bugün
- 29 ekim cumhuriyet bayramı8
- hayat koçu ile yaşam koçu arasındaki fark3
- koşmak yerine ağırlık kaldırmak2
- istanbul11
- bir kıza saklama kabı hediye etmek10
- escort taş mı yesin5
- lays zeytinyağlı2
- protein tozu fiyatlarinin çıldırmış olması3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı12
- satranç2
- fenerbahçe9
- yazılımcıların flört edememesi9
- sohbete hmmm ile bitiren kıza verilecek cevaplar2
- liverpool fc2
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek7
- sarı saçın yakıştığı ünlüler8
- gecenin şarkısı9
- kedilerle uyumak9
- fırında tavuk10
- rafine zevkleri olan erkek12
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- yaprak dökümü ferhunde2
- ak parti2
- şiir yazmak3
- dolapta iki biram var6
- cumhuriyet bayramı8
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına6
- salon erkeği10
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- yüzüklerin efendisi5
- giysi fiyatlarının uçması9
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- sevişmek hüner değil6
- acil durumda aranacak kişi5
- lüks araba istemeyen erkek9
- ekşi sözlük9
- içten içe üşümek5
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- değerli olduğunu hissettirmek6
- trabzonspor17
- rüyalarınızı ağzından öptüm4
- ilker başbuğ7
- nasılsın4
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- 2008 ekonomik krizi7
kahve
Bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret. Bir
keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. Kahvenin sağlık için
iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; içorganları düzenliyormuş.
Önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
ifade ettiğini anladım. Ne demek istediğimi şimdi
açıklayacağım.
Dün sabah bir kızı görmeye gittim. Ondan çok hoşlanıyorum.
Aramızda olan herşey geçmişte kaldı. Artık beni
hiç umursamıyor. Onu terk ettim, keşke etmeseymişim.
Kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım. Üst katta
dolaştığını duyabiliyordum. Hareketlerinden yatağından
kalktığını çıkardım. Uyandırmıştım onu.
Merdivenlerden aşağıya indi. Yaklaştığını karnımda
hissedebiliyordum. Attığı her adım duygularım
karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona
kapıyı açtırdı. Beni gördü ve buna sevinmedi.
Bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta. Bazen
tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,
"Kendimi iyi hissetmiyorum şu an," dedi. "Konuşmak istemiyorum. "
"Bi' bardak kahve koyar mısın?" diye sordum, çünkü bu
o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi. Öyle bir söyledim ki
sanki ona acaip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.
"Peki," dedi.
Merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. Çok saçmaydı.
Üstüne bir elbise geçirivermişti. Elbise daha tam olarak vücuduna
intibak sağlayamamıştı. Size sonra bir ara onun kıçından bahsederim.
Neyse, mutfağa girdik.
Raftan bir tane neskafe kavanozu çıkarıp masanın
üstüne koydu. Bir bardak ve çaykaşığı çıkardı. Ben de
bardağa ve çaykaşığına baktım. Ağzına kadar suyla dolu
çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.
Tüm bu sürede tek bir laf etmemişti. Bu sürede elbiseleri vücuduna
intibak sağladı. Ben artık sağlayamayacağım. Çıktı
mutfaktan.
Sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan
gelmiş mi diye baktı. Ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
Tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi. Üstüne
kapıyı kapadı. Ocağın üstündeki suyla dolu
çaydanlığa baktım.
Suyun kaynamasına daha yaklaşık bir
sene vardı. Aylardan Ekim'di ve çaydanlıkta çok fazla
su vardı. işte o yüzden. Suyun yarısını
lavaboya boşalttım.
Şimdi daha çabuk kaynardı. Yaklaşık altı
ayda falan. Ev sessizdi.
Dışarıya verandaya baktım. Bir sürü çöp torbası
vardı. Çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
yediğini çıkarmaya çalıştım. Hiç bir şey anlaşılmıyordu.
Mart ayı geldi. Su kaynamaya başladı. Bu
çok hoşuma gitti.
Masaya baktım. Neskafe kavanozu, boş
bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
gibi duruyorlardı. Kahve yapmak için gereken
malzeme bunlardır.
On dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
mezar gibi güvende bir bardak kahve,
"Kahve için sağol." dedim.
"Bişey değil," dedi sesi kapalı kapının
arkasından. Onun sesi de bir telgraf gibi
çıkmıştı. Gitme zamanım gerçekten gelmişti.
Günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. Büyük
keyifti. Sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yiyip
bir bara gittim. Biriki içki yuvarlayıp biriki insanla
konuştum.
Bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
Hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. Saat
sabahın ikisiydi. Dışarı çıkmam gerekiyordu. San Fransisko
sisli ve soğuktu. Sisi düşündüm; kendimi çok
insani ve çaresiz hissettim.
Başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. Nerdeyse
bir senedir hiç görüşmemiştik. Bir ara çok yakındık.
Şu anda ne düşündüğünü merak ettim.
Evine gittim. Kapı zili yoktu. Bu ufak da
olsa bir başarı sayılırdı. Bütün ufak başarılarının
kaydını tutmalı insan. Ben nasılsa yapıyorum.
Kapıyı açtı. Önünde uzun bir elbise tutuyordu.
Beni gördüğüne inanamadı. "Ne istiyorsun?"
dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
Direk içeri daldım.
Dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
gördüm. Elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
uğraşmamıştı.
Sadece önünde tutuyordu.
Başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
bir beden çizgisini görebiliyordum. Biraz
garipti. Belki çok geç bi' saat olduğundan.
"Ne istiyorsun?" dedi.
"Bi' bardak kahve," dedim. Ne komik
birşey, gerçekten istediğim yine kahve
değildi.
Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
Beni görmek hoşuna gitmemişti. SSK istediği kadar
zaman herşeyi iyileştirir desin. Bedeninin kırılmamış
çizgisine baktım.
"Neden benimle bi' bardak kahve içmek istemiyo'sun?" dedim.
"içimden seninle konuşmak geldi. Ne zamandır hiç
konuşmadık."
Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. Bedeninin
kırılmamış çizgisine baktım. Bu iyiye işaret
değildi.
"Çok geç oldu," dedi. "Yarın erken kalkmam gerekiyo'.
Kahve istiyorsan, mutfakta neskafe var.
Benim yatmam gerekiyo'."
Mutfak ışığı açıktı. Koridordan mutfağa
baktım. içimden hiç gidip kendi başıma
bir bardak daha kahve içmek gelmedi. Başka
birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
istiyorum demek de gelmiyordu içimden.
Bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
farkettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
Ama en azından neskafe kavanozu masanın üstünde
boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.
Bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk
üzerine kurulduğunu söylerler. Eğer yeterli zamanı
kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir.
ingilizce'den çeviren: Cem Duran .
Bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret. Bir
keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. Kahvenin sağlık için
iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; içorganları düzenliyormuş.
Önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
ifade ettiğini anladım. Ne demek istediğimi şimdi
açıklayacağım.
Dün sabah bir kızı görmeye gittim. Ondan çok hoşlanıyorum.
Aramızda olan herşey geçmişte kaldı. Artık beni
hiç umursamıyor. Onu terk ettim, keşke etmeseymişim.
Kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım. Üst katta
dolaştığını duyabiliyordum. Hareketlerinden yatağından
kalktığını çıkardım. Uyandırmıştım onu.
Merdivenlerden aşağıya indi. Yaklaştığını karnımda
hissedebiliyordum. Attığı her adım duygularım
karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona
kapıyı açtırdı. Beni gördü ve buna sevinmedi.
Bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta. Bazen
tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,
"Kendimi iyi hissetmiyorum şu an," dedi. "Konuşmak istemiyorum. "
"Bi' bardak kahve koyar mısın?" diye sordum, çünkü bu
o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi. Öyle bir söyledim ki
sanki ona acaip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.
"Peki," dedi.
Merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. Çok saçmaydı.
Üstüne bir elbise geçirivermişti. Elbise daha tam olarak vücuduna
intibak sağlayamamıştı. Size sonra bir ara onun kıçından bahsederim.
Neyse, mutfağa girdik.
Raftan bir tane neskafe kavanozu çıkarıp masanın
üstüne koydu. Bir bardak ve çaykaşığı çıkardı. Ben de
bardağa ve çaykaşığına baktım. Ağzına kadar suyla dolu
çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.
Tüm bu sürede tek bir laf etmemişti. Bu sürede elbiseleri vücuduna
intibak sağladı. Ben artık sağlayamayacağım. Çıktı
mutfaktan.
Sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan
gelmiş mi diye baktı. Ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
Tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi. Üstüne
kapıyı kapadı. Ocağın üstündeki suyla dolu
çaydanlığa baktım.
Suyun kaynamasına daha yaklaşık bir
sene vardı. Aylardan Ekim'di ve çaydanlıkta çok fazla
su vardı. işte o yüzden. Suyun yarısını
lavaboya boşalttım.
Şimdi daha çabuk kaynardı. Yaklaşık altı
ayda falan. Ev sessizdi.
Dışarıya verandaya baktım. Bir sürü çöp torbası
vardı. Çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
yediğini çıkarmaya çalıştım. Hiç bir şey anlaşılmıyordu.
Mart ayı geldi. Su kaynamaya başladı. Bu
çok hoşuma gitti.
Masaya baktım. Neskafe kavanozu, boş
bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
gibi duruyorlardı. Kahve yapmak için gereken
malzeme bunlardır.
On dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
mezar gibi güvende bir bardak kahve,
"Kahve için sağol." dedim.
"Bişey değil," dedi sesi kapalı kapının
arkasından. Onun sesi de bir telgraf gibi
çıkmıştı. Gitme zamanım gerçekten gelmişti.
Günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. Büyük
keyifti. Sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yiyip
bir bara gittim. Biriki içki yuvarlayıp biriki insanla
konuştum.
Bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
Hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. Saat
sabahın ikisiydi. Dışarı çıkmam gerekiyordu. San Fransisko
sisli ve soğuktu. Sisi düşündüm; kendimi çok
insani ve çaresiz hissettim.
Başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. Nerdeyse
bir senedir hiç görüşmemiştik. Bir ara çok yakındık.
Şu anda ne düşündüğünü merak ettim.
Evine gittim. Kapı zili yoktu. Bu ufak da
olsa bir başarı sayılırdı. Bütün ufak başarılarının
kaydını tutmalı insan. Ben nasılsa yapıyorum.
Kapıyı açtı. Önünde uzun bir elbise tutuyordu.
Beni gördüğüne inanamadı. "Ne istiyorsun?"
dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
Direk içeri daldım.
Dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
gördüm. Elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
uğraşmamıştı.
Sadece önünde tutuyordu.
Başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
bir beden çizgisini görebiliyordum. Biraz
garipti. Belki çok geç bi' saat olduğundan.
"Ne istiyorsun?" dedi.
"Bi' bardak kahve," dedim. Ne komik
birşey, gerçekten istediğim yine kahve
değildi.
Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
Beni görmek hoşuna gitmemişti. SSK istediği kadar
zaman herşeyi iyileştirir desin. Bedeninin kırılmamış
çizgisine baktım.
"Neden benimle bi' bardak kahve içmek istemiyo'sun?" dedim.
"içimden seninle konuşmak geldi. Ne zamandır hiç
konuşmadık."
Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. Bedeninin
kırılmamış çizgisine baktım. Bu iyiye işaret
değildi.
"Çok geç oldu," dedi. "Yarın erken kalkmam gerekiyo'.
Kahve istiyorsan, mutfakta neskafe var.
Benim yatmam gerekiyo'."
Mutfak ışığı açıktı. Koridordan mutfağa
baktım. içimden hiç gidip kendi başıma
bir bardak daha kahve içmek gelmedi. Başka
birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
istiyorum demek de gelmiyordu içimden.
Bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
farkettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
Ama en azından neskafe kavanozu masanın üstünde
boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.
Bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk
üzerine kurulduğunu söylerler. Eğer yeterli zamanı
kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir.
ingilizce'den çeviren: Cem Duran .
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar