bugün
- chp den akp'ye jet geçiş2
- müşriklerin esasında putlara tapmaması3
- gece 23'ten sonra sözlüğe giren erkek10
- meme mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı15
- klimasız arabayla uzun yol gitmek7
- falıma bakmak isteyen var mı7
- manipülasyon nasil önlenir5
- para mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı16
- erkek aldatabilir ama kadın aldatamaz14
- kadınlar neden aldatır17
- allah bu yahudilerin belası versin3
- eski uludağ sözlük ortamı7
- 23 haziran 2026 portekiz özbekistan maçı12
- erkek erkeğe açık oylaşmak7
- 1 euro 52 93 tl2
- online yazarlar8
- lip balm kullanan erkek6
- dating app kültürü ve değişen cinsellik algısı6
- sedat pekmez18
- burç saçmalığı6
- ben abaza değilim testosteronum yüksek diyen erkek6
- 23 haziran 2026 ingiltere gana maçı3
- devşirmelik makamı13
- aldım kabul ettim6
- sözlükteki üstü kapalı erkek nefreti11
- nofap6
- tarot falına inanan salak8
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle27
- 0 0 75
- kadıköydeki tuhaf tipler4
- instagram çökünce sözlüğe sarmak3
- geceye şarkı bırak3
- dont fuck with me tony4
- cut the crap4
- gay pornosu izlerken oğlunu gören baba9
- lionel messi11
- toplu taşıma aracı2
- gratiste indirim kovalayan erkek3
- biz arap değiliz biz türk üz8
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması19
- kültür mantarı ve değişen mantar algısı3
- diamond bosphoruss denen yazar7
- kabullenince huzur veren gerçekler9
- her türk kızını türbanlı zanneden gavur8
- 2026 dünya kupası finalini kim oynar20
- profiline kendi resmini koyan yazarın asıl amacı8
- tekerlek kaşar4
- ayrılığın 7 aşaması2
- askerlik9
- 2026 dünya kupası15
Yıl 2005.
Mahalli saat 03 gibi zifiri karanlıkta 3 koridorlu A310 tipi uçakla Bişkek Manas havalimanına indik. Pist yüzeyi oldukça fenaydı, düşüyor sanmıştık. Uçak taxiye başlarken "Manas Air", "Kyrgyzstan", "Altyn Air" gibi fülolarının tamamı Antonov 24R'lerden oluşan, Kırgızistan'a ait uçakları seçebiliyordum.
Belki de ilk defa uçağa binmemin verdiği o heyecanla, ve tabii ki de servisin diğer havayollarına oranla çok daha yoğun olması dolayısıyla her önüme geleni yemiş, pasaport kontrolü için sıraya girdiğimde fena bir miğde bulantısıyla kıvranıyor bulmuştum kendimi. Annem beni en yakın tuvalete götürdü, fakat daha rahatlayamadan pasaport kontrolü için geri gitmek zorunda kaldım. Sonrasında yaklaşık 10 dakika kadar çıkarttım. Herneyse, bunlar küçük detaylar.
Sabah 7 gibi babam uyandırdı, dünden kalan rahatsızlığım geçmişti belimdeki ağrı dışında. Babam kendisiyle havaalanının balkonuna çıkmamı istedi, benim de zaten yapacak herhangi bir işim yoktu, kabul ettim ve ormanların arasındaki geniş terasa çıktık. Eski model Mercedes arabalar gayet boldu burada, en azından terastan öyle gözüküyordu. Havası serin fakat güneşliydi, havanın temiz olmasından dolayı burnumu yakıp kavuruyordu adeta. Daha sonra 8.30 daki Kırgızistan'ın güneyindeki şehir Oş uçağına gitmek için 2 katlı havaalanının alt katında, çinlilerin oluşturduğu kuyruğa girdik. Sıra bayağı hızlı işliyordu, sebebi ise herhangi bir bagaj hizmetinin olmamasıydı. Yolcular bagajlarını uçağın arkasına yığıyordu. Gayet tatlı bir Rus bayan biletimize baktı, "Çto vı delaete zdes?" diye şaşırmış bir edayla sordu. Meğer Oş uçağı oradan değil, üst kasttan kalkıyormuş ve daha kötüsü uçak kapıdan dakikalar önce ayrılmış. Koştuk üst kata. Merdivenlerde valizimizi yukarı çıkartacak herhangi bir yer yoktu, insana saygı çok azdı burada. Herneyse, devam ettik. Koştuk. Valizimiz hayli bir ağardı, ve üst kattaki kırgız kadına alması ve uçağa göndermesi için uzatınca, "uçak gitti sen daha ne valizinden bahsediyosun" diye kızgın bir ifadeyle fırçaladı adeta. Havalanından çıktık, uçak motorlarını çalıştırmış bizi bekliyordu. Bizi görenler uçağın yanına merdiveni götürdüler, zaten yerden yüksekliği bir kaç metre olan, "pırpırlı" bir uçaktı.
ilginç olan, uçağın içinde çok ağır bir koku vardı, rahatsız ediciydi. Cam kenarları doluydu, biletimizde "window" yazmasına rağmen. Yerimize oturduk, o fena pistte koşmaya başladık. Motorların sesi çok korkutucuydu. Anneme soru soruyor fakat cevap alamıyordum, kabin fena derecede gürültülüydü. Uçak yavaş yavaş tırmanmaya başlarken şehri görebiliyordum. Geniş meydanlar, yeşillik alanlar, geniş caddeler, cetvelle çizilmiş gibi sokaklar. Adeta bir tam bir Soviyet şehriydi.
O zaman 12 yaşında küçük bir çocuktum, 2005 yılına ait anılarım aynı uçağın bulutlar gözden kaybolması gibi siliniyor tam bu noktada. Fakat daha sonra tam 4 yıl sonra aynı şehri ayrıntılı gezme şansım oldu, onu da daha sonra yazmayı düşünüyorum.
Mahalli saat 03 gibi zifiri karanlıkta 3 koridorlu A310 tipi uçakla Bişkek Manas havalimanına indik. Pist yüzeyi oldukça fenaydı, düşüyor sanmıştık. Uçak taxiye başlarken "Manas Air", "Kyrgyzstan", "Altyn Air" gibi fülolarının tamamı Antonov 24R'lerden oluşan, Kırgızistan'a ait uçakları seçebiliyordum.
Belki de ilk defa uçağa binmemin verdiği o heyecanla, ve tabii ki de servisin diğer havayollarına oranla çok daha yoğun olması dolayısıyla her önüme geleni yemiş, pasaport kontrolü için sıraya girdiğimde fena bir miğde bulantısıyla kıvranıyor bulmuştum kendimi. Annem beni en yakın tuvalete götürdü, fakat daha rahatlayamadan pasaport kontrolü için geri gitmek zorunda kaldım. Sonrasında yaklaşık 10 dakika kadar çıkarttım. Herneyse, bunlar küçük detaylar.
Sabah 7 gibi babam uyandırdı, dünden kalan rahatsızlığım geçmişti belimdeki ağrı dışında. Babam kendisiyle havaalanının balkonuna çıkmamı istedi, benim de zaten yapacak herhangi bir işim yoktu, kabul ettim ve ormanların arasındaki geniş terasa çıktık. Eski model Mercedes arabalar gayet boldu burada, en azından terastan öyle gözüküyordu. Havası serin fakat güneşliydi, havanın temiz olmasından dolayı burnumu yakıp kavuruyordu adeta. Daha sonra 8.30 daki Kırgızistan'ın güneyindeki şehir Oş uçağına gitmek için 2 katlı havaalanının alt katında, çinlilerin oluşturduğu kuyruğa girdik. Sıra bayağı hızlı işliyordu, sebebi ise herhangi bir bagaj hizmetinin olmamasıydı. Yolcular bagajlarını uçağın arkasına yığıyordu. Gayet tatlı bir Rus bayan biletimize baktı, "Çto vı delaete zdes?" diye şaşırmış bir edayla sordu. Meğer Oş uçağı oradan değil, üst kasttan kalkıyormuş ve daha kötüsü uçak kapıdan dakikalar önce ayrılmış. Koştuk üst kata. Merdivenlerde valizimizi yukarı çıkartacak herhangi bir yer yoktu, insana saygı çok azdı burada. Herneyse, devam ettik. Koştuk. Valizimiz hayli bir ağardı, ve üst kattaki kırgız kadına alması ve uçağa göndermesi için uzatınca, "uçak gitti sen daha ne valizinden bahsediyosun" diye kızgın bir ifadeyle fırçaladı adeta. Havalanından çıktık, uçak motorlarını çalıştırmış bizi bekliyordu. Bizi görenler uçağın yanına merdiveni götürdüler, zaten yerden yüksekliği bir kaç metre olan, "pırpırlı" bir uçaktı.
ilginç olan, uçağın içinde çok ağır bir koku vardı, rahatsız ediciydi. Cam kenarları doluydu, biletimizde "window" yazmasına rağmen. Yerimize oturduk, o fena pistte koşmaya başladık. Motorların sesi çok korkutucuydu. Anneme soru soruyor fakat cevap alamıyordum, kabin fena derecede gürültülüydü. Uçak yavaş yavaş tırmanmaya başlarken şehri görebiliyordum. Geniş meydanlar, yeşillik alanlar, geniş caddeler, cetvelle çizilmiş gibi sokaklar. Adeta bir tam bir Soviyet şehriydi.
O zaman 12 yaşında küçük bir çocuktum, 2005 yılına ait anılarım aynı uçağın bulutlar gözden kaybolması gibi siliniyor tam bu noktada. Fakat daha sonra tam 4 yıl sonra aynı şehri ayrıntılı gezme şansım oldu, onu da daha sonra yazmayı düşünüyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar