bugün
- sözlükte kalp krizi geçirmek5
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek19
- geceye bir şarkı bırak15
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- sinir bozucu şeyler10
- ben geldim naneler30
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- seni onaracağım diyen partner3
- sözlük için ne yapabiliriz10
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın4
- henüz doğmamışlara tavsiyeler3
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- zengin kızların güzel olması5
- clydeless bonnie8
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- bir insana çirkin demek6
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- sigarayı neden seviyoruz5
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap4
- özünde iyi bir insan olmak2
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- 90 ların özel olmasının nedeni3
- kuranda namaz yok8
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- ölmeyi planladığınız yaş3
- limewiredan şarkı indirirken virüs yeme nostaljisi2
- haluk levent'e para emanet etmek23
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- zamanda yolculuk mümkün olsa yapılacaklar2
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- 29 yaşında olmak3
- fetiş nedir kime denir4
- kemal kılıçdaroğlu konuşuyor3
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- babanın sarhoş olması5
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- yurdum muhalifinin sürekli kandırılması3
- pasif içicilik3
- insan olmaya ceyrek kala12
- sıcak ekmeğin arasına margarin sürmek3
Ronnie James Dio tanrılığını ilan ettiği parçalardan biridir. her babayiğit söylemez bu parçayı. sözleri ayrı güzeldir. türkçe tercümeli sözleri söyledir*
high noon, oh i'd sell my soul for water ( tam öğle vaktinde, biraz su için ruhumu satardım )
nine years' worth of breakin' my back (dokuz yılın bedeli belimi kırmam oldu)
there's no sun in the shadow of the wizard ( büyücünün gölgesinde gün ışığı yok )
see how he glides why he's lighter than air (bak nasıl süzüldüğüne neden havadan daha hafif olduğuna )
oh i see his face (oh, onun yüzünü görüyorum )
where is your star (yıldızın nerede)
is it far, is it far, is it far ( uzakta mı, uzakta mı, uzakta mı )
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
i believe, yes, i believe (inanıyorum, evet, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we build a tower of stone (biz taştan bir kule yaptık)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
hot wind moving fast across the desert ( yakıcı rüzgar hızla esiyor çölde)
we feel that our time has arrived (zamanımızın dolduğunu hissediyoruz)
the world spins while we put his dream together (biz onun düşünü gerçekleştirirken dünya dönmekte)
a tower of stone to take him straight to the sky (onu doğrudan göklere çıkartacak bir taştan kule)
oh i see his face ( onun yüzünü görüyorum)
where is your star (yıldızın nerede)
it is far, is it far, is it far (uzakta , uzakta mı, uzakta mı)
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
hey, i believe, i believe (hey, inanıyorum, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
all eyes see the figure of the wizard (bütün gözler büyücünün endamını seyrediyor)
as he climbs to the top of the world (dünyanın tepesine tırmanırken)
no sound as he falls instead of rising (yükselmek yerine düşerken hiç ses çıkmıyor)
time standing still (zaman hala ayakta )
then there's blood on the sand (sonra kumun üzerinde kan)
oh i see his face (onun yüzünü görüyorum )
where was your star (yıldızın neredeydi)
was it far, was it far (uzakta mıydı, uzakta mıydı)
when did we leave (ne zaman ayrıldık)
we believed, we believed, we believed (biz inandık, biz inandık, biz inandık)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many died (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik )
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
but why (ama neden)
in all the rain (bu yağmurun içinde)
with all the chains (bütün bu zincirlerle)
did so many die (pek çok ölüm oldu )
just to see him fly (onu sadece uçarken görmek için)
look at my flesh and bone (etime ve kemiğime bak )
now look, look, look, look (şimdi bak, bak, bak, bak)
look at his tower of stone (onun taştan kulesine bak)
i see a rainbow rising (bir gökkuşağının doğuşunu görüyorum)
look there, on the horizon (şuraya bak, ufukta )
and i'm coming home (ve eve geliyorum)
i'm coming home, i'm coming home (eve geliyorum, eve geliyorum)
time is standing still (zaman hala ayakta duruyor)
he gave back my will (o bana irademi geri verdi)
oh, oh, oh, oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim terk ediyor burayı)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
take me back (beni geri götür)
he gave me back my will (o bana irademi geri verdi)
oh oh oh oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim burayı terk ediyor)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
oh
take me back, take me back (beni geri götür, beni geri götür)
back to my home ( beni evime geri götür)
high noon, oh i'd sell my soul for water ( tam öğle vaktinde, biraz su için ruhumu satardım )
nine years' worth of breakin' my back (dokuz yılın bedeli belimi kırmam oldu)
there's no sun in the shadow of the wizard ( büyücünün gölgesinde gün ışığı yok )
see how he glides why he's lighter than air (bak nasıl süzüldüğüne neden havadan daha hafif olduğuna )
oh i see his face (oh, onun yüzünü görüyorum )
where is your star (yıldızın nerede)
is it far, is it far, is it far ( uzakta mı, uzakta mı, uzakta mı )
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
i believe, yes, i believe (inanıyorum, evet, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we build a tower of stone (biz taştan bir kule yaptık)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
hot wind moving fast across the desert ( yakıcı rüzgar hızla esiyor çölde)
we feel that our time has arrived (zamanımızın dolduğunu hissediyoruz)
the world spins while we put his dream together (biz onun düşünü gerçekleştirirken dünya dönmekte)
a tower of stone to take him straight to the sky (onu doğrudan göklere çıkartacak bir taştan kule)
oh i see his face ( onun yüzünü görüyorum)
where is your star (yıldızın nerede)
it is far, is it far, is it far (uzakta , uzakta mı, uzakta mı)
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
hey, i believe, i believe (hey, inanıyorum, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
all eyes see the figure of the wizard (bütün gözler büyücünün endamını seyrediyor)
as he climbs to the top of the world (dünyanın tepesine tırmanırken)
no sound as he falls instead of rising (yükselmek yerine düşerken hiç ses çıkmıyor)
time standing still (zaman hala ayakta )
then there's blood on the sand (sonra kumun üzerinde kan)
oh i see his face (onun yüzünü görüyorum )
where was your star (yıldızın neredeydi)
was it far, was it far (uzakta mıydı, uzakta mıydı)
when did we leave (ne zaman ayrıldık)
we believed, we believed, we believed (biz inandık, biz inandık, biz inandık)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many died (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik )
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
but why (ama neden)
in all the rain (bu yağmurun içinde)
with all the chains (bütün bu zincirlerle)
did so many die (pek çok ölüm oldu )
just to see him fly (onu sadece uçarken görmek için)
look at my flesh and bone (etime ve kemiğime bak )
now look, look, look, look (şimdi bak, bak, bak, bak)
look at his tower of stone (onun taştan kulesine bak)
i see a rainbow rising (bir gökkuşağının doğuşunu görüyorum)
look there, on the horizon (şuraya bak, ufukta )
and i'm coming home (ve eve geliyorum)
i'm coming home, i'm coming home (eve geliyorum, eve geliyorum)
time is standing still (zaman hala ayakta duruyor)
he gave back my will (o bana irademi geri verdi)
oh, oh, oh, oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim terk ediyor burayı)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
take me back (beni geri götür)
he gave me back my will (o bana irademi geri verdi)
oh oh oh oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim burayı terk ediyor)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
oh
take me back, take me back (beni geri götür, beni geri götür)
back to my home ( beni evime geri götür)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar