bugün
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin31
- kale3112'deki kale hangi kale8
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır2
- buz gibi bira6
- sözlükte flört etmemek9
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi4
- sözlüğün embesillerle dolu olması6
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- en iyi pizza içeriği10
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- dünyanın en kötü hissi3
- sözlüğün maymuna dönmesi2
- yıllar ona hiç acımamış3
- başlığı başa bırakıp kaçan yazarı enselemek3
- otobüste giderken yanındakinin geviş getirmesi3
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı5
- arkadaşlar lütfen2
- zendaya4
- jt money3
- yaşar kemal kitaplarının sarmaması2
- queen ravenna'nın tacını klozete atmak2
- acı gerçekler14
- sigarayı bırakınca ağzımın tadı geldi3
- en lezzetli balık24
- 24 eylül 2026 hollanda almanya maçı3
- karşı cinsteki en itici özellik16
- sen kafanda kurmuşsun kızım diyen erkek2
- sıcak şarap2
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- ezoterizm4
- agaçlarla dertleşmek2
- terk eden sevgilinin arkasından trombon çalmak2
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması2
- boğaziçi bilgi mimar sinan üçgeni2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- kulağa hoş gelen her türlü müziği dinlemek2
- ders çalışırken sigara içmek2
- pizza abartılmış balon bir yiyecektir3
- anın görüntüsü23
- gammazlar göreve8
- ağlamak7
- sözlükte aile kurmak8
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- asaf savaş akat2
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- otel odası yalnızlığı2
--spoiler--
Geçen haftanın magazin gündeminde kaybolan bir açıklama Levent Kırca'dan geldi. Belki kendisini toplumsal belleğimizden tamamen silmek isteyenlerin sayısı az olmadığı için kimse üzerinde durmadı, ama bir zamanların en önemli şovmeni televizyonda artık iş bulamamasının sebebini açıklıyordu. AKP iktidarı kendisine karşıymış, o yüzden hangi kapıyı çalarsa çalsın Olacak O Kadar'ı yapamıyormuş...
Sahiden öyle mi, durup bir düşünmek lazım. Düşmüş şovmenlerde sık görülen bir hastalıktır bu. Kendilerine dışarıdan bakamadıkları için yıllar süren şaşaanın ardından bugün düştükleri durumun sorumlusu olarak birini ararlar. Levent Kırca da birden muhalif kimliğini hatırlayıp hazır ulusalcı tepkiler çoğalırken iktidara karşı cephenin yanında yer almayı uygun görmüş belli ki.
Halbuki kendisi bu ülke iktidarlarının belki de en çok kremasını yiyen isimlerden biri. Bugün ekranlarda değilse, bunun Türkiye'nin büyümüşlüğüyle, gözünün açılmışlığıyla daha çok ilgisi var. AKP’nin gündeminde bile olduğu düşünülemez.
Her toplumda olduğu gibi, Türkiye'de de popüler kültürde kimi uyanış anları vardır. Zamanında çok sevdiğiniz, bağımlısı olduğunuz figürlere karşı aklın başına gelmesidir, uykudan uyanma anıdır. Kimi zaman birileri tetikler ya da toplumlar kollektif bir kararla bir sabah uyanırlar ve birilerini artık sevmediklerine, ona artık gülmediklerine karar verirler.
Bazıları kendi sonlarını Güner Ümit gibi getirir. Bazılarının, mesela Hülya Uğur’un miadı dolmuştur çünkü ondan çok daha fantastik uzay figürleri çıkmıştır ekrana. Yahut Okan Bayülgen bir gece yarısı bize Cem Özer'in aslında ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyerek sarsmış, gözümüzü açmıştır.
Levent Kırca'nın sonu da benzer oldu: Bir sabah uyandık ve onun artık komik olmadığını fark ettik hepimiz. Nasıl ki bir anda yıllar süren Bizimkiler'e ilgi kaybolduysa Levent Kırca da artık güldürmüyordu.
Bu noktaya gelinmesinde Kırca'nın kendi payı büyük tabii ki. Kendi sonunu kendi hazırladı, denebilir.
Her şeyden önce, yıllarca sahte bir kimlik yansıtmaya çalıştı hepimize; fakir edebiyatı, halk adamlığı rolleri arasında lüks villalarda oturduğunu, lüks arabalarla gezdiğini gizlemeye çalıştı. Bunlar ayıp değildi elbette, hakkıydı da, ama gizlemeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.
Yahut, bir açıklık grevi tertiplemeye çalıştı ki kendisinin sonunu getiren belki de son skeç buydu. RTÜK'e karşı tepki adına hiç kimseyi inandıramadığı bir açlık grevi girişimi tezgahlamaya kalktı, ama sonra da yoğun istek üzerine bundan vazgeçti.
Mesela kalktı Belediye'yle kavga etti, Dolmabahçe’de çadır kurup tiyatro yapmak için kampanyalar düzenledi. Sonra o çadırı sattı, orası bugün G-Mall adıyla bilinen sinema, spor salonu, süpermarket kompleksine dönüştü. Hani sanat için onca kavga edilmişti, sanat için izinler alınmıştı, nasıl birden ticari bir satışa dönüşüverdi o tiyatro?
Ekranın önünde ise meşhur ayyaş tiplemesinden bir öteye gidemedi. Onun dilini konuştuğu, taklit edebildiği, dönemin rengine adapte olduğu siyasiler sahneden çekilmişti artık. Özal ölmüştü, Demirel artık renkli ve gündemde değildi. Yeni malzeme bulamadı, Küçük Hüsamettin de ilginç olmaktan çıkmıştı. Çoğunluğun Küçük Hüsamettin'e geçip, zamanında küçümsediği bu lumpen kültürünün egemenliğini ilan ettiğini hesaplayamadı, göremedi. 80'li yıllardaki diskurla idare edeceğini sandı ama yeni televizyon izleyicisi ona adapte olamadı...
Ama en büyük günahı ısrar etmesiydi: Biraz daha fazla para uğruna o kanaldan bu kanala zıplayıp durdukça tekrarlarıyla aslı birbirinden ayrılmaz oldu, habire ekranda görününce yüzünü eskitti. Bir an bile durmayı bilemedi, köşesine çekilip bekleyemedi, yeni malzeme için çalışacak zamanı yaratmadı. Daha çok para kazanmak, daha çok sözleşme yapmak kendini yenilemekten hep daha önemli oldu.
Eğer dursaydı... Bugün belki 80'lerde ilk patladığı TRT günlerindeki kadar fenomen olmayabilirdi, ama kesinlikle daha saygın olurdu. Dursaydı, biraz kendine dışarıdan baksaydı, biraz eleştirilere kulak assaydı çok daha kıymetli hatırlanırdı...
Ama bakıyorum, şimdi hâlâ durmamakta direniyor... Oysa insan emekliliğe de alışmalı.
oray egin
--spoiler--
Geçen haftanın magazin gündeminde kaybolan bir açıklama Levent Kırca'dan geldi. Belki kendisini toplumsal belleğimizden tamamen silmek isteyenlerin sayısı az olmadığı için kimse üzerinde durmadı, ama bir zamanların en önemli şovmeni televizyonda artık iş bulamamasının sebebini açıklıyordu. AKP iktidarı kendisine karşıymış, o yüzden hangi kapıyı çalarsa çalsın Olacak O Kadar'ı yapamıyormuş...
Sahiden öyle mi, durup bir düşünmek lazım. Düşmüş şovmenlerde sık görülen bir hastalıktır bu. Kendilerine dışarıdan bakamadıkları için yıllar süren şaşaanın ardından bugün düştükleri durumun sorumlusu olarak birini ararlar. Levent Kırca da birden muhalif kimliğini hatırlayıp hazır ulusalcı tepkiler çoğalırken iktidara karşı cephenin yanında yer almayı uygun görmüş belli ki.
Halbuki kendisi bu ülke iktidarlarının belki de en çok kremasını yiyen isimlerden biri. Bugün ekranlarda değilse, bunun Türkiye'nin büyümüşlüğüyle, gözünün açılmışlığıyla daha çok ilgisi var. AKP’nin gündeminde bile olduğu düşünülemez.
Her toplumda olduğu gibi, Türkiye'de de popüler kültürde kimi uyanış anları vardır. Zamanında çok sevdiğiniz, bağımlısı olduğunuz figürlere karşı aklın başına gelmesidir, uykudan uyanma anıdır. Kimi zaman birileri tetikler ya da toplumlar kollektif bir kararla bir sabah uyanırlar ve birilerini artık sevmediklerine, ona artık gülmediklerine karar verirler.
Bazıları kendi sonlarını Güner Ümit gibi getirir. Bazılarının, mesela Hülya Uğur’un miadı dolmuştur çünkü ondan çok daha fantastik uzay figürleri çıkmıştır ekrana. Yahut Okan Bayülgen bir gece yarısı bize Cem Özer'in aslında ne kadar beceriksiz olduğunu söyleyerek sarsmış, gözümüzü açmıştır.
Levent Kırca'nın sonu da benzer oldu: Bir sabah uyandık ve onun artık komik olmadığını fark ettik hepimiz. Nasıl ki bir anda yıllar süren Bizimkiler'e ilgi kaybolduysa Levent Kırca da artık güldürmüyordu.
Bu noktaya gelinmesinde Kırca'nın kendi payı büyük tabii ki. Kendi sonunu kendi hazırladı, denebilir.
Her şeyden önce, yıllarca sahte bir kimlik yansıtmaya çalıştı hepimize; fakir edebiyatı, halk adamlığı rolleri arasında lüks villalarda oturduğunu, lüks arabalarla gezdiğini gizlemeye çalıştı. Bunlar ayıp değildi elbette, hakkıydı da, ama gizlemeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.
Yahut, bir açıklık grevi tertiplemeye çalıştı ki kendisinin sonunu getiren belki de son skeç buydu. RTÜK'e karşı tepki adına hiç kimseyi inandıramadığı bir açlık grevi girişimi tezgahlamaya kalktı, ama sonra da yoğun istek üzerine bundan vazgeçti.
Mesela kalktı Belediye'yle kavga etti, Dolmabahçe’de çadır kurup tiyatro yapmak için kampanyalar düzenledi. Sonra o çadırı sattı, orası bugün G-Mall adıyla bilinen sinema, spor salonu, süpermarket kompleksine dönüştü. Hani sanat için onca kavga edilmişti, sanat için izinler alınmıştı, nasıl birden ticari bir satışa dönüşüverdi o tiyatro?
Ekranın önünde ise meşhur ayyaş tiplemesinden bir öteye gidemedi. Onun dilini konuştuğu, taklit edebildiği, dönemin rengine adapte olduğu siyasiler sahneden çekilmişti artık. Özal ölmüştü, Demirel artık renkli ve gündemde değildi. Yeni malzeme bulamadı, Küçük Hüsamettin de ilginç olmaktan çıkmıştı. Çoğunluğun Küçük Hüsamettin'e geçip, zamanında küçümsediği bu lumpen kültürünün egemenliğini ilan ettiğini hesaplayamadı, göremedi. 80'li yıllardaki diskurla idare edeceğini sandı ama yeni televizyon izleyicisi ona adapte olamadı...
Ama en büyük günahı ısrar etmesiydi: Biraz daha fazla para uğruna o kanaldan bu kanala zıplayıp durdukça tekrarlarıyla aslı birbirinden ayrılmaz oldu, habire ekranda görününce yüzünü eskitti. Bir an bile durmayı bilemedi, köşesine çekilip bekleyemedi, yeni malzeme için çalışacak zamanı yaratmadı. Daha çok para kazanmak, daha çok sözleşme yapmak kendini yenilemekten hep daha önemli oldu.
Eğer dursaydı... Bugün belki 80'lerde ilk patladığı TRT günlerindeki kadar fenomen olmayabilirdi, ama kesinlikle daha saygın olurdu. Dursaydı, biraz kendine dışarıdan baksaydı, biraz eleştirilere kulak assaydı çok daha kıymetli hatırlanırdı...
Ama bakıyorum, şimdi hâlâ durmamakta direniyor... Oysa insan emekliliğe de alışmalı.
oray egin
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar