bugün

fisilti

beyaz bir yalan söyledim.
bu gece iki yanımda duran meleğe.
nede olsa melekti onlar.
yürekleri temiz
saftılar.

sorgusuz bir aşka yazılmış, sorgulanması gereken bir cümleyim ben.

dedimki aşk'a düştüm biçareyim.
gözlerimde onun ışığı,bir elmas gibi vuruyor irisime.
dudaklarında sonsuz bir senfoni,
her adımı söylediğinde beynime oturan sesi.

karartılmış bir şehirde, mumla aydınlanmış tek evin penceresine konmuş minik bir serçeyim ben.

kokusu lavanta gibi arzuluydu.
elleri ipek yumağının bir bağ ucuydu.
saçlarını, saçlarını hiç sormayın.
ellerimi uzattım, dokunamadım korkumdan

nede olsa bir labirentin ortasında, ölmek için koşmak, yaşamak için düşünmek gerekli, koşuyordum ben.

pembe bir tüldü sırtına uzanan ellerime değen
ne olsa pembe umudun rengiydi,onun rengiydi
eteğinde papatya çiçeklerinin dansı.
gömleğinde gözlerinden akmış,
bir damla yaşın izi vardı.

buğulu camda işlenmiş cinayetteki, faili belli parmağın tek iziyim ben.

rüzgarın susuzluğunu yoldaş yapmıştı kendine.
asude bir narinlik vardı bedeninde.
kırılmış bir gül dalı gibiydi boynu.
utanarak konuşur ve yüzü yere eğik dururdu.

bana kimsin sen demeyin.yaşarken solmuş solarken ölmüş bir ufkun ışığıyım ben.

aşk denince lugatımda ilk o gelirdi.
sevdanın turuncu renklerini görürdüm onda.
bir bayramdı gözlerime bakışı kor yüreğime
sev beni diye hayıflanırdım kendi kendime.

karton bir kağıda çizilmiş siyah atlı kahve gözlü çilli bir prensim ben.

hadi sorun şimdi bana,
ne söyledin meleklere diye
durmaz anlatırım,
isterseniz şimdi başlayım.
nede olsa melekti onlar saftılar,
güzeller inanmaz onlar inanırdılar.
dedimki bir aşka düştüm biçareyim.
gözlerimde onun ışığı bir elmas gibi vuruyor irisime.
dudaklarında sonsuz bir senfoni,
her adımı söylediğinde beynime oturan sesi...

Mustafa Durukan
© copyright 2005 - 2026