bugün
- velvet34
- migros'a sorulacak tek soru13
- arkadaşlar çok hastayım ya5
- kliniğe gittim klinikten geldim6
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi5
- victor osimhen15
- tostumu yaptım5
- sadece sözlük kızları tarafından açık oylanmak4
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması6
- now tv neden gelmedi3
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması11
- fenerbahçe biraz sert biraz katı13
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni6
- gocu abi buraya yumruk havaya2
- koşer ürün alan müslüman2
- livakovic'in barcelona transferi5
- sözlük ne zaman bu kadar sıkıcı hale geldi3
- dincinin içinde yaşadığı hasta hayal dünyası4
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi4
- devletin bireye müdahalesi2
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı6
- osuruktan şiirler58
- ikinci entrynin başlık üzerindeki muazzam etkisi2
- adnan menderes'in yıktırdığı tarihi eserler3
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- aleksey batrakov20
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- genelev3
- abdullah öcalan13
- yasakçı zihniyet15
- ekşi sözlük21
- bik bik kız kaçırdı9
- alparslan kuytul13
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- tarhana çorbası7
- babo dünyayı düzdün doymadın4
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- yazarlara gelen son mesaj3
- yılmaz güney filmleri6
- ismail kartal16
- avanosun nevşehirde olması5
- kredi kartı2
- yıllık izin3
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- ona bir şey söyle5
- bugün ne yapsam9
- reels izleme bağımlılığı6
kökleri 1977 yılına dayanan grup, vokal ve soloda mark shelton, basta scott parker, davulda ben murkirs, ritmde robert park tarafından kansas'ta kuruldu. ilk dönemlerinde oldukça farklı bir çizgide ilerleyen ve bir nevi heavy metal öncesi -proto heavy- karakteristik tarzda albümler yapan grup debut albümlerini 1980 ylında yayınladı. pek fazla etkileşim yaratmayan bu albümü sırasıyla crystal logic, open the gates ve the deluge takip etti. ilk parlamalarını 1983'te yani ikinci albümlerinde gösteren grup belki heavy metal tarihine adını altın harflerle yazdıracak kalitede bir tarz yaratmayı başardı. bütün sözlerin mark shelton'a ait olduğu bu albüm, herhalde birden fazla kez yayınlanarak heavy metal tarihinde bir ilk olma özelliğini taşımaktadır. manilla road demişken albümlerin içeriklerinden bahsetmemek de yanlış olmaz. crystal logic belki de grubun bir gelenek haline getirdiği ilk sentez albümlerinden biridir. oldukça iyi bir kültüre sahip olan grup, biraz öncede bahsettiğim gibi birçok türden etkilenmiştir; blues, fusion, funk, space ve progresif rock gibi...
ikinci albüm open the gates'teki sadece 'morbid tabernacle' gruba ait değildir. yine bütün söz ve besteler mark shelton tarafından hazırlanmıştır. bu albümde de birçok sentez görülebilir; zaten bunu yazılan fantastik sözlerden de anlayabiliriz:
mesela astronomica,
hemen kısaca geçiyorum, çünkü bir müzikolog edasında ele alınması gereken bir gruptur kendileri...
*****************************
the deluge, out of the abyss, the courts of chaos ve the circus maximus adlı albümlerden sonra dağıldılar.
özellikle bir iki albüm hakkında bir şeyler eklemek isterim ki bunlardan birisi ve ilki the circus maximus'tur, aslında manilla road'a ait değildir bu albüm, mark shelton'ın grup dağıldıktan sonra yürüttüğü solo projesinde kaydettiği bir albümdür fakat maddi endişe diyemeyiz buna plak şirketlerinin baskıları sonucu manilla road albümü olarak yayınlanmıştır. albümde birden fazla vokal vardır, mark shelton dışında andrew coss ve aaron brown adlı şahsiyetler de vokalliğe soyunmuşlardır ki zaten oldukça farklı havası vardır bu albümün, yoğun klavye kullanımı, yer yer yüklenen atmosferik introlar ve kesik gitar soloları aslında biraz da doomy tarzda bir heavy metal albümü diyebilmemizi sağlar *.
diğer albüm out of the abyss... oldukça güzel bir power ballad'a da ev sahipliği yapan bu albüm, thrash metal tarzı riffleri de içerisinde barındırarak farklı işler deneyen grubun tarzına yine oturmuştur.
the courts of chaos... albümde drum machine kullanılmıştır. ve sanırsam konseptti.
tabi bu albümlerden sonra grup transa geçmiş ve yaklaşık on yıl boyunca -ilk kapanışın akabinde yayınlanan bir iki live ve toplamalar hariç- ortalıkta görünmemiştir.
ta ki 2001 yılına dek orijinal kadrodan sadece mark shelton'ın var olduğu bu yeni başlangıçta, geri kalan bütün elemanlar, adı sanı duyulmamış müzisyenlerden oluşuyor. ilk olarak atlantis rising sonrasında spiral castle, mark of the beast, gates of fire bi tane split albüm ve voyager'la birlikten geçen yıl yayınlanan playground of the damned bulunmaktadır.
yine madem açtık konuyu, bari birkaç bi şey ekleyelim de tam olsun. evet spiral castle, e.a poe'ya çakılan bir selamda vardır bu albümde; gölge isimli öyküsünü aynı şekilde şarkı olarak albüme koymuşlardır. ve albümün giriş şarkısı throne of lies, plak şirketiyle olan anlaşmazlıklardan dolayı resmi basımda yayınlanmamıştır.
yine bir diğer özelliği de bir nevi anma seromonisidir. 79'da ölen ilk kadrodan robert park ve diğerleri içinde en bilindik olanı metallica'nın ilk ve tek basçısı! cliff burton'a çakılan selamlarıyla da yeri ayrı olan bir albümdür.
mark of the beast ise aslında taa 1981'de kaydedilmiş ve fakat araya sıkıştığı için grubun çekmecesinde sakladığı bir albümdür. hatta albümün adı da mark of the beast değildir, dreams of eschaton'dur fakat o ikinci albümdeki çıkış parçası olduğu için bu isimde yayınlanmıştır. (bkz: crystal logic)
2005'teki gates of fire'da oldukça sağlam bir albümdür. zaten boş albüm yoktur da neyse. yine bir sürü göndermeler vardır. virgil, dante mante işte...
voyager konsept bir albümdür. mark shelton abimizin yazdığı bir hikaye üzerine kurulmuştur.
ve son olarak playground of the damned, özellikle into the maelström, poe fanatiklerinin beklentilerini boşa çıkarmamayı borç bilinmiş bir başka mr şarkısıdır. fire of asshurbanipal ise robert erwin'e -çok severim- -conan'ın yazarıdır- bir teşekkürdür.
evet ite kalka anlatmaya çalıştım, tabi ki 36 yıllık bir geçmişi üç beş paragrafa sığdırmak zor olurdu gerçekten ama söyleyebileceğim şudur ki benim heavy metal tarihinde en anlayamadığım gruptur manilla road. öyle ki, onlarca plak şirketiyle çalışmışlardır, fakat nedense hepsiyle anlaşmaları kısa süreli olmuştur. zaten albümlerde nedense hep limitli basım olarak yayınlanmış, tükenmiş, yayınlanmış tükenmiş. doğru, oldukça kemik bir kitlesi var ve kesinlikle maddi anlamda bir kaygıları olmamalarından mütevellit heavy metal adına kaliteli işler yapıp, kilometre taşı denilebilecek ayarda albümler çıkarıp, maymunluk yapmamış bu dayılar... mark shelton'a da ayrı bir parantez açmak isterim, bence değeri pek bilinememiş bir şahsiyet sen onca söz yaz, kalk iki, üç tane konsept albüm yap, vokal dışında otur bir de bir ton güzel hatta ders niteliğindeki soloya imza at ve çek git. yahu olacak şey değil -çoğu şarkılar da uzun sololudur-. ayıp, el insaf yani.
geçenlerde bir türk, bayağı eskilerden hatta yeraltı grubu denilebilecek bir grubun röportajını okumuştum, adamlar reunion yapmışlar, albüm falan çıkarmışlar işte ama ilk hallerinden baya bi bağımsızlar, dandik alakasız bir şey yapıyolar yani. mesela serdar ortaç'ın thrash çalması kadar saçma bir durumdalar... neyse soruyo adam, diyo ki, "siz nasıl oldu da böyle bir tarza büründünüz?" adamın verdiği yanıt şöyleydi sanırsam "zaman bunu gerektiyor" sonra bu adamlar mıydı, başkası mıydı bilmiyorum ama yine biraz önceki gibi bir soruya, "zaten artık heavy metal'de uzun sololar falan bitti, kimse istemiyor bunu" tarzı bir şey söylemişti. sadece, hassiktir ordan demek istiyorum. neyse efendim, şöyle tam da üşengeçliğim üstümde değilken, tek bir cümleyle manilla road'u özetlemek istersem eğer, "bu adamlar heavy metal'in görünmeyen tarafıdır" derim.
ha bu arada olmazsa olmazdır, birkaç da tavsiye yapayım; yeni başlayacak olanlar için:
dreams of eschaton, the deluge, return of the old ones, throne of blood, lux aeterna, epitaph to the king, sea witch, the fires of mars...
dinleyin gerçekten güzel şarkılardır. çoğu power balladdır ya işte iyidir, güzeldir yani. *
ikinci albüm open the gates'teki sadece 'morbid tabernacle' gruba ait değildir. yine bütün söz ve besteler mark shelton tarafından hazırlanmıştır. bu albümde de birçok sentez görülebilir; zaten bunu yazılan fantastik sözlerden de anlayabiliriz:
mesela astronomica,
hemen kısaca geçiyorum, çünkü bir müzikolog edasında ele alınması gereken bir gruptur kendileri...
*****************************
the deluge, out of the abyss, the courts of chaos ve the circus maximus adlı albümlerden sonra dağıldılar.
özellikle bir iki albüm hakkında bir şeyler eklemek isterim ki bunlardan birisi ve ilki the circus maximus'tur, aslında manilla road'a ait değildir bu albüm, mark shelton'ın grup dağıldıktan sonra yürüttüğü solo projesinde kaydettiği bir albümdür fakat maddi endişe diyemeyiz buna plak şirketlerinin baskıları sonucu manilla road albümü olarak yayınlanmıştır. albümde birden fazla vokal vardır, mark shelton dışında andrew coss ve aaron brown adlı şahsiyetler de vokalliğe soyunmuşlardır ki zaten oldukça farklı havası vardır bu albümün, yoğun klavye kullanımı, yer yer yüklenen atmosferik introlar ve kesik gitar soloları aslında biraz da doomy tarzda bir heavy metal albümü diyebilmemizi sağlar *.
diğer albüm out of the abyss... oldukça güzel bir power ballad'a da ev sahipliği yapan bu albüm, thrash metal tarzı riffleri de içerisinde barındırarak farklı işler deneyen grubun tarzına yine oturmuştur.
the courts of chaos... albümde drum machine kullanılmıştır. ve sanırsam konseptti.
tabi bu albümlerden sonra grup transa geçmiş ve yaklaşık on yıl boyunca -ilk kapanışın akabinde yayınlanan bir iki live ve toplamalar hariç- ortalıkta görünmemiştir.
ta ki 2001 yılına dek orijinal kadrodan sadece mark shelton'ın var olduğu bu yeni başlangıçta, geri kalan bütün elemanlar, adı sanı duyulmamış müzisyenlerden oluşuyor. ilk olarak atlantis rising sonrasında spiral castle, mark of the beast, gates of fire bi tane split albüm ve voyager'la birlikten geçen yıl yayınlanan playground of the damned bulunmaktadır.
yine madem açtık konuyu, bari birkaç bi şey ekleyelim de tam olsun. evet spiral castle, e.a poe'ya çakılan bir selamda vardır bu albümde; gölge isimli öyküsünü aynı şekilde şarkı olarak albüme koymuşlardır. ve albümün giriş şarkısı throne of lies, plak şirketiyle olan anlaşmazlıklardan dolayı resmi basımda yayınlanmamıştır.
yine bir diğer özelliği de bir nevi anma seromonisidir. 79'da ölen ilk kadrodan robert park ve diğerleri içinde en bilindik olanı metallica'nın ilk ve tek basçısı! cliff burton'a çakılan selamlarıyla da yeri ayrı olan bir albümdür.
mark of the beast ise aslında taa 1981'de kaydedilmiş ve fakat araya sıkıştığı için grubun çekmecesinde sakladığı bir albümdür. hatta albümün adı da mark of the beast değildir, dreams of eschaton'dur fakat o ikinci albümdeki çıkış parçası olduğu için bu isimde yayınlanmıştır. (bkz: crystal logic)
2005'teki gates of fire'da oldukça sağlam bir albümdür. zaten boş albüm yoktur da neyse. yine bir sürü göndermeler vardır. virgil, dante mante işte...
voyager konsept bir albümdür. mark shelton abimizin yazdığı bir hikaye üzerine kurulmuştur.
ve son olarak playground of the damned, özellikle into the maelström, poe fanatiklerinin beklentilerini boşa çıkarmamayı borç bilinmiş bir başka mr şarkısıdır. fire of asshurbanipal ise robert erwin'e -çok severim- -conan'ın yazarıdır- bir teşekkürdür.
evet ite kalka anlatmaya çalıştım, tabi ki 36 yıllık bir geçmişi üç beş paragrafa sığdırmak zor olurdu gerçekten ama söyleyebileceğim şudur ki benim heavy metal tarihinde en anlayamadığım gruptur manilla road. öyle ki, onlarca plak şirketiyle çalışmışlardır, fakat nedense hepsiyle anlaşmaları kısa süreli olmuştur. zaten albümlerde nedense hep limitli basım olarak yayınlanmış, tükenmiş, yayınlanmış tükenmiş. doğru, oldukça kemik bir kitlesi var ve kesinlikle maddi anlamda bir kaygıları olmamalarından mütevellit heavy metal adına kaliteli işler yapıp, kilometre taşı denilebilecek ayarda albümler çıkarıp, maymunluk yapmamış bu dayılar... mark shelton'a da ayrı bir parantez açmak isterim, bence değeri pek bilinememiş bir şahsiyet sen onca söz yaz, kalk iki, üç tane konsept albüm yap, vokal dışında otur bir de bir ton güzel hatta ders niteliğindeki soloya imza at ve çek git. yahu olacak şey değil -çoğu şarkılar da uzun sololudur-. ayıp, el insaf yani.
geçenlerde bir türk, bayağı eskilerden hatta yeraltı grubu denilebilecek bir grubun röportajını okumuştum, adamlar reunion yapmışlar, albüm falan çıkarmışlar işte ama ilk hallerinden baya bi bağımsızlar, dandik alakasız bir şey yapıyolar yani. mesela serdar ortaç'ın thrash çalması kadar saçma bir durumdalar... neyse soruyo adam, diyo ki, "siz nasıl oldu da böyle bir tarza büründünüz?" adamın verdiği yanıt şöyleydi sanırsam "zaman bunu gerektiyor" sonra bu adamlar mıydı, başkası mıydı bilmiyorum ama yine biraz önceki gibi bir soruya, "zaten artık heavy metal'de uzun sololar falan bitti, kimse istemiyor bunu" tarzı bir şey söylemişti. sadece, hassiktir ordan demek istiyorum. neyse efendim, şöyle tam da üşengeçliğim üstümde değilken, tek bir cümleyle manilla road'u özetlemek istersem eğer, "bu adamlar heavy metal'in görünmeyen tarafıdır" derim.
ha bu arada olmazsa olmazdır, birkaç da tavsiye yapayım; yeni başlayacak olanlar için:
dreams of eschaton, the deluge, return of the old ones, throne of blood, lux aeterna, epitaph to the king, sea witch, the fires of mars...
dinleyin gerçekten güzel şarkılardır. çoğu power balladdır ya işte iyidir, güzeldir yani. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar