bugün
- ragnar rockefeller12
- sözlük yazarlarının trileçeleri7
- ilk buluşmada masa altından aleti yoklayan kız10
- evde kalmış 30 yaş üstü kadın yazarlar18
- babalarımız gibi erkeklerin yetişmemesi13
- kızların yakışıklı ve zengin erkeklere güvenmemesi5
- lahmacunun yanında ne içilir3
- akrep soksa hangi yazarın emmesini istersin7
- marilyn manson un kaburgalarını aldırdığı efsanesi3
- nihat genç5
- sinema tarihinde ayak fantazisi sahneleri5
- favori sözlük deliniz3
- türkiyede konuşma dilinin bozulma sebebi3
- sıcak hava ve kedi2
- kuran kursları3
- hot girl summer6
- fondöten sürmek10
- rtük duyurusu4
- bir ilişkiyi kim yönetir22
- yaran google play yorumları2
- kadının azgını4
- kırkpınar yağlı güreşleri2
- sözlükten bir kıza basmak5
- 15 mayıs 2026 uludağ sözlüğün huzura ermesi6
- en gıcık olunan insan davranışı8
- true ile sevişmek7
- ciddi ciddi aşure seven insan30
- 4 temmuz 2026 kanada fas maçı17
- velvet48
- istanbul merkezli 8 ilde terör operasyonu2
- zincir mağazaları haraca bağlamak2
- leandro trossard2
- note aura silk ruj 05 desert rose2
- camları kapatın klimayı açıyorum diyen dolmuşcu3
- pandela 319
- cerave2
- cd devrinin bitmesi6
- üsküdar sahaflarını sel bastı3
- kekimi yeme beni'ye diyen kız3
- sandalye9
- arapperest2
- ona bir şey söyle10
- istanbulda hava durumu3
- peugeot2
- sinsi3
- deniz göktaş35
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği35
- yeni sevgiliden beklentiler6
- kürt hareketinin devşirme olması15
- kemal kılıçdaroğlu20
olası bir salgın hastalığa karşı alınabilecek pratik bir önlem.
o gün büyük bir sarsıntıyla uyandım. gözlerimi açtığımda baş ucumda dikilen babamın; '' ramazan kalk oğlum hadi cuma' ya gidiyoruz. '' sözüyle bir an afalladım ve '' tamam baba birazdan kalkarım'' diye karşılık verdim. ama babam zaten birazdan ezan okunacağına ve zaten işsiz güçsüz bir baltaya sap olamamış bir adam olduğum noktalarına değindi. işsiz güçsüz bir adam olduğum doğruydu ama sabah uyanır uyanmaz bunun hatırlatılması yanlış. insanlar, sizden bir şeyler isterken yerine getirmediğiniz bir sürü sorumluluktan bahsedebilirler. bu onların '' kesin geliyorsun'' deme şeklidir. zaten uyku falan bırakmadığı için kesin geliyordum ama babam durumu algılayabilecek bir olgunluğa sahip değildi. bazen ben onun babasıymışım gibi hissediyorum, sonra çok kötü bir evlat yetiştirdiğimi düşünüp bu fikri aklımdan çıkarıyorum. üzerimdeki yorganı belime dolayıp hışımla yataktan kalkarken, bir kez daha '' tamam baba geliyorum'' cümlesini kurmaktan çekinmedim. babam zaten tekrarları seven bir insan olduğu için ( genelde ' arka sokaklar' ın tekrarları) bu cümleyi tekrar kurmam tavrını değiştirmesinde pek fazla tesir etmedi. banyoya gittim ve duşa girdim. musluğu açarken arkamdan '' bir de cenabet'' şeklinde bir söz duydum. evet baba sence cenabet olabilirdim ama sadece boşaldıktan sonra duşa girmek bana biraz ters kusuruma bakmayacaksın artık. bu durum gerçekten çok sinir bozucu. düşünsenize, banyoya her girişinizde sizi '' cenabet'' olarak yaftalayacak bir babaya sahip olduğunuzu... tanrım! bu gerçekten iğrenç bir his. suyu açıp ellerimi yıkadım ve ardından her biri üç kere tekrar edilen iki ritüel gerçekleştirdim. üç kere ağzıma, üç kere burnumu su çekip onu tükürünce bedenim '' temizsin sen temiz, şükürler olsun dinimiz'' şeklinde bir türkü uydurdu. arkadaşlar ben müzik yapıyorum para kazanamıyorum ama yapıyorum. 2 enstrümana hakimim. böyle olayların psikolojimde bırakabileceği derin izleri bir getirin gözlerinizin önüne lütfen.
her neyse duştan çıktım. babamla doğrudan evimizin iki sokak altında olan cami' nin yolunu tuttuk. cami' nin eve bu kadar yakın olması ezanın evden okunduğu gibi bir algı yaratabiliyordu. çocukken sabah ezanlarına uyanıp, dedemin ruhunun evde dolaştığına defalarca tanık olmuşluğum var. bu yüzden ben biraz şikayetçiyim bu durumdan. cami' nin avlusuna vardığımızda yan komşumuz sebahattin ağabeyi abdestinin sonunda yakaladık. sebahattin ağabey artık sol ayağının çıt parmağının arasında kalan kiri temizliyordu. bilirsiniz, neredeyse bitmiş. babam '' merhaba sebahattin'' deyip elini uzattı. sebahattin ağabey sağ elini ayağından çekip babamla el sıkıştı. ben ise o sırada içimden bildiğim tüm küfürleri sayıyordum. sonra sebahattin ağabey benimle de el sıkışmak istedi. haliyle uzattık elimizi tabii. babamlar derin muhabbete daldılar ve önden camiye girdiler. ben ise 3 dakika sonra geleceğimi bir erbaş selamı ile bildirdim babama. onlar camiye girdikleri anda ellerimi bolca yıkadım ancak sebahattin ağabeyin yanındaki sakallı dedenin sakallarını sümüğe buladığını görünce musluğu kapatmadan camiye daldım. babamlar henüz girmemişlerdi. sebahattin ağabey terliklerini eline almış, babamın ayakkabılarını çıkarmasını izliyordu. beni görünce sırıtarak '' ne o? hava almayacak mısın?'' şeklinde bir soru yöneltti. '' hayır'' dedim. ayakkabılarımı çıkardım ve babamın ayakkabılarını çıkarmasını sebahattin ağabeyle birlikte izledim. babamın neden erken uyandırdığını şimdi daha iyi anlıyordum. adamın ayakkabılarını çıkarması neredeyse 15 dakika sonunda babam da ayakkabılarını çıkardı ve sebahattin ağabeyin koluna girerek önden önden caminin merdivenlerini çıkmaya başladı. ben ise babamın bu hareketleri karşısında tosun taşağı gibi gerilmekten başka bir şey yapamıyordum. sebahattin ağabey çıplak ayaklarıyla girmişti camiye. ayaklarına baktıkça midem kalkıyordu. babamlar bir önümde saf tuttular. sonra sebahattin kendi önündeki saflardan bir fırsat yakalayıp bir öne kaydı. babam ise arkasını dönüp eliyle gel işareti yaptı. tam bir adım attım ki mahalle esnafından hamza amca ile çarpıştım. hamza amca gülerek '' olsun sıkışalım hem böyle daha sevap'' şeklinde bir söz söyledi. döndüm babama baktım. kafası ile onayladı. sonra bir anda namaz başladı ben biraz safın arkasında kalmıştım. ayrıca durduğum yerde çoraplarımı bütünü ile ıslatan bir su birikintisi vardı. amk sebahattini demek geçti içimden ama camide olduğumuz için hemen tövbe ettim. namazda sürekli pozisyon değiştiriyorduk. ben babam ne yaparsa onu yapıyordum. rükuya her vardığımızda sebahattin ağabeyin ayak ıslaklığıyla tekrar tekrar tokalaşıyordum. namaz sona erdi. bitmesinin sevinci ile sebahattini mebahattini unutup baba '' ben arabayı alıyorum, geç gelirim'' tarzında bir cümle kurdum. '' tamam'' şeklinde bir karşılık verdi. babamı beklemeden koşarak eve gittim. evden, gitarımı alıp anneme para konusunda yalvardıktan sonra arabanın anahtarlarıyla çıktım. 1992 model brodway' e üzülmüştüm o an. yıllardır babamın kahrını çekiyordu. doğruca kadıköy'e sürdüm. arkadaşım kaan ile biralarımızı yudumlayıp akşama kadar müzik yaptık. o gün öylece sona erdi. ertesi sabah ellerimde sebahattin ağabeyi hissedebiliyordum. gözle görülür bir değişiklik vardı ellerimde. '' bir şey olmaz herhalde'' diyerekten duşa girip ( bak aslında cünüp değilmişim baba) kahvaltı etmeden doğruca kadıköy' e çıktım. arabada benzin olmadığı için almadım bu sefer. malumunuz benzin de alamam çünkü ben fiyatları çok fahiş. benim ise fahişelik dahil hiç bir iş tecrübem olmamıştı şimdiye kadar. o yüzden almadım neyse. kadıköyde kaan ile buluşunca ellerimizin sebahattin ağabeyin ayakları gibi koktuğunu fark ettim. herhalde dün camiden kaptığım bir mantar türünü bu günahsız sahabeye bulaştırmıştım. doktora gittik. ayrı ayrı sıralarla girdiğimiz doktor bizim arkadaş olduğumuzu hemen anladı. ikimize de aynı merhemi yazdı. ve ekledi '' oğlum aynı kadınla ilişkiye girmeye utanmıyor musunuz?'' dedi. kızardım kaldım sonra gülerek '' olur öyle şeyler '' dedi. doğruca çıktım ve sebahattini öldürmek için yola koyuldum...
o gün büyük bir sarsıntıyla uyandım. gözlerimi açtığımda baş ucumda dikilen babamın; '' ramazan kalk oğlum hadi cuma' ya gidiyoruz. '' sözüyle bir an afalladım ve '' tamam baba birazdan kalkarım'' diye karşılık verdim. ama babam zaten birazdan ezan okunacağına ve zaten işsiz güçsüz bir baltaya sap olamamış bir adam olduğum noktalarına değindi. işsiz güçsüz bir adam olduğum doğruydu ama sabah uyanır uyanmaz bunun hatırlatılması yanlış. insanlar, sizden bir şeyler isterken yerine getirmediğiniz bir sürü sorumluluktan bahsedebilirler. bu onların '' kesin geliyorsun'' deme şeklidir. zaten uyku falan bırakmadığı için kesin geliyordum ama babam durumu algılayabilecek bir olgunluğa sahip değildi. bazen ben onun babasıymışım gibi hissediyorum, sonra çok kötü bir evlat yetiştirdiğimi düşünüp bu fikri aklımdan çıkarıyorum. üzerimdeki yorganı belime dolayıp hışımla yataktan kalkarken, bir kez daha '' tamam baba geliyorum'' cümlesini kurmaktan çekinmedim. babam zaten tekrarları seven bir insan olduğu için ( genelde ' arka sokaklar' ın tekrarları) bu cümleyi tekrar kurmam tavrını değiştirmesinde pek fazla tesir etmedi. banyoya gittim ve duşa girdim. musluğu açarken arkamdan '' bir de cenabet'' şeklinde bir söz duydum. evet baba sence cenabet olabilirdim ama sadece boşaldıktan sonra duşa girmek bana biraz ters kusuruma bakmayacaksın artık. bu durum gerçekten çok sinir bozucu. düşünsenize, banyoya her girişinizde sizi '' cenabet'' olarak yaftalayacak bir babaya sahip olduğunuzu... tanrım! bu gerçekten iğrenç bir his. suyu açıp ellerimi yıkadım ve ardından her biri üç kere tekrar edilen iki ritüel gerçekleştirdim. üç kere ağzıma, üç kere burnumu su çekip onu tükürünce bedenim '' temizsin sen temiz, şükürler olsun dinimiz'' şeklinde bir türkü uydurdu. arkadaşlar ben müzik yapıyorum para kazanamıyorum ama yapıyorum. 2 enstrümana hakimim. böyle olayların psikolojimde bırakabileceği derin izleri bir getirin gözlerinizin önüne lütfen.
her neyse duştan çıktım. babamla doğrudan evimizin iki sokak altında olan cami' nin yolunu tuttuk. cami' nin eve bu kadar yakın olması ezanın evden okunduğu gibi bir algı yaratabiliyordu. çocukken sabah ezanlarına uyanıp, dedemin ruhunun evde dolaştığına defalarca tanık olmuşluğum var. bu yüzden ben biraz şikayetçiyim bu durumdan. cami' nin avlusuna vardığımızda yan komşumuz sebahattin ağabeyi abdestinin sonunda yakaladık. sebahattin ağabey artık sol ayağının çıt parmağının arasında kalan kiri temizliyordu. bilirsiniz, neredeyse bitmiş. babam '' merhaba sebahattin'' deyip elini uzattı. sebahattin ağabey sağ elini ayağından çekip babamla el sıkıştı. ben ise o sırada içimden bildiğim tüm küfürleri sayıyordum. sonra sebahattin ağabey benimle de el sıkışmak istedi. haliyle uzattık elimizi tabii. babamlar derin muhabbete daldılar ve önden camiye girdiler. ben ise 3 dakika sonra geleceğimi bir erbaş selamı ile bildirdim babama. onlar camiye girdikleri anda ellerimi bolca yıkadım ancak sebahattin ağabeyin yanındaki sakallı dedenin sakallarını sümüğe buladığını görünce musluğu kapatmadan camiye daldım. babamlar henüz girmemişlerdi. sebahattin ağabey terliklerini eline almış, babamın ayakkabılarını çıkarmasını izliyordu. beni görünce sırıtarak '' ne o? hava almayacak mısın?'' şeklinde bir soru yöneltti. '' hayır'' dedim. ayakkabılarımı çıkardım ve babamın ayakkabılarını çıkarmasını sebahattin ağabeyle birlikte izledim. babamın neden erken uyandırdığını şimdi daha iyi anlıyordum. adamın ayakkabılarını çıkarması neredeyse 15 dakika sonunda babam da ayakkabılarını çıkardı ve sebahattin ağabeyin koluna girerek önden önden caminin merdivenlerini çıkmaya başladı. ben ise babamın bu hareketleri karşısında tosun taşağı gibi gerilmekten başka bir şey yapamıyordum. sebahattin ağabey çıplak ayaklarıyla girmişti camiye. ayaklarına baktıkça midem kalkıyordu. babamlar bir önümde saf tuttular. sonra sebahattin kendi önündeki saflardan bir fırsat yakalayıp bir öne kaydı. babam ise arkasını dönüp eliyle gel işareti yaptı. tam bir adım attım ki mahalle esnafından hamza amca ile çarpıştım. hamza amca gülerek '' olsun sıkışalım hem böyle daha sevap'' şeklinde bir söz söyledi. döndüm babama baktım. kafası ile onayladı. sonra bir anda namaz başladı ben biraz safın arkasında kalmıştım. ayrıca durduğum yerde çoraplarımı bütünü ile ıslatan bir su birikintisi vardı. amk sebahattini demek geçti içimden ama camide olduğumuz için hemen tövbe ettim. namazda sürekli pozisyon değiştiriyorduk. ben babam ne yaparsa onu yapıyordum. rükuya her vardığımızda sebahattin ağabeyin ayak ıslaklığıyla tekrar tekrar tokalaşıyordum. namaz sona erdi. bitmesinin sevinci ile sebahattini mebahattini unutup baba '' ben arabayı alıyorum, geç gelirim'' tarzında bir cümle kurdum. '' tamam'' şeklinde bir karşılık verdi. babamı beklemeden koşarak eve gittim. evden, gitarımı alıp anneme para konusunda yalvardıktan sonra arabanın anahtarlarıyla çıktım. 1992 model brodway' e üzülmüştüm o an. yıllardır babamın kahrını çekiyordu. doğruca kadıköy'e sürdüm. arkadaşım kaan ile biralarımızı yudumlayıp akşama kadar müzik yaptık. o gün öylece sona erdi. ertesi sabah ellerimde sebahattin ağabeyi hissedebiliyordum. gözle görülür bir değişiklik vardı ellerimde. '' bir şey olmaz herhalde'' diyerekten duşa girip ( bak aslında cünüp değilmişim baba) kahvaltı etmeden doğruca kadıköy' e çıktım. arabada benzin olmadığı için almadım bu sefer. malumunuz benzin de alamam çünkü ben fiyatları çok fahiş. benim ise fahişelik dahil hiç bir iş tecrübem olmamıştı şimdiye kadar. o yüzden almadım neyse. kadıköyde kaan ile buluşunca ellerimizin sebahattin ağabeyin ayakları gibi koktuğunu fark ettim. herhalde dün camiden kaptığım bir mantar türünü bu günahsız sahabeye bulaştırmıştım. doktora gittik. ayrı ayrı sıralarla girdiğimiz doktor bizim arkadaş olduğumuzu hemen anladı. ikimize de aynı merhemi yazdı. ve ekledi '' oğlum aynı kadınla ilişkiye girmeye utanmıyor musunuz?'' dedi. kızardım kaldım sonra gülerek '' olur öyle şeyler '' dedi. doğruca çıktım ve sebahattini öldürmek için yola koyuldum...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar