sanki hiç buluşmamışız gibiyiz. Hasret, maddi bir acı gibi içime işliyor. Islak, öldürücü, yakıcı, üşütücü bir yalnızlık. Ayrılalı kaç saat oldlu? Asırlardan beri ayrı gibiyim. Aman yarabbi. Her geçen saat, yaşamak sevincinden bir parçasını alıp götürüyor. Hayatımın eridiğini, azaldığını, hisseder gibiyim. Seni unutmak.
Niçin?
Vahadan sonra çöl. Gül bahçesinden sonra bozkır. Sana susuzum. Eskisinden çok fazla susuzum. Sesine, saçlarına, eline. Belki fizik değil bu susuzluk, belki fizik. Senin dünyan var, mevsimlerin var, herşey sizin. ilk Ankara ayrılışı yine böyleydim, huzur daha önceye, senin olmadığım bir tarih-öncesine dönüş. istemiyorum böyle huzuru. Şuur ırmağı bulanık akıyor. Durulur elbet.
Biz rüzgârların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hakketmemiştik bu saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey.
insanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni farkedecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyeceğim. Sen kimseye benzeyemezsin. Kaderin çok iltimaslı kullarına bahşettiği bu ilahi ziyafete, bu ruh ve ten cümbüşüne layık olmaya çalışalım. istikbal öyle sisli, o kadar dikenli ki. Seninkiler daha görünmedi. Ne düşünüyorlar? B’nin mektubu hayli canımı sıktı. Gelince fikirlerimi yazarım. Coşkunluğumu hoş gör. Istıraptan sarhoşum. Istıraptan yani hasretten. Yarım saat seninle başbaşa kalmak ve sonra ölmek. Şu anda istediğim bu. Perestişle.
"Jurnal 2'de yer alan ikinci kadın Lamia Hanım babamın hayatına şöyle girdi. Babam 1957 yılında gözlerini kaybettikten sonra hep gözlerinin açılacağı ümidiyle yaşadı. 1965 yılında talebesi olan Fuat Andıç, 'Hoca, param olsa gözlerim açılacak diyorsunuz, gel doktora gidelim eğer mümkünse masraflarını ben ödeyeceğim' dedi. Taksim'de bir göz doktoruna götürdük, doktor baktıktan sonra, 'Cemil bey gözlerinizin açılması tıbbın şu anki imkanlarına göre mümkün değil, siz kör olmaya mahkûmsunuz' dedi. Bu halet-i ruhiye içinde eve gelince annem 'Cemil eşin olarak izin veriyorum, nereye gidersen git naparsan yap, yeterki yaşa' dedi. Bunun üzerine halamlara ziyaret etmek için trenle Hatay'a gittik. Antakya'ya indik, Antakya'da Ata Otelinde kaldık ve otelin lokantasında Lamia Hanım'la tanıştık. Jurnal'de yer alan mektupların başlangıcı o geceye kadar gidiyor. Lamia Hanım o günden sonra babamın hayatından çıkmadı.
Annem öldükten sonra babama Lamia Hanım'la evlenin dedim, evlenme teklif etti. Ancak babam, hayattayken hiçbir şekilde annemden ayrılmayı düşünmemişti. Lamia Hanım da 'ben seninle evlenirim ancak eşinden kalan mirası reddetmen lazım, çünkü çevre seninle bunun için evlendiğimi zannedebilir' dedi. Babam da redd-i mirası kabul etmeyince evlilik olmadı. Zaten kısa süre sonra da felç oldu. Aslında babam annemin ölümünü kaldıramadı. Lamia Hanım'a çok büyük saygısı ve sevgisi olmasına rağmen annemin ölümünden sonra bir daha gülmedi. Annem, ikimizin de yaşantısını ve babamın çalışmalarını en mükemmel seviyeye çıkarmak için hayatını tamamiyle evine adamış olan bir kadındı. Annemin babamın dışında hiçbir hayatı yoktu. Cemil Meriç, çalışıp kitapları çıkması için kendi hayatını vakfetmişti. Kısacası babam kadın açısından da çok şanslı insandı.
- Anneniz hayattayken de Lamia Hanım'la duygusal bir ilişki vardı herhalde?
- Gayet tabi var. Babam zaten mizaç itibariyle çok coşkun bir insandı, kadınlara zaafı olan bir insandı. Aslında bu sadece kadınlara yönelik bir duygu seli değildi. Görmediği insana aşık olabilecek kadar insan sevgisi taşıyordu. Ancak bu durumu kadın düşkünlüğü olarak değerlendirmemek gerekir. "
ve mektuplardan tadımlık:
Dün gece yine seni düşündüm. ikinci ayrılışta gözyaşlarıyla işlenen bir mektubunu almıştım. Benimle beraber gelmişti mektup. Bu defa başkalarıyla sohbeti benimle olmağa tercih ettin demek. Ankara'da on iki saat, iskenderun'da yirmi bir.
Bir buçuk gün, bu sükut bir ihanet değil mi? Akşam yine seni düşündüm. Düşünmek veya düşünmemek. Bu bir parça elimde. Ama unutmak ölmek değil mi? Önce öldürmek. Heyecanımızı, gençliğimizi, yani hayata mana veren her şeyi.
Sonra yeniden başlamak. Unutmak, unutmağa çalışmak, kurumaktır. Yara kabuk bağlayacak. Bunun için oyalanmak, oyuncaklar aramak, çirkin şey.
Çivi çiviyi söker ama ruh çopurlaşır. Boyuna hatırana eğilmek, boyuna seninle yaşamak ve senden uzakta olmak öldürüyor beni. Facia şurada: ya acıdan kurtulmak, ki bu kurtuluş ikimizin ölümü bir parça, yahut acıya katlanmak.
Ne zamana kadar?
Sanki hiç buluşmamışız gibiyiz. Hasret, maddi bir acı gibi içime işliyor. Islak, öldürücü, yakıcı, üşütücü bir yalnızlık. Ayrılalı kaç saat oldlu? Asırlardan beri ayrı gibiyim. Aman yarabbi. Her geçen saat, yaşamak sevincinden bir parçasını alıp götürüyor. Hayatımın eridiğini, azaldığını, hisseder gibiyim. Seni unutmak.
Niçin?
Vahadan sonra çöl. Gül bahçesinden sonra bozkır. Sana susuzum. Eskisinden çok fazla susuzum. Sesine, saçlarına, eline. Belki fizik değil bu susuzluk, belki fizik. Senin dünyan var, mevsimlerin var, herşey sizin. ilk Ankara ayrılışı yine böyleydim, huzur daha önceye, senin olmadığım bir tarih-öncesine dönüş. istemiyorum böyle huzuru. Şuur ırmağı bulanık akıyor. Durulur elbet.
Biz rüzgârların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hakketmemiştik bu saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey.
insanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni farkedecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyeceğim. Sen kimseye benzeyemezsin. Kaderin çok iltimaslı kullarına bahşettiği bu ilahi ziyafete, bu ruh ve ten cümbüşüne layık olmaya çalışalım. istikbal öyle sisli, o kadar dikenli ki. Seninkiler daha görünmedi. Ne düşünüyorlar? B’nin mektubu hayli canımı sıktı. Gelince fikirlerimi yazarım. Coşkunluğumu hoş gör. Istıraptan sarhoşum. Istıraptan yani hasretten. Yarım saat seninle başbaşa kalmak ve sonra ölmek. Şu anda istediğim bu. Perestişle.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar