bugün
- özel'in yeni parti planı2
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek20
- ben geldim naneler30
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın5
- mason greenwood13
- geceye bir şarkı bırak15
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- zamanda yolculuk mümkün olsa yapılacaklar4
- sinir bozucu şeyler10
- zengin kızların güzel olması7
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- sözlük için ne yapabiliriz10
- haluk levent'e para emanet etmek23
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- sözlükte kalp krizi geçirmek5
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- anın görüntüsü18
- şu an okunan kitap2
- clydeless bonnie8
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- izlemek istediğim filmler2
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- kuranda namaz yok8
- bunalımdan çıkmaya karar verilen an2
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- insan olmaya ceyrek kala12
- bir insana çirkin demek6
- bir erkeği erkek yapan beş özellik14
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- haluk levent'in kumar oynamasının asıl sebebi3
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- kırmızılı kadın konya2
- insan silmek4
- bir erkeği elde etmenin yolları12
- yapay zekanın tehlikeli yükselişi12
- ahbap10
- sigarayı neden seviyoruz5
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- bik bik'in erkek olması8
- fusya semsiyeli yabanci29
--spoiler--
Geçen haftanın magazin gündeminde kaybolan bir açıklama Levent Kırca'dan geldi. Belki kendisini toplumsal belleğimizden tamamen silmek isteyenlerin sayısı az olmadığı için kimse üzerinde durmadı, ama bir zamanların en önemli şovmeni televizyonda artık iş bulamamasının sebebini açıklıyordu. AKP iktidarı kendisine karşıymış, o yüzden hangi kapıyı çalarsa çalsın Olacak O Kadar'ı yapamıyormuş...
Sahiden öyle mi, durup bir düşünmek lazım. Düşmüş şovmenlerde sık görülen bir hastalıktır bu. Kendilerine dışarıdan bakamadıkları için yıllar süren şaşaanın ardından bugün düştükleri durumun sorumlusu olarak birini ararlar. Levent Kırca da birden muhalif kimliğini hatırlayıp hazır ulusalcı tepkiler çoğalırken iktidara karşı cephenin yanında yer almayı uygun görmüş belli ki.
Halbuki kendisi bu ülke iktidarlarının belki de en çok kremasını yiyen isimlerden biri. Bugün ekranlarda değilse, bunun Türkiye'nin büyümüşlüğüyle, gözünün açılmışlığıyla daha çok ilgisi var. AKP’nin gündeminde bile olduğu düşünülemez.
Her toplumda olduğu gibi, Türkiye'de de popüler kültürde kimi uyanış anları vardır. Zamanında çok sevdiğiniz, bağımlısı olduğunuz figürlere karşı aklın başına gelmesidir, uykudan uyanma anıdır. Kimi zaman birileri tetikler ya da toplumlar kollektif bir kararla bir sabah uyanırlar ve birilerini artık sevmediklerine, ona artık gülmediklerine karar verirler.
Bazıları kendi sonlarını Güner Ümit gibi getirir. Bazılarının, mesela Hülya Uğur’un miadı dolmuştur çünkü ondan çok daha fantastik uzay figürleri çıkmıştır ekrana. Yahut Okan Bayülgen bir gece yarısı bize Cem Özer'in aslında ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyerek sarsmış, gözümüzü açmıştır.
Levent Kırca'nın sonu da benzer oldu: Bir sabah uyandık ve onun artık komik olmadığını fark ettik hepimiz. Nasıl ki bir anda yıllar süren Bizimkiler'e ilgi kaybolduysa Levent Kırca da artık güldürmüyordu.
Bu noktaya gelinmesinde Kırca'nın kendi payı büyük tabii ki. Kendi sonunu kendi hazırladı, denebilir.
Her şeyden önce, yıllarca sahte bir kimlik yansıtmaya çalıştı hepimize; fakir edebiyatı, halk adamlığı rolleri arasında lüks villalarda oturduğunu, lüks arabalarla gezdiğini gizlemeye çalıştı. Bunlar ayıp değildi elbette, hakkıydı da, ama gizlemeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.
Yahut, bir açıklık grevi tertiplemeye çalıştı ki kendisinin sonunu getiren belki de son skeç buydu. RTÜK'e karşı tepki adına hiç kimseyi inandıramadığı bir açlık grevi girişimi tezgahlamaya kalktı, ama sonra da yoğun istek üzerine bundan vazgeçti.
Mesela kalktı Belediye'yle kavga etti, Dolmabahçe’de çadır kurup tiyatro yapmak için kampanyalar düzenledi. Sonra o çadırı sattı, orası bugün G-Mall adıyla bilinen sinema, spor salonu, süpermarket kompleksine dönüştü. Hani sanat için onca kavga edilmişti, sanat için izinler alınmıştı, nasıl birden ticari bir satışa dönüşüverdi o tiyatro?
Ekranın önünde ise meşhur ayyaş tiplemesinden bir öteye gidemedi. Onun dilini konuştuğu, taklit edebildiği, dönemin rengine adapte olduğu siyasiler sahneden çekilmişti artık. Özal ölmüştü, Demirel artık renkli ve gündemde değildi. Yeni malzeme bulamadı, Küçük Hüsamettin de ilginç olmaktan çıkmıştı. Çoğunluğun Küçük Hüsamettin'e geçip, zamanında küçümsediği bu lumpen kültürünün egemenliğini ilan ettiğini hesaplayamadı, göremedi. 80'li yıllardaki diskurla idare edeceğini sandı ama yeni televizyon izleyicisi ona adapte olamadı...
Ama en büyük günahı ısrar etmesiydi: Biraz daha fazla para uğruna o kanaldan bu kanala zıplayıp durdukça tekrarlarıyla aslı birbirinden ayrılmaz oldu, habire ekranda görününce yüzünü eskitti. Bir an bile durmayı bilemedi, köşesine çekilip bekleyemedi, yeni malzeme için çalışacak zamanı yaratmadı. Daha çok para kazanmak, daha çok sözleşme yapmak kendini yenilemekten hep daha önemli oldu.
Eğer dursaydı... Bugün belki 80'lerde ilk patladığı TRT günlerindeki kadar fenomen olmayabilirdi, ama kesinlikle daha saygın olurdu. Dursaydı, biraz kendine dışarıdan baksaydı, biraz eleştirilere kulak assaydı çok daha kıymetli hatırlanırdı...
Ama bakıyorum, şimdi hâlâ durmamakta direniyor... Oysa insan emekliliğe de alışmalı.
oray egin
--spoiler--
Geçen haftanın magazin gündeminde kaybolan bir açıklama Levent Kırca'dan geldi. Belki kendisini toplumsal belleğimizden tamamen silmek isteyenlerin sayısı az olmadığı için kimse üzerinde durmadı, ama bir zamanların en önemli şovmeni televizyonda artık iş bulamamasının sebebini açıklıyordu. AKP iktidarı kendisine karşıymış, o yüzden hangi kapıyı çalarsa çalsın Olacak O Kadar'ı yapamıyormuş...
Sahiden öyle mi, durup bir düşünmek lazım. Düşmüş şovmenlerde sık görülen bir hastalıktır bu. Kendilerine dışarıdan bakamadıkları için yıllar süren şaşaanın ardından bugün düştükleri durumun sorumlusu olarak birini ararlar. Levent Kırca da birden muhalif kimliğini hatırlayıp hazır ulusalcı tepkiler çoğalırken iktidara karşı cephenin yanında yer almayı uygun görmüş belli ki.
Halbuki kendisi bu ülke iktidarlarının belki de en çok kremasını yiyen isimlerden biri. Bugün ekranlarda değilse, bunun Türkiye'nin büyümüşlüğüyle, gözünün açılmışlığıyla daha çok ilgisi var. AKP’nin gündeminde bile olduğu düşünülemez.
Her toplumda olduğu gibi, Türkiye'de de popüler kültürde kimi uyanış anları vardır. Zamanında çok sevdiğiniz, bağımlısı olduğunuz figürlere karşı aklın başına gelmesidir, uykudan uyanma anıdır. Kimi zaman birileri tetikler ya da toplumlar kollektif bir kararla bir sabah uyanırlar ve birilerini artık sevmediklerine, ona artık gülmediklerine karar verirler.
Bazıları kendi sonlarını Güner Ümit gibi getirir. Bazılarının, mesela Hülya Uğur’un miadı dolmuştur çünkü ondan çok daha fantastik uzay figürleri çıkmıştır ekrana. Yahut Okan Bayülgen bir gece yarısı bize Cem Özer'in aslında ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyerek sarsmış, gözümüzü açmıştır.
Levent Kırca'nın sonu da benzer oldu: Bir sabah uyandık ve onun artık komik olmadığını fark ettik hepimiz. Nasıl ki bir anda yıllar süren Bizimkiler'e ilgi kaybolduysa Levent Kırca da artık güldürmüyordu.
Bu noktaya gelinmesinde Kırca'nın kendi payı büyük tabii ki. Kendi sonunu kendi hazırladı, denebilir.
Her şeyden önce, yıllarca sahte bir kimlik yansıtmaya çalıştı hepimize; fakir edebiyatı, halk adamlığı rolleri arasında lüks villalarda oturduğunu, lüks arabalarla gezdiğini gizlemeye çalıştı. Bunlar ayıp değildi elbette, hakkıydı da, ama gizlemeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.
Yahut, bir açıklık grevi tertiplemeye çalıştı ki kendisinin sonunu getiren belki de son skeç buydu. RTÜK'e karşı tepki adına hiç kimseyi inandıramadığı bir açlık grevi girişimi tezgahlamaya kalktı, ama sonra da yoğun istek üzerine bundan vazgeçti.
Mesela kalktı Belediye'yle kavga etti, Dolmabahçe’de çadır kurup tiyatro yapmak için kampanyalar düzenledi. Sonra o çadırı sattı, orası bugün G-Mall adıyla bilinen sinema, spor salonu, süpermarket kompleksine dönüştü. Hani sanat için onca kavga edilmişti, sanat için izinler alınmıştı, nasıl birden ticari bir satışa dönüşüverdi o tiyatro?
Ekranın önünde ise meşhur ayyaş tiplemesinden bir öteye gidemedi. Onun dilini konuştuğu, taklit edebildiği, dönemin rengine adapte olduğu siyasiler sahneden çekilmişti artık. Özal ölmüştü, Demirel artık renkli ve gündemde değildi. Yeni malzeme bulamadı, Küçük Hüsamettin de ilginç olmaktan çıkmıştı. Çoğunluğun Küçük Hüsamettin'e geçip, zamanında küçümsediği bu lumpen kültürünün egemenliğini ilan ettiğini hesaplayamadı, göremedi. 80'li yıllardaki diskurla idare edeceğini sandı ama yeni televizyon izleyicisi ona adapte olamadı...
Ama en büyük günahı ısrar etmesiydi: Biraz daha fazla para uğruna o kanaldan bu kanala zıplayıp durdukça tekrarlarıyla aslı birbirinden ayrılmaz oldu, habire ekranda görününce yüzünü eskitti. Bir an bile durmayı bilemedi, köşesine çekilip bekleyemedi, yeni malzeme için çalışacak zamanı yaratmadı. Daha çok para kazanmak, daha çok sözleşme yapmak kendini yenilemekten hep daha önemli oldu.
Eğer dursaydı... Bugün belki 80'lerde ilk patladığı TRT günlerindeki kadar fenomen olmayabilirdi, ama kesinlikle daha saygın olurdu. Dursaydı, biraz kendine dışarıdan baksaydı, biraz eleştirilere kulak assaydı çok daha kıymetli hatırlanırdı...
Ama bakıyorum, şimdi hâlâ durmamakta direniyor... Oysa insan emekliliğe de alışmalı.
oray egin
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar