bugün
- kabataş olayı görüntüleri24
- istanbul un çok pahalı olması26
- gocu25
- mel mel bakan gibson ve 0 0 710
- gönül almaya çalışan erkek12
- en sevilmeyen ev işleri13
- hangi manifest kızısın4
- dünya kaç renklidir3
- kavgada ele sıçıp yumruklar atmak7
- kara sevdaya tutulan kalmaması4
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- ben lafa değil göte bakarım4
- haluk levent son açıklaması6
- şimdi herkes su içsin3
- ne yesem3
- küsünce sevgiliye komik video atmak3
- karı kıza para yedirir misiniz4
- en son ne aldınız3
- ömer hayyam5
- kız dediğin biraz saf olur3
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- toplu taşımada milletin ekranına bakan tipler4
- lansor4
- düşene gülmek2
- mücteba hamaney2
- 21 temmuz 2026 fenerbahçe gornik zabrze maçı4
- molla rejimi2
- bütün mal varlığı üstünde sokakta yaşayan insan4
- hata çözmek2
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- en fazla artılanmayı hak eden yazarlar2
- gençlerin öfkesinin yanlış yerlere yönelmesi2
- yıldız falına bakan kezo2
- yks 20263
- hayat geriye doğru anlaşılır2
- oytun erbaş4
- 1 saatte 10 bira içmek19
- neden okula gitmek zorundayız3
- herkes yatsın iyi geceler9
- sözlük kızlarının kombinleri20
- tembel ve çalışmayan insan16
- iran da patlama sesleri2
- velvet vs nervio19
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- philadelphia krem peyniri2
- fenerbahçe gornik zabrze maçı3
- the merich13
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- cips olsa da yesek7
seyahatname albümünde bulunan giriş yazısı ile, kişinin içindeki huzur katsayısını tavan boyutlarına doğru yardırmış kişi.
en azından şimdiye kadar okudukça beni rahatlatan tek metini yazan güzel insan.
--------
"Neyin feryadı ile başlar Mesnevi'sine Mevlana, doğduğu topraklardan kopuşunu, hayat dediğimiz bize ayrılan zaman dilimindeki seyahatini, bir diyardan diğerine, bir sevdadan başka sevdalara gidişini anlatır ney'in.
En sade ve öz haliyle, insanın, hepimizin öyküsüdür ney'in hikayesi. Her birimizin başlı başına bir dünya olduğunun; her bir gönlün acılar, sevdalar, umutlar, aşklar, dert ve dermanlarla yoğrulmuş seyahatinin ney'e yansıyan sedasıdır.
Doğduğumuz andan itibaren, çoğu zaman taklit görenekler, kuru inançlar, sevgisiz ideolojiler, boş menfaatler ya da köhne gelenekler tarafından haciz edilmiş hayatlarımızın özünde, tek bir seyahatin yolcusu olmak gibi kaçınılmaz bir ortaklığı paylaşırız tüm insanlarla. Başı ve sonu olan her şeyin bitmesinin, geçip gitmesinin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, nüfus kağıtlarımızdaki bilgilere ya da cüzdanımızın kalınlığına bakılmaksızın yeri, ismi ve zamanı bilinmeyen bir istasyonda hayat treninden indirileceğimiz gerçekliği hiç bir ayrım yapmaksızın hepimizin karşısına çıkar.
Kimimiz seyahatinin mektuplarını yazar, diğeri nakşeder, kimi seyahatler ise sabırla başlayıp sırla mühürlenir, kelimelerin kifayetsiz, namelerin çaresiz kaldığı seyahatler vardır. Ney'in ki böylesi bir seyahattir, namesi herhangi bir seyahate değil "seyahat" 'in kendisine ait bir feryattır, hayatın özünün, henüz isimlerle, sıfatlarla, mal-mülk-varlık-yokluk endişesi ile tozlanıp kirlenmemiş, yeni doğmuş bebeğin heyecanla çarpan yüreği gibi kayıtsız, hesapsız çarpışının ifadesidir. Belki de tüm seyahatler en başta sahip olup elimizden kuş gibi uçan bu saflığı, içtenliği bulmaya dair bir arayıştan ibarettir.
Beşyüz milyar yıldan daha yaşlı bir dünyada, tarihi otuzbeş bin yıla ancak uzanan insanın, yetmiş yıllık hayatı Yunus'un bir göz açıp yummasından dahi kısa bir sürece tekabul eder. Sadece kendimizin sahip olduğu bu "seyahat an'ını" koşturmacalar, telaşeler, endişeler, anlamsız mücadeleler içinde yitiririz çoğu zaman. Binalar, caddeler, betonlar arasında para pul peşinde acımasızca sürüklenen maddi dünya ile, enerjisini tenbih ve tehditden alan, hükümlerini ve menfaatlerini ateş korkusu ile körükleyen "dinler ve ideolojilerin" arasındaki, gönlümüzdeki titrek mumu söndürmeden yaşama çabamızda, aşk'dan başka hiçbir söz söylemeyen Mevlana'nın, Yunus'un yani gerçek aşık'ların sohbeti; cömertliği ve berraklığı ile kimseyi ayırmadan, seçmeden, elemeden, herkesin üzerine aydınlığını salan güneşin kara bulutların arasından çıkıvermesi kabilinden hayatımızı aşk ve sevgiyle aydınlatır.
Aşık'ların dili birdir; aşk dilini konuşurlar, anlamak için ne tercüman, ne sözlük gerekir, aşka talip olma isteği, talebin kabul edildiğinin mesajıdır. Aşık'ın mekanı gönül evidir; camiler, kiliseler, tapınaklar, bütün muhteşemlikleri ve süsleri ile dünyanın tüm dini mabedleri, aç kalmışa karşılıksız uzatılan ekmeği veren gönlün ferahlığı ile tozdan yapılmış resimler gibi uçuşur giderler. tozların, masalların, mitolojilerin alımlı yollarından ziyade, gönül evimizde bizi hasretle bekleyen sevgilimize kavuşma yolundaki seyahatimizin nameleridir buradaki sesler. samimi olmak dışında hiçbir iddiası olmayan çalışmalardır. hasbel kader içerisinde beğenilen bir şey bulunursa, bu şüphesiz gönlünü, sanatını, samimiyetini bu albüme koyan çok değerli müzisyen dostlara, hatalar ve kusurlar ise tamamen bana aittir. üflemeye çalıştığımız ney'den onbeş yıldır çıkarttığımız tüm sesler, müzikler, besteler, değerli hocamız kutb-ul ney niyazi sayın'ın tek bir rast notasından daha acizdir, güçsüzdür. tüm bu söylediklerimizi, çaresizliğin ve soğuğun bağrında, yalınayak sokak ortasında elindeki tiner şişesi ile uyuyakalan çocuğun tek bir gülümsemesine hiç düşünmeden değişiriz.
name'lerimin, seyahati sırasında sayıklayan bir meczubun samimi içten, kusurlarla dolu sedaları olarak, hiçbir şekilde ciddiye alınmayarak dinlenmesi umudu ve duası ile..
mercan dede, montreal, ocak 2001. *
en azından şimdiye kadar okudukça beni rahatlatan tek metini yazan güzel insan.
--------
"Neyin feryadı ile başlar Mesnevi'sine Mevlana, doğduğu topraklardan kopuşunu, hayat dediğimiz bize ayrılan zaman dilimindeki seyahatini, bir diyardan diğerine, bir sevdadan başka sevdalara gidişini anlatır ney'in.
En sade ve öz haliyle, insanın, hepimizin öyküsüdür ney'in hikayesi. Her birimizin başlı başına bir dünya olduğunun; her bir gönlün acılar, sevdalar, umutlar, aşklar, dert ve dermanlarla yoğrulmuş seyahatinin ney'e yansıyan sedasıdır.
Doğduğumuz andan itibaren, çoğu zaman taklit görenekler, kuru inançlar, sevgisiz ideolojiler, boş menfaatler ya da köhne gelenekler tarafından haciz edilmiş hayatlarımızın özünde, tek bir seyahatin yolcusu olmak gibi kaçınılmaz bir ortaklığı paylaşırız tüm insanlarla. Başı ve sonu olan her şeyin bitmesinin, geçip gitmesinin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, nüfus kağıtlarımızdaki bilgilere ya da cüzdanımızın kalınlığına bakılmaksızın yeri, ismi ve zamanı bilinmeyen bir istasyonda hayat treninden indirileceğimiz gerçekliği hiç bir ayrım yapmaksızın hepimizin karşısına çıkar.
Kimimiz seyahatinin mektuplarını yazar, diğeri nakşeder, kimi seyahatler ise sabırla başlayıp sırla mühürlenir, kelimelerin kifayetsiz, namelerin çaresiz kaldığı seyahatler vardır. Ney'in ki böylesi bir seyahattir, namesi herhangi bir seyahate değil "seyahat" 'in kendisine ait bir feryattır, hayatın özünün, henüz isimlerle, sıfatlarla, mal-mülk-varlık-yokluk endişesi ile tozlanıp kirlenmemiş, yeni doğmuş bebeğin heyecanla çarpan yüreği gibi kayıtsız, hesapsız çarpışının ifadesidir. Belki de tüm seyahatler en başta sahip olup elimizden kuş gibi uçan bu saflığı, içtenliği bulmaya dair bir arayıştan ibarettir.
Beşyüz milyar yıldan daha yaşlı bir dünyada, tarihi otuzbeş bin yıla ancak uzanan insanın, yetmiş yıllık hayatı Yunus'un bir göz açıp yummasından dahi kısa bir sürece tekabul eder. Sadece kendimizin sahip olduğu bu "seyahat an'ını" koşturmacalar, telaşeler, endişeler, anlamsız mücadeleler içinde yitiririz çoğu zaman. Binalar, caddeler, betonlar arasında para pul peşinde acımasızca sürüklenen maddi dünya ile, enerjisini tenbih ve tehditden alan, hükümlerini ve menfaatlerini ateş korkusu ile körükleyen "dinler ve ideolojilerin" arasındaki, gönlümüzdeki titrek mumu söndürmeden yaşama çabamızda, aşk'dan başka hiçbir söz söylemeyen Mevlana'nın, Yunus'un yani gerçek aşık'ların sohbeti; cömertliği ve berraklığı ile kimseyi ayırmadan, seçmeden, elemeden, herkesin üzerine aydınlığını salan güneşin kara bulutların arasından çıkıvermesi kabilinden hayatımızı aşk ve sevgiyle aydınlatır.
Aşık'ların dili birdir; aşk dilini konuşurlar, anlamak için ne tercüman, ne sözlük gerekir, aşka talip olma isteği, talebin kabul edildiğinin mesajıdır. Aşık'ın mekanı gönül evidir; camiler, kiliseler, tapınaklar, bütün muhteşemlikleri ve süsleri ile dünyanın tüm dini mabedleri, aç kalmışa karşılıksız uzatılan ekmeği veren gönlün ferahlığı ile tozdan yapılmış resimler gibi uçuşur giderler. tozların, masalların, mitolojilerin alımlı yollarından ziyade, gönül evimizde bizi hasretle bekleyen sevgilimize kavuşma yolundaki seyahatimizin nameleridir buradaki sesler. samimi olmak dışında hiçbir iddiası olmayan çalışmalardır. hasbel kader içerisinde beğenilen bir şey bulunursa, bu şüphesiz gönlünü, sanatını, samimiyetini bu albüme koyan çok değerli müzisyen dostlara, hatalar ve kusurlar ise tamamen bana aittir. üflemeye çalıştığımız ney'den onbeş yıldır çıkarttığımız tüm sesler, müzikler, besteler, değerli hocamız kutb-ul ney niyazi sayın'ın tek bir rast notasından daha acizdir, güçsüzdür. tüm bu söylediklerimizi, çaresizliğin ve soğuğun bağrında, yalınayak sokak ortasında elindeki tiner şişesi ile uyuyakalan çocuğun tek bir gülümsemesine hiç düşünmeden değişiriz.
name'lerimin, seyahati sırasında sayıklayan bir meczubun samimi içten, kusurlarla dolu sedaları olarak, hiçbir şekilde ciddiye alınmayarak dinlenmesi umudu ve duası ile..
mercan dede, montreal, ocak 2001. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar