bugün
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi8
- trump'ın iran açıklaması4
- göz kanlanması8
- fon mağduruyum da mağdurum diye zırlamak5
- 3 kere üst üste 31 çekmek12
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak13
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması10
- kömbe7
- hayata aniden giren ve yaralara iyi gelen kadın3
- yasin kol'un gözaltına alınması5
- kuyu tipi cezaevleri2
- bugün doğum günü olan yazarlar4
- birbirine iyi gelmek2
- silah bırakan pkklı kızlara ne olacak5
- romantizmi bitirmek için burun karıştırmak2
- sarma4
- ekim3
- game of thrones taki kerhaneci5
- kant'ın yalan söyleme yasağı2
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi8
- uludede'nin cenaze eventi9
- hürmüz boğazı nda petrol tankerine saldırı3
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı8
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- recep tahrik erdoğan4
- düz dünyacıların epeydir başlık açmaması4
- tinder'ın eşleşme algoritması2
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- napolyon vs atatürk2
- pick me girl6
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş6
- yunan adalarına gitmek20
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- dinci ahlaksızlığı19
- fatma betül sayan kaya64
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- öyle bir sevişmek ki alev çıkartıp yatağı yakmak4
- uludede'yi karıya götürmek7
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri7
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- ekmeğe çikolata sürmek7
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek7
- gece uyurken bacağa kramp girmesi6
- yunan aşığı tip15
- fiziği güzel sözlük kızları47
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
kopça
sıradan bir günün sıradan akşamüstüsünde, kaldırım parkelerinin çizgilerine basmamaya özen göstererek sürüklüyordu bedenini; nereye gidiyorum? diye sormaksızın. telaşla yürümediği, acele etmediği besbelliydi; bir planının olmadığı buradan anlaşılıyordu. bir süre seyrettim, önümden geçerken kokusunu bir olta kancası gibi dudaklarımın bitiştiği yere saplayan kadını; makara dönmez oldu, misina bitti, sürüklenmeye başladım peşinden çaresizce.
yürüdük, yanyanaymışız gibi, kolkolaymışız gibi; dakikalarca yürüdük. ayakkabısının topuklarından çıkan ses metronomdu sanki ve biz de birbirinden bağımsız notalardık; hiç bitmeyecek romantik bir şarkı gibiydi her şey; yürüdük.
zaman zaman yavaşlıyordu. ve genelde mağaza vitrinlerinin olduğu yerlere denk geliyordu bu; hatta bir iki yerde tamamen durduğu da oldu ancak 2 saniye bile sürmedi dinlenme faslı; yürüdük.
topuk sesleri daha uzun aralıklarla gelmeye başladı; daha uzun, daha uzun... ve durdu. 5 saniye oldu, hala duruyordu. dakika oldu hala... bu seferki mağaza vitrini bir şekilde tutuyordu; eğildim baktım, bir kadın içgiyim mağazasıydı bu çok beklediğimiz durak. içeriye yöneldi, surat ifadesi yok gibiydi. içeriye girdiğinden olsa gerek, kokunun, oltanın ve hatta kancanın da tesiri azaldı; bir an çevreye baktım; ne kadar kalabalıktı. oysa ben bir saattir sadece o ve ben yürüyoruz sanıyordum.
elinde süslü bir poşet; çıktı; kokusu genzimi yaktı. kancayı hatırlattı bu bana; dudaklarım sızlamadı değil; seve seve sürüklenmeye devam ettim peşinden.
kafamdaki romantik algıyı biraz olsun yıkmıştı sütyenci poşeti. aklıma mani olamıyor, hangi renk aldı, hangi beden aldı gibi sorularla boğuşuyordum. ilk kez vücudunu süzdüm; asimetrik kesilmiş düz saçlar, düzgün omuzlar, harika bir bel kıvrımı, enfes kalçalar ve topuklu ayakkabının taşımaktan onur duyduğu kusursuz bacaklar...
kafamı kaldırmaya çalışırken bluzunun kabarmasına neden olan kopçaya takıldı gözüm ve dakikalarca aynı noktada kaldı.
zihnimde soymaya başladım onu istemsizce. bluz, etek, ayakkabılar, çoraplar ve geriye kalan ne varsa aklımın sevişme odasının abuk sabuk yerlerine savurup attım. ama sütyen hala duruyordu. gözüm kopçasını rahat bırakmıyordu sanki. zihnimin elleri kalçalarını ve saçlarını okşamakla meşgul gibiydi...
sütyen hariç çırılçıplak kadın ve misina ucundaki adam; bitimsiz yollarca yürüdük, yürüdük ve yürüdük.
bütün vücudunu karış karış ezberledim. sevmediğim, dokunmadığım hiçbir hücresi kalmadı; defalarca seviştik, seviştik ve seviştik.
bir tek göğüsleri...
ah o lanet olası kopça...
lanet olası gözlerim...
işgüzar ellerim...
o yürüdü; ben seviştim...
bir saat kadar sonra...
- kimsiniz siz? ve beni neden takip ediyorsunuz?
- bilmiyorum.
gülümsedi.
bir apartmana girdi.
gözlerim dışarda kaldı.
mutluluğa perde çeken sütyen
ve kahpe kopçası hala onunlaydı...
sıradan bir günün sıradan akşamüstüsünde, kaldırım parkelerinin çizgilerine basmamaya özen göstererek sürüklüyordu bedenini; nereye gidiyorum? diye sormaksızın. telaşla yürümediği, acele etmediği besbelliydi; bir planının olmadığı buradan anlaşılıyordu. bir süre seyrettim, önümden geçerken kokusunu bir olta kancası gibi dudaklarımın bitiştiği yere saplayan kadını; makara dönmez oldu, misina bitti, sürüklenmeye başladım peşinden çaresizce.
yürüdük, yanyanaymışız gibi, kolkolaymışız gibi; dakikalarca yürüdük. ayakkabısının topuklarından çıkan ses metronomdu sanki ve biz de birbirinden bağımsız notalardık; hiç bitmeyecek romantik bir şarkı gibiydi her şey; yürüdük.
zaman zaman yavaşlıyordu. ve genelde mağaza vitrinlerinin olduğu yerlere denk geliyordu bu; hatta bir iki yerde tamamen durduğu da oldu ancak 2 saniye bile sürmedi dinlenme faslı; yürüdük.
topuk sesleri daha uzun aralıklarla gelmeye başladı; daha uzun, daha uzun... ve durdu. 5 saniye oldu, hala duruyordu. dakika oldu hala... bu seferki mağaza vitrini bir şekilde tutuyordu; eğildim baktım, bir kadın içgiyim mağazasıydı bu çok beklediğimiz durak. içeriye yöneldi, surat ifadesi yok gibiydi. içeriye girdiğinden olsa gerek, kokunun, oltanın ve hatta kancanın da tesiri azaldı; bir an çevreye baktım; ne kadar kalabalıktı. oysa ben bir saattir sadece o ve ben yürüyoruz sanıyordum.
elinde süslü bir poşet; çıktı; kokusu genzimi yaktı. kancayı hatırlattı bu bana; dudaklarım sızlamadı değil; seve seve sürüklenmeye devam ettim peşinden.
kafamdaki romantik algıyı biraz olsun yıkmıştı sütyenci poşeti. aklıma mani olamıyor, hangi renk aldı, hangi beden aldı gibi sorularla boğuşuyordum. ilk kez vücudunu süzdüm; asimetrik kesilmiş düz saçlar, düzgün omuzlar, harika bir bel kıvrımı, enfes kalçalar ve topuklu ayakkabının taşımaktan onur duyduğu kusursuz bacaklar...
kafamı kaldırmaya çalışırken bluzunun kabarmasına neden olan kopçaya takıldı gözüm ve dakikalarca aynı noktada kaldı.
zihnimde soymaya başladım onu istemsizce. bluz, etek, ayakkabılar, çoraplar ve geriye kalan ne varsa aklımın sevişme odasının abuk sabuk yerlerine savurup attım. ama sütyen hala duruyordu. gözüm kopçasını rahat bırakmıyordu sanki. zihnimin elleri kalçalarını ve saçlarını okşamakla meşgul gibiydi...
sütyen hariç çırılçıplak kadın ve misina ucundaki adam; bitimsiz yollarca yürüdük, yürüdük ve yürüdük.
bütün vücudunu karış karış ezberledim. sevmediğim, dokunmadığım hiçbir hücresi kalmadı; defalarca seviştik, seviştik ve seviştik.
bir tek göğüsleri...
ah o lanet olası kopça...
lanet olası gözlerim...
işgüzar ellerim...
o yürüdü; ben seviştim...
bir saat kadar sonra...
- kimsiniz siz? ve beni neden takip ediyorsunuz?
- bilmiyorum.
gülümsedi.
bir apartmana girdi.
gözlerim dışarda kaldı.
mutluluğa perde çeken sütyen
ve kahpe kopçası hala onunlaydı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar