bugün
- kale3112'in kalesinde cadılar bayramı kutlamak13
- sözlükteki kızların bilgisiz olması12
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı22
- bir kadın olarak dünyaya fırlatılmak4
- psikologların psikolojilerinin bozuk olması5
- isveçli birine açıklanamayacak olaylar4
- otobüste uludağ sözlükte takılan birini görmek6
- osuruğun maddenin hangi hali olduğu sorusu4
- kedilerin açacağı başlıklar3
- boş yolda kırmızı ışıkta beklemenin ahlakı3
- kadir mısıroğlu vs ahmet kaya21
- sözlükte kimsenin tanım yapmaması3
- marx yaşasaydı ayfon kullanırdı diyen liboş3
- psikologu başka psikologa giden şahıs3
- avakado kestim al'ye diyen anne2
- göbekli erkek vs kaslı erkek4
- iyi geceler arkadaşlar ben uyuyorum6
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim7
- evde makyaj malzemesi yapmak4
- senin gibisi yok4
- fidan'dan rusya ukrayna açıklaması2
- sevişirken akla gelen ünlüler2
- ismet gürbüz beyin tırnakları2
- düşün ki o bunu okuyor2
- gece ananas getiren arkadaş2
- en son ne aldınız16
- efendi erkek5
- atatürk düşmanı facebook dayısı5
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı15
- clemence baptista4
- iki kere kiki4
- israil'in kızlarından daha ucuzu7
- milan skriniar7
- vegana balık da mı yemiyorsun diye sormak2
- ismet'in kısmeti3
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı59
- bir kadına itaat etmekten zevk almak2
- ruhsar gitti ruhu geldi4
- o değil de bir yıl daha bitmek üzere4
- sedef kabaş3
- bana bir entry yaz sevgilim2
- kasım ayında bile yalnız olan yazarlar3
- kasımda aşk başkadır diyen kız6
- bayern münih 2 borussia dortmund 23
- karısına karşı beta dışarıya karşı alfa olan erkek2
- deli divane dizisi2
- okan buruk10
- cadılar bayramı hayırlara vesile olsun inşallah3
- 31 ekim 2026 bayern münih borussia dortmund maçı3
- cedidacer9
kötü bir şey diye bilinir. öyle sanılır birçok insan tarafından. ötelenir; söylemesi bile ürkütür çoğunu. oysa kötü değildir dibe vurmak, "doğru kullanımını" biliyorsanız hayat kurtarıcıdır hatta.
ben mesela, çocukluğumdan beri havuzda/denizde hep derin kısımlarda yüzmeye özenmişimdir o hep bir ceket gibi üstümde taşıdığım gereksiz özgüvenimle; sırf dibe vurup kendimi iterek yukarı fırlayabileyim diye. büyük adamlar gibi omuzlarımın üstünden itibaren havayla buluşayım diye, 1 saniyeliğine de olsa. o his o kadar hoşuma giderdi ki, tarifini bile tam yapamayabilirim. havuza çivileme atlardım hep. tabii balıklama atlamayı bilmememin de etkisi vardı bunda, ama konumuz bu değil. severdim yani o suyun içinde gelen "uçma", "yükselme" hissini. iyi hissettirirdi kendimi, bir karış boyumla "büyük" hissettirirdi, güçlü.
ama ben sadece çocukluğumda dibe vurmadım hayatta. havuzda denizde dibe vurmadım yalnızca. gerçek dibe vurmalarım da oldu benim, karaya çakılmalarım da oldu. doğrusunu söylemek gerekirse, hiçbirini çocukluğumda olduğu gibi "bile isteye" yapmadım. hep dibe vurmaya sevk edildim daha ziyade. edilgen çatıyla vurdum o dibe. çeşitli kereler hem de, yanılmıyorsam üç defa tüm hayatım boyunca. benim dibe vurmalarımın sebebi hep "aşk"tı. sağlam dibe vurmalar ama, haklı dibe vurmalar. bu nedenle biraz da komik gelir bana bu durum. dünyada o kadar acı var ki, hastalık acısı, ölüm acısı, ölümcül hastalık acısı, sevdiğin birinin/bir akrabanın gözlerinin önünde, ellerinde öldüğünü görme acısı. trilyonlarca acı var. aşk acısı diyorsun, nasıl geçebilir kimi zaman/çoğu zaman bu acıların önüne. geçebiliyor sen de biliyorsun, kimi zaman ölen en yakınının acısını ikiye üçe beşe on beşe katlayabiliyor o acı. nasıl yaptığı meçhul.
şimdi düşünüyorum, eğer dibe vurmasaydım bundan uzuuun yıllar önce ilk defa, sonra geçen sene bu zamanlar, sonra bu zamanlardan bir süre sonra bi daha, nasıl olurdum şimdiye? o kadar acı, insanı bitirmeye yetmez mi? daha ne olması gerekir ki yani bi insanın hayatında, en azından "ruhsal" anlamda bitmesi için? eğer dibe vurmasaydım, eğer dipte kalmasaydım bir süre, eğer kimseye karşı hiçbir şey hissedememe halini yaşamasaydım, su içmek de dahil olmak üzere yaptığım hiçbir eylemden tat alamama hali olmasaydı, hepsi sonrasında gelen o "aydınlanma" olmasaydı nasıl şimdi ben, ben olurdum? bunları yaşamayıp, acımı yaşamadan, geçiştirmeye çalışarak, iyiymiş gibi/mutluymuş gibi yapsaydım nasıl unutabilirdim? nasıl iyileşebilirdim? iyileşemezdim, ben olamazdım tekrardan.
insanoğlu "ben'cil" bir mahluktur biliyor musunuz? ne olursa olsun, ne derse desin, ne yaşarsa yaşasın, farkında bile olmasa da hep daha çok kendini sever. her şeyden çok kendine önem verir, kendini önde tutar. bu yüzden acı çekmekten de sıkılır bir süre sonra. başka biri için kendini o halde görmekten sıkılır. eeeh der aynaya bakıp, yeter be! yeter o an hakikaten, yeter.
işte o yüzden herkes vurmalı dibe, hayatında en az bir kere. çünkü dibe vurmayınca, o haldeyken dipte değil de ortalarda bir yerde kalınca yaşamak daha zor oluyor, yaşanmıyor hatta, nefes alınmıyor. olan nefesini, yettiği kadarıyla o "dip"te bırakıp, biraz boğulduktan sonra yüzeye yenilenerek, tazelenerek çıkmak gerekiyor. ancak o şekilde devam edebiliyorsun hayata. gerçekten ancak o şekilde "tam" olabiliyorsun. "sen" olabiliyorsun. dipteki "sen" ise, senin viranen daha ziyade, kalıntıların. karıştırma sakın.
vur, geç. bekleme yapma.
ben mesela, çocukluğumdan beri havuzda/denizde hep derin kısımlarda yüzmeye özenmişimdir o hep bir ceket gibi üstümde taşıdığım gereksiz özgüvenimle; sırf dibe vurup kendimi iterek yukarı fırlayabileyim diye. büyük adamlar gibi omuzlarımın üstünden itibaren havayla buluşayım diye, 1 saniyeliğine de olsa. o his o kadar hoşuma giderdi ki, tarifini bile tam yapamayabilirim. havuza çivileme atlardım hep. tabii balıklama atlamayı bilmememin de etkisi vardı bunda, ama konumuz bu değil. severdim yani o suyun içinde gelen "uçma", "yükselme" hissini. iyi hissettirirdi kendimi, bir karış boyumla "büyük" hissettirirdi, güçlü.
ama ben sadece çocukluğumda dibe vurmadım hayatta. havuzda denizde dibe vurmadım yalnızca. gerçek dibe vurmalarım da oldu benim, karaya çakılmalarım da oldu. doğrusunu söylemek gerekirse, hiçbirini çocukluğumda olduğu gibi "bile isteye" yapmadım. hep dibe vurmaya sevk edildim daha ziyade. edilgen çatıyla vurdum o dibe. çeşitli kereler hem de, yanılmıyorsam üç defa tüm hayatım boyunca. benim dibe vurmalarımın sebebi hep "aşk"tı. sağlam dibe vurmalar ama, haklı dibe vurmalar. bu nedenle biraz da komik gelir bana bu durum. dünyada o kadar acı var ki, hastalık acısı, ölüm acısı, ölümcül hastalık acısı, sevdiğin birinin/bir akrabanın gözlerinin önünde, ellerinde öldüğünü görme acısı. trilyonlarca acı var. aşk acısı diyorsun, nasıl geçebilir kimi zaman/çoğu zaman bu acıların önüne. geçebiliyor sen de biliyorsun, kimi zaman ölen en yakınının acısını ikiye üçe beşe on beşe katlayabiliyor o acı. nasıl yaptığı meçhul.
şimdi düşünüyorum, eğer dibe vurmasaydım bundan uzuuun yıllar önce ilk defa, sonra geçen sene bu zamanlar, sonra bu zamanlardan bir süre sonra bi daha, nasıl olurdum şimdiye? o kadar acı, insanı bitirmeye yetmez mi? daha ne olması gerekir ki yani bi insanın hayatında, en azından "ruhsal" anlamda bitmesi için? eğer dibe vurmasaydım, eğer dipte kalmasaydım bir süre, eğer kimseye karşı hiçbir şey hissedememe halini yaşamasaydım, su içmek de dahil olmak üzere yaptığım hiçbir eylemden tat alamama hali olmasaydı, hepsi sonrasında gelen o "aydınlanma" olmasaydı nasıl şimdi ben, ben olurdum? bunları yaşamayıp, acımı yaşamadan, geçiştirmeye çalışarak, iyiymiş gibi/mutluymuş gibi yapsaydım nasıl unutabilirdim? nasıl iyileşebilirdim? iyileşemezdim, ben olamazdım tekrardan.
insanoğlu "ben'cil" bir mahluktur biliyor musunuz? ne olursa olsun, ne derse desin, ne yaşarsa yaşasın, farkında bile olmasa da hep daha çok kendini sever. her şeyden çok kendine önem verir, kendini önde tutar. bu yüzden acı çekmekten de sıkılır bir süre sonra. başka biri için kendini o halde görmekten sıkılır. eeeh der aynaya bakıp, yeter be! yeter o an hakikaten, yeter.
işte o yüzden herkes vurmalı dibe, hayatında en az bir kere. çünkü dibe vurmayınca, o haldeyken dipte değil de ortalarda bir yerde kalınca yaşamak daha zor oluyor, yaşanmıyor hatta, nefes alınmıyor. olan nefesini, yettiği kadarıyla o "dip"te bırakıp, biraz boğulduktan sonra yüzeye yenilenerek, tazelenerek çıkmak gerekiyor. ancak o şekilde devam edebiliyorsun hayata. gerçekten ancak o şekilde "tam" olabiliyorsun. "sen" olabiliyorsun. dipteki "sen" ise, senin viranen daha ziyade, kalıntıların. karıştırma sakın.
vur, geç. bekleme yapma.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar