bugün
- velvet60
- israile atom bombası atmak5
- kendi klanına laf edilince hoplamak4
- sekiz aydır masturbasyon yapmıyor olmak7
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı5
- friedrich hegel la bi cay icek14
- kova burcunun su grubu yerine hava grubunda olması3
- yakışıklı erkek denince akla gelen isim4
- binanın çatısına cami hoparlörü koymak3
- yazarların favori giyim markası9
- kadınların cinsel başlıkları eksilemesi3
- hayattaki en değerli şeyler7
- spor ayakkabı3
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar6
- gocu bey reyiz birader bey yazardır2
- reis2
- gocu3
- insan olmaya ceyrek kala15
- mohamed salah ghaly4
- alparslan kuytul15
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- sigara içmeyi bırakmak istememek8
- 2026 ekonomik krizi16
- bilinçaltı algılama6
- migros'a sorulacak tek soru23
- evde soğuk kahve yapımı7
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı8
- mini etek giyen öğretmen2
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- iş vs seks2
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak6
- aleksey batrakov28
- kadınları aşağılamanın moda olması7
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- yalnızlıkla sevişmek5
- erotik şiir4
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry8
- victor osimhen20
- hurdacıya gidiyorum7
- arkadaşlarla bir anda nepal'e gitmek4
- osuruktan şiirler60
- sana ihtiyacımız olmaz diyen akraba3
- sınıfın en güzel kızı4
- akıl3
- kavgada söylenen tehdit cümleleri3
- ioçk silik yesin kampanyası6
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- enayimiknatisii6
- tostumu yaptım11
olası bir salgın hastalığa karşı alınabilecek pratik bir önlem.
o gün büyük bir sarsıntıyla uyandım. gözlerimi açtığımda baş ucumda dikilen babamın; '' ramazan kalk oğlum hadi cuma' ya gidiyoruz. '' sözüyle bir an afalladım ve '' tamam baba birazdan kalkarım'' diye karşılık verdim. ama babam zaten birazdan ezan okunacağına ve zaten işsiz güçsüz bir baltaya sap olamamış bir adam olduğum noktalarına değindi. işsiz güçsüz bir adam olduğum doğruydu ama sabah uyanır uyanmaz bunun hatırlatılması yanlış. insanlar, sizden bir şeyler isterken yerine getirmediğiniz bir sürü sorumluluktan bahsedebilirler. bu onların '' kesin geliyorsun'' deme şeklidir. zaten uyku falan bırakmadığı için kesin geliyordum ama babam durumu algılayabilecek bir olgunluğa sahip değildi. bazen ben onun babasıymışım gibi hissediyorum, sonra çok kötü bir evlat yetiştirdiğimi düşünüp bu fikri aklımdan çıkarıyorum. üzerimdeki yorganı belime dolayıp hışımla yataktan kalkarken, bir kez daha '' tamam baba geliyorum'' cümlesini kurmaktan çekinmedim. babam zaten tekrarları seven bir insan olduğu için ( genelde ' arka sokaklar' ın tekrarları) bu cümleyi tekrar kurmam tavrını değiştirmesinde pek fazla tesir etmedi. banyoya gittim ve duşa girdim. musluğu açarken arkamdan '' bir de cenabet'' şeklinde bir söz duydum. evet baba sence cenabet olabilirdim ama sadece boşaldıktan sonra duşa girmek bana biraz ters kusuruma bakmayacaksın artık. bu durum gerçekten çok sinir bozucu. düşünsenize, banyoya her girişinizde sizi '' cenabet'' olarak yaftalayacak bir babaya sahip olduğunuzu... tanrım! bu gerçekten iğrenç bir his. suyu açıp ellerimi yıkadım ve ardından her biri üç kere tekrar edilen iki ritüel gerçekleştirdim. üç kere ağzıma, üç kere burnumu su çekip onu tükürünce bedenim '' temizsin sen temiz, şükürler olsun dinimiz'' şeklinde bir türkü uydurdu. arkadaşlar ben müzik yapıyorum para kazanamıyorum ama yapıyorum. 2 enstrümana hakimim. böyle olayların psikolojimde bırakabileceği derin izleri bir getirin gözlerinizin önüne lütfen.
her neyse duştan çıktım. babamla doğrudan evimizin iki sokak altında olan cami' nin yolunu tuttuk. cami' nin eve bu kadar yakın olması ezanın evden okunduğu gibi bir algı yaratabiliyordu. çocukken sabah ezanlarına uyanıp, dedemin ruhunun evde dolaştığına defalarca tanık olmuşluğum var. bu yüzden ben biraz şikayetçiyim bu durumdan. cami' nin avlusuna vardığımızda yan komşumuz sebahattin ağabeyi abdestinin sonunda yakaladık. sebahattin ağabey artık sol ayağının çıt parmağının arasında kalan kiri temizliyordu. bilirsiniz, neredeyse bitmiş. babam '' merhaba sebahattin'' deyip elini uzattı. sebahattin ağabey sağ elini ayağından çekip babamla el sıkıştı. ben ise o sırada içimden bildiğim tüm küfürleri sayıyordum. sonra sebahattin ağabey benimle de el sıkışmak istedi. haliyle uzattık elimizi tabii. babamlar derin muhabbete daldılar ve önden camiye girdiler. ben ise 3 dakika sonra geleceğimi bir erbaş selamı ile bildirdim babama. onlar camiye girdikleri anda ellerimi bolca yıkadım ancak sebahattin ağabeyin yanındaki sakallı dedenin sakallarını sümüğe buladığını görünce musluğu kapatmadan camiye daldım. babamlar henüz girmemişlerdi. sebahattin ağabey terliklerini eline almış, babamın ayakkabılarını çıkarmasını izliyordu. beni görünce sırıtarak '' ne o? hava almayacak mısın?'' şeklinde bir soru yöneltti. '' hayır'' dedim. ayakkabılarımı çıkardım ve babamın ayakkabılarını çıkarmasını sebahattin ağabeyle birlikte izledim. babamın neden erken uyandırdığını şimdi daha iyi anlıyordum. adamın ayakkabılarını çıkarması neredeyse 15 dakika sonunda babam da ayakkabılarını çıkardı ve sebahattin ağabeyin koluna girerek önden önden caminin merdivenlerini çıkmaya başladı. ben ise babamın bu hareketleri karşısında tosun taşağı gibi gerilmekten başka bir şey yapamıyordum. sebahattin ağabey çıplak ayaklarıyla girmişti camiye. ayaklarına baktıkça midem kalkıyordu. babamlar bir önümde saf tuttular. sonra sebahattin kendi önündeki saflardan bir fırsat yakalayıp bir öne kaydı. babam ise arkasını dönüp eliyle gel işareti yaptı. tam bir adım attım ki mahalle esnafından hamza amca ile çarpıştım. hamza amca gülerek '' olsun sıkışalım hem böyle daha sevap'' şeklinde bir söz söyledi. döndüm babama baktım. kafası ile onayladı. sonra bir anda namaz başladı ben biraz safın arkasında kalmıştım. ayrıca durduğum yerde çoraplarımı bütünü ile ıslatan bir su birikintisi vardı. amk sebahattini demek geçti içimden ama camide olduğumuz için hemen tövbe ettim. namazda sürekli pozisyon değiştiriyorduk. ben babam ne yaparsa onu yapıyordum. rükuya her vardığımızda sebahattin ağabeyin ayak ıslaklığıyla tekrar tekrar tokalaşıyordum. namaz sona erdi. bitmesinin sevinci ile sebahattini mebahattini unutup baba '' ben arabayı alıyorum, geç gelirim'' tarzında bir cümle kurdum. '' tamam'' şeklinde bir karşılık verdi. babamı beklemeden koşarak eve gittim. evden, gitarımı alıp anneme para konusunda yalvardıktan sonra arabanın anahtarlarıyla çıktım. 1992 model brodway' e üzülmüştüm o an. yıllardır babamın kahrını çekiyordu. doğruca kadıköy'e sürdüm. arkadaşım kaan ile biralarımızı yudumlayıp akşama kadar müzik yaptık. o gün öylece sona erdi. ertesi sabah ellerimde sebahattin ağabeyi hissedebiliyordum. gözle görülür bir değişiklik vardı ellerimde. '' bir şey olmaz herhalde'' diyerekten duşa girip ( bak aslında cünüp değilmişim baba) kahvaltı etmeden doğruca kadıköy' e çıktım. arabada benzin olmadığı için almadım bu sefer. malumunuz benzin de alamam çünkü ben fiyatları çok fahiş. benim ise fahişelik dahil hiç bir iş tecrübem olmamıştı şimdiye kadar. o yüzden almadım neyse. kadıköyde kaan ile buluşunca ellerimizin sebahattin ağabeyin ayakları gibi koktuğunu fark ettim. herhalde dün camiden kaptığım bir mantar türünü bu günahsız sahabeye bulaştırmıştım. doktora gittik. ayrı ayrı sıralarla girdiğimiz doktor bizim arkadaş olduğumuzu hemen anladı. ikimize de aynı merhemi yazdı. ve ekledi '' oğlum aynı kadınla ilişkiye girmeye utanmıyor musunuz?'' dedi. kızardım kaldım sonra gülerek '' olur öyle şeyler '' dedi. doğruca çıktım ve sebahattini öldürmek için yola koyuldum...
o gün büyük bir sarsıntıyla uyandım. gözlerimi açtığımda baş ucumda dikilen babamın; '' ramazan kalk oğlum hadi cuma' ya gidiyoruz. '' sözüyle bir an afalladım ve '' tamam baba birazdan kalkarım'' diye karşılık verdim. ama babam zaten birazdan ezan okunacağına ve zaten işsiz güçsüz bir baltaya sap olamamış bir adam olduğum noktalarına değindi. işsiz güçsüz bir adam olduğum doğruydu ama sabah uyanır uyanmaz bunun hatırlatılması yanlış. insanlar, sizden bir şeyler isterken yerine getirmediğiniz bir sürü sorumluluktan bahsedebilirler. bu onların '' kesin geliyorsun'' deme şeklidir. zaten uyku falan bırakmadığı için kesin geliyordum ama babam durumu algılayabilecek bir olgunluğa sahip değildi. bazen ben onun babasıymışım gibi hissediyorum, sonra çok kötü bir evlat yetiştirdiğimi düşünüp bu fikri aklımdan çıkarıyorum. üzerimdeki yorganı belime dolayıp hışımla yataktan kalkarken, bir kez daha '' tamam baba geliyorum'' cümlesini kurmaktan çekinmedim. babam zaten tekrarları seven bir insan olduğu için ( genelde ' arka sokaklar' ın tekrarları) bu cümleyi tekrar kurmam tavrını değiştirmesinde pek fazla tesir etmedi. banyoya gittim ve duşa girdim. musluğu açarken arkamdan '' bir de cenabet'' şeklinde bir söz duydum. evet baba sence cenabet olabilirdim ama sadece boşaldıktan sonra duşa girmek bana biraz ters kusuruma bakmayacaksın artık. bu durum gerçekten çok sinir bozucu. düşünsenize, banyoya her girişinizde sizi '' cenabet'' olarak yaftalayacak bir babaya sahip olduğunuzu... tanrım! bu gerçekten iğrenç bir his. suyu açıp ellerimi yıkadım ve ardından her biri üç kere tekrar edilen iki ritüel gerçekleştirdim. üç kere ağzıma, üç kere burnumu su çekip onu tükürünce bedenim '' temizsin sen temiz, şükürler olsun dinimiz'' şeklinde bir türkü uydurdu. arkadaşlar ben müzik yapıyorum para kazanamıyorum ama yapıyorum. 2 enstrümana hakimim. böyle olayların psikolojimde bırakabileceği derin izleri bir getirin gözlerinizin önüne lütfen.
her neyse duştan çıktım. babamla doğrudan evimizin iki sokak altında olan cami' nin yolunu tuttuk. cami' nin eve bu kadar yakın olması ezanın evden okunduğu gibi bir algı yaratabiliyordu. çocukken sabah ezanlarına uyanıp, dedemin ruhunun evde dolaştığına defalarca tanık olmuşluğum var. bu yüzden ben biraz şikayetçiyim bu durumdan. cami' nin avlusuna vardığımızda yan komşumuz sebahattin ağabeyi abdestinin sonunda yakaladık. sebahattin ağabey artık sol ayağının çıt parmağının arasında kalan kiri temizliyordu. bilirsiniz, neredeyse bitmiş. babam '' merhaba sebahattin'' deyip elini uzattı. sebahattin ağabey sağ elini ayağından çekip babamla el sıkıştı. ben ise o sırada içimden bildiğim tüm küfürleri sayıyordum. sonra sebahattin ağabey benimle de el sıkışmak istedi. haliyle uzattık elimizi tabii. babamlar derin muhabbete daldılar ve önden camiye girdiler. ben ise 3 dakika sonra geleceğimi bir erbaş selamı ile bildirdim babama. onlar camiye girdikleri anda ellerimi bolca yıkadım ancak sebahattin ağabeyin yanındaki sakallı dedenin sakallarını sümüğe buladığını görünce musluğu kapatmadan camiye daldım. babamlar henüz girmemişlerdi. sebahattin ağabey terliklerini eline almış, babamın ayakkabılarını çıkarmasını izliyordu. beni görünce sırıtarak '' ne o? hava almayacak mısın?'' şeklinde bir soru yöneltti. '' hayır'' dedim. ayakkabılarımı çıkardım ve babamın ayakkabılarını çıkarmasını sebahattin ağabeyle birlikte izledim. babamın neden erken uyandırdığını şimdi daha iyi anlıyordum. adamın ayakkabılarını çıkarması neredeyse 15 dakika sonunda babam da ayakkabılarını çıkardı ve sebahattin ağabeyin koluna girerek önden önden caminin merdivenlerini çıkmaya başladı. ben ise babamın bu hareketleri karşısında tosun taşağı gibi gerilmekten başka bir şey yapamıyordum. sebahattin ağabey çıplak ayaklarıyla girmişti camiye. ayaklarına baktıkça midem kalkıyordu. babamlar bir önümde saf tuttular. sonra sebahattin kendi önündeki saflardan bir fırsat yakalayıp bir öne kaydı. babam ise arkasını dönüp eliyle gel işareti yaptı. tam bir adım attım ki mahalle esnafından hamza amca ile çarpıştım. hamza amca gülerek '' olsun sıkışalım hem böyle daha sevap'' şeklinde bir söz söyledi. döndüm babama baktım. kafası ile onayladı. sonra bir anda namaz başladı ben biraz safın arkasında kalmıştım. ayrıca durduğum yerde çoraplarımı bütünü ile ıslatan bir su birikintisi vardı. amk sebahattini demek geçti içimden ama camide olduğumuz için hemen tövbe ettim. namazda sürekli pozisyon değiştiriyorduk. ben babam ne yaparsa onu yapıyordum. rükuya her vardığımızda sebahattin ağabeyin ayak ıslaklığıyla tekrar tekrar tokalaşıyordum. namaz sona erdi. bitmesinin sevinci ile sebahattini mebahattini unutup baba '' ben arabayı alıyorum, geç gelirim'' tarzında bir cümle kurdum. '' tamam'' şeklinde bir karşılık verdi. babamı beklemeden koşarak eve gittim. evden, gitarımı alıp anneme para konusunda yalvardıktan sonra arabanın anahtarlarıyla çıktım. 1992 model brodway' e üzülmüştüm o an. yıllardır babamın kahrını çekiyordu. doğruca kadıköy'e sürdüm. arkadaşım kaan ile biralarımızı yudumlayıp akşama kadar müzik yaptık. o gün öylece sona erdi. ertesi sabah ellerimde sebahattin ağabeyi hissedebiliyordum. gözle görülür bir değişiklik vardı ellerimde. '' bir şey olmaz herhalde'' diyerekten duşa girip ( bak aslında cünüp değilmişim baba) kahvaltı etmeden doğruca kadıköy' e çıktım. arabada benzin olmadığı için almadım bu sefer. malumunuz benzin de alamam çünkü ben fiyatları çok fahiş. benim ise fahişelik dahil hiç bir iş tecrübem olmamıştı şimdiye kadar. o yüzden almadım neyse. kadıköyde kaan ile buluşunca ellerimizin sebahattin ağabeyin ayakları gibi koktuğunu fark ettim. herhalde dün camiden kaptığım bir mantar türünü bu günahsız sahabeye bulaştırmıştım. doktora gittik. ayrı ayrı sıralarla girdiğimiz doktor bizim arkadaş olduğumuzu hemen anladı. ikimize de aynı merhemi yazdı. ve ekledi '' oğlum aynı kadınla ilişkiye girmeye utanmıyor musunuz?'' dedi. kızardım kaldım sonra gülerek '' olur öyle şeyler '' dedi. doğruca çıktım ve sebahattini öldürmek için yola koyuldum...
Gündemdeki Haberler