bugün
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- minnoş bir kalbim var diyen erkek5
- sadece 4000 kişi kalmış olması10
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak5
- algı çetesi7
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- kabe'ye secde etmek on emri ihlal ediyor mu5
- sigaraya kahve sürmek5
- 81r4d3r5
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- özgür özel10
- masklavinin siyaseti bırakırsa düzeleceği kanısı8
- kargocularla kanka olmak3
- arkadaşlar kavga etmeyin8
- aşırı milliyetçilerin herkesi kürtçü ilan etmesi7
- allah yoksa insanı iyi olmaya zorlayan nedir9
- miçotakis ten türkiye'ye iyi geçinme çağrısı6
- çok artılara rağmen karmanın çok yavaş yükselmesi4
- s'i l v'e r m'i s t29
- allah'ın çok merhametli kıskanç bi tanrı olması4
- mazotun litresi 90 lira13
- ne yapıyorsunuz arkadaşlar5
- mülteciler akp yüzünden türkiye de zannetmek4
- gün tabağı diye rulolat veren sözlük kızı9
- la ilahe illallah3
- 100 bin liraya mezarlık gece bekçisi olmak9
- kibri ve putları bırakıp sadece allahı rab edinmek2
- mebin öğretmen önlüğü standatlarını belirlemesi2
- minnoş kalbim sözlükteki sinsiliklere dayanamıyor2
- silivri açıklarında batan geminin tespiti2
- zikir çekerken atomlarına ayrışacağını hissetmek2
- parti tüzüğü okumak8
- ısparta3
- niğde de restorana girip dayak yemek10
- berhan şimşek'in kadına şiddet faili olması9
- üsküdar belediyesi9
- kadın ve erkek yazarın kavga etmesi3
- birader terör örgütü4
- sinan apimu mafyalar kaçurmuş nuri papaciğum2
- otuzlarında ilk milyon dolarını kazanamamış olmak5
- yeni parti tüzüğü5
- ömer çelakıl'ı özlemek2
- anın görüntüsü18
- seri eksici2
- 3 eylül 2026 bursaspor istanbulspor maçı2
- 3'ü 1 arada kahvenin aslında 4'ü 1 arada olması2
- on emre uymak2
- türkiye iran savaşı7
- eylülde tatil yapmak7
- masklavi'nin türkçe öğretmenine selam göndermek4
iyi, güzel, hoş, şahane de bir şeydir empati, işte kendini karşı tarafın yerine koyarsın, onu anlamaya çalışırsın, anladığını iddia edersin, ona göre davranışlarına bir çeki düzen verip senin gibi olmayana "hoşgörü" gösterilerinde bulunursun bıdıbıdıbıdı...
e ama bir düşünsene kendi içinde nasıl da çelişkiler barındırıyor bu empati denen şey! bir kere kendini karşı tarafın yerine koyduğunu iddia ediyorsun, nasıl yaptın canım onu? nasıl "kendi" denen şeyden sıyrılıp, kendinden, tüm takıntıların, inançların, hayatın, deneyimlediklerin... "başka" denilenden, senin için, sen olmadığından "mutlak başka" halini alandan, farklı olan her şeyinden sıyrılıp, kendini onun yerine nasıl koyabilirsin? bunlardan sıyrılmaya gerek yok diyorsak, "kendimizden yola çıkarak" ulaştığımızı düşündüğümüz başkasını ne kadar nasıl anlayabiliriz? yaşadığımız şey onunla aynı bile olsa, hissettiklerimizin, o şey karşısındaki tavrımızın aynı olabileceği düşüncesine nasıl kapılıyoruz? aynı olsa bile bunu anlayacağımıza ya da bileceğimize nasıl inanabiliyoruz? evet, insanların birbirini asla anlayamayacağı iddiasındayım, ya da anlasa bile bunu bilemeyeceği.
bir de çok sevdiğimiz, ağzımızdan düşürmediğimiz "hoşgörü" kelimesi var ki kısaca bahsedeyim kendisinden, nasıl problemler barındırdığı, "hoş gören" ve "hoş görülen" arasında nasıl bir hiyerarşi oluşturduğu, zaten kelimenin kendisinde alenen görülüyor. sadece bu da değil tabii, aynı zamanda "kim ne ise öyle kalsın" demenin bir başka biçimi olarak hoş görmek, birlik/beraberlik vurgularının altında çok temel bir ötekileştirme söylemi.
şimdi de tıkandığım noktaya geliyoruz, başkasını anlayamayız vs. işin içine hoşgörüyü de sokup -ki aslında hoşgörü bir anlama çabasını bile barındırmaz, karşındakinin olduğu ve senin anlamaya çalışmadığın haliyle yaşamasına "müsaade" edersin. ama bilemedim, sanki bu daha mı iyi bir şey, böyle olsa hep daha mı şahane olur, kimse birbirine ilişmese- bunlara sarılmadan önce sorunlu(?)* yanlarını da gözden kaçırmamak gerektiğini söylüyorum aslında. bu demek değil ki birbirimizi asalım keselim, hakaretler, küfürler edelim. yani işte normal insan olsak yeter sanki ne bileyim**, bunların yerine başka kelimeler bulalım ya da bunlar yine kalsın, olmasını istediğimiz durum için yeni kelimeler icat edelim, ne dersin brick?
not: empatiyle ilgili yazasım vardı, bir entry üzerine* hemen şimdi yazmaya karar verdim, gerçi entryde bahsedilen durumu biraz manipüle edip, biraz genişletip saptırmış olabilirim. zaten ona cevap niteliğinde değil, ondan esinlenerek yazdım, kendimden nefret etmeden önce bitirsem iyi olacak. kısaca şunu diyiverecektim aslında: bu entrimi brick topa ithaf ediyorum.
e ama bir düşünsene kendi içinde nasıl da çelişkiler barındırıyor bu empati denen şey! bir kere kendini karşı tarafın yerine koyduğunu iddia ediyorsun, nasıl yaptın canım onu? nasıl "kendi" denen şeyden sıyrılıp, kendinden, tüm takıntıların, inançların, hayatın, deneyimlediklerin... "başka" denilenden, senin için, sen olmadığından "mutlak başka" halini alandan, farklı olan her şeyinden sıyrılıp, kendini onun yerine nasıl koyabilirsin? bunlardan sıyrılmaya gerek yok diyorsak, "kendimizden yola çıkarak" ulaştığımızı düşündüğümüz başkasını ne kadar nasıl anlayabiliriz? yaşadığımız şey onunla aynı bile olsa, hissettiklerimizin, o şey karşısındaki tavrımızın aynı olabileceği düşüncesine nasıl kapılıyoruz? aynı olsa bile bunu anlayacağımıza ya da bileceğimize nasıl inanabiliyoruz? evet, insanların birbirini asla anlayamayacağı iddiasındayım, ya da anlasa bile bunu bilemeyeceği.
bir de çok sevdiğimiz, ağzımızdan düşürmediğimiz "hoşgörü" kelimesi var ki kısaca bahsedeyim kendisinden, nasıl problemler barındırdığı, "hoş gören" ve "hoş görülen" arasında nasıl bir hiyerarşi oluşturduğu, zaten kelimenin kendisinde alenen görülüyor. sadece bu da değil tabii, aynı zamanda "kim ne ise öyle kalsın" demenin bir başka biçimi olarak hoş görmek, birlik/beraberlik vurgularının altında çok temel bir ötekileştirme söylemi.
şimdi de tıkandığım noktaya geliyoruz, başkasını anlayamayız vs. işin içine hoşgörüyü de sokup -ki aslında hoşgörü bir anlama çabasını bile barındırmaz, karşındakinin olduğu ve senin anlamaya çalışmadığın haliyle yaşamasına "müsaade" edersin. ama bilemedim, sanki bu daha mı iyi bir şey, böyle olsa hep daha mı şahane olur, kimse birbirine ilişmese- bunlara sarılmadan önce sorunlu(?)* yanlarını da gözden kaçırmamak gerektiğini söylüyorum aslında. bu demek değil ki birbirimizi asalım keselim, hakaretler, küfürler edelim. yani işte normal insan olsak yeter sanki ne bileyim**, bunların yerine başka kelimeler bulalım ya da bunlar yine kalsın, olmasını istediğimiz durum için yeni kelimeler icat edelim, ne dersin brick?
not: empatiyle ilgili yazasım vardı, bir entry üzerine* hemen şimdi yazmaya karar verdim, gerçi entryde bahsedilen durumu biraz manipüle edip, biraz genişletip saptırmış olabilirim. zaten ona cevap niteliğinde değil, ondan esinlenerek yazdım, kendimden nefret etmeden önce bitirsem iyi olacak. kısaca şunu diyiverecektim aslında: bu entrimi brick topa ithaf ediyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar