bugün
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri21
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir8
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi9
- terhis oluyorum sözlük17
- victor osimhen7
- 22 yıllık kocam gözüme çirkin geldi kaçtım9
- ünlüler bim a101 şok'a gidiyor mu sorunsalı6
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak5
- 1 2 saat önce kaza yapmış olmam5
- almanyaya işçi yazılmak5
- fatma betülüm yapmaz13
- deniz altında nasıl nefes alınır4
- hesabını gizliye alan yazar2
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- sözlük yazarlarının olası meslekleri6
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi10
- trafikte korna çalmanın işlevi3
- dursun özbek3
- akıllı telefon kullanan erkek4
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- münafık9
- bir şeyler söyle7
- balık hazır herkese afiyet olsun5
- fatma betül sayan kaya27
- 6 kasım 2026 gaziantep kasımpaşa maçı3
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- bu başlıkta almanca entry giriyoruz8
- traveler of secret'in cuma vakti entry girmemesi2
- cumhurbaşkanı olmak istiyorum6
- akşama kadar entry giren torpilli memur12
- et ete değecek2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- grup vitamin5
- birbirini kollayan torba götlü yazarlar4
- şabat kitabı3
- ne olursa masklavi akp'yi bırakır7
- sivasli bey'in sivaslı olması2
- kaç gammaz var9
- markaların whatsapptan mesaj atması4
- köln ford fabrikası2
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek11
- kağıt çöpü ve plastik çöpü ayrılmalı3
- sözlük yazarlarının lolipopları2
- buğra gülsoy2
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı13
- yolsuzluğun cevabını halk sandıkta verecek6
- 6 kasım 20025
- aşk14
- sözlük açacak olsanız8
- cop316
kökleri 1977 yılına dayanan grup, vokal ve soloda mark shelton, basta scott parker, davulda ben murkirs, ritmde robert park tarafından kansas'ta kuruldu. ilk dönemlerinde oldukça farklı bir çizgide ilerleyen ve bir nevi heavy metal öncesi -proto heavy- karakteristik tarzda albümler yapan grup debut albümlerini 1980 ylında yayınladı. pek fazla etkileşim yaratmayan bu albümü sırasıyla crystal logic, open the gates ve the deluge takip etti. ilk parlamalarını 1983'te yani ikinci albümlerinde gösteren grup belki heavy metal tarihine adını altın harflerle yazdıracak kalitede bir tarz yaratmayı başardı. bütün sözlerin mark shelton'a ait olduğu bu albüm, herhalde birden fazla kez yayınlanarak heavy metal tarihinde bir ilk olma özelliğini taşımaktadır. manilla road demişken albümlerin içeriklerinden bahsetmemek de yanlış olmaz. crystal logic belki de grubun bir gelenek haline getirdiği ilk sentez albümlerinden biridir. oldukça iyi bir kültüre sahip olan grup, biraz öncede bahsettiğim gibi birçok türden etkilenmiştir; blues, fusion, funk, space ve progresif rock gibi...
ikinci albüm open the gates'teki sadece 'morbid tabernacle' gruba ait değildir. yine bütün söz ve besteler mark shelton tarafından hazırlanmıştır. bu albümde de birçok sentez görülebilir; zaten bunu yazılan fantastik sözlerden de anlayabiliriz:
mesela astronomica,
hemen kısaca geçiyorum, çünkü bir müzikolog edasında ele alınması gereken bir gruptur kendileri...
*****************************
the deluge, out of the abyss, the courts of chaos ve the circus maximus adlı albümlerden sonra dağıldılar.
özellikle bir iki albüm hakkında bir şeyler eklemek isterim ki bunlardan birisi ve ilki the circus maximus'tur, aslında manilla road'a ait değildir bu albüm, mark shelton'ın grup dağıldıktan sonra yürüttüğü solo projesinde kaydettiği bir albümdür fakat maddi endişe diyemeyiz buna plak şirketlerinin baskıları sonucu manilla road albümü olarak yayınlanmıştır. albümde birden fazla vokal vardır, mark shelton dışında andrew coss ve aaron brown adlı şahsiyetler de vokalliğe soyunmuşlardır ki zaten oldukça farklı havası vardır bu albümün, yoğun klavye kullanımı, yer yer yüklenen atmosferik introlar ve kesik gitar soloları aslında biraz da doomy tarzda bir heavy metal albümü diyebilmemizi sağlar *.
diğer albüm out of the abyss... oldukça güzel bir power ballad'a da ev sahipliği yapan bu albüm, thrash metal tarzı riffleri de içerisinde barındırarak farklı işler deneyen grubun tarzına yine oturmuştur.
the courts of chaos... albümde drum machine kullanılmıştır. ve sanırsam konseptti.
tabi bu albümlerden sonra grup transa geçmiş ve yaklaşık on yıl boyunca -ilk kapanışın akabinde yayınlanan bir iki live ve toplamalar hariç- ortalıkta görünmemiştir.
ta ki 2001 yılına dek orijinal kadrodan sadece mark shelton'ın var olduğu bu yeni başlangıçta, geri kalan bütün elemanlar, adı sanı duyulmamış müzisyenlerden oluşuyor. ilk olarak atlantis rising sonrasında spiral castle, mark of the beast, gates of fire bi tane split albüm ve voyager'la birlikten geçen yıl yayınlanan playground of the damned bulunmaktadır.
yine madem açtık konuyu, bari birkaç bi şey ekleyelim de tam olsun. evet spiral castle, e.a poe'ya çakılan bir selamda vardır bu albümde; gölge isimli öyküsünü aynı şekilde şarkı olarak albüme koymuşlardır. ve albümün giriş şarkısı throne of lies, plak şirketiyle olan anlaşmazlıklardan dolayı resmi basımda yayınlanmamıştır.
yine bir diğer özelliği de bir nevi anma seromonisidir. 79'da ölen ilk kadrodan robert park ve diğerleri içinde en bilindik olanı metallica'nın ilk ve tek basçısı! cliff burton'a çakılan selamlarıyla da yeri ayrı olan bir albümdür.
mark of the beast ise aslında taa 1981'de kaydedilmiş ve fakat araya sıkıştığı için grubun çekmecesinde sakladığı bir albümdür. hatta albümün adı da mark of the beast değildir, dreams of eschaton'dur fakat o ikinci albümdeki çıkış parçası olduğu için bu isimde yayınlanmıştır. (bkz: crystal logic)
2005'teki gates of fire'da oldukça sağlam bir albümdür. zaten boş albüm yoktur da neyse. yine bir sürü göndermeler vardır. virgil, dante mante işte...
voyager konsept bir albümdür. mark shelton abimizin yazdığı bir hikaye üzerine kurulmuştur.
ve son olarak playground of the damned, özellikle into the maelström, poe fanatiklerinin beklentilerini boşa çıkarmamayı borç bilinmiş bir başka mr şarkısıdır. fire of asshurbanipal ise robert erwin'e -çok severim- -conan'ın yazarıdır- bir teşekkürdür.
evet ite kalka anlatmaya çalıştım, tabi ki 36 yıllık bir geçmişi üç beş paragrafa sığdırmak zor olurdu gerçekten ama söyleyebileceğim şudur ki benim heavy metal tarihinde en anlayamadığım gruptur manilla road. öyle ki, onlarca plak şirketiyle çalışmışlardır, fakat nedense hepsiyle anlaşmaları kısa süreli olmuştur. zaten albümlerde nedense hep limitli basım olarak yayınlanmış, tükenmiş, yayınlanmış tükenmiş. doğru, oldukça kemik bir kitlesi var ve kesinlikle maddi anlamda bir kaygıları olmamalarından mütevellit heavy metal adına kaliteli işler yapıp, kilometre taşı denilebilecek ayarda albümler çıkarıp, maymunluk yapmamış bu dayılar... mark shelton'a da ayrı bir parantez açmak isterim, bence değeri pek bilinememiş bir şahsiyet sen onca söz yaz, kalk iki, üç tane konsept albüm yap, vokal dışında otur bir de bir ton güzel hatta ders niteliğindeki soloya imza at ve çek git. yahu olacak şey değil -çoğu şarkılar da uzun sololudur-. ayıp, el insaf yani.
geçenlerde bir türk, bayağı eskilerden hatta yeraltı grubu denilebilecek bir grubun röportajını okumuştum, adamlar reunion yapmışlar, albüm falan çıkarmışlar işte ama ilk hallerinden baya bi bağımsızlar, dandik alakasız bir şey yapıyolar yani. mesela serdar ortaç'ın thrash çalması kadar saçma bir durumdalar... neyse soruyo adam, diyo ki, "siz nasıl oldu da böyle bir tarza büründünüz?" adamın verdiği yanıt şöyleydi sanırsam "zaman bunu gerektiyor" sonra bu adamlar mıydı, başkası mıydı bilmiyorum ama yine biraz önceki gibi bir soruya, "zaten artık heavy metal'de uzun sololar falan bitti, kimse istemiyor bunu" tarzı bir şey söylemişti. sadece, hassiktir ordan demek istiyorum. neyse efendim, şöyle tam da üşengeçliğim üstümde değilken, tek bir cümleyle manilla road'u özetlemek istersem eğer, "bu adamlar heavy metal'in görünmeyen tarafıdır" derim.
ha bu arada olmazsa olmazdır, birkaç da tavsiye yapayım; yeni başlayacak olanlar için:
dreams of eschaton, the deluge, return of the old ones, throne of blood, lux aeterna, epitaph to the king, sea witch, the fires of mars...
dinleyin gerçekten güzel şarkılardır. çoğu power balladdır ya işte iyidir, güzeldir yani. *
ikinci albüm open the gates'teki sadece 'morbid tabernacle' gruba ait değildir. yine bütün söz ve besteler mark shelton tarafından hazırlanmıştır. bu albümde de birçok sentez görülebilir; zaten bunu yazılan fantastik sözlerden de anlayabiliriz:
mesela astronomica,
hemen kısaca geçiyorum, çünkü bir müzikolog edasında ele alınması gereken bir gruptur kendileri...
*****************************
the deluge, out of the abyss, the courts of chaos ve the circus maximus adlı albümlerden sonra dağıldılar.
özellikle bir iki albüm hakkında bir şeyler eklemek isterim ki bunlardan birisi ve ilki the circus maximus'tur, aslında manilla road'a ait değildir bu albüm, mark shelton'ın grup dağıldıktan sonra yürüttüğü solo projesinde kaydettiği bir albümdür fakat maddi endişe diyemeyiz buna plak şirketlerinin baskıları sonucu manilla road albümü olarak yayınlanmıştır. albümde birden fazla vokal vardır, mark shelton dışında andrew coss ve aaron brown adlı şahsiyetler de vokalliğe soyunmuşlardır ki zaten oldukça farklı havası vardır bu albümün, yoğun klavye kullanımı, yer yer yüklenen atmosferik introlar ve kesik gitar soloları aslında biraz da doomy tarzda bir heavy metal albümü diyebilmemizi sağlar *.
diğer albüm out of the abyss... oldukça güzel bir power ballad'a da ev sahipliği yapan bu albüm, thrash metal tarzı riffleri de içerisinde barındırarak farklı işler deneyen grubun tarzına yine oturmuştur.
the courts of chaos... albümde drum machine kullanılmıştır. ve sanırsam konseptti.
tabi bu albümlerden sonra grup transa geçmiş ve yaklaşık on yıl boyunca -ilk kapanışın akabinde yayınlanan bir iki live ve toplamalar hariç- ortalıkta görünmemiştir.
ta ki 2001 yılına dek orijinal kadrodan sadece mark shelton'ın var olduğu bu yeni başlangıçta, geri kalan bütün elemanlar, adı sanı duyulmamış müzisyenlerden oluşuyor. ilk olarak atlantis rising sonrasında spiral castle, mark of the beast, gates of fire bi tane split albüm ve voyager'la birlikten geçen yıl yayınlanan playground of the damned bulunmaktadır.
yine madem açtık konuyu, bari birkaç bi şey ekleyelim de tam olsun. evet spiral castle, e.a poe'ya çakılan bir selamda vardır bu albümde; gölge isimli öyküsünü aynı şekilde şarkı olarak albüme koymuşlardır. ve albümün giriş şarkısı throne of lies, plak şirketiyle olan anlaşmazlıklardan dolayı resmi basımda yayınlanmamıştır.
yine bir diğer özelliği de bir nevi anma seromonisidir. 79'da ölen ilk kadrodan robert park ve diğerleri içinde en bilindik olanı metallica'nın ilk ve tek basçısı! cliff burton'a çakılan selamlarıyla da yeri ayrı olan bir albümdür.
mark of the beast ise aslında taa 1981'de kaydedilmiş ve fakat araya sıkıştığı için grubun çekmecesinde sakladığı bir albümdür. hatta albümün adı da mark of the beast değildir, dreams of eschaton'dur fakat o ikinci albümdeki çıkış parçası olduğu için bu isimde yayınlanmıştır. (bkz: crystal logic)
2005'teki gates of fire'da oldukça sağlam bir albümdür. zaten boş albüm yoktur da neyse. yine bir sürü göndermeler vardır. virgil, dante mante işte...
voyager konsept bir albümdür. mark shelton abimizin yazdığı bir hikaye üzerine kurulmuştur.
ve son olarak playground of the damned, özellikle into the maelström, poe fanatiklerinin beklentilerini boşa çıkarmamayı borç bilinmiş bir başka mr şarkısıdır. fire of asshurbanipal ise robert erwin'e -çok severim- -conan'ın yazarıdır- bir teşekkürdür.
evet ite kalka anlatmaya çalıştım, tabi ki 36 yıllık bir geçmişi üç beş paragrafa sığdırmak zor olurdu gerçekten ama söyleyebileceğim şudur ki benim heavy metal tarihinde en anlayamadığım gruptur manilla road. öyle ki, onlarca plak şirketiyle çalışmışlardır, fakat nedense hepsiyle anlaşmaları kısa süreli olmuştur. zaten albümlerde nedense hep limitli basım olarak yayınlanmış, tükenmiş, yayınlanmış tükenmiş. doğru, oldukça kemik bir kitlesi var ve kesinlikle maddi anlamda bir kaygıları olmamalarından mütevellit heavy metal adına kaliteli işler yapıp, kilometre taşı denilebilecek ayarda albümler çıkarıp, maymunluk yapmamış bu dayılar... mark shelton'a da ayrı bir parantez açmak isterim, bence değeri pek bilinememiş bir şahsiyet sen onca söz yaz, kalk iki, üç tane konsept albüm yap, vokal dışında otur bir de bir ton güzel hatta ders niteliğindeki soloya imza at ve çek git. yahu olacak şey değil -çoğu şarkılar da uzun sololudur-. ayıp, el insaf yani.
geçenlerde bir türk, bayağı eskilerden hatta yeraltı grubu denilebilecek bir grubun röportajını okumuştum, adamlar reunion yapmışlar, albüm falan çıkarmışlar işte ama ilk hallerinden baya bi bağımsızlar, dandik alakasız bir şey yapıyolar yani. mesela serdar ortaç'ın thrash çalması kadar saçma bir durumdalar... neyse soruyo adam, diyo ki, "siz nasıl oldu da böyle bir tarza büründünüz?" adamın verdiği yanıt şöyleydi sanırsam "zaman bunu gerektiyor" sonra bu adamlar mıydı, başkası mıydı bilmiyorum ama yine biraz önceki gibi bir soruya, "zaten artık heavy metal'de uzun sololar falan bitti, kimse istemiyor bunu" tarzı bir şey söylemişti. sadece, hassiktir ordan demek istiyorum. neyse efendim, şöyle tam da üşengeçliğim üstümde değilken, tek bir cümleyle manilla road'u özetlemek istersem eğer, "bu adamlar heavy metal'in görünmeyen tarafıdır" derim.
ha bu arada olmazsa olmazdır, birkaç da tavsiye yapayım; yeni başlayacak olanlar için:
dreams of eschaton, the deluge, return of the old ones, throne of blood, lux aeterna, epitaph to the king, sea witch, the fires of mars...
dinleyin gerçekten güzel şarkılardır. çoğu power balladdır ya işte iyidir, güzeldir yani. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com