bugün
- almanyadan gelecek akrabadan istenecekler10
- tr den sonradan gelmeler yüzüne imajın zedelenmesi7
- fatma betül sayan kaya53
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- yağmur yağarken boş sokaklarda yürümek3
- fon madurları2
- queen ravenna adlı yazar10
- stanley termos3
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- ne kadar yaşlısın16
- bir derdim var2
- uefa uluslar ligi7
- ismet gurbuz4
- muslettin amca3
- kendisiyle övünen insanlar12
- beyefendi olmak3
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- prinzenrolle3
- evlilikte özgürlük3
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek4
- trt tarafsız olmalı13
- nokia 3310 denince akla gelenler10
- türkiye31
- yunan basınından türkiye itirafı2
- futbol16
- italya15
- asrın soygunu21
- almancı mehdi3
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- birinin seni hiçbir şey bilmiyor sanması3
- yavudilerde kadın2
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece5
- ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapan insan4
- muhallebi kıvamı3
- leblebi kurabiyesi3
- özelden küfür eden sözlük kızı4
- seni yok sayacaklar sen daha çok var olacaksın2
- damla sakızlı muhallebi3
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- bu nasıl hava lan7
- allbea'ya albela diyen hadsiz3
- saçmalamak2
- geç kalmışlık hissi2
- abd'nin ırak'tan çekilmesi2
- gokyuzunun silinen rengi2
- piyangosu bile şaibeli ülkede borsa oynamak2
- asansör2
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- sevgili6
Yıl 2005.
Mahalli saat 03 gibi zifiri karanlıkta 3 koridorlu A310 tipi uçakla Bişkek Manas havalimanına indik. Pist yüzeyi oldukça fenaydı, düşüyor sanmıştık. Uçak taxiye başlarken "Manas Air", "Kyrgyzstan", "Altyn Air" gibi fülolarının tamamı Antonov 24R'lerden oluşan, Kırgızistan'a ait uçakları seçebiliyordum.
Belki de ilk defa uçağa binmemin verdiği o heyecanla, ve tabii ki de servisin diğer havayollarına oranla çok daha yoğun olması dolayısıyla her önüme geleni yemiş, pasaport kontrolü için sıraya girdiğimde fena bir miğde bulantısıyla kıvranıyor bulmuştum kendimi. Annem beni en yakın tuvalete götürdü, fakat daha rahatlayamadan pasaport kontrolü için geri gitmek zorunda kaldım. Sonrasında yaklaşık 10 dakika kadar çıkarttım. Herneyse, bunlar küçük detaylar.
Sabah 7 gibi babam uyandırdı, dünden kalan rahatsızlığım geçmişti belimdeki ağrı dışında. Babam kendisiyle havaalanının balkonuna çıkmamı istedi, benim de zaten yapacak herhangi bir işim yoktu, kabul ettim ve ormanların arasındaki geniş terasa çıktık. Eski model Mercedes arabalar gayet boldu burada, en azından terastan öyle gözüküyordu. Havası serin fakat güneşliydi, havanın temiz olmasından dolayı burnumu yakıp kavuruyordu adeta. Daha sonra 8.30 daki Kırgızistan'ın güneyindeki şehir Oş uçağına gitmek için 2 katlı havaalanının alt katında, çinlilerin oluşturduğu kuyruğa girdik. Sıra bayağı hızlı işliyordu, sebebi ise herhangi bir bagaj hizmetinin olmamasıydı. Yolcular bagajlarını uçağın arkasına yığıyordu. Gayet tatlı bir Rus bayan biletimize baktı, "Çto vı delaete zdes?" diye şaşırmış bir edayla sordu. Meğer Oş uçağı oradan değil, üst kasttan kalkıyormuş ve daha kötüsü uçak kapıdan dakikalar önce ayrılmış. Koştuk üst kata. Merdivenlerde valizimizi yukarı çıkartacak herhangi bir yer yoktu, insana saygı çok azdı burada. Herneyse, devam ettik. Koştuk. Valizimiz hayli bir ağardı, ve üst kattaki kırgız kadına alması ve uçağa göndermesi için uzatınca, "uçak gitti sen daha ne valizinden bahsediyosun" diye kızgın bir ifadeyle fırçaladı adeta. Havalanından çıktık, uçak motorlarını çalıştırmış bizi bekliyordu. Bizi görenler uçağın yanına merdiveni götürdüler, zaten yerden yüksekliği bir kaç metre olan, "pırpırlı" bir uçaktı.
ilginç olan, uçağın içinde çok ağır bir koku vardı, rahatsız ediciydi. Cam kenarları doluydu, biletimizde "window" yazmasına rağmen. Yerimize oturduk, o fena pistte koşmaya başladık. Motorların sesi çok korkutucuydu. Anneme soru soruyor fakat cevap alamıyordum, kabin fena derecede gürültülüydü. Uçak yavaş yavaş tırmanmaya başlarken şehri görebiliyordum. Geniş meydanlar, yeşillik alanlar, geniş caddeler, cetvelle çizilmiş gibi sokaklar. Adeta bir tam bir Soviyet şehriydi.
O zaman 12 yaşında küçük bir çocuktum, 2005 yılına ait anılarım aynı uçağın bulutlar gözden kaybolması gibi siliniyor tam bu noktada. Fakat daha sonra tam 4 yıl sonra aynı şehri ayrıntılı gezme şansım oldu, onu da daha sonra yazmayı düşünüyorum.
Mahalli saat 03 gibi zifiri karanlıkta 3 koridorlu A310 tipi uçakla Bişkek Manas havalimanına indik. Pist yüzeyi oldukça fenaydı, düşüyor sanmıştık. Uçak taxiye başlarken "Manas Air", "Kyrgyzstan", "Altyn Air" gibi fülolarının tamamı Antonov 24R'lerden oluşan, Kırgızistan'a ait uçakları seçebiliyordum.
Belki de ilk defa uçağa binmemin verdiği o heyecanla, ve tabii ki de servisin diğer havayollarına oranla çok daha yoğun olması dolayısıyla her önüme geleni yemiş, pasaport kontrolü için sıraya girdiğimde fena bir miğde bulantısıyla kıvranıyor bulmuştum kendimi. Annem beni en yakın tuvalete götürdü, fakat daha rahatlayamadan pasaport kontrolü için geri gitmek zorunda kaldım. Sonrasında yaklaşık 10 dakika kadar çıkarttım. Herneyse, bunlar küçük detaylar.
Sabah 7 gibi babam uyandırdı, dünden kalan rahatsızlığım geçmişti belimdeki ağrı dışında. Babam kendisiyle havaalanının balkonuna çıkmamı istedi, benim de zaten yapacak herhangi bir işim yoktu, kabul ettim ve ormanların arasındaki geniş terasa çıktık. Eski model Mercedes arabalar gayet boldu burada, en azından terastan öyle gözüküyordu. Havası serin fakat güneşliydi, havanın temiz olmasından dolayı burnumu yakıp kavuruyordu adeta. Daha sonra 8.30 daki Kırgızistan'ın güneyindeki şehir Oş uçağına gitmek için 2 katlı havaalanının alt katında, çinlilerin oluşturduğu kuyruğa girdik. Sıra bayağı hızlı işliyordu, sebebi ise herhangi bir bagaj hizmetinin olmamasıydı. Yolcular bagajlarını uçağın arkasına yığıyordu. Gayet tatlı bir Rus bayan biletimize baktı, "Çto vı delaete zdes?" diye şaşırmış bir edayla sordu. Meğer Oş uçağı oradan değil, üst kasttan kalkıyormuş ve daha kötüsü uçak kapıdan dakikalar önce ayrılmış. Koştuk üst kata. Merdivenlerde valizimizi yukarı çıkartacak herhangi bir yer yoktu, insana saygı çok azdı burada. Herneyse, devam ettik. Koştuk. Valizimiz hayli bir ağardı, ve üst kattaki kırgız kadına alması ve uçağa göndermesi için uzatınca, "uçak gitti sen daha ne valizinden bahsediyosun" diye kızgın bir ifadeyle fırçaladı adeta. Havalanından çıktık, uçak motorlarını çalıştırmış bizi bekliyordu. Bizi görenler uçağın yanına merdiveni götürdüler, zaten yerden yüksekliği bir kaç metre olan, "pırpırlı" bir uçaktı.
ilginç olan, uçağın içinde çok ağır bir koku vardı, rahatsız ediciydi. Cam kenarları doluydu, biletimizde "window" yazmasına rağmen. Yerimize oturduk, o fena pistte koşmaya başladık. Motorların sesi çok korkutucuydu. Anneme soru soruyor fakat cevap alamıyordum, kabin fena derecede gürültülüydü. Uçak yavaş yavaş tırmanmaya başlarken şehri görebiliyordum. Geniş meydanlar, yeşillik alanlar, geniş caddeler, cetvelle çizilmiş gibi sokaklar. Adeta bir tam bir Soviyet şehriydi.
O zaman 12 yaşında küçük bir çocuktum, 2005 yılına ait anılarım aynı uçağın bulutlar gözden kaybolması gibi siliniyor tam bu noktada. Fakat daha sonra tam 4 yıl sonra aynı şehri ayrıntılı gezme şansım oldu, onu da daha sonra yazmayı düşünüyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar