bugün
- sözlük yazarlarının gerçek adları27
- arkadaşlar bakar mısınız18
- hasan atilla uğur9
- doktor kadın çöpçü erkek evliliği8
- ktç'nin küçükken sarışın yeşil gözlü olması11
- mazotun litresi 101 lira34
- apoya statü verilen dönem7
- bana çorba yapmak isteyen sözlük yazarları5
- bana onu sormayin4
- benim dedem çok fakirmiş diyen olmaması9
- kahvaltıda sevgilinizden nasıl çay istersiniz10
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek19
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler25
- en iyi bisküvi5
- arkadaşlar bir şey soracağım4
- g i l d e d l i l y27
- domates çorbanıza size sormadan kaşar atılması7
- arkadaşlar gammazlanıyorum3
- true denen hadsiz namussuz karaktersiz3
- sözlüğün en anonim yazarı5
- yazarların fobileri18
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz45
- apoya af çıkartılması3
- yakışıklı fakir erkek vs tipsiz zengin erkek3
- tai lung8
- çomarların vatan haini olmasının sebebi2
- 38 yaşında olup 20 liklere çıtır gözüyle bakmak14
- terminator gerçek mi oluyor9
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri16
- claudian clouds13
- orman yangınlarını akp çıkarıyor zannetmek5
- mühendis erkek subay kadın evliliği5
- erkekler açılsın5
- vermio3
- ak partililerin pkk pisliğini chp ye atması2
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- erkek parfümü kullanan kadın7
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz7
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı7
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları34
- kendinden büyük kadınla evlenmek7
- sıkıldım11
- ioçk'nin damak zevki4
- eve gelen misafirin git sinyallerini okuyamaması7
- yaşlılığı kabullenemeyen insan5
- sözlükten hatun kaldırmak3
- sözlüğün sarması3
- bacağımın çok ağrıması2
- mühendis erkek hemşire kadın evliliği4
- şeriatçı vs pkklı2
reenkarnasyona inanıyor musunuz?
çocukluğumdan beri sürekli gördüğüm rüyalarımı not ederim, her hafta kaldığı yerden devam eden rüyalarımı. rüyalarımda gördüğüm kişileri araştırmam sonucunda, hepsinin gerçek hayata yaşamış insanlar olduğunu fark etmeden önce ben de inanmıyordum.
1840 yılında amerika'daki 7 süvari birliğinin komutanı olduğum rüyalarda en büyük düşmanım sauk'ların şefi kara şahin'di. korkusuz birisi olduğunu düşünüyordu birliğimdeki askerler ama benim için çok önemli bir düşman sayılmazdı. bizim tüfeklerimize karşı yaylarla, mızraklarla mücadele ediyorlardı.
en iyi savaş taktikleri pusu atmak, vur kaç yapmaktı. karşımıza çıkıp asla tam bir ordu gibi savaşmıyorlardı. çok iyi hatırlıyorum bizi nasıl sırtımızdan vurduğunu, köylere pirinç götüren birliklere haince saldırılar yaptıklarını. hükümetimiz sauk kabilesinin missisipi bölgesinden gitmesi için tebliğde bulunduğunda karşı çıkmaları benim için bulunmaz fırsattı, artık onları yok etmek için elimde çok büyük bir koz vardı. general custer olarak şöhretim daha çok artacaktı.
sıcak bir ağustos sabahında, birliğimi topladım sauk'ların yaşadığı yere baskın düzenleyecektim. bütün hazırlıklar tamamdı, askerlerim at sırtındaydı, harekete geçmiştik. birliğime kara şahin'i canlı istediğimi söylemiştim onun için farklı planlarım vardı. zifte bulayıp tavuk tüyleri ile kasaba kasaba gezdikten sonra efsanesinin son bulacağını düşünüyordum. kabilenin yaşadığı kayalık araziye yaklaşırken heyecanım artıyordu ama hiçbir şey umduğum gibi olmamıştı, kayalık arazide kimse yoktu, bütün kabile ortadan kaybolmuştu. askerlerime, dağılıp bütün araziyi karış karış aramalarını emrettim. güneş batana kadar, umudumuz tükenene kadar aradık. geri dönüş yolunda kimse tek kelime etmedi, kasabanın girişine geldiğimizde bir sorun olduğunu anlamıştım.
kasabanın meydanında yerde yatan insanlar vardı, atımı dört nala koşturmaya başladım, evime doğru gidiyordum "nia" diye nefesim kesilene kadar bağırmaya başladım. kapının önünde durdum, içeri girmeye cesaret edemiyordum. "niaaaa niaaaa" atımdan indim, kapı açıktı, ağır adımlarla içeri girdim. odaları dolaştım nia evde yoktu. tekrar dışarı çıkıp herkese tek tek sormaya başladım, kimseden olumlu yanıt alamıyordum.
bir kaç saat sonra olayın iç yüzü ortaya çıkmaya başlamıştı. biz kara şahin'in kabilesine baskına giderken, o da bizim kasabamıza baskına gelmiş, çoluk çocuk demeden herkesi katletmiş, eşimi nia'mı yanında götürmüştü.
rüyalarım o kadar gerçekçiydi ki, bir pazar akşamı taksim'de arkadaşlarla gezerken kızılderili olduğunu söyleyen bir adama saldırmıştım. sabah kadar karakolda ifade verdim, kızılderilinin eşimi kaçıranların içinde olduğuna yeminler ediyordum ama 16 yaşındaydım. polisler deli olduğumu düşünüp beni bıraktılar, arkadaşlarım farklı gözle bakıyordu artık. bana "oturan boğa" diyenler bile vardı.
hala rüyalarım devam ediyordu. aylarca yeşil gözlü, kumral sevgilimi aradım, rüyalarımdan çığlıklar atarak ter içinde uyanıyordum. bir süre sonra rüyalarım seyrekleşmeye başlamıştı. artık sadece ısısız çöllerde tek başıma dolaştığımı görüyordum. bu da çok uzun sürmedi, rüya görmez oldum. ta ki pogo ile tanışana kadar, uzun uzun sohbetler ediyorduk bir gün kendisine rüyalarımdan bahsettim. çok şaşırmıştı aynı rüyaları sevgilisininde gördüğünü söyledi, her şey yeniden başlamıştı.
burak öteki hayatında nia olabilir mi? diye günlerce düşündüm. içim içimi yedi durum dayanılmayacak bir hal almaya başlamıştı, tekrar rüyalar görüyordum kötü günler geri geliyordu. bu durumdan pogo ya bahsettim, burak la görüşmem gerektiğini söyledim anlayışla karşıladı beni hafta sonu bursa da buluştuk burak elimi sıktığında anladım, gözlerine bakınca nia yı görüyordum. onun rüyalarından konuştuk kara şahin tarafından kaçırıldıktan sonra uzun süre farklı eyaletleri gezmişler, hiç bir yerde sabit kalmadıkları için nia yı neden bulamadığımı anlamıştım.
en büyük aşkım, hayatımın anlamı bir erkekti artık rüyalarımdaki aşkı bulmuştum. burak la pogo dan gizli konuşmaya başlamıştık, hafta sonları istanbula geliyordu her yeri geziyorduk çok mutluydum onla artık bu mutluluğum sonsuza kadar sürmesini istiyorum.
pogo lütfen anla bizi aramızdan çekil o benim alın yazım bizim mutluluğumuzu bölme yürü git lan. * *
çocukluğumdan beri sürekli gördüğüm rüyalarımı not ederim, her hafta kaldığı yerden devam eden rüyalarımı. rüyalarımda gördüğüm kişileri araştırmam sonucunda, hepsinin gerçek hayata yaşamış insanlar olduğunu fark etmeden önce ben de inanmıyordum.
1840 yılında amerika'daki 7 süvari birliğinin komutanı olduğum rüyalarda en büyük düşmanım sauk'ların şefi kara şahin'di. korkusuz birisi olduğunu düşünüyordu birliğimdeki askerler ama benim için çok önemli bir düşman sayılmazdı. bizim tüfeklerimize karşı yaylarla, mızraklarla mücadele ediyorlardı.
en iyi savaş taktikleri pusu atmak, vur kaç yapmaktı. karşımıza çıkıp asla tam bir ordu gibi savaşmıyorlardı. çok iyi hatırlıyorum bizi nasıl sırtımızdan vurduğunu, köylere pirinç götüren birliklere haince saldırılar yaptıklarını. hükümetimiz sauk kabilesinin missisipi bölgesinden gitmesi için tebliğde bulunduğunda karşı çıkmaları benim için bulunmaz fırsattı, artık onları yok etmek için elimde çok büyük bir koz vardı. general custer olarak şöhretim daha çok artacaktı.
sıcak bir ağustos sabahında, birliğimi topladım sauk'ların yaşadığı yere baskın düzenleyecektim. bütün hazırlıklar tamamdı, askerlerim at sırtındaydı, harekete geçmiştik. birliğime kara şahin'i canlı istediğimi söylemiştim onun için farklı planlarım vardı. zifte bulayıp tavuk tüyleri ile kasaba kasaba gezdikten sonra efsanesinin son bulacağını düşünüyordum. kabilenin yaşadığı kayalık araziye yaklaşırken heyecanım artıyordu ama hiçbir şey umduğum gibi olmamıştı, kayalık arazide kimse yoktu, bütün kabile ortadan kaybolmuştu. askerlerime, dağılıp bütün araziyi karış karış aramalarını emrettim. güneş batana kadar, umudumuz tükenene kadar aradık. geri dönüş yolunda kimse tek kelime etmedi, kasabanın girişine geldiğimizde bir sorun olduğunu anlamıştım.
kasabanın meydanında yerde yatan insanlar vardı, atımı dört nala koşturmaya başladım, evime doğru gidiyordum "nia" diye nefesim kesilene kadar bağırmaya başladım. kapının önünde durdum, içeri girmeye cesaret edemiyordum. "niaaaa niaaaa" atımdan indim, kapı açıktı, ağır adımlarla içeri girdim. odaları dolaştım nia evde yoktu. tekrar dışarı çıkıp herkese tek tek sormaya başladım, kimseden olumlu yanıt alamıyordum.
bir kaç saat sonra olayın iç yüzü ortaya çıkmaya başlamıştı. biz kara şahin'in kabilesine baskına giderken, o da bizim kasabamıza baskına gelmiş, çoluk çocuk demeden herkesi katletmiş, eşimi nia'mı yanında götürmüştü.
rüyalarım o kadar gerçekçiydi ki, bir pazar akşamı taksim'de arkadaşlarla gezerken kızılderili olduğunu söyleyen bir adama saldırmıştım. sabah kadar karakolda ifade verdim, kızılderilinin eşimi kaçıranların içinde olduğuna yeminler ediyordum ama 16 yaşındaydım. polisler deli olduğumu düşünüp beni bıraktılar, arkadaşlarım farklı gözle bakıyordu artık. bana "oturan boğa" diyenler bile vardı.
hala rüyalarım devam ediyordu. aylarca yeşil gözlü, kumral sevgilimi aradım, rüyalarımdan çığlıklar atarak ter içinde uyanıyordum. bir süre sonra rüyalarım seyrekleşmeye başlamıştı. artık sadece ısısız çöllerde tek başıma dolaştığımı görüyordum. bu da çok uzun sürmedi, rüya görmez oldum. ta ki pogo ile tanışana kadar, uzun uzun sohbetler ediyorduk bir gün kendisine rüyalarımdan bahsettim. çok şaşırmıştı aynı rüyaları sevgilisininde gördüğünü söyledi, her şey yeniden başlamıştı.
burak öteki hayatında nia olabilir mi? diye günlerce düşündüm. içim içimi yedi durum dayanılmayacak bir hal almaya başlamıştı, tekrar rüyalar görüyordum kötü günler geri geliyordu. bu durumdan pogo ya bahsettim, burak la görüşmem gerektiğini söyledim anlayışla karşıladı beni hafta sonu bursa da buluştuk burak elimi sıktığında anladım, gözlerine bakınca nia yı görüyordum. onun rüyalarından konuştuk kara şahin tarafından kaçırıldıktan sonra uzun süre farklı eyaletleri gezmişler, hiç bir yerde sabit kalmadıkları için nia yı neden bulamadığımı anlamıştım.
en büyük aşkım, hayatımın anlamı bir erkekti artık rüyalarımdaki aşkı bulmuştum. burak la pogo dan gizli konuşmaya başlamıştık, hafta sonları istanbula geliyordu her yeri geziyorduk çok mutluydum onla artık bu mutluluğum sonsuza kadar sürmesini istiyorum.
pogo lütfen anla bizi aramızdan çekil o benim alın yazım bizim mutluluğumuzu bölme yürü git lan. * *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar