bugün
- romanya52
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz21
- mehdinin en sevdiği balık5
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur33
- türkiye19
- yaptığı çomarlık eleştirilince agresifleşen çomar4
- almanya14
- fatma betül sayan kaya39
- yarın iş var3
- hırsız ekremi eleştirmeyip borsacıyı eleştirmek3
- taşak ağrısı diye rapor alıp patrona yollamak5
- hindistan4
- dünya60
- hiçbir şeyin sarmaması5
- başka ülkelre vatandşlk başvrsu yapn milltvekilri12
- ismet gurbuz 2024 almanya da2
- siccin3
- avanos pforzheim arası yüksek hızlı tren2
- anın görüntüsü31
- kemaliklerle ekonomi tartışmak5
- besiktastakideli2
- ismet el gürbüzhavi bin mehdiyetini ve biraderi2
- suudi arabistan3
- 27 eylül 2026 meteoroloji sarı kod uyarısı4
- düğün yaptığını korna çalarak herkese duyuran tip5
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir13
- hayat2
- patroniçesine aşık stajyer erkek2
- 27 eylül 2026 litvanya azerbaycan maçı4
- güne bir nostaljik şarkı bırak ulen9
- amerika birleşik devletleri30
- patroniçenin göte vurarak iyi tatiller demesi2
- ispanya6
- haluk levent vs fatma betül sayan kaya6
- ne yapsam iyi olur9
- azerbaycan3
- sözlük kokusu6
- melih gökçek soruşturması ne oldu6
- fatma betül sayan kaya'nın hacca gitmesi3
- osmanlı millet sistemi3
- serdar ortaç2
- furkan bölükbaşı'nın açlık feryadı6
- haseki hera sultan2
- futbol4
- litvanya2
- entriyi özetle2
- fransa11
- kazakistan4
- meksika açmazı macerası10
- pakistan4
kabus görmüş, son bir haftadır cehennemi yaşamış yazar.
11. nisan gecesi malum stresli kupa maçı vardı, penaltılar atıldı fenerbahçe'm yarı finale çıktı.
mutlu mesut eve döndüm, babamın sesi kısılmıştı.
her stresli maçta yaşardık bunu, babamın sesi kısılırdı.
şekeri çıkardı ama sarı- laci aşkı ve mutluluğu ile bir süre sonra sakinleşirdi.
bu sefer daimi senaryoya uymadı babam, olmadı.
gece yarısı odama gelip, beni hastaneye götür dedi.
bu onun kuracağı bi'cümle değildi, ilk kalp krizini de meşhur trabzonspor- fenerbahçe maçında geçirmişti.
üstelik maç sırasında odasına gidip uzanmıştı, taa ki şampiyonluk turuna çıkmak için ''babam nerde'' diyene kadar hiç birimiz fark etmemiştik.
böyle aşıktı fenerbahçe'ye..
ambulans içinde marş söyletecek kadar deliydi.
ama o gece fenerbahçe babamı bizden alıyordu.
evden çıkmamız, koşuyolu kalp ve damar hastalıkları hastanesi aciline girmemiz beş dakika sürdü sanırım.
babamı direkt olarak acil servis de aletlere bağladılar ve bekletmeye başladılar.
annem yanındaydı.
dışarda üç kardeş, anlamsız, korkulu, bi sigarayı öbürü ile yakarak beklemeye başladık.
gece dört gibi o korkunç sesi duyduk karşımızdaki beyaz önlüklü adamdan ''kalp krizi çok ağır''.
sonrası kabus..
sabaha karşı altı ''bi kalp krizi daha''.
damarlar tıkalı, toplam 8 damar kapkara.
acil operasyona dediler, tamam dedik, ne diyeceğiz zaten.
aşağıya indim, güneş beni çarpsın da uyanayım bu kabustan diye.
telefonum çaldı o sırada kız kardeşim avaz avaz bağırıyordu ''abla koş, babamı yoğun bakıma aldılar, yetiş''.
yetiş!
yetiş, ne demek!?
neye yetişeceğim, neye gidiyorum, bu merdivenleri kim bin tane olarak döşedi buraya, bu koridor neden bu kadar uzun!??
yoğun bakım ve babam aynı cümle içinde.
herkes orada.
kimse göz göze gelmiyor. sanki o zaman bi'şey olacak gibi.
bir an ayaklarımın beni taşımadığını farkedip amcamın koluna girdim, sonra hemşire dil altı verdi bana tansiyonum on altıymış.
''dayan'' dedi birisi de neye kime dayanacağım?
ben hayatım boyunca babama dayandım..
haber bekliyoruz..
bekliyoruz.
bekliyoruz.
saat durmuş sanki.
doktor geliyor ''kalp ritmi kötü, yoğun bakımda kalacak'' diyor ve dönüp arkasını gidiyor.
aramızda buzlu cam şifreli bi'kapı var.
babam orada, biz burada.
buz gibi sanki dünya.
içim üşüyor, yukardaki ile hesaplaşıyorum.
dua ederken isyan etmeyi o anda öğreniyorum.
onu değil diyorum, şimdi değil, sakın!
ertesi sabah sabah altı.
hastane bile kapalı.
kafası koparılmış tavuklar gibiyiz, oradan oraya koşturuyoruz.
babamı görmeliyiz.
saat sekiz.
yoğun bakımın kapısındayız.
ve sonunda kardeşim dayanamıyor.
yoğun bakım kapısını açıyor ki bunu kelimelerle ifade etmem imkansız sanırım.
ona doğru koşan güvenlik görevlisine tek bir şey söylüyor '' içerde yatan babam''.
yoğun bakım hemşiresi mudahale ediyor, ''gelsin, göstereceğiz'' diyor.
giydiriyorlar, maskesini takıyorlar ve giriyor evimin küçük sıpası içeriye.
iki dakika sonra geliyor yanımıza.
sarılıyor bize ''babam dedi, sar ablanları benim için, iyiyim dedi'' diyor.
üç kardeş belki de ilk defa aynı anda ağladık, omuzlarımızda birbirimizin gözyaşları.
böyle geçen beş gün..
kanamalar, kalp atakları, ritm bozuklukları, şeker yükselmeleri, ara yoğun bakımlar, bayılanlar, ayılanlar, sevkler, kavgalar, heyet kararları.
ve bugun bitti.
babam üç hafta sonra bir operasyon daha geçirecek ama evimizde nefesi var şu an.
çok şükür..
bu korkunç günlerde -ki bana asır gibi geldi- beni bir başıma bırakmayan dilaraa' ya , seyyar motto' ya, tekyoldevrim'e , convallaria' ya piyonla evlenen vezir' e, ceylina' ya, different' a,little finger' a, jinekologkocasiolanurologkadin' a, bal ' a, odonata' ya, anengineer a ve bir çok sözlük yazarı dosta binlerce kez teşekkür ederim.
beautifuldreamer & funkymonarch' size teşekkür etmeme gerek var mı, bilemedim.
babanız iyi kızlar, sakiniz . `*`
11. nisan gecesi malum stresli kupa maçı vardı, penaltılar atıldı fenerbahçe'm yarı finale çıktı.
mutlu mesut eve döndüm, babamın sesi kısılmıştı.
her stresli maçta yaşardık bunu, babamın sesi kısılırdı.
şekeri çıkardı ama sarı- laci aşkı ve mutluluğu ile bir süre sonra sakinleşirdi.
bu sefer daimi senaryoya uymadı babam, olmadı.
gece yarısı odama gelip, beni hastaneye götür dedi.
bu onun kuracağı bi'cümle değildi, ilk kalp krizini de meşhur trabzonspor- fenerbahçe maçında geçirmişti.
üstelik maç sırasında odasına gidip uzanmıştı, taa ki şampiyonluk turuna çıkmak için ''babam nerde'' diyene kadar hiç birimiz fark etmemiştik.
böyle aşıktı fenerbahçe'ye..
ambulans içinde marş söyletecek kadar deliydi.
ama o gece fenerbahçe babamı bizden alıyordu.
evden çıkmamız, koşuyolu kalp ve damar hastalıkları hastanesi aciline girmemiz beş dakika sürdü sanırım.
babamı direkt olarak acil servis de aletlere bağladılar ve bekletmeye başladılar.
annem yanındaydı.
dışarda üç kardeş, anlamsız, korkulu, bi sigarayı öbürü ile yakarak beklemeye başladık.
gece dört gibi o korkunç sesi duyduk karşımızdaki beyaz önlüklü adamdan ''kalp krizi çok ağır''.
sonrası kabus..
sabaha karşı altı ''bi kalp krizi daha''.
damarlar tıkalı, toplam 8 damar kapkara.
acil operasyona dediler, tamam dedik, ne diyeceğiz zaten.
aşağıya indim, güneş beni çarpsın da uyanayım bu kabustan diye.
telefonum çaldı o sırada kız kardeşim avaz avaz bağırıyordu ''abla koş, babamı yoğun bakıma aldılar, yetiş''.
yetiş!
yetiş, ne demek!?
neye yetişeceğim, neye gidiyorum, bu merdivenleri kim bin tane olarak döşedi buraya, bu koridor neden bu kadar uzun!??
yoğun bakım ve babam aynı cümle içinde.
herkes orada.
kimse göz göze gelmiyor. sanki o zaman bi'şey olacak gibi.
bir an ayaklarımın beni taşımadığını farkedip amcamın koluna girdim, sonra hemşire dil altı verdi bana tansiyonum on altıymış.
''dayan'' dedi birisi de neye kime dayanacağım?
ben hayatım boyunca babama dayandım..
haber bekliyoruz..
bekliyoruz.
bekliyoruz.
saat durmuş sanki.
doktor geliyor ''kalp ritmi kötü, yoğun bakımda kalacak'' diyor ve dönüp arkasını gidiyor.
aramızda buzlu cam şifreli bi'kapı var.
babam orada, biz burada.
buz gibi sanki dünya.
içim üşüyor, yukardaki ile hesaplaşıyorum.
dua ederken isyan etmeyi o anda öğreniyorum.
onu değil diyorum, şimdi değil, sakın!
ertesi sabah sabah altı.
hastane bile kapalı.
kafası koparılmış tavuklar gibiyiz, oradan oraya koşturuyoruz.
babamı görmeliyiz.
saat sekiz.
yoğun bakımın kapısındayız.
ve sonunda kardeşim dayanamıyor.
yoğun bakım kapısını açıyor ki bunu kelimelerle ifade etmem imkansız sanırım.
ona doğru koşan güvenlik görevlisine tek bir şey söylüyor '' içerde yatan babam''.
yoğun bakım hemşiresi mudahale ediyor, ''gelsin, göstereceğiz'' diyor.
giydiriyorlar, maskesini takıyorlar ve giriyor evimin küçük sıpası içeriye.
iki dakika sonra geliyor yanımıza.
sarılıyor bize ''babam dedi, sar ablanları benim için, iyiyim dedi'' diyor.
üç kardeş belki de ilk defa aynı anda ağladık, omuzlarımızda birbirimizin gözyaşları.
böyle geçen beş gün..
kanamalar, kalp atakları, ritm bozuklukları, şeker yükselmeleri, ara yoğun bakımlar, bayılanlar, ayılanlar, sevkler, kavgalar, heyet kararları.
ve bugun bitti.
babam üç hafta sonra bir operasyon daha geçirecek ama evimizde nefesi var şu an.
çok şükür..
bu korkunç günlerde -ki bana asır gibi geldi- beni bir başıma bırakmayan dilaraa' ya , seyyar motto' ya, tekyoldevrim'e , convallaria' ya piyonla evlenen vezir' e, ceylina' ya, different' a,little finger' a, jinekologkocasiolanurologkadin' a, bal ' a, odonata' ya, anengineer a ve bir çok sözlük yazarı dosta binlerce kez teşekkür ederim.
beautifuldreamer & funkymonarch' size teşekkür etmeme gerek var mı, bilemedim.
babanız iyi kızlar, sakiniz . `*`
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar