bugün
- sözlük yazarlarının bebeksi kombinleri12
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası18
- yazarların severek okuduğu yazarlar6
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi30
- heyt bea10
- kadınlarda beyaz saç modası9
- quentin tarantino ile ortaklı dana kesmek5
- türkiye vs azerbaycan8
- tırcı kadınlar3
- bir kadının size çok tatlısın demesi4
- dua lipa'yı görünce aşırı sinirlenmek5
- radiohead dinlemekten utanmak3
- mesai bitti görüşürüz2
- marmaris barlar sokağı3
- kütüphane de topuklu ile dolaşan kevaşe3
- ucan tekme atan hipopotam3
- tırla duygusal bağ yaşamak2
- sözlükte niye kimse kavga etmiyor sorunsalı6
- gece taksicisi2
- kışla birlikte grip sezonu2
- iltica36
- ne kadar yaşlısın7
- iş yerinde sadece işle meşgul olup defolup gitmek4
- antiçorap2
- sözlükteki anaerkil düzen9
- nervio'nun erkek olması26
- devlet millet bağının kopması5
- arkadaşlar bişe dicem ya4
- erkek kaşarları3
- yazarların favori saç kesimi2
- izmir bombası13
- en ucuz sigara 100 lira olmalıdır3
- tek adam rejimi4
- sandviç dükkanı açmak4
- bir çuval kaset2
- kulağı çekilmesi gereken yazarlar2
- hadisler3
- teke tek kavgada dua lipa'yı tokatlarım3
- manifest mina vs dua lipa2
- dışarıya karşı sert erkek görünen kılıbık4
- from gold from dust26
- resim yüklenemedi3
- saçını sarıya boyatan esmer kadın4
- game of thrones taki kerhaneci21
- sözlükteki gizli gaylerin meme sevdası maskesi3
- çalışarak zengin olmak5
- mutlu sözlük kadınları mutlu sözlük demektir3
- reis hangisine yetişsin3
- nihavent reyiz5
- pastırma yazı4
yaşar kemal'in 70'li yıllarda kaleme alıp yayınlanmayan fekat önümüzdeki hafta raflarda yerini alacak olan romanı.
romandan kesit.
"Trenden yorgun indiler. Gidecekleri kasaba çok mu uzaktaydı? Soracak bir kimseyi arandı bu ıssız istasyonda. Bavullarını, yataklarını, kapkacağı, sandıkları, masaları, sandalyaları istasyon yapısının önündeki yaşlı bir ceviz ağacının altına yığmışlardı. Hanım bir düz taşın üstüne sekilenmiş örgüsünü örmeğe başlamıştı bile. Huyuydu, ya fırsat bulunca hemen uyur ya da örgüsünü örerdi. Kedisi bir tahta sandığın içinde, dizlerinin dibindeydi. Üç gün trenin ikinci mevkisinde kediyi yedirmiş içirmiş, kompartımanda her bir hacetini gördürmüştü. Zor olmuştu, üç gün küçücük bir kompartımanın içinde tıkış tıkış. Altı kişi, bir de kedi.
Bir tuhaf insanlar şu Anadolu insanları. Tuhaf tuhaf, çok tuhaf. Uyumadan önce bir iyice burunlarını karıştırıyorlar, sümkürüyorlar kocaman bir mendile, sonra ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını altlarına alıyorlar, başlarını arkaya dayayıp gözlerini kapayıp uyuyuveriyorlar. Başlarını dayar dayamaz hep birden başlıyorlar horlamaya. Onlar horlamaya başlar başlamaz da kedi başlıyor miyavlamaya...
Amanın ne miyavlama, düşman başına. Kulakları sağır eden. Ayak kokusu, türlü türlü, pencereyi açsan açamazsın soğuk. Bir de kedi çişini etmez mi sandığın içine. Onun da çişinin kokusu karışmaz mı ekşi ekşi ayak kokularına. Dayanabilirsen dayan. Melek Hanımın üç günde üç yıllık ömrü tükendi. Melek Hanımın böylesi bir trende ilk yolculuğu değil ki. O kendini bildi bileli böyle trenlerde, ayak kokuları içinde. Ama bu sefer fazla geldi, çok geldi. işte bu kedi yüzünden. Ah, aaah, ah, bu kedi olmayaydı, bunun yerine başka bir kedi olaydı. Melek Hanım tren bozkırdan geçerken, tren bozkırdan geçerken ayışığı da vardı, işte o zaman vagonun penceresini açıverir bu ciyak ciyak miyavlayan kediyi aşağı atıverirdi. Bunu, bu boncuğu atamazdı. Neden atamazdı, kim olsa atamaz a canım, kim atabilir bu kediyi bozkırın çölüne, ayışığının ortasına, kimsecikler atamaz. Neden atamaz, çünküleyin canım, bu kedinin bir gözü sarı, bir gözü mavidir. Mavidir a canım. Kabul günlerinde Kaymakamın Hanımı kucağına alır, bir bulut yığını, bir apak pamuk yığını gibi, okşar, sever sever a canım.
Posta Müdürü Remzi Tavdemir birisini arıyordu bu ıssızlıkta. Bir insanı, bir köylüyü, bir demiryolu işçisini, istasyon şefini... Hiç kimsecikler yoktu ortalıkta. Az önce, tren kalkmadan önce, bir tek kendileri inmişlerdi ama trenden, burada kırmızı şapkalı birisini görmemiş miydi. Şefin odasına, istasyonun bekleme yerine, az ilerdeki kapısı açık eve girdi çıktı, kimsecikler yoktu orda.
Melek, dedi, Melek Hanım hiç telaşsız, yorgun, başını kaldırdı, tombul yüzü kırışmıştı biraz daha.
Melek, hiç kimsecikler yok bu istasyonda. Bomboş. Yoldan bir gelip geçen de yok. Kasaba uzakta mı acaba? Buraya uzak mı?
Melek Hanım: Ne bileyim ben, dedi sertçe. Ben ne bileyim.
romandan kesit.
"Trenden yorgun indiler. Gidecekleri kasaba çok mu uzaktaydı? Soracak bir kimseyi arandı bu ıssız istasyonda. Bavullarını, yataklarını, kapkacağı, sandıkları, masaları, sandalyaları istasyon yapısının önündeki yaşlı bir ceviz ağacının altına yığmışlardı. Hanım bir düz taşın üstüne sekilenmiş örgüsünü örmeğe başlamıştı bile. Huyuydu, ya fırsat bulunca hemen uyur ya da örgüsünü örerdi. Kedisi bir tahta sandığın içinde, dizlerinin dibindeydi. Üç gün trenin ikinci mevkisinde kediyi yedirmiş içirmiş, kompartımanda her bir hacetini gördürmüştü. Zor olmuştu, üç gün küçücük bir kompartımanın içinde tıkış tıkış. Altı kişi, bir de kedi.
Bir tuhaf insanlar şu Anadolu insanları. Tuhaf tuhaf, çok tuhaf. Uyumadan önce bir iyice burunlarını karıştırıyorlar, sümkürüyorlar kocaman bir mendile, sonra ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını altlarına alıyorlar, başlarını arkaya dayayıp gözlerini kapayıp uyuyuveriyorlar. Başlarını dayar dayamaz hep birden başlıyorlar horlamaya. Onlar horlamaya başlar başlamaz da kedi başlıyor miyavlamaya...
Amanın ne miyavlama, düşman başına. Kulakları sağır eden. Ayak kokusu, türlü türlü, pencereyi açsan açamazsın soğuk. Bir de kedi çişini etmez mi sandığın içine. Onun da çişinin kokusu karışmaz mı ekşi ekşi ayak kokularına. Dayanabilirsen dayan. Melek Hanımın üç günde üç yıllık ömrü tükendi. Melek Hanımın böylesi bir trende ilk yolculuğu değil ki. O kendini bildi bileli böyle trenlerde, ayak kokuları içinde. Ama bu sefer fazla geldi, çok geldi. işte bu kedi yüzünden. Ah, aaah, ah, bu kedi olmayaydı, bunun yerine başka bir kedi olaydı. Melek Hanım tren bozkırdan geçerken, tren bozkırdan geçerken ayışığı da vardı, işte o zaman vagonun penceresini açıverir bu ciyak ciyak miyavlayan kediyi aşağı atıverirdi. Bunu, bu boncuğu atamazdı. Neden atamazdı, kim olsa atamaz a canım, kim atabilir bu kediyi bozkırın çölüne, ayışığının ortasına, kimsecikler atamaz. Neden atamaz, çünküleyin canım, bu kedinin bir gözü sarı, bir gözü mavidir. Mavidir a canım. Kabul günlerinde Kaymakamın Hanımı kucağına alır, bir bulut yığını, bir apak pamuk yığını gibi, okşar, sever sever a canım.
Posta Müdürü Remzi Tavdemir birisini arıyordu bu ıssızlıkta. Bir insanı, bir köylüyü, bir demiryolu işçisini, istasyon şefini... Hiç kimsecikler yoktu ortalıkta. Az önce, tren kalkmadan önce, bir tek kendileri inmişlerdi ama trenden, burada kırmızı şapkalı birisini görmemiş miydi. Şefin odasına, istasyonun bekleme yerine, az ilerdeki kapısı açık eve girdi çıktı, kimsecikler yoktu orda.
Melek, dedi, Melek Hanım hiç telaşsız, yorgun, başını kaldırdı, tombul yüzü kırışmıştı biraz daha.
Melek, hiç kimsecikler yok bu istasyonda. Bomboş. Yoldan bir gelip geçen de yok. Kasaba uzakta mı acaba? Buraya uzak mı?
Melek Hanım: Ne bileyim ben, dedi sertçe. Ben ne bileyim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar