bugün
- kahvaltı5
- küpe takan adama kız vermem diyen baba10
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü26
- sözlük yazarlarına güvenmek19
- dolma biberin kabuğunu yemeyen insan3
- pilavın yanında ekmek yemek3
- her şeyin mizahı yapılmalı mı18
- çayı üfleyerek içen erkek3
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu28
- öcalan için imralı da ev inşa edilmesi3
- haksız insan uzaklaşması3
- gocu33
- prenses gibi büyüyen kızlar9
- teröristbaşı bebekkatiline villa yapan akepeli3
- nev12
- israil'in hizbullah yeraltı merkezini patlatması3
- sözlükte kavga olacak hissi5
- uyudun mu mesajı14
- boyumun 2 cm kısalması22
- insanın kendisine benzeyen kişiden hoşlanmaması2
- arda turan4
- dövmeli küpeli bi erkeği damat getirmek15
- kiraz cicegi kolonyasi42
- ona bir şey söyle8
- dövme yaptıran erkeklerin genelde gay olması11
- marmara depremi için ezber bozan açıklama5
- regl ağrısı çeken sevgiliye yapılacaklar10
- fazla açıklama yapan insan2
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı24
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri14
- türk erkeğinde olması gereken meziyetler18
- kendi değerimizi biz mi belirleriz başkaları mı13
- fazla samimiyet9
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı50
- mal mıyım sorunsalı13
- sözlük kızlarının meme savaşı8
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- sözlüğe bir daha gelinse alınacak nickler8
- ey insan9
- arabada sevişmek6
- otelde sevişmek8
- ismail kartal34
- küt saçlı hatun12
- iphone 18 pro max için neyinizi verirdiniz10
- bugün elini paylaşan yarın neresini paylaşır7
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri11
- anın görüntüsü26
- ilk buluşmada esnaf lokantasına gitmek14
- karınız için çamaşırları elinizde yıkar mısınız8
- chatgpt'ye kötü özelliklerimi söyle demek7
BiR HiKAYE YAZMIŞTIM.. BAKALIM BEĞENECEK MiSiNiZ? GÜNEŞiM OLUR MUSUN DEDiM BiRiNE.
Güneşim olur musun?
yaş geldi 35'e... yolun yarısı mı eder demiş birisi, desene daha öğrenecek çok şeyimiz var... baksana ben senin yıllar önce gidişinin sebebini bile henüz yeni anlayabildim... öyle bakma bana, yıllarca evet sadece bunu düşündüm, neden gittin diye... önce kavgalarımızı hatırlamaya çalıştım, zor oldu, insan "deli" cesine sevince böyle olurmuş, onu da okudum, kötü günleri aklına getiremezmiş, zorladım... bir keresinde; o sıcacık salepini çok sevdiğimiz bir pastane vardı hatırlarsın, geç gelmiştim oradaki buluşmamıza, küçümsemiyorum tabi, tam bir saat yirmi dört dakika bekletmiştim, tam içeri girerken pastane sahibi tinton abi(biz öyle derdik ona) seninki dükkandaki bütün salepleri bitirdi demişti kahkahalarla gülerek ben de yarım ağız eşlik etmiştim ona, hatta bana da bir bardak uzattı ama ben senin gözlerindeki o kızgınlığı gördükten sonra içim yanmaya başlayınca geri çevirmiştim. aceleyle beni sürükleyip sokağa, başlamıştın homurdanmaya, sokak ortasında kavga etmeyi sevmezdin, yüzüme bakmadan savurmuştun bütün o etmeyi dahi öğrenemediğin küfürleri... onu hatırladım... bir de, okuldan bir öğretmen arkadaşım aramıştı gecenin ikisinde, yardımına ihtiyacım var annem çok hasta demişti, koşarak kalkıp gitmiştim. döndüğümde de seni kıpkırmızı gözlerle, ağlayarak bulmuştum mutfağın girişine o çok severek aldığımız sandalyelerden birinin üstünde seni, nadir olsa da içtiğin tekel ikibinbir sigarasıyla... yine bir bahane bulup çağırdı seni demiştin, bağırmaya başlamıştın, sokak ortasında değildik nasılsa... annesini kaybettik deyince ben, tek kelime daha etmeden dönmüştün yatağına, ama ben yine de salonda yatmaktan kurtulamamıştım, sabahın altısında... evet bak söylemeyi nasıl da unuttum, kavgalarımızın en büyüğü, anneler gününde sana hediye almamamdan çıkmıştı... annemi, anneni, teyzeni, yengeni, hatta dayını bile aramıştım anneler gününü kutlamak için ama inan sevdiğim, sana hediye almak gelmemişti aklıma... hep beni anlatmışsın, benim yaptıklarımı diyeceksin, e olsun o kadar, terk edilen benim bu masalda! hülasa kavgalarımızdan bir sonuç çıkaramadım beni terk edişinle ilgili... sonra bir müddet düşünmemeye karar verdim, öğrencilerime verdim kendimi; bir yarı yıl seni aklımdan çıkarmaya uğraştım, ama sen her okuduğum yazılı kağıdında, her gün yazı yazdığım tahtada, sabahları o pastanenin camında gösterdin yüzünü bana... sen gösterdikçe ben üzüldüm, içimde sen büyüdükçe ben küçüldüm, kalmadım... ve malesef yine bir gün arabamın dikiz aynasına senin gözlerin yerleşince göremedim arkamdaki o genç delikanlıyı; "ölüm" hiç o kadar acı bir şeymiş gibi gelmezdi bana o gencin annesinin yakama yapışarak söylediklerinden önce... eski bir öğretmen eskisi olarak söylüyorum ki, nitel olarak çok değildi kaldığım günler, ama nicel olarak öyle çoktu ki hapishanedeki seneler... hak etmiştim, isyan etmedim, direnmedim kaderime... sebebi sen olan hiç bir şeye direnmemiştim ben gençliğimde de... bir gün kuzeninle karşılaştım, çıktıktan bir kaç gün sonra bizim semtte..gözlerimin içine bakarak, nasılsın demişti, üstünden tam 5 yıl geçmesine rağmen, ben iyiyim diyememiştim... i̇şte o andan sonra tekrar başladım senin beni terk edişini anlamaya çalışmaya... söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı demişti bir keresinde nusret hoca, öğretmenler odasında, taa o geldi aklıma, dedim ki kendi kendime ben seni ancak bir sözle kaybetmiş olabilirim.. o söz ki kestirdi şimdi almaya dahi üşendiğim nefesimi...
evet sevdiğim, ben sana güneşim olur musun demiştim, hani tanıştığımız gece... kuzeninin nişanında karşılaşmıştık, ben gözlerimi bütün bir akşam senden alamamış, nişandan dönerken de sana "güneşim olur musun" demiştim.. sen beni o yüzden terk ettin değil mi güzelim? ama inan ben sana güneşim ol derken asla benden yüzkırkdokuz milyon kilometre uzakta durmanı kast etmemiştim!!!
Güneşim olur musun?
yaş geldi 35'e... yolun yarısı mı eder demiş birisi, desene daha öğrenecek çok şeyimiz var... baksana ben senin yıllar önce gidişinin sebebini bile henüz yeni anlayabildim... öyle bakma bana, yıllarca evet sadece bunu düşündüm, neden gittin diye... önce kavgalarımızı hatırlamaya çalıştım, zor oldu, insan "deli" cesine sevince böyle olurmuş, onu da okudum, kötü günleri aklına getiremezmiş, zorladım... bir keresinde; o sıcacık salepini çok sevdiğimiz bir pastane vardı hatırlarsın, geç gelmiştim oradaki buluşmamıza, küçümsemiyorum tabi, tam bir saat yirmi dört dakika bekletmiştim, tam içeri girerken pastane sahibi tinton abi(biz öyle derdik ona) seninki dükkandaki bütün salepleri bitirdi demişti kahkahalarla gülerek ben de yarım ağız eşlik etmiştim ona, hatta bana da bir bardak uzattı ama ben senin gözlerindeki o kızgınlığı gördükten sonra içim yanmaya başlayınca geri çevirmiştim. aceleyle beni sürükleyip sokağa, başlamıştın homurdanmaya, sokak ortasında kavga etmeyi sevmezdin, yüzüme bakmadan savurmuştun bütün o etmeyi dahi öğrenemediğin küfürleri... onu hatırladım... bir de, okuldan bir öğretmen arkadaşım aramıştı gecenin ikisinde, yardımına ihtiyacım var annem çok hasta demişti, koşarak kalkıp gitmiştim. döndüğümde de seni kıpkırmızı gözlerle, ağlayarak bulmuştum mutfağın girişine o çok severek aldığımız sandalyelerden birinin üstünde seni, nadir olsa da içtiğin tekel ikibinbir sigarasıyla... yine bir bahane bulup çağırdı seni demiştin, bağırmaya başlamıştın, sokak ortasında değildik nasılsa... annesini kaybettik deyince ben, tek kelime daha etmeden dönmüştün yatağına, ama ben yine de salonda yatmaktan kurtulamamıştım, sabahın altısında... evet bak söylemeyi nasıl da unuttum, kavgalarımızın en büyüğü, anneler gününde sana hediye almamamdan çıkmıştı... annemi, anneni, teyzeni, yengeni, hatta dayını bile aramıştım anneler gününü kutlamak için ama inan sevdiğim, sana hediye almak gelmemişti aklıma... hep beni anlatmışsın, benim yaptıklarımı diyeceksin, e olsun o kadar, terk edilen benim bu masalda! hülasa kavgalarımızdan bir sonuç çıkaramadım beni terk edişinle ilgili... sonra bir müddet düşünmemeye karar verdim, öğrencilerime verdim kendimi; bir yarı yıl seni aklımdan çıkarmaya uğraştım, ama sen her okuduğum yazılı kağıdında, her gün yazı yazdığım tahtada, sabahları o pastanenin camında gösterdin yüzünü bana... sen gösterdikçe ben üzüldüm, içimde sen büyüdükçe ben küçüldüm, kalmadım... ve malesef yine bir gün arabamın dikiz aynasına senin gözlerin yerleşince göremedim arkamdaki o genç delikanlıyı; "ölüm" hiç o kadar acı bir şeymiş gibi gelmezdi bana o gencin annesinin yakama yapışarak söylediklerinden önce... eski bir öğretmen eskisi olarak söylüyorum ki, nitel olarak çok değildi kaldığım günler, ama nicel olarak öyle çoktu ki hapishanedeki seneler... hak etmiştim, isyan etmedim, direnmedim kaderime... sebebi sen olan hiç bir şeye direnmemiştim ben gençliğimde de... bir gün kuzeninle karşılaştım, çıktıktan bir kaç gün sonra bizim semtte..gözlerimin içine bakarak, nasılsın demişti, üstünden tam 5 yıl geçmesine rağmen, ben iyiyim diyememiştim... i̇şte o andan sonra tekrar başladım senin beni terk edişini anlamaya çalışmaya... söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı demişti bir keresinde nusret hoca, öğretmenler odasında, taa o geldi aklıma, dedim ki kendi kendime ben seni ancak bir sözle kaybetmiş olabilirim.. o söz ki kestirdi şimdi almaya dahi üşendiğim nefesimi...
evet sevdiğim, ben sana güneşim olur musun demiştim, hani tanıştığımız gece... kuzeninin nişanında karşılaşmıştık, ben gözlerimi bütün bir akşam senden alamamış, nişandan dönerken de sana "güneşim olur musun" demiştim.. sen beni o yüzden terk ettin değil mi güzelim? ama inan ben sana güneşim ol derken asla benden yüzkırkdokuz milyon kilometre uzakta durmanı kast etmemiştim!!!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar