bugün
- sözlük kızlarının kekleri14
- sözlük kızları dertleşiyor3
- meyhanede masayı yumruklayıp hancı hancı demek9
- dantelli sütyen takan erkek3
- ölümden korkuyor musunuz17
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak7
- bara giden erkeğin asıl amacı12
- artı oy alamama krizine girmek3
- ghost rider5
- seninleyken kendim olabiliyorum6
- illüminati ve grup sex ayinleri3
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- yesene beni diyen kız5
- sabahları sevilen şeyler10
- matrix te yaşadığımız gerçeği8
- sözlük yazarları istanbul'un fethine katilsalardi3
- yanlış karaya çıkan recep ivedik2
- akçe2
- benim babamın siki kutu kola gibidir5
- sözlükte ne değişti6
- zalbert ramstein8
- yahudi düşmanlığı4
- ben basit bir insanım5
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı5
- intihar düşüncesi6
- sudekiray2
- uludağ itiraf18
- cumartesi kahvaltısı5
- amerikan küfürleri3
- cumartesi günü sözlükte takılan asosyaller4
- flört etmeyen liberter öğretmen4
- sözlüğe resim yüklenememesi3
- aşk6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya17
- palamut4
- queen feristah15
- keki haddinden fazla kabaran kadın2
- evliliği zorlaştırmak3
- vombatların kakasının küp şeklinde olması2
- tulumba tatlısı6
- mazotun yarım litresi 50 tl25
- hava su ateş toprak3
- bir bela geliyor28
- fusya semsiyeli yabanci20
- gocu39
- anneanne3
- hafızayı sildirmek7
- insan olmaya ceyrek kala11
- ayı dövmenin aslında zor olmaması10
avustralya'da özel kurallarla oynanan ve tüm dünyada bu adla bilinen bir çeşit rugby* oyunu*.
19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kıtasında, daha sonraları adına “futbol” denilecek olan oyunun temelleri atılırken, aynı dönemde Avustralyalılar 1858 yılında ayak ile elin birlikte kullanılabildiği, oval bir topla oynanan ve bu topu uzun kale direklerinden geçirip “gol” yapmayı amaçlayan basit görünümlü ama uzun tartışmaların ardından kuralları belirlenen bir oyun buldular. Art arda kurulan futbol kulüpleri bugün hâlâ bu köklü geleneği yaşatmayı sürdürüyorlar. Dünyanın en eski futbol kulübü unvanına sahip Sheffield FC 1857 yılında, Aussie Rules’un ilk kulübü olan Melbourne Futbol Kulübü ise 1858 yılında kuruluyor. Taa o zaman * koyduğu kurallar -1866’daki revizyonla birlikte- hâlâ oyunun temelini oluşturuyor. ilerleyen zamanlarda küçük değişiklikler yapılsa da oyun hâlâ saflığını koruyor.
Aussie Rules 18 kişiden oluşan iki takımla, oval kriket sahalarında oynanıyor. Sahaların boyutunda bir standart söz konusu değil; ancak açık olan bir şey var ki o da oyun alanının yeterince büyük olduğu (135-185 m arası uzunluk, 110-155 m arası genişlik). Karşılaşmalar orta alanda yapılan hava atışıyla başlıyor. Hakemlerin yaptığı bir başka hava atışı var ki; bize ufaklığımızda oynadığımız keyifli bir oyunu ziyadesiyle hatırlatıyor. Çizgi dışı hakemi, (oyunda toplam sekiz hakem var bu arada) dışarı çıkan topu sırtını oyun alanına dönerek yeniden sahaya fırlatırken, topu yakalayan oyuncunun her an “istooop” diye bağıracağını sanıyorsunuz.
Her iki takımın da, yan yana dizilmiş dört uzun direğin oluşturduğu üç kalesi bulunuyor. Sayı kaydetmek için yapılacak şey oldukça basit. Boyları altı metreyi bulan direklerin arasından topu geçirmek. Eğer topu ortadaki kaleden geçirirseniz altı (6), dış direk (behind) adı verilen yan direkleri bulursanız bir sayı kazanıyorsunuz.
Takımlar oyun alanına üçer oyuncudan oluşan çizgiler halinde diziliyor; ancak topun sürekli dolaştığı ve yüksek tempoya sahip olan bir oyun olduğu için bu dizilişe sadık kalmak da mümkün olmuyor. Ayakla ya da elle pas atarak rakip kaleye ilerlemek oyunun temel hareketi. Bu noktada devreye, atılan golden de önemli olan “mark” kavramı giriyor. Kimilerine göre işaret anlamına gelen, kimilerine göreyse adını Avustralya yerlileri, “Aborijinlerin” oynadığı “Marn Grook” adlı oyundaki topu yakalayışa verilen isimden (mumarki) alan “mark”ı kabaca açıklayalım.
Uzun mesafeden ayakla atılan (kick) pası, top yere düşmeden yakalarsanız buna mark deniyor ve hakem “sizin lehinize” serbest vuruş veriyor. Rakip savunmanın müdahalesi olmaksızın topu yeniden oyuna sokabiliyorsunuz. Eğer mark kaleye yakın bir yerde yapılmışsa gollük vuruş yaparak altı sayı kazanmanız çok büyük olasılık. Bunun dışındaki kurallar ise gayet basit. Topu elinizde tutarak 15 metreden fazla koşamıyorsunuz. Elinizle pas atarken, bir elinizle topu tutup diğer elinizle topu arkadaşınıza doğru yumrukluyorsunuz. Yani “karpuzlamak” yasak! Maçlar Avustralya Futbolu Ligi AFL’de 20’şer dakikalık dört çeyrek üzerinden oynanıyor. Maçların oynandığı sahalardaki atmosfer ise ağzımızı sulandıracak, bizi hayretlere düşürecek cinsten.
Benim kombinem var!
“Globalleşen dünyada…” ile başlayan cümlelerin ardından gelebilecek pek olasılıktan biri olan “televizyon sporu-seyircisiz stadyumlar”, Aussie Rules hayranlarının umurunda bile değil. Naklen yayın hakları toplam 780 milyon dolara satılan AFL, bu görüntüsüyle TV sporu tanımına tam uyacakken, devreye “taraftar” kavramı giriyor. 2006 yılı toplam seyirci sayısı 185 maçta 6.736.414. Yani ortalama 36 binden fazla seyirci geliyor hem de Avustralya gibi 21 milyonluk bir ülkede…
Şu an maçların yapıldığı büyüklü küçüklü 12 farklı stadyum var ve seyircilerin yoğun ilgisi sayesinde her maç adeta bir karnavala dönüşüyor. (Örnek, gelenek: Takımlar her maça kendi taraftarlarının hazırladığı dev brandaları yırtarak çıkıyor.) Seyirci faslını bu yılın izleyici rekorunu aktararak kapayalım. Essendon Bombers-Collingwood Magpies maçını 90.508 biletli seyirci izledi.
Gerçekten de geleneklerine sonuna dek sahip çıkıyor Avustralyalılar. Yalnızca izlemekle de yetinmiyorlar. Çocuğunun elinden tutan, bir kulübe yazdırıyor. Ülkede 15 yaşın üzerinde lisanslı 450.000 “footyci” var. Bu özelliğiyle Netbol (bayan basketbolu diyebileceğimiz bir başka ilginç spor), futbol ve kriketin ardından en çok oynanan dördüncü spor konumunda. Sanmayın ki; bu oyun yalnızca Avustralya’da oynanıyor. Dünya üzerinde 20’den fazla ülke bu farklı sporun sırrına ermiş durumda. Belki de şimdi sıra bizde.
istanbul Ottomans, Kadıköy Ragbi Kulübü gibi ragbi sever oluşumların öncülük etmesiyle, ragbiye oldukça benzeyen bu spora ilgi artabilir. Tabii bu şimdilik sadece yazarın umudu.
Ancak ülkemizde oynanıp oynanmamasına çok takılmaksızın, okyanusaşırı diyarlarda tutkuyla yaşatılan “futbolun gizli atası”nı tanımak, stadyumları dolduran on binlerce seyircinin çığlık çığlığa izlediği maçları takip edebilmek de yeterince tatmin edici.
Haydi, futbolun ezberini bozmaya!
(bkz: http://genclik.zaman.com.tr/?bl=5&hn=650)
19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kıtasında, daha sonraları adına “futbol” denilecek olan oyunun temelleri atılırken, aynı dönemde Avustralyalılar 1858 yılında ayak ile elin birlikte kullanılabildiği, oval bir topla oynanan ve bu topu uzun kale direklerinden geçirip “gol” yapmayı amaçlayan basit görünümlü ama uzun tartışmaların ardından kuralları belirlenen bir oyun buldular. Art arda kurulan futbol kulüpleri bugün hâlâ bu köklü geleneği yaşatmayı sürdürüyorlar. Dünyanın en eski futbol kulübü unvanına sahip Sheffield FC 1857 yılında, Aussie Rules’un ilk kulübü olan Melbourne Futbol Kulübü ise 1858 yılında kuruluyor. Taa o zaman * koyduğu kurallar -1866’daki revizyonla birlikte- hâlâ oyunun temelini oluşturuyor. ilerleyen zamanlarda küçük değişiklikler yapılsa da oyun hâlâ saflığını koruyor.
Aussie Rules 18 kişiden oluşan iki takımla, oval kriket sahalarında oynanıyor. Sahaların boyutunda bir standart söz konusu değil; ancak açık olan bir şey var ki o da oyun alanının yeterince büyük olduğu (135-185 m arası uzunluk, 110-155 m arası genişlik). Karşılaşmalar orta alanda yapılan hava atışıyla başlıyor. Hakemlerin yaptığı bir başka hava atışı var ki; bize ufaklığımızda oynadığımız keyifli bir oyunu ziyadesiyle hatırlatıyor. Çizgi dışı hakemi, (oyunda toplam sekiz hakem var bu arada) dışarı çıkan topu sırtını oyun alanına dönerek yeniden sahaya fırlatırken, topu yakalayan oyuncunun her an “istooop” diye bağıracağını sanıyorsunuz.
Her iki takımın da, yan yana dizilmiş dört uzun direğin oluşturduğu üç kalesi bulunuyor. Sayı kaydetmek için yapılacak şey oldukça basit. Boyları altı metreyi bulan direklerin arasından topu geçirmek. Eğer topu ortadaki kaleden geçirirseniz altı (6), dış direk (behind) adı verilen yan direkleri bulursanız bir sayı kazanıyorsunuz.
Takımlar oyun alanına üçer oyuncudan oluşan çizgiler halinde diziliyor; ancak topun sürekli dolaştığı ve yüksek tempoya sahip olan bir oyun olduğu için bu dizilişe sadık kalmak da mümkün olmuyor. Ayakla ya da elle pas atarak rakip kaleye ilerlemek oyunun temel hareketi. Bu noktada devreye, atılan golden de önemli olan “mark” kavramı giriyor. Kimilerine göre işaret anlamına gelen, kimilerine göreyse adını Avustralya yerlileri, “Aborijinlerin” oynadığı “Marn Grook” adlı oyundaki topu yakalayışa verilen isimden (mumarki) alan “mark”ı kabaca açıklayalım.
Uzun mesafeden ayakla atılan (kick) pası, top yere düşmeden yakalarsanız buna mark deniyor ve hakem “sizin lehinize” serbest vuruş veriyor. Rakip savunmanın müdahalesi olmaksızın topu yeniden oyuna sokabiliyorsunuz. Eğer mark kaleye yakın bir yerde yapılmışsa gollük vuruş yaparak altı sayı kazanmanız çok büyük olasılık. Bunun dışındaki kurallar ise gayet basit. Topu elinizde tutarak 15 metreden fazla koşamıyorsunuz. Elinizle pas atarken, bir elinizle topu tutup diğer elinizle topu arkadaşınıza doğru yumrukluyorsunuz. Yani “karpuzlamak” yasak! Maçlar Avustralya Futbolu Ligi AFL’de 20’şer dakikalık dört çeyrek üzerinden oynanıyor. Maçların oynandığı sahalardaki atmosfer ise ağzımızı sulandıracak, bizi hayretlere düşürecek cinsten.
Benim kombinem var!
“Globalleşen dünyada…” ile başlayan cümlelerin ardından gelebilecek pek olasılıktan biri olan “televizyon sporu-seyircisiz stadyumlar”, Aussie Rules hayranlarının umurunda bile değil. Naklen yayın hakları toplam 780 milyon dolara satılan AFL, bu görüntüsüyle TV sporu tanımına tam uyacakken, devreye “taraftar” kavramı giriyor. 2006 yılı toplam seyirci sayısı 185 maçta 6.736.414. Yani ortalama 36 binden fazla seyirci geliyor hem de Avustralya gibi 21 milyonluk bir ülkede…
Şu an maçların yapıldığı büyüklü küçüklü 12 farklı stadyum var ve seyircilerin yoğun ilgisi sayesinde her maç adeta bir karnavala dönüşüyor. (Örnek, gelenek: Takımlar her maça kendi taraftarlarının hazırladığı dev brandaları yırtarak çıkıyor.) Seyirci faslını bu yılın izleyici rekorunu aktararak kapayalım. Essendon Bombers-Collingwood Magpies maçını 90.508 biletli seyirci izledi.
Gerçekten de geleneklerine sonuna dek sahip çıkıyor Avustralyalılar. Yalnızca izlemekle de yetinmiyorlar. Çocuğunun elinden tutan, bir kulübe yazdırıyor. Ülkede 15 yaşın üzerinde lisanslı 450.000 “footyci” var. Bu özelliğiyle Netbol (bayan basketbolu diyebileceğimiz bir başka ilginç spor), futbol ve kriketin ardından en çok oynanan dördüncü spor konumunda. Sanmayın ki; bu oyun yalnızca Avustralya’da oynanıyor. Dünya üzerinde 20’den fazla ülke bu farklı sporun sırrına ermiş durumda. Belki de şimdi sıra bizde.
istanbul Ottomans, Kadıköy Ragbi Kulübü gibi ragbi sever oluşumların öncülük etmesiyle, ragbiye oldukça benzeyen bu spora ilgi artabilir. Tabii bu şimdilik sadece yazarın umudu.
Ancak ülkemizde oynanıp oynanmamasına çok takılmaksızın, okyanusaşırı diyarlarda tutkuyla yaşatılan “futbolun gizli atası”nı tanımak, stadyumları dolduran on binlerce seyircinin çığlık çığlığa izlediği maçları takip edebilmek de yeterince tatmin edici.
Haydi, futbolun ezberini bozmaya!
(bkz: http://genclik.zaman.com.tr/?bl=5&hn=650)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar