bugün
- herzevekil19
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak15
- türkler ırkçı mıdır10
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı21
- üstteki yazarı öv6
- gençler iş beğenmiyor13
- geri zekalı demek hakaret mi21
- türk kızlarının keko adam sevmesi20
- seni onaracağım diyen kadın16
- norveç11
- ta ki seni görene kadar6
- yakışıklı olduğunun farkında olan erkek8
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız30
- geniş omuzlu kadınlar5
- bir gün son kez entry girecek olmamız4
- galiba sözlükte şu an kavga var5
- asla dolandırılmayan insanların sırrı15
- bir kadının ensemi okşaması10
- 2026 dünya kupası29
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi18
- biraderlere laf edenler5
- penis boyu takıntısı14
- sabah dörtte kalkmak5
- şişman kızla sevgili olan erkek16
- hayatın anlamsız olduğu gerçeği4
- futbol22
- sözlükte sizi kim tanıyor27
- sigarayı azaltmak4
- her şeye sarımsak koyan insan11
- alexander sörloth3
- hayatında ilk defa kendini akışa teslim etmek2
- hayat kalitesini düşüren şeyler12
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak9
- geceye bi şarkı bırak5
- bu devirde herkes deli gibi vajina arıyor6
- herkes ronaldinho'nun yarrağını yesin6
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler14
- evlenmek için para biriktirmek9
- izlanda başbakanına türklerden takip patlaması4
- marmaris datça yolu10
- israil basınından türkiye itirafı5
- birleşik krallık4
- kiraz cicegi kolonyasi45
- sözlüğün mal dolması3
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- arjantin milli futbol takımı7
- birader beylerin birader yazarlar olmaları4
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek2
- sevgilinin sevgilisi ile sevismek4
- sevgilinin sürekli eski sevgiliyi anlatması7
"Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan sorduğu bir soru vardır: Bizler kadar iyi düşünme yeteneğiniz varsa, siz neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?
işte bu saçma sapan seksist soruya en esaslı cevabı Virginia Woolf verir: Yazmak yetenek olduğu kadar eğitim meselesidir ve Eğer bir kadın kurgu şeyler yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve parası olmalıdır.
Çünkü Woolfa göre yaratıcı gücü ancak bağımsızlık serbest bırakır. Kadınlar da elbette Shakespeare gibi bir yazar olabilir, yeter ki özgürlüğe alışalım, düşündüğümüzü aynen yazmaya cesaretimiz olsun!
ingiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen Virginia Woolfun 1929da kaleme aldığı, Shakespearein yetenekli olduğu halde kız olduğu için kendine ait bir odası olmayan, okula yollanmayan, kitap okuması bile yasaklanan ve hayatı erkekler tarafından yönlendirildiği için başarısızlık ve acı içinde ölen hayali kız kardeşi Judithi konu alan A Room of Ones Own / Kendine Ait Bir Oda adlı deneme kitabı, yazan bir kadının bağımsızlığı için ilk savunmadır. Elbette, kadının yüzlerce yıldır süren ezilmişliğini ortaya koyarak feminist hareketin klasik kitaplarından biri olmuştur. Ve belki de Woolfun en kolay okunan kitabıdır. Çünkü iş romanlarına geldiğinde, okuyucuyu bekleyen derin, karanlık ve oradan oraya sürüklenen hayli karmaşık bir dünya vardır. Bu dünyaya girmek içinse önce Virginia Woolfu bilmek gerekir.
BiR ERKEK iŞi: BiLGi
1882de Londrada dünyaya gelen Virginia, yazar ve eleştirmen Leslie Stephen ile Julia Prinsep Duckworthun kızıydı. Kalabalık entelektüel bu aile ortamında daha çocukken yazar olmaya karar verdi. Şansına, babasının büyük kitaplığı kız, erkek, tüm çocuklara açıktı. Ama ağabeyleri okula, dışarıya gönderilirken o, kız kardeşi Vanessa ile evde eğitim aldı. Çünkü eğitim ve bilgi erkek işiydi. Bir sürü ayrıcalıktan yararlansalar da bu temel ilke Stephenın kızları için de geçerliydi. Bu tatminsiz yılları takiben 13 yaşında annesi, hemen sonra da ablası öldüğünde Virginia ağır bir sinir hastalığı geçirdi. Depresif ruh hali peşini hayatı boyunca da bırakmayacaktı. Genç kızlığa adımını atarkense ne dikişte ne de yemek pişirmede başarılıydı. Çünkü asıl yeteneği yazarlıkta yatıyordu; zira o toplumun dayattığı kurallara uymayacak, kendini kitaplara gömecek ve 20. yüzyılın en büyük kadın yazarlarından biri olacaktı.
1904te babasının ölümünden sonra çok ağır bir depresyon daha geçiren ve ardından kardeşleriyle Bloomsburye taşınan Virginianın yazarlık macerası da burada filizlendi. Burada girdiği ressam, eleştirmen, yazar ve felsefecilerden oluşan çevreyle birlikte Londranın entelektüel yaşamını belirleyecek olan Bloomsbury grubunu kurdular ve bu oluşum Virginanın yazarlığını besleyen en büyük etken oldu. Virginia, 30 yaşındayken de bu çevreden gazeteci ve deneme yazarı Leonard Woolf ile evlendi. Birlikte kurdukları Hogarth Yayınevi, Virginia Woolfun kitaplarını yayımlatması için de önemli bir fırsat oldu. Çünkü o klasik romandan farklı, hikayeyi dış olaylarla değil insanın iç dünyası, bilinçaltı ve düşünce akışıyla, yani insanın içindeki ritmle anlatan yepyeni bir anlatım biçimi benimsemişti.
33 yaşında ilk romanı Voyaga Out / Dışarıya Seyahati yayınlayan Woolfun, üçüncü romanı Jacobs Room / Jacobun Odasının (1922) ardınan, dile özgün katkılarıyla romanı ıslah etmekte iddialı bir yazar olduğu fark edildi. Zira The Times gazetesinin ünlü edebiyat dergisi The Times Literary Supplementta çıkan bir yazı şöyle diyordu: Renk, ritm, atmosfer ve gözlem Mrs. Woolfun düzyazısındaki akıl çeliciliktir. 1925te yazdığı Mrs. Dallowaydeyse, tüm eleştirileri göze alıp, klasik roman anlayışından cesurca ayrılıyor, insan ruhunun sınırsız derinliklerinde dolaşan sıradışı anlatım tekniğini, yani bilinç akışını net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Ardından gelen To The Lighthouse / Deniz Feneri, dönemin ahlakçılarına meydan okuyarak cinsel ikilemi ele aldığı Orlando ve Flush gibi ünlü romanları onu akıp giden yaşantıların yazarı yaptı. Virginia Woolfa göre, hayatı, geçmişteki anıların şu an yaşadıklarımıza mütemadiyen ışık tutarak yarıda kestiği, birbirinden kopuk bir dizi an olarak yaşıyorduk. Kopmalar, sonu olmayan başlangıçlar, üzerinde düşünüp taşınmak üzere havada bırakılan anlar romanlarının can alıcı özellikleri haline gelmişti. Zira ona göre yaşam saatte 50 mil hızla giden bir metroda savrulmaktı ve bu kopmalar hareket halindeki bir trenin camından görülen başka insanların evlerindeki anlardı. Ve Woolf un düşüncesine göre Kişi düşüncelerini aktarmak için durana dek, yalnızca pasif bir objeydi. Woolf, bu anları karakterlerinin bilinçlerinde tasvir ederek benzersiz bir üslup oluşturdu.
DENEYSEL GERÇEKÇi
1931de yayımladığı şiir gibi roman Waves/ Dalgaları ise, o güne değin başka hiçbir romancının göze alamayacağı derecede deneysel yapısıyla gerçekçi roman geleneğinden tam bir kopuşu temsil ediyordu. Woolf şöyle diyordu: Hayat simetrik olarak sıralanmış bir dizi at arabası lambası değildir, hayat bizi tüm bilincimizle sarıp kuşatan parlak bir ışık halkası, yarı saydam bir zardır. Romancının görevi durmadan değişen, meçhul ve sınırları çizilmemiş ruhu, ne kadar düzensiz ya da karmaşık olursa olsun, olabildiğince yabancı ve dış öğeler karıştırmadan anlatmak değil midir?
Bugün onun adıyla anılan bilinç akışı tekniğiyle işte bunu başaran ve edebiyatta devrim yapan Virginia Woolf, modernist hareketi başlatan en önemli ve öncü isimlerden biri. Roman ve makalelerinde kadın hakları, sınıfsal farklılıklar, sosyal adalet, aşk, evlilik, özgürlük, savaş, kimlik arayışı, delilik ve ölüm gibi toplumsal ve psikolojik pek çok ağır konuyu masaya yatırmış önemli bir eleştirmen aynı zamanda."
işte bu saçma sapan seksist soruya en esaslı cevabı Virginia Woolf verir: Yazmak yetenek olduğu kadar eğitim meselesidir ve Eğer bir kadın kurgu şeyler yazmak istiyorsa kendisine ait bir odası ve parası olmalıdır.
Çünkü Woolfa göre yaratıcı gücü ancak bağımsızlık serbest bırakır. Kadınlar da elbette Shakespeare gibi bir yazar olabilir, yeter ki özgürlüğe alışalım, düşündüğümüzü aynen yazmaya cesaretimiz olsun!
ingiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen Virginia Woolfun 1929da kaleme aldığı, Shakespearein yetenekli olduğu halde kız olduğu için kendine ait bir odası olmayan, okula yollanmayan, kitap okuması bile yasaklanan ve hayatı erkekler tarafından yönlendirildiği için başarısızlık ve acı içinde ölen hayali kız kardeşi Judithi konu alan A Room of Ones Own / Kendine Ait Bir Oda adlı deneme kitabı, yazan bir kadının bağımsızlığı için ilk savunmadır. Elbette, kadının yüzlerce yıldır süren ezilmişliğini ortaya koyarak feminist hareketin klasik kitaplarından biri olmuştur. Ve belki de Woolfun en kolay okunan kitabıdır. Çünkü iş romanlarına geldiğinde, okuyucuyu bekleyen derin, karanlık ve oradan oraya sürüklenen hayli karmaşık bir dünya vardır. Bu dünyaya girmek içinse önce Virginia Woolfu bilmek gerekir.
BiR ERKEK iŞi: BiLGi
1882de Londrada dünyaya gelen Virginia, yazar ve eleştirmen Leslie Stephen ile Julia Prinsep Duckworthun kızıydı. Kalabalık entelektüel bu aile ortamında daha çocukken yazar olmaya karar verdi. Şansına, babasının büyük kitaplığı kız, erkek, tüm çocuklara açıktı. Ama ağabeyleri okula, dışarıya gönderilirken o, kız kardeşi Vanessa ile evde eğitim aldı. Çünkü eğitim ve bilgi erkek işiydi. Bir sürü ayrıcalıktan yararlansalar da bu temel ilke Stephenın kızları için de geçerliydi. Bu tatminsiz yılları takiben 13 yaşında annesi, hemen sonra da ablası öldüğünde Virginia ağır bir sinir hastalığı geçirdi. Depresif ruh hali peşini hayatı boyunca da bırakmayacaktı. Genç kızlığa adımını atarkense ne dikişte ne de yemek pişirmede başarılıydı. Çünkü asıl yeteneği yazarlıkta yatıyordu; zira o toplumun dayattığı kurallara uymayacak, kendini kitaplara gömecek ve 20. yüzyılın en büyük kadın yazarlarından biri olacaktı.
1904te babasının ölümünden sonra çok ağır bir depresyon daha geçiren ve ardından kardeşleriyle Bloomsburye taşınan Virginianın yazarlık macerası da burada filizlendi. Burada girdiği ressam, eleştirmen, yazar ve felsefecilerden oluşan çevreyle birlikte Londranın entelektüel yaşamını belirleyecek olan Bloomsbury grubunu kurdular ve bu oluşum Virginanın yazarlığını besleyen en büyük etken oldu. Virginia, 30 yaşındayken de bu çevreden gazeteci ve deneme yazarı Leonard Woolf ile evlendi. Birlikte kurdukları Hogarth Yayınevi, Virginia Woolfun kitaplarını yayımlatması için de önemli bir fırsat oldu. Çünkü o klasik romandan farklı, hikayeyi dış olaylarla değil insanın iç dünyası, bilinçaltı ve düşünce akışıyla, yani insanın içindeki ritmle anlatan yepyeni bir anlatım biçimi benimsemişti.
33 yaşında ilk romanı Voyaga Out / Dışarıya Seyahati yayınlayan Woolfun, üçüncü romanı Jacobs Room / Jacobun Odasının (1922) ardınan, dile özgün katkılarıyla romanı ıslah etmekte iddialı bir yazar olduğu fark edildi. Zira The Times gazetesinin ünlü edebiyat dergisi The Times Literary Supplementta çıkan bir yazı şöyle diyordu: Renk, ritm, atmosfer ve gözlem Mrs. Woolfun düzyazısındaki akıl çeliciliktir. 1925te yazdığı Mrs. Dallowaydeyse, tüm eleştirileri göze alıp, klasik roman anlayışından cesurca ayrılıyor, insan ruhunun sınırsız derinliklerinde dolaşan sıradışı anlatım tekniğini, yani bilinç akışını net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Ardından gelen To The Lighthouse / Deniz Feneri, dönemin ahlakçılarına meydan okuyarak cinsel ikilemi ele aldığı Orlando ve Flush gibi ünlü romanları onu akıp giden yaşantıların yazarı yaptı. Virginia Woolfa göre, hayatı, geçmişteki anıların şu an yaşadıklarımıza mütemadiyen ışık tutarak yarıda kestiği, birbirinden kopuk bir dizi an olarak yaşıyorduk. Kopmalar, sonu olmayan başlangıçlar, üzerinde düşünüp taşınmak üzere havada bırakılan anlar romanlarının can alıcı özellikleri haline gelmişti. Zira ona göre yaşam saatte 50 mil hızla giden bir metroda savrulmaktı ve bu kopmalar hareket halindeki bir trenin camından görülen başka insanların evlerindeki anlardı. Ve Woolf un düşüncesine göre Kişi düşüncelerini aktarmak için durana dek, yalnızca pasif bir objeydi. Woolf, bu anları karakterlerinin bilinçlerinde tasvir ederek benzersiz bir üslup oluşturdu.
DENEYSEL GERÇEKÇi
1931de yayımladığı şiir gibi roman Waves/ Dalgaları ise, o güne değin başka hiçbir romancının göze alamayacağı derecede deneysel yapısıyla gerçekçi roman geleneğinden tam bir kopuşu temsil ediyordu. Woolf şöyle diyordu: Hayat simetrik olarak sıralanmış bir dizi at arabası lambası değildir, hayat bizi tüm bilincimizle sarıp kuşatan parlak bir ışık halkası, yarı saydam bir zardır. Romancının görevi durmadan değişen, meçhul ve sınırları çizilmemiş ruhu, ne kadar düzensiz ya da karmaşık olursa olsun, olabildiğince yabancı ve dış öğeler karıştırmadan anlatmak değil midir?
Bugün onun adıyla anılan bilinç akışı tekniğiyle işte bunu başaran ve edebiyatta devrim yapan Virginia Woolf, modernist hareketi başlatan en önemli ve öncü isimlerden biri. Roman ve makalelerinde kadın hakları, sınıfsal farklılıklar, sosyal adalet, aşk, evlilik, özgürlük, savaş, kimlik arayışı, delilik ve ölüm gibi toplumsal ve psikolojik pek çok ağır konuyu masaya yatırmış önemli bir eleştirmen aynı zamanda."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar