bugün
- yörük kızı15
- kız düşürmenin kısa yolu16
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- seks yapmanın aslında çok iğrenç bir eylem olması7
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü17
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- mercimek çorbası içen kadın14
- pankek mi pişi mi10
- uludağ sözlük size ne kattı24
- sarımsak yiyen kız5
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi3
- zuhal olcay'a aşık olmak6
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- taşaklı erkek4
- hamarat kadın5
- karnı doydukça yemeğe kusur bulan insan5
- dinlenme tesisi soğuğu5
- pizza6
- sözlüğün en masum yazarları16
- erdoğan'ın atamaları resmi gazete de2
- bir kadını taşımanın zorluğu9
- s'i l v'e r m'i s t26
- ice latte içince aklıma sen geliyorsun diyen kadın4
- bir kızın aşkı size naptırabilir9
- artı oy yalakalığı5
- içinden korkusu alınmış bir insan olmak7
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- insanlarla göz teması kuramamak3
- türkiye13
- pandela 38
- güzel kızların erkenden uyuması4
- arkadaşlar acıktık mı sanki5
- sarapci koala43
- fusya semsiyeli yabanci26
- arkadaşlar larissa kim12
- anadolu güzellemesi yapan tipler3
- mekselina3
- yemeğe bulyon koyan insan6
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- soslu adana kebap5
- belki kızdır diye artılamak3
- mersin tantuni4
- hoşçakal uludağ sözlük7
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- pum pum çorbası4
- aşkım miele ve smeg istiyorum diyen kız4
- nervio21
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür5
- yeni gelen trolleri bik bik'e havale etmek5
Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu davasında şöhreti yurt dışına kadar taşmış bir insan olan Salih Gökkaya, Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde "Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Josip Broz Tito'nun(1892-1980) şeref misafiri olarak Belgrad'a davet edilir.
Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret ettiklerinde, hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin dudaklarından şu itiraflar dökülmektedir;
Yoldaş, ben ölüyorum artık. Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... işte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak, Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek. Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz?
Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum:
Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
itiraf etmek zorundayım;
Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir Kanun Koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır.
Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda bağazıma düğümlenmiş bir vaziyette.
Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı. Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı. Marks bu mevzuda uyuşturmuş beynimizi.
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inancı taşıyorum yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!
Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret ettiklerinde, hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin dudaklarından şu itiraflar dökülmektedir;
Yoldaş, ben ölüyorum artık. Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... işte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak, Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek. Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz?
Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum:
Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
itiraf etmek zorundayım;
Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir Kanun Koyucusu olmalıdır. Bence ölüm de son olmamalıdır.
Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda bağazıma düğümlenmiş bir vaziyette.
Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı. Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı. Marks bu mevzuda uyuşturmuş beynimizi.
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inancı taşıyorum yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar