bugün
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan33
- enayilerin bitik leao'ya 17 m euro maaş vermesi20
- uludağ sözlük ten faşizm'i söküp atacağız23
- para harcamayı sever misiniz4
- fenerbahçe26
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı11
- sözlük yazarlarının nahları4
- mauro icardi5
- mesih gelse kimsenin inanmayacak olması6
- ak partililerin anayasayı değiştirmeye çalışması5
- atatürkçü bir ailede doğmak3
- ceyda düvenci4
- ülke batsa diye hergün dua eden kemalist7
- günün sözü24
- tai lung36
- arkadaşlar hesabı silicem14
- türkler ve çinliler iki süper güç olacak7
- rafael leao30
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı7
- israiloğulları vs ismailoğulları4
- türkiye ekonomide çin'i örnek almalıdır4
- ölürken dinlenecek müzik6
- arapça küfür edilse amin inşallah diyecek kitle4
- gökçek ailesinin almanya daki milyonluk serveti14
- galatasaray5
- göztepe3
- velvet25
- neden sosyalist oldun sorusuna verilecek yanıtlar4
- deccal7
- türkiye toplumu ile anlaşamamak4
- önder sav2
- go2
- sözlük muhaliflerinin fikri yoktur9
- jack london4
- hangi il hangi renk2
- sarapci koala71
- rafael leao victor osimhen leroy sane8
- yılmaz güney7
- türkiye22
- kapadokya27
- habire126
- çözüm süreci akp lisi vs çözüm süreci pkk lıları2
- sayın başbirader erecto birader2
- leao'nun süper lig'in içinden geçecek olması3
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi24
- anın görüntüsü18
- çomarlar için sosyal medya platformu2
- aleksey batrakov6
- türkiye'nin nato'dan çıkıp abd'ye barış götürmesi5
- 29 ağustos 2026 konyaspor kocaelispor maçı3
Ronnie James Dio tanrılığını ilan ettiği parçalardan biridir. her babayiğit söylemez bu parçayı. sözleri ayrı güzeldir. türkçe tercümeli sözleri söyledir*
high noon, oh i'd sell my soul for water ( tam öğle vaktinde, biraz su için ruhumu satardım )
nine years' worth of breakin' my back (dokuz yılın bedeli belimi kırmam oldu)
there's no sun in the shadow of the wizard ( büyücünün gölgesinde gün ışığı yok )
see how he glides why he's lighter than air (bak nasıl süzüldüğüne neden havadan daha hafif olduğuna )
oh i see his face (oh, onun yüzünü görüyorum )
where is your star (yıldızın nerede)
is it far, is it far, is it far ( uzakta mı, uzakta mı, uzakta mı )
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
i believe, yes, i believe (inanıyorum, evet, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we build a tower of stone (biz taştan bir kule yaptık)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
hot wind moving fast across the desert ( yakıcı rüzgar hızla esiyor çölde)
we feel that our time has arrived (zamanımızın dolduğunu hissediyoruz)
the world spins while we put his dream together (biz onun düşünü gerçekleştirirken dünya dönmekte)
a tower of stone to take him straight to the sky (onu doğrudan göklere çıkartacak bir taştan kule)
oh i see his face ( onun yüzünü görüyorum)
where is your star (yıldızın nerede)
it is far, is it far, is it far (uzakta , uzakta mı, uzakta mı)
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
hey, i believe, i believe (hey, inanıyorum, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
all eyes see the figure of the wizard (bütün gözler büyücünün endamını seyrediyor)
as he climbs to the top of the world (dünyanın tepesine tırmanırken)
no sound as he falls instead of rising (yükselmek yerine düşerken hiç ses çıkmıyor)
time standing still (zaman hala ayakta )
then there's blood on the sand (sonra kumun üzerinde kan)
oh i see his face (onun yüzünü görüyorum )
where was your star (yıldızın neredeydi)
was it far, was it far (uzakta mıydı, uzakta mıydı)
when did we leave (ne zaman ayrıldık)
we believed, we believed, we believed (biz inandık, biz inandık, biz inandık)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many died (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik )
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
but why (ama neden)
in all the rain (bu yağmurun içinde)
with all the chains (bütün bu zincirlerle)
did so many die (pek çok ölüm oldu )
just to see him fly (onu sadece uçarken görmek için)
look at my flesh and bone (etime ve kemiğime bak )
now look, look, look, look (şimdi bak, bak, bak, bak)
look at his tower of stone (onun taştan kulesine bak)
i see a rainbow rising (bir gökkuşağının doğuşunu görüyorum)
look there, on the horizon (şuraya bak, ufukta )
and i'm coming home (ve eve geliyorum)
i'm coming home, i'm coming home (eve geliyorum, eve geliyorum)
time is standing still (zaman hala ayakta duruyor)
he gave back my will (o bana irademi geri verdi)
oh, oh, oh, oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim terk ediyor burayı)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
take me back (beni geri götür)
he gave me back my will (o bana irademi geri verdi)
oh oh oh oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim burayı terk ediyor)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
oh
take me back, take me back (beni geri götür, beni geri götür)
back to my home ( beni evime geri götür)
high noon, oh i'd sell my soul for water ( tam öğle vaktinde, biraz su için ruhumu satardım )
nine years' worth of breakin' my back (dokuz yılın bedeli belimi kırmam oldu)
there's no sun in the shadow of the wizard ( büyücünün gölgesinde gün ışığı yok )
see how he glides why he's lighter than air (bak nasıl süzüldüğüne neden havadan daha hafif olduğuna )
oh i see his face (oh, onun yüzünü görüyorum )
where is your star (yıldızın nerede)
is it far, is it far, is it far ( uzakta mı, uzakta mı, uzakta mı )
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
i believe, yes, i believe (inanıyorum, evet, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we build a tower of stone (biz taştan bir kule yaptık)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
hot wind moving fast across the desert ( yakıcı rüzgar hızla esiyor çölde)
we feel that our time has arrived (zamanımızın dolduğunu hissediyoruz)
the world spins while we put his dream together (biz onun düşünü gerçekleştirirken dünya dönmekte)
a tower of stone to take him straight to the sky (onu doğrudan göklere çıkartacak bir taştan kule)
oh i see his face ( onun yüzünü görüyorum)
where is your star (yıldızın nerede)
it is far, is it far, is it far (uzakta , uzakta mı, uzakta mı)
when do we leave (ne zaman gidiyoruz)
hey, i believe, i believe (hey, inanıyorum, inanıyorum)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many die (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik)
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
just to see him fly (sırf onu uçarken görmek için)
but don't know why (ama neden bilmiyorum)
now where do we go (şimdi, nereye gidiyoruz)
all eyes see the figure of the wizard (bütün gözler büyücünün endamını seyrediyor)
as he climbs to the top of the world (dünyanın tepesine tırmanırken)
no sound as he falls instead of rising (yükselmek yerine düşerken hiç ses çıkmıyor)
time standing still (zaman hala ayakta )
then there's blood on the sand (sonra kumun üzerinde kan)
oh i see his face (onun yüzünü görüyorum )
where was your star (yıldızın neredeydi)
was it far, was it far (uzakta mıydı, uzakta mıydı)
when did we leave (ne zaman ayrıldık)
we believed, we believed, we believed (biz inandık, biz inandık, biz inandık)
in the heat and the rain (Sıcakta ve yağmurda)
with whips and chains (kırbaçlar ve zincirlerle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
so many died (çok kişi öldü)
we built a tower of stone (bir kule inşa ettik )
with our flesh and bone (et ve kemiğimizle)
to see him fly (onu uçarken görmek için)
but why (ama neden)
in all the rain (bu yağmurun içinde)
with all the chains (bütün bu zincirlerle)
did so many die (pek çok ölüm oldu )
just to see him fly (onu sadece uçarken görmek için)
look at my flesh and bone (etime ve kemiğime bak )
now look, look, look, look (şimdi bak, bak, bak, bak)
look at his tower of stone (onun taştan kulesine bak)
i see a rainbow rising (bir gökkuşağının doğuşunu görüyorum)
look there, on the horizon (şuraya bak, ufukta )
and i'm coming home (ve eve geliyorum)
i'm coming home, i'm coming home (eve geliyorum, eve geliyorum)
time is standing still (zaman hala ayakta duruyor)
he gave back my will (o bana irademi geri verdi)
oh, oh, oh, oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim terk ediyor burayı)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
take me back (beni geri götür)
he gave me back my will (o bana irademi geri verdi)
oh oh oh oh
going home (eve gidiyorum)
i'm going home (ben eve gidiyorum)
my eyes are bleeding (gözlerim kanıyor)
and my heart is leaving here (ve kalbim burayı terk ediyor)
We still hope, we still hope, oh (...)
We still hope, we still hope, oh (...)
oh
take me back, take me back (beni geri götür, beni geri götür)
back to my home ( beni evime geri götür)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar