bugün
- 3 ağustos 2026 aykolik gocu buluşması19
- yağmurcu neden akpli12
- şükürcülük5
- call of duty black ops3
- velvet hanım aşk kadınıdır3
- pazartesi diyete başlamak4
- üniversitelerdeki siber güvenlik programları2
- kızlar naber10
- tutuklanmamak için akp'ye katılmak12
- seda akman2
- eli olmayanlar nasıl 31 çekiyor4
- gece gece bana bi çakmak lazım diyen kız7
- nervio hanım ile birlikte kahve içmek2
- g3 ile intihar etmek3
- yeni gelin instagramı2
- öğrencilik halleri3
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek13
- komşuya kahveye gitmek8
- çok sıcak olması4
- erdal beşikçioğlu16
- manifest5
- aykolik bey birader2
- asgari ücretle çalışan yazarlar4
- hamama gitmek4
- mürted öldürmek2
- arkadaşlar kahve içiyorum5
- parmak kılları4
- taşaklardan birinin kayıp olması11
- aslan gibi adam3
- tüik'in temmuz enflasyonu6
- en tehlikeli insan tipleri6
- ömer çelik'in ertuğrul özkök'e franco tepkisi4
- nervio hamferdi10
- askeri ücretle evlenebilir mi12
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- çay içen kız13
- bacınızı üniversiteye gönderir miydiniz2
- yar2
- rak2
- 3 ağustos 20263
- mod geldi mod geldi4
- trivagoya bakmadın mı2
- aile hekimi2
- sinem dedetaş10
- smallville'deki konuk oyuncular6
- galatasaray10
- iş ilanı2
- arıların biraz mallaşmış olması4
- ütü13
- yanlış ata oynamak3
Kelebek sıtması'nı okumayanlar için;
"ölürdüm. inan ölürdüm. gözlerime hiç yağmur damlası düşmese ölürdüm. kelebekler ağlamasa ölürdüm. ölürdüm gemiler denizin üstüne beyaz köpüklü kahkahalar çizmese. ölürdüm uçurtmalar poz vermese şehrin engebeli serinliğinde. yanımdan gülücüklü çocuk oyunları geçmese ölürdüm. ölürdüm sen aklıma gelmesen. içimde kanat çırpmasan kelebeğim. ölürdüm bir fırsat yakalasam efkarlı bir gecede. bir an bulsam zembereği kırılmış kaçmazdım. hemen oracıkta ölürdüm... hey!... ölümlüler!... fırsatlar ülkesinin ölümlü ve gülünç yolcuları!... mola sandığınız bu küçük titreşim hayatın ta kendisidir. onu sımsıkı tutun. onu içinizde sımsıkı tutun, koruyun. onu kendinizden koruyun. sonsuz ışıltısı yanıltmasın sizi. bu kıvılcım kutudaki son kibrit tanesi... onu elinizden kaçırmayın. çıkamazsınız bir daha asla içinizden. bir daha görünmezsiniz aynalarda. dökülür sırlarını. dökülür bir ana denk düşen asırlarınız. dökülür hüzünleriniz ve gözyaşlarınız ellerinize... kelebeklerin de böyle güzel elleri olur muymuş canım? böyle de güzel gülünür müymüş? havalara atılıp dünyalar; böyle de zıp zıp zıplatılır mıymış? türküler de sarhoşluk verir miymiş adama? adamı zıvanadan çıkarır mıymış? başını da belaya sokar mıymış? adamın numaralarla arasını bozar mıymış? adamı her şeysiz her şeysiz ortalıkta bırakır mıymış? bu nasıl kelebekmiş böyle canım? kelebekler adamın canını acıtır mıymış? adamın canını acıtır
mıymış?.... ellerim çarpıntıların minicik ömürlerine şerh düşüyor durmadan. rötuşlu resimlerim canımı acıtıyor. kahretsin çok iyi görünüyorum yine. flaşlar patlıyor ve kahretsin iyi ve yapayalnızım yine. dokunamadan
hiçbir şeye...
kanatlarına dokununca uçamazmış kelebekler doğru mu? renkleri dökülürmüş çiçeklerin üstüne. söyle doğru mu uçamayınca öldüğü kelebeklerin? doğru mu ellerinde üşüyen bu kimsesizlik? gözlerine inen buğu, içini titreten uçma korkusu. haydi durma kelebeğim ellerimi tut!... haydi yüreğime bas!... haydi kapat gözlerini!... haydi beni iterek sıçra!... uç
uç...
uç...
unuttun mu? hani toplatıldı ya insanların kanatları hani uçmalar kaldırıldı ya . hani birbirini yiyor ya dünya hani kan gövdeyi götürüyor ya hani insanlar görmüyor ya birbirlerini hani gözleri bozulmuş ya yüreklerinin hani saçak altlarında birileri içlerini çekiyor da duymuyoruz ya hani karlı dağlar geçit vermiyor ya hani elimizden bir şey gelmiyor ya hani donmuş gibiyiz ya yüzyıllık bir soğuktan hani ağlıyoruz da gözlerimizde yaş birikmiyor ya hani ölüyoruz da hayat başımızdan gitmiyor ya hani seviyoruz da ellerimiz yaşamaya yetmiyor ya hani yetmiyoruz ya birbirimize
yetmiyoruz ya kendimize... senin dünyamı değiştiren bir başkalığın var kelebeğim.
senin avuçlarıma
beyaz
bir
güvercin
gibi sığınan küçük güzel ellerin var. senin beynimi ürperten bir sessizliğin var. bazen bir kor yumağı gibi içime düşüp ıssızlaşıyorsun. bazen kendine kıvrılıp koskoca bir yokluk oluyorsun. bazen biriktirilmiş bütün kelimelere sağırlaşıyorsun. duymuyorsun. hey!... hey!... kelebeğim!...
hey!..ses, üşür. aşk, çift kişilik bir yalnızlıktır. hayat, ölüme ulanmış tiz bir çığlık ölüm, ışığı kemiren kör bir karanlık sen, her yeri kaplayan ince bir serap ben, küçülüp azalan bir kum tanesi... kelebeğim, kaç kum tanesi var dünyada biliyor musun? peki kaç yıldız var gökyüzünün karanlık perdesinde? kaç çocuk sesleniyor içinden annesine? kaç hayat çağırıyor kollarını açarak bizi? kaç ölüm gözlüyor yolumuzu? kaçı beni bekliyor bilmecelerin? kaçı bekliyor seni? kaçı bekliyor
ikimizi... doğmayacak bir çocuğu bekliyor kimi kadınlar. gelmeyecek bir gemiyi bekliyor kimi adamlar. büyümeyi bekliyor kimi lanet çocuklar. cinnetlerini bekliyor kimi soğuk kanlı deliler. ölüme çare bekliyor kimi yüreksiz doktorlar. hayata çare bekliyor kimi yürekli şairler. ben seni bekliyorum. bir tekerleği çevirerek yeryüzünün patikalarında. sabırsız bir idam mangası beni bekliyor
kapımda... kelebekler hangi kapılardan geçerek geliyorlar dünyaya? yaşlı bilge kadınların doğru mu ipeksi masalları kelebekler hakkında? aynı gizemli tomurcuktan mı çiçekleniyor senin ipeksi beyazlığın? hangi çağlayandan dökülüyor sesin? hangi sura üflüyor nefesin? hangi bilmediğim kıyamettesin... bilinmeyen ne kaldı ki dünyanın köpüren dosyalarında: arz talebi yaratır elmanın yere düşmesini sağlayan yerçekimi kanunudur ısınan hava genleşir vatan kutsaldır demokrasilerde çare tükenmez insanlar tükenir kelebeğim. sararmış çınar yaprakları gibi dökülürler ağaçlardan tek tek. insanlar koca adamlar gibi konuşan küçük çocuklardır aslında. gözlerine okyanus doldururlar. ceplerine gökyüzü insanlar kafalarındaki yılanlar tarafından kemirilirler. insanlar kendi sorularından vurulurlar
soru bir: alinin biri. bakkaldan üç yumurta, bir ekmek ve bir karanfil alırda unutur mu her şeyi?
soru iki: ayşenin biri. sınavı geçmezse yine de ağlayabilir mi günbatımında?
soru üç: adamın biri, hiç nota bilmeden aşık olabilir mi?
soru dört: kelebeğin biri, birgün konar mı sıtmalanan yüreğime? hepimiz kendi rengimizin peşindeyiz, değil mi kelebeğim? hepimiz bir ipin ucundan çekiyoruz değil mi? bazen kendimizden geçiyoruz değil mi, bazen birbirimizden? bazen de içimiz sıkılıyor değil mi, vazgeçiyoruz...
yürümekten...
yürüdükçe uzuyor dünyanın boyu. yürüdükçe artıyor mesafeler. yürüdükçe bir yere gitmiyor ayaklarım. yürüdükçe daha çok kanıyor dizlerim. yürüdükçe genişliyor titremelerim. yürüdükçe çoğalıyor içimde bir kelebek sıtması. yürüdükçe takılıyorum tarihimin değişmez engeline: yorgunum
yorgumum çok... ne çok çiçek var, ne çok renk, ne çok koku, ne çok uzanış güneşe doğru, ne çok türkü var sevdalı, ne çok şiir acılı, ne çok kumdan kale var, ne çok sarı saçlı çocuk, ne çok ev var sarmaşıklanan, ne çok ıslık, ne çok film var, ne çok figür, ne çok zaman var kelebeğim, ne çok zamansızlık... saatim beşi dalga geçiyor sanırım. sanırım su geçirmiyor saatim. sanırım ayrılığı saklıyor akrep, sanırım sevdadan yana yelkovan. sanırım her şeyi aklından geçiriyor saatim. sanırım
üzmüyor beni .üzülme kelebeğim. bugünü atlatırsak yarın diye bir şey yok! üzülme kelebeğim bir yıldız kayar kimsenin bilmediği. üzülme kelebeğim ağlarken duyulmaz sesim. üzülme kelebeğim korkarım yükseklerden. üzülme kelebeğim kalır yalnızca güzelliğin... allahım ne güzel uçuyor bu kelebek böyle!
allahım
bitiyor
kelimeler"
"ölürdüm. inan ölürdüm. gözlerime hiç yağmur damlası düşmese ölürdüm. kelebekler ağlamasa ölürdüm. ölürdüm gemiler denizin üstüne beyaz köpüklü kahkahalar çizmese. ölürdüm uçurtmalar poz vermese şehrin engebeli serinliğinde. yanımdan gülücüklü çocuk oyunları geçmese ölürdüm. ölürdüm sen aklıma gelmesen. içimde kanat çırpmasan kelebeğim. ölürdüm bir fırsat yakalasam efkarlı bir gecede. bir an bulsam zembereği kırılmış kaçmazdım. hemen oracıkta ölürdüm... hey!... ölümlüler!... fırsatlar ülkesinin ölümlü ve gülünç yolcuları!... mola sandığınız bu küçük titreşim hayatın ta kendisidir. onu sımsıkı tutun. onu içinizde sımsıkı tutun, koruyun. onu kendinizden koruyun. sonsuz ışıltısı yanıltmasın sizi. bu kıvılcım kutudaki son kibrit tanesi... onu elinizden kaçırmayın. çıkamazsınız bir daha asla içinizden. bir daha görünmezsiniz aynalarda. dökülür sırlarını. dökülür bir ana denk düşen asırlarınız. dökülür hüzünleriniz ve gözyaşlarınız ellerinize... kelebeklerin de böyle güzel elleri olur muymuş canım? böyle de güzel gülünür müymüş? havalara atılıp dünyalar; böyle de zıp zıp zıplatılır mıymış? türküler de sarhoşluk verir miymiş adama? adamı zıvanadan çıkarır mıymış? başını da belaya sokar mıymış? adamın numaralarla arasını bozar mıymış? adamı her şeysiz her şeysiz ortalıkta bırakır mıymış? bu nasıl kelebekmiş böyle canım? kelebekler adamın canını acıtır mıymış? adamın canını acıtır
mıymış?.... ellerim çarpıntıların minicik ömürlerine şerh düşüyor durmadan. rötuşlu resimlerim canımı acıtıyor. kahretsin çok iyi görünüyorum yine. flaşlar patlıyor ve kahretsin iyi ve yapayalnızım yine. dokunamadan
hiçbir şeye...
kanatlarına dokununca uçamazmış kelebekler doğru mu? renkleri dökülürmüş çiçeklerin üstüne. söyle doğru mu uçamayınca öldüğü kelebeklerin? doğru mu ellerinde üşüyen bu kimsesizlik? gözlerine inen buğu, içini titreten uçma korkusu. haydi durma kelebeğim ellerimi tut!... haydi yüreğime bas!... haydi kapat gözlerini!... haydi beni iterek sıçra!... uç
uç...
uç...
unuttun mu? hani toplatıldı ya insanların kanatları hani uçmalar kaldırıldı ya . hani birbirini yiyor ya dünya hani kan gövdeyi götürüyor ya hani insanlar görmüyor ya birbirlerini hani gözleri bozulmuş ya yüreklerinin hani saçak altlarında birileri içlerini çekiyor da duymuyoruz ya hani karlı dağlar geçit vermiyor ya hani elimizden bir şey gelmiyor ya hani donmuş gibiyiz ya yüzyıllık bir soğuktan hani ağlıyoruz da gözlerimizde yaş birikmiyor ya hani ölüyoruz da hayat başımızdan gitmiyor ya hani seviyoruz da ellerimiz yaşamaya yetmiyor ya hani yetmiyoruz ya birbirimize
yetmiyoruz ya kendimize... senin dünyamı değiştiren bir başkalığın var kelebeğim.
senin avuçlarıma
beyaz
bir
güvercin
gibi sığınan küçük güzel ellerin var. senin beynimi ürperten bir sessizliğin var. bazen bir kor yumağı gibi içime düşüp ıssızlaşıyorsun. bazen kendine kıvrılıp koskoca bir yokluk oluyorsun. bazen biriktirilmiş bütün kelimelere sağırlaşıyorsun. duymuyorsun. hey!... hey!... kelebeğim!...
hey!..ses, üşür. aşk, çift kişilik bir yalnızlıktır. hayat, ölüme ulanmış tiz bir çığlık ölüm, ışığı kemiren kör bir karanlık sen, her yeri kaplayan ince bir serap ben, küçülüp azalan bir kum tanesi... kelebeğim, kaç kum tanesi var dünyada biliyor musun? peki kaç yıldız var gökyüzünün karanlık perdesinde? kaç çocuk sesleniyor içinden annesine? kaç hayat çağırıyor kollarını açarak bizi? kaç ölüm gözlüyor yolumuzu? kaçı beni bekliyor bilmecelerin? kaçı bekliyor seni? kaçı bekliyor
ikimizi... doğmayacak bir çocuğu bekliyor kimi kadınlar. gelmeyecek bir gemiyi bekliyor kimi adamlar. büyümeyi bekliyor kimi lanet çocuklar. cinnetlerini bekliyor kimi soğuk kanlı deliler. ölüme çare bekliyor kimi yüreksiz doktorlar. hayata çare bekliyor kimi yürekli şairler. ben seni bekliyorum. bir tekerleği çevirerek yeryüzünün patikalarında. sabırsız bir idam mangası beni bekliyor
kapımda... kelebekler hangi kapılardan geçerek geliyorlar dünyaya? yaşlı bilge kadınların doğru mu ipeksi masalları kelebekler hakkında? aynı gizemli tomurcuktan mı çiçekleniyor senin ipeksi beyazlığın? hangi çağlayandan dökülüyor sesin? hangi sura üflüyor nefesin? hangi bilmediğim kıyamettesin... bilinmeyen ne kaldı ki dünyanın köpüren dosyalarında: arz talebi yaratır elmanın yere düşmesini sağlayan yerçekimi kanunudur ısınan hava genleşir vatan kutsaldır demokrasilerde çare tükenmez insanlar tükenir kelebeğim. sararmış çınar yaprakları gibi dökülürler ağaçlardan tek tek. insanlar koca adamlar gibi konuşan küçük çocuklardır aslında. gözlerine okyanus doldururlar. ceplerine gökyüzü insanlar kafalarındaki yılanlar tarafından kemirilirler. insanlar kendi sorularından vurulurlar
soru bir: alinin biri. bakkaldan üç yumurta, bir ekmek ve bir karanfil alırda unutur mu her şeyi?
soru iki: ayşenin biri. sınavı geçmezse yine de ağlayabilir mi günbatımında?
soru üç: adamın biri, hiç nota bilmeden aşık olabilir mi?
soru dört: kelebeğin biri, birgün konar mı sıtmalanan yüreğime? hepimiz kendi rengimizin peşindeyiz, değil mi kelebeğim? hepimiz bir ipin ucundan çekiyoruz değil mi? bazen kendimizden geçiyoruz değil mi, bazen birbirimizden? bazen de içimiz sıkılıyor değil mi, vazgeçiyoruz...
yürümekten...
yürüdükçe uzuyor dünyanın boyu. yürüdükçe artıyor mesafeler. yürüdükçe bir yere gitmiyor ayaklarım. yürüdükçe daha çok kanıyor dizlerim. yürüdükçe genişliyor titremelerim. yürüdükçe çoğalıyor içimde bir kelebek sıtması. yürüdükçe takılıyorum tarihimin değişmez engeline: yorgunum
yorgumum çok... ne çok çiçek var, ne çok renk, ne çok koku, ne çok uzanış güneşe doğru, ne çok türkü var sevdalı, ne çok şiir acılı, ne çok kumdan kale var, ne çok sarı saçlı çocuk, ne çok ev var sarmaşıklanan, ne çok ıslık, ne çok film var, ne çok figür, ne çok zaman var kelebeğim, ne çok zamansızlık... saatim beşi dalga geçiyor sanırım. sanırım su geçirmiyor saatim. sanırım ayrılığı saklıyor akrep, sanırım sevdadan yana yelkovan. sanırım her şeyi aklından geçiriyor saatim. sanırım
üzmüyor beni .üzülme kelebeğim. bugünü atlatırsak yarın diye bir şey yok! üzülme kelebeğim bir yıldız kayar kimsenin bilmediği. üzülme kelebeğim ağlarken duyulmaz sesim. üzülme kelebeğim korkarım yükseklerden. üzülme kelebeğim kalır yalnızca güzelliğin... allahım ne güzel uçuyor bu kelebek böyle!
allahım
bitiyor
kelimeler"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar