bugün
- nervio'ya evlenme teklif etmek30
- nervio'nun peşinden koşan yazarlar5
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar17
- vajinaya dil atmak12
- en son ne aldınız13
- uludağ sözlük te yazar olabilme kriterleri5
- kars ardahan ığdır5
- kitapçıda dakikalarca vakit geçiren dallama6
- instagram da artan erotizm sebebi10
- rusyada neden kızlar şımarık değil sorunsalı3
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı9
- sinemada yiyişen sevgililer9
- nervio abla13
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum13
- insan olmaya ceyrek kala5
- okuduğu kitaplardan bilgiler vermek2
- kuru amlı10
- eti canga3
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- ayağa boşmalmak10
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- dizileri sokaktaki insanlar oynasın2
- ümit kocasakal20
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler8
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı7
- traveler pp sindeki kedi2
- başlayabilmek5
- xvala bere2
- galatasaray'ın fenere koyması normalleşmesi6
- sözlük kızlarının çorapları3
- sözlük ayağa düştü4
- binyamin netanyahu2
- mine koşan3
- uyuyan çocuğu uyandırmak3
- ibrahim tatlıses3
- nervio tarzı entry girmek24
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- ayakçı ve patici yazarlar derneği7
- nişanlının annesine anne diyememe sorunsalı5
- 30 ilde daltonlar operasyonu 85 gözaltı3
- hoppidi hoppidi zıplayan ayak gifleri veritabanı4
- ismail kartal21
- güney kore34
- yazarların akşama dair planları2
- gabriel sara2
- insan olmaya çeyrek kola2
- son buluşmada hesabı kim öder5
- french kiss yapamayan erkek5
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
Hastaydı. Hastaneye ziyaretine gidememiştim zaten bir önceki hafta da. Henüz ilkokuldaydım, daha yaşım 10. Kimseye belli etmesem de arka sırada oturan çakmak çakmak gözleri olan kıvırcık saçlı o esmer kıza aşıktım. Kalbim buruktu hep, söyleyemiyordum aşkımı gerek çocukluktan gerekse de kahramanımın hastalığından. Dedim ya, görememiştim o hafta ve iyice moralim bozuktu. Bir akşam okul çıkışı geldi yanıma esmer kız. Eve birlikte yürümeye başladık, aynı mahallede oturuyorduk sonuçta. Hava kararmaya başlamıştı. Çocuk da olsam, sorumluluklar erken yüklendiğinden omzuma bir kadını hava kararınca sokaklarda yalnız bırakmamam gerektiğini biliyordum. Onların ev arka mahalledeydi. Okul bizim eve daha yakın olmasına rağmen onu evine bırakmak için yolu uzattım. Yürürken pek konuşmadık, evlerinin önüne geldiğimizde birbirimize koca koca, mantıklı insanlar gibi iyi akşamlar deyip ayrıldık. Adımlarım hızlanmıştı. Günlerden perşembeydi. Çünkü perşembeler görüş saatiydi. Hastanede birinci dereceden bir akrabanız bile yatsa eğer refakatçi değilseniz belirli günlerde belirli saatlerde ziyaret edebilme hakkınız vardı o dönemler. Onkoloji bölümüymüş çünkü. Hiç anlamazdım hastane isimlerinden o dönemler. Nöröloji, kardiyololoji, gastroloji, dahiliye falan
Biraz anlasaydım çadır kurardım kesin onkoloji servisinin önüne. Koşmaya başladım saati annemlere yetişeyim de birlikte gidelim diye. Koşarken ayaklarımın açıldığı mesafe kadar uzaklaşıyordum yetişebilme ihtimalime. Eve vardım. Anahtarım yoktu henüz, kaybederim diye vermemişti annem. Haklı kadın, üçüncü sınıfa kadar silgisini boynundan asan bir nesildik biz. Parmak uçlarımın üzerinde durarak bir balerin gibi, zili çaldım. Kapı açılmadı ama. Tekrar çaldım, bu kez daha uzun. Yine açılmadı. içimi bir korku kaplamıştı. Gittiler mi diye sordum kendi kendime. Sonra parmak uçlarımda boyumun yetebildiği diğer zillerden birine daha bastım. Kapı açıldı hemen, seslendim annem nerede diye. Onlar gitti diye söyledi bir ses, duyunca beni kendimden uzaklaştıran bir ses. Çaresiz hissettim bir an. Donup kalmıştım. Bir hafta daha göremeyeceğim korkusu içimi kapladı. Ağlayacak gibi oldum, gözlerim kızardı ve acıdı. Ağlamadım ama. Arabanın sürekli gitmiş olduğu yöne doğru baktım. iki yüz metre ileride kırmızı ışığa takılmış kalmış, yeşilin yanmasını bekliyordu. Sırtımda çantam, boynumda suluğum koşmaya başladım. Çantam ağırdı, hızımı kesiyordu ve o an dünyanın sırrı da olsa kitaplarımda umurumda değildi. Bir yandan koşup bir yandan da çantamı çıkardım sırtımdan. Yol ortasında koştuğumdan öylece bırakmıştım yol ortasına. Daha da hızlıydım artık. ilk kez Murphy ile orada tanıştım. Tam yetiştim derken yeşil ışık yandı. Çığlıklar attım, camları kapalı olan arabadan kimse duymadı sesimi. Hızlanarak gözden kayboldu. Nefes nefese yol ortasına çöküp kaldım. Nefes almakta zorlanıyordum, yorulduğum için değildi bu, çaresizliktendi. Kalktım sonra, iyice kararan havaya inat aksi istikamette olan durağa yürümeye başladım hızlı adımlarla. Önce çantamı aldım yol ortasından, sonra küfrettim korna çalan diğer arabalara. Durağa geldim ve geçen her otobüse sordum, Araştırma hastanesine gider mi, amca?. Aldığım soğuk birkaç cevaptan sonra biri gider dedi, atladım otobüse. Cebimde kuruş para yoktu. Muavin param olmadığını öğrenince bir sonraki durakta indirdi beni. Tekrar sormaya başladım, Araştırma hastanesine gider mi, amca?. Orta yaşlı bir teyze acıdı halime. Altında ezildiği kocaman çantanın altında küçücük bir çocuk akşam o saatte ne yapardı ki hastanede diye düşündü herhalde, anladı sonra sebebimi ve aldı beni yanına soru sormadan. Bir otobüse bindik, teyze benim de yol paramı verip birkaç durak sonra indi. Hastaneye ilk kez otobüsle gidiyordum ve tam olarak kestiremiyordum nerede ineceğimi. Gözüm hep camdan dışarıyı gözetlemekte, hastanenin yakınlarında bir yer görüp de tanıyayım diye tetikteydim. Hastaneye varıp geçmiştik bile. iki durak sonra sordu bana muavin, o zaman anladım ve hemen indim. Otobüsle geldiğim yollardan koşa koşa geri gittim. Hastaneye vardım nefes nefese, içeri girdim. Kocaman kocaman insanların içinde başım dik yürüdüm. Hasta ziyareti giriş kapısının önünde nöbette duran bir amca vardı. Ücretliydi girişler. Elinde bir deste fiş, parayı verene kopardığı bir kopçayı verip kapıyı açıyordu. Birilerinin arkasına onların çocuğuymuşçasına geçtim. Eğer yanınızda ebeveynleriniz varsa para almazlardı sizden, daha önceki ziyaretlerimden öğrenmiştim bunu. Kapıdan geçtikten sonra hızla uzaklaştım yanından sahte anne-babamın. Asansöre koştum. Daha önceleri çok hızlı olduğu için başımı döndüren asansör adeta bir öküz arabası niteliğinde çıktı dördüncü kata. Herkesten önce çıktım ve 207 numaraları odanın kapısının önünde durdum. Nefesimi topladım bir an ve kapıyı açtım. içerisi çok kalabalıktı. Sürekli bir şeyler soran herkes kapı açılınca bir anda kapıya döndü. Babamı aradı gözlerim ve orada, yatağında yatıyordu solgun yüzü, iyice zayıfladığı için daha da belirgin olan elmacık kemikleri ve kolunda bulunan serumuyla birlikte. Annem şaşırmıştı, nasıl geldin sen buraya, yalnız başına mı geldin gibisinden bir şeyler soruyordu muhtemelen, ama ben duymadım hiçbirini. içeriye adımımı attım kalabalığın şaşkın bakışları arasında. Babama gittim, sarıldım, kokladım. Hastane kokuyordu biraz, ama daha çok baba kokuyordu işte. iyice içime çektim. Sonra aldı beni karşısına ve herkese dönüp işte, bu benim oğlum dedi! gözleri dolu. Suratımda garip bir gülümseme vardı. Bir daha sarıldım, muyluydum
Ertesi hafta okula gitmedim Perşembe günü çünkü biraz daha erken gidecektik annemle. Annem hazırlanmadan önce aradı hastaneyi bir şey lazım mı diye sormak için. Yıllardır babamın yattığı odada yabancı bir ses açtı telefonu. Annem sordu, sonra ağladı. Telefon elinden kayıp düşerken yığılıp kaldım ben de olduğum yere. Çığlıklar birikti boğazıma, bağıramadım. Sustum ve sessizce ağladım o an ve o günden sonra her gece..
Ertesi hafta okula gitmedim Perşembe günü çünkü biraz daha erken gidecektik annemle. Annem hazırlanmadan önce aradı hastaneyi bir şey lazım mı diye sormak için. Yıllardır babamın yattığı odada yabancı bir ses açtı telefonu. Annem sordu, sonra ağladı. Telefon elinden kayıp düşerken yığılıp kaldım ben de olduğum yere. Çığlıklar birikti boğazıma, bağıramadım. Sustum ve sessizce ağladım o an ve o günden sonra her gece..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar