bugün
- ben bu çocukla ilgili evlencem ya9
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri11
- mesajlara sürekli geç cevap veren erkek10
- mal mıyım sorunsalı6
- kiraz cicegi kolonyasi39
- kendine yalan söyleme eğilimi9
- türk töresinde zina edenin parçalara ayrılması5
- usame bin ladin ve onun islamcı ütopyası3
- küt saçlı hatun8
- takibe anında takip4
- friedrich hegel la bi cay icek14
- ilk buluşmada esnaf lokantasına gitmek14
- kızılcık şerbeti dizisi3
- mutsuzken çirkin olmak8
- seninle esnaf lokantasına bile gelirim diyen kadın9
- rahmi koç'un balığın kalanından çorba yapması10
- mesih gelseydi4
- yeralti edebiyatcisi11
- iskender10
- aydınlanmak3
- bu gün sözlük ne tatlı lan12
- yapay zeka sözlük moderatörü2
- güne bir şiir dizesi bırak5
- güzel bir kazın yalnız olmasının nedenleri11
- insan iyiyi kötüyü bilme iradesine aden de kavuştu7
- sözlükteki israil sempatizyanları4
- frankyfourfingers3
- esnaf lokantasında hepiniz topsunuz diye bağırmak2
- arkadaşlar çabuk buraya bakın5
- seninle salam ekmek bile yerim diyen kız6
- esnaf lokantasında çorba içerken hayatı sorgulamak10
- sovyetlerin çöküşü usame ve nükleer bavullar2
- türk erkeğinde olması gereken meziyetler13
- ona bir şey söyle7
- seni severken valizini hazır tutan kadın10
- etli biber dolması yapan erkek9
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı51
- allah savaşa davet etmez vaatlerinden vazgeçmez3
- arkadaşlar ya3
- platon un mağara alegorisi15
- ismail kartal31
- erkekler tuvaletinde gizli kamera bulunması5
- musa allah'ın varlığını sorgulayabiliyordu2
- true silik olsun10
- insanları kölelikten kurtaran tanrı olan allah2
- ice latte ısmarlanacak sözlük yazarları6
- özgürlük nedir sorunsalı7
- saygının ve ahlakın yeni nesli olmaz3
- filistin kurtuluş örgütü ve terörü desteklemek2
- sardalya4
entry'ler (156)
çok yalnızım olm. bara, diskoya, meyhaneye, birahaneye, markete, alışveriş merkezine, camiye, okula, kafeye her yere yalnız gidiyorum. marjinallik değil marji-mallık lan benimki. triplere girmek için de söylemiyorum. vallahi öyleyim. iş güç derken ihmal ettiğim sözlük tekrar aklıma geldi baksana. çok değişmiş yalnız buralar *
Hastaydı. Hastaneye ziyaretine gidememiştim zaten bir önceki hafta da. Henüz ilkokuldaydım, daha yaşım 10. Kimseye belli etmesem de arka sırada oturan çakmak çakmak gözleri olan kıvırcık saçlı o esmer kıza aşıktım. Kalbim buruktu hep, söyleyemiyordum aşkımı gerek çocukluktan gerekse de kahramanımın hastalığından. Dedim ya, görememiştim o hafta ve iyice moralim bozuktu. Bir akşam okul çıkışı geldi yanıma esmer kız. Eve birlikte yürümeye başladık, aynı mahallede oturuyorduk sonuçta. Hava kararmaya başlamıştı. Çocuk da olsam, sorumluluklar erken yüklendiğinden omzuma bir kadını hava kararınca sokaklarda yalnız bırakmamam gerektiğini biliyordum. Onların ev arka mahalledeydi. Okul bizim eve daha yakın olmasına rağmen onu evine bırakmak için yolu uzattım. Yürürken pek konuşmadık, evlerinin önüne geldiğimizde birbirimize koca koca, mantıklı insanlar gibi iyi akşamlar deyip ayrıldık. Adımlarım hızlanmıştı. Günlerden perşembeydi. Çünkü perşembeler görüş saatiydi. Hastanede birinci dereceden bir akrabanız bile yatsa eğer refakatçi değilseniz belirli günlerde belirli saatlerde ziyaret edebilme hakkınız vardı o dönemler. Onkoloji bölümüymüş çünkü. Hiç anlamazdım hastane isimlerinden o dönemler. Nöröloji, kardiyololoji, gastroloji, dahiliye falan
Biraz anlasaydım çadır kurardım kesin onkoloji servisinin önüne. Koşmaya başladım saati annemlere yetişeyim de birlikte gidelim diye. Koşarken ayaklarımın açıldığı mesafe kadar uzaklaşıyordum yetişebilme ihtimalime. Eve vardım. Anahtarım yoktu henüz, kaybederim diye vermemişti annem. Haklı kadın, üçüncü sınıfa kadar silgisini boynundan asan bir nesildik biz. Parmak uçlarımın üzerinde durarak bir balerin gibi, zili çaldım. Kapı açılmadı ama. Tekrar çaldım, bu kez daha uzun. Yine açılmadı. içimi bir korku kaplamıştı. Gittiler mi diye sordum kendi kendime. Sonra parmak uçlarımda boyumun yetebildiği diğer zillerden birine daha bastım. Kapı açıldı hemen, seslendim annem nerede diye. Onlar gitti diye söyledi bir ses, duyunca beni kendimden uzaklaştıran bir ses. Çaresiz hissettim bir an. Donup kalmıştım. Bir hafta daha göremeyeceğim korkusu içimi kapladı. Ağlayacak gibi oldum, gözlerim kızardı ve acıdı. Ağlamadım ama. Arabanın sürekli gitmiş olduğu yöne doğru baktım. iki yüz metre ileride kırmızı ışığa takılmış kalmış, yeşilin yanmasını bekliyordu. Sırtımda çantam, boynumda suluğum koşmaya başladım. Çantam ağırdı, hızımı kesiyordu ve o an dünyanın sırrı da olsa kitaplarımda umurumda değildi. Bir yandan koşup bir yandan da çantamı çıkardım sırtımdan. Yol ortasında koştuğumdan öylece bırakmıştım yol ortasına. Daha da hızlıydım artık. ilk kez Murphy ile orada tanıştım. Tam yetiştim derken yeşil ışık yandı. Çığlıklar attım, camları kapalı olan arabadan kimse duymadı sesimi. Hızlanarak gözden kayboldu. Nefes nefese yol ortasına çöküp kaldım. Nefes almakta zorlanıyordum, yorulduğum için değildi bu, çaresizliktendi. Kalktım sonra, iyice kararan havaya inat aksi istikamette olan durağa yürümeye başladım hızlı adımlarla. Önce çantamı aldım yol ortasından, sonra küfrettim korna çalan diğer arabalara. Durağa geldim ve geçen her otobüse sordum, Araştırma hastanesine gider mi, amca?. Aldığım soğuk birkaç cevaptan sonra biri gider dedi, atladım otobüse. Cebimde kuruş para yoktu. Muavin param olmadığını öğrenince bir sonraki durakta indirdi beni. Tekrar sormaya başladım, Araştırma hastanesine gider mi, amca?. Orta yaşlı bir teyze acıdı halime. Altında ezildiği kocaman çantanın altında küçücük bir çocuk akşam o saatte ne yapardı ki hastanede diye düşündü herhalde, anladı sonra sebebimi ve aldı beni yanına soru sormadan. Bir otobüse bindik, teyze benim de yol paramı verip birkaç durak sonra indi. Hastaneye ilk kez otobüsle gidiyordum ve tam olarak kestiremiyordum nerede ineceğimi. Gözüm hep camdan dışarıyı gözetlemekte, hastanenin yakınlarında bir yer görüp de tanıyayım diye tetikteydim. Hastaneye varıp geçmiştik bile. iki durak sonra sordu bana muavin, o zaman anladım ve hemen indim. Otobüsle geldiğim yollardan koşa koşa geri gittim. Hastaneye vardım nefes nefese, içeri girdim. Kocaman kocaman insanların içinde başım dik yürüdüm. Hasta ziyareti giriş kapısının önünde nöbette duran bir amca vardı. Ücretliydi girişler. Elinde bir deste fiş, parayı verene kopardığı bir kopçayı verip kapıyı açıyordu. Birilerinin arkasına onların çocuğuymuşçasına geçtim. Eğer yanınızda ebeveynleriniz varsa para almazlardı sizden, daha önceki ziyaretlerimden öğrenmiştim bunu. Kapıdan geçtikten sonra hızla uzaklaştım yanından sahte anne-babamın. Asansöre koştum. Daha önceleri çok hızlı olduğu için başımı döndüren asansör adeta bir öküz arabası niteliğinde çıktı dördüncü kata. Herkesten önce çıktım ve 207 numaraları odanın kapısının önünde durdum. Nefesimi topladım bir an ve kapıyı açtım. içerisi çok kalabalıktı. Sürekli bir şeyler soran herkes kapı açılınca bir anda kapıya döndü. Babamı aradı gözlerim ve orada, yatağında yatıyordu solgun yüzü, iyice zayıfladığı için daha da belirgin olan elmacık kemikleri ve kolunda bulunan serumuyla birlikte. Annem şaşırmıştı, nasıl geldin sen buraya, yalnız başına mı geldin gibisinden bir şeyler soruyordu muhtemelen, ama ben duymadım hiçbirini. içeriye adımımı attım kalabalığın şaşkın bakışları arasında. Babama gittim, sarıldım, kokladım. Hastane kokuyordu biraz, ama daha çok baba kokuyordu işte. iyice içime çektim. Sonra aldı beni karşısına ve herkese dönüp işte, bu benim oğlum dedi! gözleri dolu. Suratımda garip bir gülümseme vardı. Bir daha sarıldım, muyluydum
Ertesi hafta okula gitmedim Perşembe günü çünkü biraz daha erken gidecektik annemle. Annem hazırlanmadan önce aradı hastaneyi bir şey lazım mı diye sormak için. Yıllardır babamın yattığı odada yabancı bir ses açtı telefonu. Annem sordu, sonra ağladı. Telefon elinden kayıp düşerken yığılıp kaldım ben de olduğum yere. Çığlıklar birikti boğazıma, bağıramadım. Sustum ve sessizce ağladım o an ve o günden sonra her gece..
Ertesi hafta okula gitmedim Perşembe günü çünkü biraz daha erken gidecektik annemle. Annem hazırlanmadan önce aradı hastaneyi bir şey lazım mı diye sormak için. Yıllardır babamın yattığı odada yabancı bir ses açtı telefonu. Annem sordu, sonra ağladı. Telefon elinden kayıp düşerken yığılıp kaldım ben de olduğum yere. Çığlıklar birikti boğazıma, bağıramadım. Sustum ve sessizce ağladım o an ve o günden sonra her gece..
giymesinde sakınca olmayan ama gösterdiği zaman işlerin değişeceği durumdur.
sevişmek.
sosyalleşmenin internet ve sosyal ağlarla değişmeye başladığı ve hatta değiştiği günümüzde reel hayatta göremediği ilgiyi sözlük bünyesinde de göremeyen, ilgi gösterilmesi gereken yazardır.
birey yaşamını çoğu zaman karşı cinsin beğenilerine göre şekillendirdiğinden çok fazla ayıplanmaması, hoşuna gitmeyenin kafasını çevirmesi gereken, kimilerine göre iğrenç gelen bir durumken bazı diğerlerine göre seksapalitesi gayet yüksek olan ve tıpkı kadınların makyaj yapmalarının altında yatan gerçekliği içinde barındıran erkeksi eylem.
gay olan ya da olabilme ihtimali yüksek kişinin yapabileceği insanca bir eylemdir. doğadaki diğer canlılarda başka bir örneğinin olmaması düşündürücüdür.
bekleneni beklerken beklemekten sıkılmamak için yapılabilecek en güzel bekleme eylemidir.
taş devrinde yaşamış, muhtemelen yüzyıllardır hayatta olduğu için bilge olabilecek fosildir.
edit: bir baltaya "sap" olamayacak kimsedir de denebilir.
edit: bir baltaya "sap" olamayacak kimsedir de denebilir.
iç savaşın olmadığı bir yerde yaşayan adamdır.
insanı cinsellikten soğutan, sapkınlı ve sapıklıktan da öte bir iğrençlikle yoğrulmuş fantezi.
leonard cohen - famous blue raincoat
--spoiler--
http://www.youtube.com/watch?v=6fMnF0Fvdpo
--spoiler--
--spoiler--
http://www.youtube.com/watch?v=6fMnF0Fvdpo
--spoiler--
bir ilişkide böyle bir teklife gerek var mı sorusunu akla getiren başlık. eğer bir ilişkide basamakları tek tek çıkarsanız zaten kendiliğinden olabilecek bir durum olan sevişmenin teklif edilmesi gayet abes bir durumdur. teklif edilerek yapılan bir sevişme, hem erkek için hem de kadın için, fahişeliğin bir başka boyutudur.
erkeklerin cinsel tatminleriyle alakalı olan ve bu yüzden de freud'u haklı çıkaran ve yine kadınların feminizm, kadın hakları vb. şeylerin arkalarında durmalarına rağmen erkekleri cinsellikleriyle, kadınlıklarını bir objeden farksızmışçasına kullanabilemerindeki ustalıkları sonucu var olmuş bir gerçekliktir. evrim falan hikaye, kadın güçlüdür. bu önermeye göre, aslında güçlü olanın değil aklını, kurnazlığını kullananın hayatta kaldığı bir olgudur.
sadece kız milletinin değil, benim gibi haftanın 8 günü yoğun bir şekilde çalışan bireylerin temel ihtiyaçları dışında alışveriş yapmaya vakti olmadığından özellikle kendi kendine çok fazla sarf ettiği cümledir.
cahil adamdır vesselam. bu bilişim devrinde, özellikle kimseye güvenilmeyecek,, sadece google'da yaptığınız aramalara bakarak sizi en geç iki güne bulabilecekleri bir çağda yaşarken ve komşunun ne halt karıştıracağından emin olmadan bu tedbirsizlik internet sahibini yerinden edebilir. bakınız bir büyüğümüz ne diyor;
"apartman dahilinde, internetine sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. işte bu ahval ve şerait içinde dahi, birinci vazifen wpa-2 şifreni koymandır. kablolarındaki o yavaş internet, başkalarının parmakları ucundadır."
"apartman dahilinde, internetine sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. işte bu ahval ve şerait içinde dahi, birinci vazifen wpa-2 şifreni koymandır. kablolarındaki o yavaş internet, başkalarının parmakları ucundadır."
insanın aklına; madem adam değildi ne diye çıktın, böyle bir şeyi kendine misyon edindiysen sokakta adam olmayı bekleyen binlerce gençten birine yardım etsen daha güzel olmaz mıydı gibi soruları getiren ve hatta hadi bunları geçtim madem adam ettin sen adam değil miydin de başkasına kaçtı diye kişinin de kendisini sorgulaması gereken, tüm bunları düşünmeden sırf kendi egosunu tatmin etmek, kişiler arası sürtüşmelere ve bilhassa it dalaşına sebebiyet verecek hötü* tavan yapmış kız düşüncesi.
özellikle yaz aylarında, üç dört aylık bir süreyi doldurmak için çekilen diziler için geçerli durumdur. ve fakat, sezon başladığında gerçekten kaliteli dizilerin de olduğu su götürmez bir gerçektir ki bu da son bir iki senedir süregelmektedir.