bugün
- tai lung50
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı29
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- kombin atıp erkek düşüren kız yazar7
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması13
- dünyayı kimler yönetiyor5
- gece gelen makarna yeme isteği10
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- claudian clouds15
- çağımızın ahlak tiyatrosu2
- seviştikten sonra biz şimdi neyiz diyen cin5
- havaların soğumaya başlaması3
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- akrostişli şiir8
- sedat pekmez4
- arkadaşlar neden böylesiniz8
- ölmüş birini özlemek3
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- büyü yapan sözlük yazarları11
- esenyurt ta polis memurunun şehit edilmesi2
- belaruslu kızlar2
- sözlükte cin var mı6
- lezbiyenlik kul hakkına girmektir8
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- gece mezarlıkta cinlere şeker dağıtmak6
- cinlerin insanlarla ilişkiye girmesi9
- arkadaşlar bir şey dicem7
- geceye bir şiir bırak7
- bu hesap gizlidir3
- enayimiknatisii21
- güne bir ahmet kaya şarkısı bırak2
- salça yapan sözlük kızı10
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- kombin atıp kız düşüren erkek yazar7
- türkiyede doğmak3
- demleme usulü makarna5
- eşşek gözlü sözlük yazarı5
- nervio8
- öğretmenlerin 3 aylık tatillerinin bitmesi6
- victor osimhen10
- singapur da doğmak3
- mucizelere inanıyor musunuz6
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği11
- sarapci koala55
- kendini eleştirebilen insan7
- çin de doğmak3
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak11
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- biliyorum ama soylemem4
gizliliği kalmamış olan örgüttür. şimdi daha önce de yazmıştım ama yine yazayım istedim. böyle bir örgüt vardır efendim. yani gerçekten de varolmuştur, öyle hayali bir örgüt falan değildir. kuruluş tarihi de 1776dır. işin tartışılan kısmı ise bu örgütün bugün de halen var olup olmadığı, var ise ne çeşit organizasyonlar düzenledikleri ile ilgiliydi. 1990lara kadar bu konu hakkında bazı komplo teorileri dolaşıyordu. bu örgütün halen var olduğunu iddia edenler, aynı zamanda bu örgütün iyi bir şekilde gizlendiğini de savunuyordu. ancak son 20-25 yıldır illuminati ismini ve sembollerini her yerde görüyoruz. dolayısıyla bunun gizli bir tarafı kalmadı. ancak bu örgütün işlevi ve kimlerden oluştuğu konusunda halen belirsizlikler var. olayın gizli tarafı budur yani.
şimdi bir an için bilinmeyenleri falan bir kenara bırakalım. olayı tersten yorumlayalım. 18. yy sonları... ne oluyor o dönemlerde? endüstrileşme ve beraberinde gelen liberalizm rüzgarları. burjuva sınıfının inanılmaz yükselişi. şimdi, çocukken burjuvaziyi ezberlettiler bize ama ben burjuvazinin o zaman yakaladığı gücü ancak üniversitedeki hocalarımdan birisi anlattığı zaman anlayabilmiştim az çok. öyle bir şey düşünün ki insanlar, aileler koskoca devletlerin kaderleriyle oynamaya başlıyorlar. ve bu insanlar ne kral ne de dük. sadece paraya sahip oldukları için böyleler. şimdi biz zannediyoruz ki para her devirde şimdi olduğu gibi değerliydi. alakası yok. devlet eskiden bütün ekonomiyi bir şekilde kontrol ederdi. ve para çoğu yerde pek bir anlam da ifade etmezdi. çocukluğunu küçük köylerde geçirenler bilir, o köylerde kimse cebinde parayla gezmezdi. çünkü parayla satın alınacak bir şey yok! ekmeğini kendin yaparsın, yemeğini kendin yaparsın, meyveni sebzeni kendin yetiştirirsin. kışın yakacak odunun fazlaysa, o altından da değerlidir. her şeyle takas yapabilirsin. ama para pek işe yaramaz. parayı kullanmak için şehre gitmen lazımdır çünkü, o da kışın mümkün bile olmaz. yazın da haftada bir araba gelir zaten. işte sanayileşmeden önce avrupada da bu böyleydi. ama endüstrileşme ve rönesans parayı elinde tutan tüccarları, burjuva sınıfını çok güçlendirdi. artık koskoca devletler bile bazı işlerini yapabilmek için soylu bile olmayan ailelerin paralarına ihtiyaç duymaya başladılar. rotchild ailesi 19.yyın ilk yarısında öyle güçlü bir hal kazanır ki mesela, waterloo savaşında her iki tarafa da yüksek faiz karşılığı borçlar verirler ve bu da yetmezmiş gibi bir de spekülasyonlardan yararlanıp hisse senetlerinden para kırarlar. bu dönem sonrasında rotschild ailesine avrupanın diktatörü gözüyle bakılmıştır. gerçekten de kırım savaşı sonrası osmanlıya'da borç para vereceklerdir.
şöyle düşünün, 18.yya kadar devlet paraya hükmetti ve parayı hep kontrol etti. ancak 18.yy sonrası, parası olan bir aile (rotschildler) bütün avrupayı etkileyecek bir güce ulaşmıştı. yani artık parası olanlar devletleri kontrol etmeye başlamışlardı. rotschild ailesi sadece bir örnektir. onun gibi daha pek çok aile vardır muhakkak ama bunların sayısı yüzlerle ifade edilecek kadar da değildir muhakkak. şimdi şöyle düşünün.bu kadar büyük miktarda paralara sahip olsanız, bu parayla neler yapardınız? şöyle yapalım, seçenekleri ikiyle sınırlandırayım.
1- dilediğim gibi yaşar, her şeyin en lüksünü satın alır, her gün farklı bir otomobile biner, istediğimi yapardım.
2- benim gibi zengin olan ailelerle belirli konularda ittifak kurup, hazır yapabiliyorken devletleri kontrol eder, zenginliğimin ve gücümün devamını sağlardım.
siz ne yapardınız bilmiyorum, ama 1. grubu seçenleri arap milyarderler olarak düşünün. bunlar çok zengindirler ama ben şimdiye kadar hiç "dünyayı arap zenginler yönetiyor" diye bir komplo teorisi duymadım. bunlar salak salak şeylere para harcarlar çünkü, onlar için para, harcanmak içindir.
ama ikinci grup için para bir güç aracıdır. ayrıca zengin olmak, hiç bir açıdan marifet değildir. düşünün, devlet ordusunu önüne katıp elinizdeki bütün malları bir çırpıda alabilir. eee? ne işe yaradı onca zenginlik? o zaman mesele zengin olmakta değil, güçlü olmakta ve bunu da her daim devam ettirebilmekte. rotschild, rockefeller vs bu aileler 30-40 yıllık aileler değil. düşünün, pek çok devletten daha eski, daha güçlü aileler bunlar. para mesele değil. zenginlik de değil. mesele bunları kontrol etmek. eskiden o iş devletin göreviydi. şimdi ise demokrasi geldi halk kendi kendini yönetiyor... nah yönetiyor! millete sorsanız, yüzde kaçı zenginlerden alınan vergilerin artmasından yana olacaktır? belki yüzde 90ından fazlası. ama onun yerine devlet, zengin fakir herkesin içtiği sudan vergi alır, kullandığı elektrikten alır, benzinden alır, doğalgazdan alır. bi sor bakalım halkın yüzde kaçı bunu istiyor? demokrasi, zırlayan bebeğe verilen emziktir. bebek kendini kandırır onunla. o sırada bazı insanlar gemiciklerini yürütürler. işte mesele budur. siz attığınız bir oyla, kimin başa geleceğine 20 milyonda bir oranında karar vermiş olursunuz ama birileri elinde bulundurduğu güçle, zenginlikle; o başa gelenlerin yüzde 90 oranında neler yapacağına karar verirler mesela. işte olayın özeti budur. şimdi düşünün, kim kimi yönetiyor?
edit: imla
şimdi bir an için bilinmeyenleri falan bir kenara bırakalım. olayı tersten yorumlayalım. 18. yy sonları... ne oluyor o dönemlerde? endüstrileşme ve beraberinde gelen liberalizm rüzgarları. burjuva sınıfının inanılmaz yükselişi. şimdi, çocukken burjuvaziyi ezberlettiler bize ama ben burjuvazinin o zaman yakaladığı gücü ancak üniversitedeki hocalarımdan birisi anlattığı zaman anlayabilmiştim az çok. öyle bir şey düşünün ki insanlar, aileler koskoca devletlerin kaderleriyle oynamaya başlıyorlar. ve bu insanlar ne kral ne de dük. sadece paraya sahip oldukları için böyleler. şimdi biz zannediyoruz ki para her devirde şimdi olduğu gibi değerliydi. alakası yok. devlet eskiden bütün ekonomiyi bir şekilde kontrol ederdi. ve para çoğu yerde pek bir anlam da ifade etmezdi. çocukluğunu küçük köylerde geçirenler bilir, o köylerde kimse cebinde parayla gezmezdi. çünkü parayla satın alınacak bir şey yok! ekmeğini kendin yaparsın, yemeğini kendin yaparsın, meyveni sebzeni kendin yetiştirirsin. kışın yakacak odunun fazlaysa, o altından da değerlidir. her şeyle takas yapabilirsin. ama para pek işe yaramaz. parayı kullanmak için şehre gitmen lazımdır çünkü, o da kışın mümkün bile olmaz. yazın da haftada bir araba gelir zaten. işte sanayileşmeden önce avrupada da bu böyleydi. ama endüstrileşme ve rönesans parayı elinde tutan tüccarları, burjuva sınıfını çok güçlendirdi. artık koskoca devletler bile bazı işlerini yapabilmek için soylu bile olmayan ailelerin paralarına ihtiyaç duymaya başladılar. rotchild ailesi 19.yyın ilk yarısında öyle güçlü bir hal kazanır ki mesela, waterloo savaşında her iki tarafa da yüksek faiz karşılığı borçlar verirler ve bu da yetmezmiş gibi bir de spekülasyonlardan yararlanıp hisse senetlerinden para kırarlar. bu dönem sonrasında rotschild ailesine avrupanın diktatörü gözüyle bakılmıştır. gerçekten de kırım savaşı sonrası osmanlıya'da borç para vereceklerdir.
şöyle düşünün, 18.yya kadar devlet paraya hükmetti ve parayı hep kontrol etti. ancak 18.yy sonrası, parası olan bir aile (rotschildler) bütün avrupayı etkileyecek bir güce ulaşmıştı. yani artık parası olanlar devletleri kontrol etmeye başlamışlardı. rotschild ailesi sadece bir örnektir. onun gibi daha pek çok aile vardır muhakkak ama bunların sayısı yüzlerle ifade edilecek kadar da değildir muhakkak. şimdi şöyle düşünün.bu kadar büyük miktarda paralara sahip olsanız, bu parayla neler yapardınız? şöyle yapalım, seçenekleri ikiyle sınırlandırayım.
1- dilediğim gibi yaşar, her şeyin en lüksünü satın alır, her gün farklı bir otomobile biner, istediğimi yapardım.
2- benim gibi zengin olan ailelerle belirli konularda ittifak kurup, hazır yapabiliyorken devletleri kontrol eder, zenginliğimin ve gücümün devamını sağlardım.
siz ne yapardınız bilmiyorum, ama 1. grubu seçenleri arap milyarderler olarak düşünün. bunlar çok zengindirler ama ben şimdiye kadar hiç "dünyayı arap zenginler yönetiyor" diye bir komplo teorisi duymadım. bunlar salak salak şeylere para harcarlar çünkü, onlar için para, harcanmak içindir.
ama ikinci grup için para bir güç aracıdır. ayrıca zengin olmak, hiç bir açıdan marifet değildir. düşünün, devlet ordusunu önüne katıp elinizdeki bütün malları bir çırpıda alabilir. eee? ne işe yaradı onca zenginlik? o zaman mesele zengin olmakta değil, güçlü olmakta ve bunu da her daim devam ettirebilmekte. rotschild, rockefeller vs bu aileler 30-40 yıllık aileler değil. düşünün, pek çok devletten daha eski, daha güçlü aileler bunlar. para mesele değil. zenginlik de değil. mesele bunları kontrol etmek. eskiden o iş devletin göreviydi. şimdi ise demokrasi geldi halk kendi kendini yönetiyor... nah yönetiyor! millete sorsanız, yüzde kaçı zenginlerden alınan vergilerin artmasından yana olacaktır? belki yüzde 90ından fazlası. ama onun yerine devlet, zengin fakir herkesin içtiği sudan vergi alır, kullandığı elektrikten alır, benzinden alır, doğalgazdan alır. bi sor bakalım halkın yüzde kaçı bunu istiyor? demokrasi, zırlayan bebeğe verilen emziktir. bebek kendini kandırır onunla. o sırada bazı insanlar gemiciklerini yürütürler. işte mesele budur. siz attığınız bir oyla, kimin başa geleceğine 20 milyonda bir oranında karar vermiş olursunuz ama birileri elinde bulundurduğu güçle, zenginlikle; o başa gelenlerin yüzde 90 oranında neler yapacağına karar verirler mesela. işte olayın özeti budur. şimdi düşünün, kim kimi yönetiyor?
edit: imla
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar