bugün
- ucan tekme atan hipopotam22
- ulıdağ sözlük'ün geleceği17
- sözlük kavgasını en iyi anlatacak yönetmen7
- kızınız sözlükte yazabilir mi8
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası25
- iltica41
- sözlük kızına kırmadan güzel olmadığını söylemek6
- sözlüğe yaprak sarması görmek için giren yazarlar8
- leopar desen giyinen kadının amacı10
- sözlük yazarlarının bebeksi kombinleri15
- sözlük kızlarının yaaaprak sarmaları5
- sözlük kızlarının seksi çorapları6
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi31
- yazarların severek okuduğu yazarlar9
- sözlüğe ilgi için giren yazarlar6
- bir kadının size çok tatlısın demesi8
- sözlüğe seks için giren yazarlar4
- rammstein vs manifest2
- slipknot vs stone sour2
- heath ledger i özlemek2
- dua lipa'yı görünce aşırı sinirlenmek6
- manifest vs dream theater2
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar4
- iyiliğinizi düşünen yazarlar2
- dogma 95 kurallarına uyarak sözlük kavgası çekmek2
- heyt bea10
- bir otel odasında yüksek dozda eroinden ölmek2
- sözlük laf sokucuları5
- sözlüğe meme görmek için giren yazarlar4
- placebo overdozu2
- kadınlarda beyaz saç modası9
- başıbüyük3
- 6 ekim büyük ulu sözlük olayı14
- audi a5 sedan2
- şerbetli tatlılar vs sütlü tatlılar3
- sözlükte ceo olmuş gibi davrananlar3
- mesai bitti görüşürüz5
- vestel2
- nervionun hala sözlüğe gelmemiş olması4
- bahçeli'nin 2028 seçim ve erdoğan açıklaması4
- türkiye vs azerbaycan8
- antiçorap4
- nervio'nun erkek olması26
- ekrem imamoğlu6
- cedidacer3
- quentin tarantino ile ortaklı dana kesmek5
- sözlük erkeklerinin yaprak sarmaları2
- terörist ölüsüne leş demek3
- bu kente yalnızlık çöktüğü zaman2
- manifest mina vs dua lipa4
türkiye'deki en değerli aydın psikologlardan biridir.
şöyle de güzel bir yazısı bulunmaktadır..
KARS ÇOCUKLARINDA KARS*
Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Karsı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası C.S.
Vakitlerden bir vakit, tarihi var kendi yok, okulu var ilmi yok, kökü var çiçeği yok bir ülkede öyle insanlar yaşarlardı ki; yemeden yer, yürümeden yürür, dokunmadan sevişir, düşünmeden bilirlerdi. Daha yetenekli, daha akıllı ve hep genç kalırlardı. Olanakların sınırsız, vaktin sonsuz olduğuna inanırlardı. Daha doğrusu düşünmez, hayatın bir sürü son içerdiğini akıllarına getirmezlerdi. Ölmeden ölmez ama hiç yaşamazlardı. Rivayet edilir ki, bu insanların üç tarafı denizden, içinden ırmaklar geçen toprakları vardı, hiç akılları yoktu Bilenlerden ölmeyip sağ kalanlar, yirmi birinci yüzyıla yirmi kala asker takımından omzu kalabalık zatların ülke yönetimine el koyup üzerine mum diktiklerini rivayet etmişlerdir ki, sonraları gençlerin hayatlarını, ulema takımının akıllarını alan polis copları sayesinde Yüce Milletinin Hanyayı Konyayı anladığı söylenegelmiştir.
Tamda o devirlerde yedisine merdiven dayamış olan Mahmut, Heredot Tarihinde M.Ö. 650-700 yılları arasında Saka Türkleri tarafından zaptedilerek Çıldır adı verilen Karsa bağlı bir ilçede başı önünde, kaşları çatık, burnun kanatları inip kalkan, alnı kırış kırış kolları kelepçeli tanıdık bir adamı; kesme taştan yapılma evlerinin duvarına asılı köşeleri sarı sarı yaldızlarla süslü dış kapıdan çıkarırlarken görmüştü. Mahmut, 2000 nüfuslu olan ilçede babası ile birlikte 97 kişinin daha jandarmalarca tutuklandığını ve bunu yapanın sınır komşusu ebedi düşman Ruslar değilde bölgeyi iç ve dış mihraklardan temizlemesi gayesiyle askeri hükümet tarafından 7. Hudut Tabur Komutanlığına yeni atanmış olan Yarbay B. olduğunu öğrenince korkusu geçmişti. Halkın kırkta birini tutuklayarak iç mihrak sorununu halleden yarbay, bölgenin en büyük ozanının Ehli islam olan işitsin bilsin / Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana şiirinide bir tak üzerine yazdırıp şehrin girişine astırarak dış mihraklara laik cumhuriyet hükümetinin memleketin tek sahibi ve koruyucusu olduğunu duyurmuş, özellikle Ruslara ve ülkemizdeki yandaşlarına gereken mesajı vermişti. Şehirdeki idari ve mülki amirlerin kendine bağlı olması hasebiyle hepsini makamına getirterek; Çıldır adının güzel Türkçemizde hiçbir anlamının olmadığını ve bunun bir nevi kültür emperyalizmi olduğunu, düşmanlarımızca kim bilir ne hesaplarla verilmiş bir isim olabileceğini ve risklerini anlatmış, kendisinin günlerce düşünüp taşındıktan sonra şehre verilebilecek en güzel ve anlamlı ismin Çıldır Gölünden hareketle Gölkent olması, dolayısı ile Çıldır Gölünün de Gölkent Gölü olması gerektiğine karar verdiğini ve Ankara ile gerekli yazışmanın yapılmasını, Çıldır yazılı tabelanın değiştirilmesini emir buyurmuşlardı. Ayrıca halk arasında Ermeni Yaylası olarak anılan Ermenilerden kalma bir harebenin isminin Cin Yaylası, anmaktan imtina ederek harita üzerinde gösterdiği iki köyün adlarınında Evren I ve Evren II olarak değiştirlmesininde luzumuna işaret etmişti. Kaymakama bu talimatları verdikten sonra belediye başkanına ve halk eğitim müdürüne dönerek şehri kalkındırmak için hazırladığı projeyi açıkladı; tüm evlerin beyaza boyanarak çirkin görüntünün azaltılması, ozanları anma töreni, kaz festivali, hayvancılık ve dana festivali tertip edilmesi
Mahmut daha birçok garipliği unuttuğunu hatırladığını unutarak terledi. Terini sildi, toparlandı, kendini yavaşça divana bıraktı. Uzun bir sessizlikten sonra taştan bir duvara asılmış, köşeleri sarı sarı yaldızlarla süslü O kapıyı hatırladı. Bıkkınlık veren bildik sahneler yeniden gözünün önündeydi Bir türlü kaybedilemeyen kayıplardı bunlar. Sustu, birşey söylemedi Terapisti parayı alıp çekmeceye koydu. Suskunlukları için ödediği son bedeldi bu. Herşey anlaşılmıştı; elindekiler kazandıklarını, kaybettikleri kendisini oluşturuyordu. Odada kazanan bir tek kişi vardı ve o kendisi değildi. Terapist onu son kez uğurlamak üzere ayağa kalktığında, açılan kapıdan bedenindeki herbir yuvarlağa hakkını veren ama taşımakta zorlandığı için göğüsleri üzerindeki kapıyı açık bırakan elbisesiyle sekreter girdi. Kapının köşelerinde sarı sarı yaldızlar belirdi. Yüzüne yep yeni bir tebessüm iliştirip kapıya doğru yürüdü
Anlamıştı ki toplumsal bir felaketi anlamak için; onun yarattığı bireysel suç(luluk)ların gölgesinde psikopatik kusmukların didiklenmesi en son işti! Yenilginin kederi solucan arayan tavuğun, bokunda boncuk bulmasından beterdi.
O gün boğaz köprüsüne doğru yol alırken, tüm müdahalelere rağmen öleceği düşüncesini unutmak için elli iki bin bahane uydurdu. Olmayınca üstüne bir sigara yakıp kederlendi!
*Bu yazıdaki kişi, yer ve olayların gerçek olamayacağını belirtmem gerektiğini bilerek, belirtmeyeceğim!
şöyle de güzel bir yazısı bulunmaktadır..
KARS ÇOCUKLARINDA KARS*
Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Karsı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası C.S.
Vakitlerden bir vakit, tarihi var kendi yok, okulu var ilmi yok, kökü var çiçeği yok bir ülkede öyle insanlar yaşarlardı ki; yemeden yer, yürümeden yürür, dokunmadan sevişir, düşünmeden bilirlerdi. Daha yetenekli, daha akıllı ve hep genç kalırlardı. Olanakların sınırsız, vaktin sonsuz olduğuna inanırlardı. Daha doğrusu düşünmez, hayatın bir sürü son içerdiğini akıllarına getirmezlerdi. Ölmeden ölmez ama hiç yaşamazlardı. Rivayet edilir ki, bu insanların üç tarafı denizden, içinden ırmaklar geçen toprakları vardı, hiç akılları yoktu Bilenlerden ölmeyip sağ kalanlar, yirmi birinci yüzyıla yirmi kala asker takımından omzu kalabalık zatların ülke yönetimine el koyup üzerine mum diktiklerini rivayet etmişlerdir ki, sonraları gençlerin hayatlarını, ulema takımının akıllarını alan polis copları sayesinde Yüce Milletinin Hanyayı Konyayı anladığı söylenegelmiştir.
Tamda o devirlerde yedisine merdiven dayamış olan Mahmut, Heredot Tarihinde M.Ö. 650-700 yılları arasında Saka Türkleri tarafından zaptedilerek Çıldır adı verilen Karsa bağlı bir ilçede başı önünde, kaşları çatık, burnun kanatları inip kalkan, alnı kırış kırış kolları kelepçeli tanıdık bir adamı; kesme taştan yapılma evlerinin duvarına asılı köşeleri sarı sarı yaldızlarla süslü dış kapıdan çıkarırlarken görmüştü. Mahmut, 2000 nüfuslu olan ilçede babası ile birlikte 97 kişinin daha jandarmalarca tutuklandığını ve bunu yapanın sınır komşusu ebedi düşman Ruslar değilde bölgeyi iç ve dış mihraklardan temizlemesi gayesiyle askeri hükümet tarafından 7. Hudut Tabur Komutanlığına yeni atanmış olan Yarbay B. olduğunu öğrenince korkusu geçmişti. Halkın kırkta birini tutuklayarak iç mihrak sorununu halleden yarbay, bölgenin en büyük ozanının Ehli islam olan işitsin bilsin / Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana şiirinide bir tak üzerine yazdırıp şehrin girişine astırarak dış mihraklara laik cumhuriyet hükümetinin memleketin tek sahibi ve koruyucusu olduğunu duyurmuş, özellikle Ruslara ve ülkemizdeki yandaşlarına gereken mesajı vermişti. Şehirdeki idari ve mülki amirlerin kendine bağlı olması hasebiyle hepsini makamına getirterek; Çıldır adının güzel Türkçemizde hiçbir anlamının olmadığını ve bunun bir nevi kültür emperyalizmi olduğunu, düşmanlarımızca kim bilir ne hesaplarla verilmiş bir isim olabileceğini ve risklerini anlatmış, kendisinin günlerce düşünüp taşındıktan sonra şehre verilebilecek en güzel ve anlamlı ismin Çıldır Gölünden hareketle Gölkent olması, dolayısı ile Çıldır Gölünün de Gölkent Gölü olması gerektiğine karar verdiğini ve Ankara ile gerekli yazışmanın yapılmasını, Çıldır yazılı tabelanın değiştirilmesini emir buyurmuşlardı. Ayrıca halk arasında Ermeni Yaylası olarak anılan Ermenilerden kalma bir harebenin isminin Cin Yaylası, anmaktan imtina ederek harita üzerinde gösterdiği iki köyün adlarınında Evren I ve Evren II olarak değiştirlmesininde luzumuna işaret etmişti. Kaymakama bu talimatları verdikten sonra belediye başkanına ve halk eğitim müdürüne dönerek şehri kalkındırmak için hazırladığı projeyi açıkladı; tüm evlerin beyaza boyanarak çirkin görüntünün azaltılması, ozanları anma töreni, kaz festivali, hayvancılık ve dana festivali tertip edilmesi
Mahmut daha birçok garipliği unuttuğunu hatırladığını unutarak terledi. Terini sildi, toparlandı, kendini yavaşça divana bıraktı. Uzun bir sessizlikten sonra taştan bir duvara asılmış, köşeleri sarı sarı yaldızlarla süslü O kapıyı hatırladı. Bıkkınlık veren bildik sahneler yeniden gözünün önündeydi Bir türlü kaybedilemeyen kayıplardı bunlar. Sustu, birşey söylemedi Terapisti parayı alıp çekmeceye koydu. Suskunlukları için ödediği son bedeldi bu. Herşey anlaşılmıştı; elindekiler kazandıklarını, kaybettikleri kendisini oluşturuyordu. Odada kazanan bir tek kişi vardı ve o kendisi değildi. Terapist onu son kez uğurlamak üzere ayağa kalktığında, açılan kapıdan bedenindeki herbir yuvarlağa hakkını veren ama taşımakta zorlandığı için göğüsleri üzerindeki kapıyı açık bırakan elbisesiyle sekreter girdi. Kapının köşelerinde sarı sarı yaldızlar belirdi. Yüzüne yep yeni bir tebessüm iliştirip kapıya doğru yürüdü
Anlamıştı ki toplumsal bir felaketi anlamak için; onun yarattığı bireysel suç(luluk)ların gölgesinde psikopatik kusmukların didiklenmesi en son işti! Yenilginin kederi solucan arayan tavuğun, bokunda boncuk bulmasından beterdi.
O gün boğaz köprüsüne doğru yol alırken, tüm müdahalelere rağmen öleceği düşüncesini unutmak için elli iki bin bahane uydurdu. Olmayınca üstüne bir sigara yakıp kederlendi!
*Bu yazıdaki kişi, yer ve olayların gerçek olamayacağını belirtmem gerektiğini bilerek, belirtmeyeceğim!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar