bugün
- türklerin ileri olduğu konular20
- salak yazarlar7
- en sevdiği film pulp fiction olan erkek4
- tüm yazarların ısrarla format dışı entry girmesi3
- pandela5
- uzungöl'ün son hali3
- imdb de 10 tam puana sahip olması gereken tek film4
- sözlüğün çocuk parkına dönmesi5
- hiçbir yere ait olmama duygusu3
- şu an dinlenen şarkıdan bir cümle3
- mantıya ravioli demek3
- kuran da neden namaz yok8
- atatürk5
- true'nun iyice zıvanadan çıkması5
- pandela'nın aslında türk aşığı olması3
- pandela gelmiş6
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak5
- dinsize inanır mısın14
- alednap3
- sözlük yazarlarının çayları3
- türklerin en başarılı olduğu spor3
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- kacak elektrik kullanmayan bey3
- ince düşünceli olmak3
- pandela neden true yla dalga geçiyor3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- burdur5
- un certain regard2
- gocu meme ucu3
- ay bayılazaam5
- kalori hesaplama deliliği3
- yalnız yaşayan kadın karizması8
- geç yatıp erken kalkmak2
- islam4
- sözlükte salça olunabilecek altenatif yazarlar6
- güneşin oğlu tutankamon2
- alkol alıp hoşlanılan kıza açılmak7
- türklerin 10 dolara çalışan kölelere dönmesi3
- konstantinopolis in işgali3
- türkiye nin en büyük ihraç ürünü3
- pandela true evliliği2
- ilk buluşmada benim babam da ak partili diyen kız4
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı10
- türklerin teknolojide çok ileri olmasının nedeni2
- kamos2
- atatürk gençliği2
- eve teschmacher2
- devletten başkasına güvenilmez11
- haluk levent25
pazar sabahları kiliseye gitmek yerine vondelpark etrafında koşan, bisiklete binen, egzersiz yapan güzel insanların diyarı.
çok klişe olarak amsterdam'a ayak bastığınız andan itibaren dikkatinizi çeken şey bisikletlerin mutlak hakimiyeti. bu konuyla ilgili pek çok kaynak okumama rağmen ve amsterdam hakkında gayet bilgi sahibi olmama rağmen bu kadarını da açıkçası beklemiyordum. bisikletliler kesinlikle trafiğin hakimi. hani nerdeyse ambulanslar ve itfaiyeler bile bisiklete yol verecek noktaya gelmiş.
dikkat çeken ikinci unsur şehirdeki kanalların çokluğu. venedik'i kıskandıracak kadar çok kanal ve köprü, suyun üzerinde muntazaman süzülen tekneler... şehri turlamak isteyenler için güzel bir alternatif oluşturuyor.
amsterdam ve sanırım genel olarak hollanda yabancılara son derece hoşgörülü yaklaşan -evet türk olsanız bile- bir politikaya sahip. havaalanından itibaren olumsuz hiç bir durumla karşılaşmıyorsunuz.(gerçi girişteki pasaport kontrolünde ufak bir yanlış anlaşılmadan dolayı 5 dakika beklemek zorunda kaldık ama durumun kesinlikle hollanda emniyeti ile alakası yoktu.)
schipol havaalanı doğal olarak şehir merkezinin dışında ama bir sabiha gökçen değil. havaalanından çıkar çıkmaz karşınıza gelen otobüs durakları şehrin her köşesine kolay ulaşım imkanı sunuyor. dolayısıyla taksilere muhtaç değilsiniz. bizim konakladığımız yer leidseplein bölgesine yakın olduğu için 197 numaralı schipol-leidsplein otobüsünü beklemeye koyulduk. otobüs biletinizi aracın içinde 4 euroya satın alabiliyorsunuz. normalde 25 dk. bir mesafe söz konusu ancak museimplein bölgesindeki çalışmalar trafiği olumsuz etkilemiş. (hizmet aşıkları orda da görev başında!)
amsterdam genel olarak pahalı bir şehir. şüphesiz ki konaklama da bu pahalılıktan nasibini almış. yine de booking.com da özellikle apart daire tarzındaki yerler görece daha uygun olanaklar sunuyor.
şehrin gezilecek belli başlı yerleri;
*ilk sırada şüphesiz ki dünyaca ünlü red light bölgesi gelir. şehrin seks ve uyuşturucu ticareti legal olarak bu bölgede konuşlanmış. her ne kadar gerçekten çok güzel kadınlar olsa da ortamın gerçek bir ticarethane ve kadınların ise birer seks kölesi olması şehveti düşürebiliyor. çokta yüksek bir arzu hissetmiyorsunuz. red light district genel olarak
4 tür mekana ev sahipliği yapıyor. vitrinlerinde seks işçisi kadınların müşterilerini bekledikleri ''evler'', canlı seks izleme, stiptriz, toplu porno gösterimi ve çeşitli şovların olduğu en ünlüsü cassa rosso olan ve giriş fiyatlarının kişi 30-40 euro aralığında değiştiği canlı seks tiyatroları, yine meşhur coffee shoplar ve sadece alkol alabileceğiniz klasik barlar.
red light bölgesini geride bıraktıktan sonra uğrayabileceğiniz bir başka meydan, şehirdeki görebildiğim tek alışveriş merkezinin olduğu dam square. açıkçası çokta ilgi çekici bir mevki değil. ancak meydanın ortasına bırakilmiş binlerce bisiklet orjinal fotoğraflar yakalamanızı sağlayabilir.
hollandalı gençlerin ve genel olarak dünyanın her yerinden gelen turistlerin özellikle öğleden sonra-akşama kadar olan periyotta en çok vakit geçirdiği bölge leidseplein bölgesi olsa gerek. gündüz vakit geçirilebilecek bar-pub tarzı yerler buralarda bulunuyor. harika bir amstel birası içebileceğiniz bir irish pubta yine leidseplein meydanında.
gece kluplerine girişte pek fazla zorluk çekmiyorsunuz. şehrin en popüler mekanlarından olan escape, rembrandtplein meydanında. gece 4 e kadar eğlence devam ediyor. kesinlikle bir taşkınlık, tatsız olay, kavga gürültü patırtı olaylarına şahit olmadık. elbette zaman zaman münferit olaylar oluyordur ama gerek hollandalılar gerekse de şehre gelen turistler karşılıklı anlayışları her an muhafaza ediyorlar. gecenin 4 ünde ya da 5 inde kadınlar sokaklarda rahatlıkla yürüyebiliyor herhangi bir şey sormak için yaklaştığınızda bütün sempatileri ve nezaketleri ile yardımcı oluyorlar. şehirde ingilizce ana dil gibi. kaldığım süre boyunca hiç flemenkçe duymadım desem yeridir. en kötü ingilizce bilen hollandalı bile bizlere ters takla attıracak kadar dile hakim. dolayısıyla anlaşma konusunda hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz. zaten genel olarak yardımsever insanlar oldukları için mevcut sorununuz çözülene kadar size yardım etmekten sıkılmıyorlar.
amsterdam ile ilgili bir paragrafı da kesinlikle heineken bira fabrikası hakediyor. museimplein bölgesindeki bu heineken merkez üssü bir bira müzesi olarak tasarlanmış. girişte store kısmı var. envai çeşit heineken ürünü arasında alabileceğiniz birçok hediyelik eşya var. nacizane tavsiyem skyfall filmine özel üretilmiş bira bardaklarından mutlaka alınmalı.
müze gezisine katılım 17 euro. ancak turist info merkezlerinde ücretsiz alınan kitapçıklarda 2 euro indirim sağlayan bir indirim çeki bulunuyor. dolayısıyla bu muhteşem deneyime 15 euroya katılabiliyorsunuz. heineken tarihçesi ile başlayan gezi, gerçek bir bira üretim merkezinde dev kazanların arasında devam ediyor, tadı mısır suyuna benzeye arpa maltından bir parça tadabiliyorsunuz. daha sonrasında bir heineken çalışanı bütün nezaketi ve sempatikliğiyle, grubu bira yapımını anlatan görsel bir simulasyon gösteriminin yapıldığı salona alıyor. üzerinde bulunduğunuz platform perdedeki işlemin her aşamasını fiziksel olarak hissetmenizi sağlıyor. örneğin bira ısıtılırken odaya sıcak hava veriliyor, fıçılara doldurulurken platform sallanıyor, su damlacıkları üzerinize geliyor.
çok keyifli bir 10 dakikadan sonra başka bir salonda yine çok nazik bir heineken çalışanı bira yapımı ve içimi hakkında soru cevap şeklinde bir sunum ile şovunu yapıyor ve her doğru cevap için bir bardak birayı size ikram ediyor. içeri girerken ödediğiniz 15 euronun içinde ayrıca iki bardak bira ve bir de heineken'in şehrin bir başka noktasındaki mağazasından alınacak bir hediyede mevcut. dilerseniz tek bardak bira alıp diğer hakkınızla bira sunumu eğitimine katılıp heineken sertifikası almaya hak kazanabiliyorsunuz. (delilik yapmayın birayı her yerde içersiniz elbette sertifikayı alın)
heineken müzesinde geçen yaklaşık 2 saat amsterdam'daki en keyifli aktiviteydi benim için. o kadar etki altında kalıyorsunuz ki bir daha heineken'den başka bira içersem beni sevsinler diyordum çıkarken. personeliyle, aktiviteleriyle, hediyelik eşyaları ile heineken'in bu mükemmelliği beni gerçekten çok şaşırttı. kendilerine buradan da bir kez daha sevgilerimi iletiyorum.
amsterdam mutlu insanların olduğu bir şehir. özellikle istanbul gibi bir kaos başkentinden gitmişseniz inanın hiç geri dönmek istemiyorsunuz.
türkiye'ye indiğiniz andan itibaren bilindik şeyler yine karşınıza çıkıyor. pasaport onay kuyruğu, bu kuyrukta çıkan kavga, metrobüs, trafik, hava kirliliği, tayyip...
bir daha gider miyim ya da ne zaman giderim bilemiyorum çünkü öncelikle amacım görmediğim yerleri görebilmek ve mümkün olduğunca çok şehri gezebilmek.
lakin eskaza yolum bir gün yine amsterdam'a düşerse bundan çok büyük mutlulukta duyarım.
sevgiler.
çok klişe olarak amsterdam'a ayak bastığınız andan itibaren dikkatinizi çeken şey bisikletlerin mutlak hakimiyeti. bu konuyla ilgili pek çok kaynak okumama rağmen ve amsterdam hakkında gayet bilgi sahibi olmama rağmen bu kadarını da açıkçası beklemiyordum. bisikletliler kesinlikle trafiğin hakimi. hani nerdeyse ambulanslar ve itfaiyeler bile bisiklete yol verecek noktaya gelmiş.
dikkat çeken ikinci unsur şehirdeki kanalların çokluğu. venedik'i kıskandıracak kadar çok kanal ve köprü, suyun üzerinde muntazaman süzülen tekneler... şehri turlamak isteyenler için güzel bir alternatif oluşturuyor.
amsterdam ve sanırım genel olarak hollanda yabancılara son derece hoşgörülü yaklaşan -evet türk olsanız bile- bir politikaya sahip. havaalanından itibaren olumsuz hiç bir durumla karşılaşmıyorsunuz.(gerçi girişteki pasaport kontrolünde ufak bir yanlış anlaşılmadan dolayı 5 dakika beklemek zorunda kaldık ama durumun kesinlikle hollanda emniyeti ile alakası yoktu.)
schipol havaalanı doğal olarak şehir merkezinin dışında ama bir sabiha gökçen değil. havaalanından çıkar çıkmaz karşınıza gelen otobüs durakları şehrin her köşesine kolay ulaşım imkanı sunuyor. dolayısıyla taksilere muhtaç değilsiniz. bizim konakladığımız yer leidseplein bölgesine yakın olduğu için 197 numaralı schipol-leidsplein otobüsünü beklemeye koyulduk. otobüs biletinizi aracın içinde 4 euroya satın alabiliyorsunuz. normalde 25 dk. bir mesafe söz konusu ancak museimplein bölgesindeki çalışmalar trafiği olumsuz etkilemiş. (hizmet aşıkları orda da görev başında!)
amsterdam genel olarak pahalı bir şehir. şüphesiz ki konaklama da bu pahalılıktan nasibini almış. yine de booking.com da özellikle apart daire tarzındaki yerler görece daha uygun olanaklar sunuyor.
şehrin gezilecek belli başlı yerleri;
*ilk sırada şüphesiz ki dünyaca ünlü red light bölgesi gelir. şehrin seks ve uyuşturucu ticareti legal olarak bu bölgede konuşlanmış. her ne kadar gerçekten çok güzel kadınlar olsa da ortamın gerçek bir ticarethane ve kadınların ise birer seks kölesi olması şehveti düşürebiliyor. çokta yüksek bir arzu hissetmiyorsunuz. red light district genel olarak
4 tür mekana ev sahipliği yapıyor. vitrinlerinde seks işçisi kadınların müşterilerini bekledikleri ''evler'', canlı seks izleme, stiptriz, toplu porno gösterimi ve çeşitli şovların olduğu en ünlüsü cassa rosso olan ve giriş fiyatlarının kişi 30-40 euro aralığında değiştiği canlı seks tiyatroları, yine meşhur coffee shoplar ve sadece alkol alabileceğiniz klasik barlar.
red light bölgesini geride bıraktıktan sonra uğrayabileceğiniz bir başka meydan, şehirdeki görebildiğim tek alışveriş merkezinin olduğu dam square. açıkçası çokta ilgi çekici bir mevki değil. ancak meydanın ortasına bırakilmiş binlerce bisiklet orjinal fotoğraflar yakalamanızı sağlayabilir.
hollandalı gençlerin ve genel olarak dünyanın her yerinden gelen turistlerin özellikle öğleden sonra-akşama kadar olan periyotta en çok vakit geçirdiği bölge leidseplein bölgesi olsa gerek. gündüz vakit geçirilebilecek bar-pub tarzı yerler buralarda bulunuyor. harika bir amstel birası içebileceğiniz bir irish pubta yine leidseplein meydanında.
gece kluplerine girişte pek fazla zorluk çekmiyorsunuz. şehrin en popüler mekanlarından olan escape, rembrandtplein meydanında. gece 4 e kadar eğlence devam ediyor. kesinlikle bir taşkınlık, tatsız olay, kavga gürültü patırtı olaylarına şahit olmadık. elbette zaman zaman münferit olaylar oluyordur ama gerek hollandalılar gerekse de şehre gelen turistler karşılıklı anlayışları her an muhafaza ediyorlar. gecenin 4 ünde ya da 5 inde kadınlar sokaklarda rahatlıkla yürüyebiliyor herhangi bir şey sormak için yaklaştığınızda bütün sempatileri ve nezaketleri ile yardımcı oluyorlar. şehirde ingilizce ana dil gibi. kaldığım süre boyunca hiç flemenkçe duymadım desem yeridir. en kötü ingilizce bilen hollandalı bile bizlere ters takla attıracak kadar dile hakim. dolayısıyla anlaşma konusunda hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz. zaten genel olarak yardımsever insanlar oldukları için mevcut sorununuz çözülene kadar size yardım etmekten sıkılmıyorlar.
amsterdam ile ilgili bir paragrafı da kesinlikle heineken bira fabrikası hakediyor. museimplein bölgesindeki bu heineken merkez üssü bir bira müzesi olarak tasarlanmış. girişte store kısmı var. envai çeşit heineken ürünü arasında alabileceğiniz birçok hediyelik eşya var. nacizane tavsiyem skyfall filmine özel üretilmiş bira bardaklarından mutlaka alınmalı.
müze gezisine katılım 17 euro. ancak turist info merkezlerinde ücretsiz alınan kitapçıklarda 2 euro indirim sağlayan bir indirim çeki bulunuyor. dolayısıyla bu muhteşem deneyime 15 euroya katılabiliyorsunuz. heineken tarihçesi ile başlayan gezi, gerçek bir bira üretim merkezinde dev kazanların arasında devam ediyor, tadı mısır suyuna benzeye arpa maltından bir parça tadabiliyorsunuz. daha sonrasında bir heineken çalışanı bütün nezaketi ve sempatikliğiyle, grubu bira yapımını anlatan görsel bir simulasyon gösteriminin yapıldığı salona alıyor. üzerinde bulunduğunuz platform perdedeki işlemin her aşamasını fiziksel olarak hissetmenizi sağlıyor. örneğin bira ısıtılırken odaya sıcak hava veriliyor, fıçılara doldurulurken platform sallanıyor, su damlacıkları üzerinize geliyor.
çok keyifli bir 10 dakikadan sonra başka bir salonda yine çok nazik bir heineken çalışanı bira yapımı ve içimi hakkında soru cevap şeklinde bir sunum ile şovunu yapıyor ve her doğru cevap için bir bardak birayı size ikram ediyor. içeri girerken ödediğiniz 15 euronun içinde ayrıca iki bardak bira ve bir de heineken'in şehrin bir başka noktasındaki mağazasından alınacak bir hediyede mevcut. dilerseniz tek bardak bira alıp diğer hakkınızla bira sunumu eğitimine katılıp heineken sertifikası almaya hak kazanabiliyorsunuz. (delilik yapmayın birayı her yerde içersiniz elbette sertifikayı alın)
heineken müzesinde geçen yaklaşık 2 saat amsterdam'daki en keyifli aktiviteydi benim için. o kadar etki altında kalıyorsunuz ki bir daha heineken'den başka bira içersem beni sevsinler diyordum çıkarken. personeliyle, aktiviteleriyle, hediyelik eşyaları ile heineken'in bu mükemmelliği beni gerçekten çok şaşırttı. kendilerine buradan da bir kez daha sevgilerimi iletiyorum.
amsterdam mutlu insanların olduğu bir şehir. özellikle istanbul gibi bir kaos başkentinden gitmişseniz inanın hiç geri dönmek istemiyorsunuz.
türkiye'ye indiğiniz andan itibaren bilindik şeyler yine karşınıza çıkıyor. pasaport onay kuyruğu, bu kuyrukta çıkan kavga, metrobüs, trafik, hava kirliliği, tayyip...
bir daha gider miyim ya da ne zaman giderim bilemiyorum çünkü öncelikle amacım görmediğim yerleri görebilmek ve mümkün olduğunca çok şehri gezebilmek.
lakin eskaza yolum bir gün yine amsterdam'a düşerse bundan çok büyük mutlulukta duyarım.
sevgiler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar