bugün
- apo piçtir piç kalacak5
- filenin sultanları yarı finalde8
- hep kaybeden tarafı savunmak5
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var6
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu7
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar4
- devlet bahçeli8
- motorine 8 24 tl zam gelmesi10
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- skoda fabia alınır mı3
- uçan adam sabri'ye ne oldu5
- habire1221
- batının ahlaksızlığı safsatası2
- james deenin kulaklarından tutup havaya kaldırmak2
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- kolları façalı bir kıza aşık olmak4
- seksin zevk vermediği an2
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- bir bela geliyor8
- ellerim bos gonlum hos30
- kılıçdaroğlunun kılıcı nerede sorunsalı2
- suşiyi sadece kadınların çok sevmesi5
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı6
- arif kocabıyık16
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- sarapci koala64
- sarapci koala'nın radikalkemalist'e aktroll demesi3
- kız arkadaşı kerhaneye götürmek2
- kedilerin ruh hastası olması4
- lahmacun9
- torpille bir yerlere gelenler5
- halkın umudu kılıçdaroğlu3
- sevgiliye yara izlerinin hikayesini anlatmak2
- dolandırıcı2
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- trakyalı yazarlar6
- ebgh'nin sözlüğün en orijinal yazarı olması3
- kaan sezyum7
- ay diyen erkek9
- boşnak olmak ister miydiniz5
- youtube daki bot trafiğini kim yönetiyor2
- seri katilin tarziyla cinayet isleyen dedektif3
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- basmane tren garı7
- silvermist9
- petek dinçöz2
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak4
- tarkan2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası27
bulutların aşkı yağmurla sonuçlanıyordu. yağmurla toprağın aşkı ise çamurla... ben ise sevgilimi görmek için evden çıkmış, onun yanına gidiyordum. müge! ah müge! bir görebilseydiniz onu. simsiyah saçları... yemyeşil gözleri... gülünce güller açan gamzeleri... kahküllerine değmeye çalışan kirpikleri... müge'yi her görmeye gittiğimde babası, annesi, babaannesi, dedesi hatta büyükdedesi de hep yanında olurdu. ama hiç yadırgamazlardı beni. sıcak davranırlardı sanki.
yürüdüğüm yolda yeşil, tüm inatçılığıyla asfaltı deliyor, küçük ama güçlü otlarla bana eşlik ediyordu. bütün aykırılığımla kaldırımsız yolun kenarındaki, çamurlaşmış topraktan müge ile buluşmak için ilerliyordum. yağmur da gitgide şiddetini arttırıyordu. tüm bunlara inat rastlantı da olsa, beyaz bir pantolon giymiş olmam, beni ayrıca sevindiriyordu. beyaz pantolonomun paçalarına göz koyan çamur, ayakkabılarımı çoktan fethetmişti bile.
çamur benim için hayata dair iyi veya kötü... güzel veya çirkin ne kadar kavram varsa, hepsini çağrışatırabilme gücüne sahiptir. çamurla aram iyidir benim. aynı zamanda çok kötü. yine de çamuru çok severim ben. aslında nefret ederim çamurdan. çamura her bastığımda... tabanlarımda o kayganlığı her hissetiğimde... o "vıcık" diye bağıran sesi her duyduğumda... ressam çamurun paçalarıma çizdiği eserleri, her seyre daldığımda... bir sürü duygu, bir sürü kavram dank eder beynimde.
her çamura bastığımda, ilk önce müge gelir aklıma. çünkü bana müge'yi çamur vermişti. çocukken, parkta evcilik oynadığımız zamanlar, bana çamurdan köfte yaparken aşık olmuştum ona. bir de müge ilkokula giderken, beyaz külotlu çorabının arkasına sıçrayan, benek benek ufak kahverengi noktalar vardı.
her çamura bastığımda, sürrealizm akımına kaptırırım kendimi. çamura batmış bir satranç tahtası, gelir gözümün önüne. en önde ölen piyonların çığlıkları, vezirden hesap soran şahın azarları yankılanır kulaklarımda. satranç tahtasından düşünce, çamurda debelenen timur'un fillerine, veli efendi'nin atlarına inat, dimdik ayakta duran kale çıkar karşıma.
her çamura bastığımda, lise yılları felsefe derslerinin efsanesi "varlık nedir? varlığın kaynağı nedir?" soruları aklıma gelir. Thales su, Heraklitos ateş, Pythagaros sayı, Anaximenes soluk, Anaximandros sınırı olmayan, Demokritos atom, eflatun idea, Aristoteles yetkin varlık, Descartes Tanrı, Hobbes madde, Spinoza Tanrı ya da doğa, Marx maddedeki değişme ve çelişki, Satre insan olarak yanıtlamıştı varlığın kaynağını. ve bizim nesil, içinde bu abilerin yer aldığı testlerde, hep felsefenin öznelliğiyle ilgili şıkkı işaretlemişti. ama nedense hiç kadın filozof çıkmamıştı karşımıza. neyse. o abilerin varlığın kaynağını araması, her çamura bastığımda beni insanın kaynağına yöneltir. allah insanın hamurunu topraktan yaptı. ve ben her çamura bastığım zaman, din felsefesinin içinde bulurum kendimi.
bir de toprak sahada futbol oynamak var tabi. daha birkaç sene oldu; suni çimin ülkemizde yaygınlaşması. öncesi hep kahverengi. bilenler bilir. bileklere kadar çamurda, top oynamanın zevki başka. öyle bir zeminde kaleye şut atmak, insanı psikopatlaştırır. şutu atarsın, ama gol olsun istemezsin. istersin ki şut çektikten sonra top tam gol olacakken, çizginin önünde saplansın kalsın çamura.
çamur ki nice imparatorluklar yıkmıştır. çamur ki tarihin akışını defalarca değiştirmiştir. çamur, tarihteki cephe savaşlarının sınavıdır. kim bu sınavı geçerse savaşı kazanır. yağmur yağarken savaş ovalarında, aynı anda, aynı yere basan binlerce asker, ölüm bataklıklarının mimarlarıdır aynı zamanda. tarihte savaş kazanan askerler, gücüyle ayakta kalıp çamura batmayanlardan ve yağmuru hesaba katanlardan çıkmıştır.
yolculuğumun sonunda "selamün aleyküm aleyküm selam selamün aleyküm aleyküm selam selamün aleyküm aleyküm selam" diyerek, sağ ayağımla girdim mezarlığa. sonunda müge'me kavuşuyordum. yağmur şiddetiyle devam ediyordu. çamur ise mezarlıktaki, taştan yolların arasında ve mezarların üzerinde duruyordu. bir zamanlar müge'nin, babasının uçurumdan yuvarlanan arabası, gölün dibindeki çamura saplanmıştı.
ve ben her çamura bastığımda, ilk önce müge gelir aklıma. çünkü müge'yi benden çamur almıştı. müge'nin mezarının önünde durdum. duamı okudum. eğildim. elime biraz çamur aldım. avucumda sıktım. sıktım. sadece sıktım.
yürüdüğüm yolda yeşil, tüm inatçılığıyla asfaltı deliyor, küçük ama güçlü otlarla bana eşlik ediyordu. bütün aykırılığımla kaldırımsız yolun kenarındaki, çamurlaşmış topraktan müge ile buluşmak için ilerliyordum. yağmur da gitgide şiddetini arttırıyordu. tüm bunlara inat rastlantı da olsa, beyaz bir pantolon giymiş olmam, beni ayrıca sevindiriyordu. beyaz pantolonomun paçalarına göz koyan çamur, ayakkabılarımı çoktan fethetmişti bile.
çamur benim için hayata dair iyi veya kötü... güzel veya çirkin ne kadar kavram varsa, hepsini çağrışatırabilme gücüne sahiptir. çamurla aram iyidir benim. aynı zamanda çok kötü. yine de çamuru çok severim ben. aslında nefret ederim çamurdan. çamura her bastığımda... tabanlarımda o kayganlığı her hissetiğimde... o "vıcık" diye bağıran sesi her duyduğumda... ressam çamurun paçalarıma çizdiği eserleri, her seyre daldığımda... bir sürü duygu, bir sürü kavram dank eder beynimde.
her çamura bastığımda, ilk önce müge gelir aklıma. çünkü bana müge'yi çamur vermişti. çocukken, parkta evcilik oynadığımız zamanlar, bana çamurdan köfte yaparken aşık olmuştum ona. bir de müge ilkokula giderken, beyaz külotlu çorabının arkasına sıçrayan, benek benek ufak kahverengi noktalar vardı.
her çamura bastığımda, sürrealizm akımına kaptırırım kendimi. çamura batmış bir satranç tahtası, gelir gözümün önüne. en önde ölen piyonların çığlıkları, vezirden hesap soran şahın azarları yankılanır kulaklarımda. satranç tahtasından düşünce, çamurda debelenen timur'un fillerine, veli efendi'nin atlarına inat, dimdik ayakta duran kale çıkar karşıma.
her çamura bastığımda, lise yılları felsefe derslerinin efsanesi "varlık nedir? varlığın kaynağı nedir?" soruları aklıma gelir. Thales su, Heraklitos ateş, Pythagaros sayı, Anaximenes soluk, Anaximandros sınırı olmayan, Demokritos atom, eflatun idea, Aristoteles yetkin varlık, Descartes Tanrı, Hobbes madde, Spinoza Tanrı ya da doğa, Marx maddedeki değişme ve çelişki, Satre insan olarak yanıtlamıştı varlığın kaynağını. ve bizim nesil, içinde bu abilerin yer aldığı testlerde, hep felsefenin öznelliğiyle ilgili şıkkı işaretlemişti. ama nedense hiç kadın filozof çıkmamıştı karşımıza. neyse. o abilerin varlığın kaynağını araması, her çamura bastığımda beni insanın kaynağına yöneltir. allah insanın hamurunu topraktan yaptı. ve ben her çamura bastığım zaman, din felsefesinin içinde bulurum kendimi.
bir de toprak sahada futbol oynamak var tabi. daha birkaç sene oldu; suni çimin ülkemizde yaygınlaşması. öncesi hep kahverengi. bilenler bilir. bileklere kadar çamurda, top oynamanın zevki başka. öyle bir zeminde kaleye şut atmak, insanı psikopatlaştırır. şutu atarsın, ama gol olsun istemezsin. istersin ki şut çektikten sonra top tam gol olacakken, çizginin önünde saplansın kalsın çamura.
çamur ki nice imparatorluklar yıkmıştır. çamur ki tarihin akışını defalarca değiştirmiştir. çamur, tarihteki cephe savaşlarının sınavıdır. kim bu sınavı geçerse savaşı kazanır. yağmur yağarken savaş ovalarında, aynı anda, aynı yere basan binlerce asker, ölüm bataklıklarının mimarlarıdır aynı zamanda. tarihte savaş kazanan askerler, gücüyle ayakta kalıp çamura batmayanlardan ve yağmuru hesaba katanlardan çıkmıştır.
yolculuğumun sonunda "selamün aleyküm aleyküm selam selamün aleyküm aleyküm selam selamün aleyküm aleyküm selam" diyerek, sağ ayağımla girdim mezarlığa. sonunda müge'me kavuşuyordum. yağmur şiddetiyle devam ediyordu. çamur ise mezarlıktaki, taştan yolların arasında ve mezarların üzerinde duruyordu. bir zamanlar müge'nin, babasının uçurumdan yuvarlanan arabası, gölün dibindeki çamura saplanmıştı.
ve ben her çamura bastığımda, ilk önce müge gelir aklıma. çünkü müge'yi benden çamur almıştı. müge'nin mezarının önünde durdum. duamı okudum. eğildim. elime biraz çamur aldım. avucumda sıktım. sıktım. sadece sıktım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar