bugün
- trabzonspor16
- cumhuriyetten rahatsız olan insan16
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör6
- kadın şoför5
- gadi eizenkot5
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın3
- okula verilen çocuktan netice alamamak3
- ebu cehil karpuzu3
- binyamin netanyahu12
- kimseye zararı olmayan kişi3
- nervio abla20
- ayağını emojiyle kapatan insan4
- kelek çıkarsa gel götten sik beni abi diyen manav6
- yeni evli çift aktiviteleri16
- salçalı makarna13
- ismail kartal23
- güzel bir kadının giydiği çorap5
- kadınların o güzel ayak tabanları2
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- efendiler yarın cumhuriyet ilan edeceğiz6
- yerde para bulmak9
- gece uyanıkları4
- herkese veren biri4
- yazılımcıların flört edememesi8
- laşon hara3
- yağmur2
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- sözlüğe hareket getirecek şey8
- tuzlu kahve dizisi4
- motorsiklet6
- görükle den moskova'ya yürümek5
- mavi4
- mutlu günleri beklemek15
- madencilerin ankara'ya yürüyüşüne müdahale3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması6
- türkiye cumhuriyeti3
- heyt bea2
- kedimin yatağıma kusması7
- vajinaya limon sıkıp emmek3
- en lezzetli balık12
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır8
- araba almak3
- güney kore34
- porsche5
- vajinaya dil atmak15
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar20
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum15
BiR HiKAYE YAZMIŞTIM.. BAKALIM BEĞENECEK MiSiNiZ? GÜNEŞiM OLUR MUSUN DEDiM BiRiNE.
Güneşim olur musun?
yaş geldi 35'e... yolun yarısı mı eder demiş birisi, desene daha öğrenecek çok şeyimiz var... baksana ben senin yıllar önce gidişinin sebebini bile henüz yeni anlayabildim... öyle bakma bana, yıllarca evet sadece bunu düşündüm, neden gittin diye... önce kavgalarımızı hatırlamaya çalıştım, zor oldu, insan "deli" cesine sevince böyle olurmuş, onu da okudum, kötü günleri aklına getiremezmiş, zorladım... bir keresinde; o sıcacık salepini çok sevdiğimiz bir pastane vardı hatırlarsın, geç gelmiştim oradaki buluşmamıza, küçümsemiyorum tabi, tam bir saat yirmi dört dakika bekletmiştim, tam içeri girerken pastane sahibi tinton abi(biz öyle derdik ona) seninki dükkandaki bütün salepleri bitirdi demişti kahkahalarla gülerek ben de yarım ağız eşlik etmiştim ona, hatta bana da bir bardak uzattı ama ben senin gözlerindeki o kızgınlığı gördükten sonra içim yanmaya başlayınca geri çevirmiştim. aceleyle beni sürükleyip sokağa, başlamıştın homurdanmaya, sokak ortasında kavga etmeyi sevmezdin, yüzüme bakmadan savurmuştun bütün o etmeyi dahi öğrenemediğin küfürleri... onu hatırladım... bir de, okuldan bir öğretmen arkadaşım aramıştı gecenin ikisinde, yardımına ihtiyacım var annem çok hasta demişti, koşarak kalkıp gitmiştim. döndüğümde de seni kıpkırmızı gözlerle, ağlayarak bulmuştum mutfağın girişine o çok severek aldığımız sandalyelerden birinin üstünde seni, nadir olsa da içtiğin tekel ikibinbir sigarasıyla... yine bir bahane bulup çağırdı seni demiştin, bağırmaya başlamıştın, sokak ortasında değildik nasılsa... annesini kaybettik deyince ben, tek kelime daha etmeden dönmüştün yatağına, ama ben yine de salonda yatmaktan kurtulamamıştım, sabahın altısında... evet bak söylemeyi nasıl da unuttum, kavgalarımızın en büyüğü, anneler gününde sana hediye almamamdan çıkmıştı... annemi, anneni, teyzeni, yengeni, hatta dayını bile aramıştım anneler gününü kutlamak için ama inan sevdiğim, sana hediye almak gelmemişti aklıma... hep beni anlatmışsın, benim yaptıklarımı diyeceksin, e olsun o kadar, terk edilen benim bu masalda! hülasa kavgalarımızdan bir sonuç çıkaramadım beni terk edişinle ilgili... sonra bir müddet düşünmemeye karar verdim, öğrencilerime verdim kendimi; bir yarı yıl seni aklımdan çıkarmaya uğraştım, ama sen her okuduğum yazılı kağıdında, her gün yazı yazdığım tahtada, sabahları o pastanenin camında gösterdin yüzünü bana... sen gösterdikçe ben üzüldüm, içimde sen büyüdükçe ben küçüldüm, kalmadım... ve malesef yine bir gün arabamın dikiz aynasına senin gözlerin yerleşince göremedim arkamdaki o genç delikanlıyı; "ölüm" hiç o kadar acı bir şeymiş gibi gelmezdi bana o gencin annesinin yakama yapışarak söylediklerinden önce... eski bir öğretmen eskisi olarak söylüyorum ki, nitel olarak çok değildi kaldığım günler, ama nicel olarak öyle çoktu ki hapishanedeki seneler... hak etmiştim, isyan etmedim, direnmedim kaderime... sebebi sen olan hiç bir şeye direnmemiştim ben gençliğimde de... bir gün kuzeninle karşılaştım, çıktıktan bir kaç gün sonra bizim semtte..gözlerimin içine bakarak, nasılsın demişti, üstünden tam 5 yıl geçmesine rağmen, ben iyiyim diyememiştim... i̇şte o andan sonra tekrar başladım senin beni terk edişini anlamaya çalışmaya... söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı demişti bir keresinde nusret hoca, öğretmenler odasında, taa o geldi aklıma, dedim ki kendi kendime ben seni ancak bir sözle kaybetmiş olabilirim.. o söz ki kestirdi şimdi almaya dahi üşendiğim nefesimi...
evet sevdiğim, ben sana güneşim olur musun demiştim, hani tanıştığımız gece... kuzeninin nişanında karşılaşmıştık, ben gözlerimi bütün bir akşam senden alamamış, nişandan dönerken de sana "güneşim olur musun" demiştim.. sen beni o yüzden terk ettin değil mi güzelim? ama inan ben sana güneşim ol derken asla benden yüzkırkdokuz milyon kilometre uzakta durmanı kast etmemiştim!!!
Güneşim olur musun?
yaş geldi 35'e... yolun yarısı mı eder demiş birisi, desene daha öğrenecek çok şeyimiz var... baksana ben senin yıllar önce gidişinin sebebini bile henüz yeni anlayabildim... öyle bakma bana, yıllarca evet sadece bunu düşündüm, neden gittin diye... önce kavgalarımızı hatırlamaya çalıştım, zor oldu, insan "deli" cesine sevince böyle olurmuş, onu da okudum, kötü günleri aklına getiremezmiş, zorladım... bir keresinde; o sıcacık salepini çok sevdiğimiz bir pastane vardı hatırlarsın, geç gelmiştim oradaki buluşmamıza, küçümsemiyorum tabi, tam bir saat yirmi dört dakika bekletmiştim, tam içeri girerken pastane sahibi tinton abi(biz öyle derdik ona) seninki dükkandaki bütün salepleri bitirdi demişti kahkahalarla gülerek ben de yarım ağız eşlik etmiştim ona, hatta bana da bir bardak uzattı ama ben senin gözlerindeki o kızgınlığı gördükten sonra içim yanmaya başlayınca geri çevirmiştim. aceleyle beni sürükleyip sokağa, başlamıştın homurdanmaya, sokak ortasında kavga etmeyi sevmezdin, yüzüme bakmadan savurmuştun bütün o etmeyi dahi öğrenemediğin küfürleri... onu hatırladım... bir de, okuldan bir öğretmen arkadaşım aramıştı gecenin ikisinde, yardımına ihtiyacım var annem çok hasta demişti, koşarak kalkıp gitmiştim. döndüğümde de seni kıpkırmızı gözlerle, ağlayarak bulmuştum mutfağın girişine o çok severek aldığımız sandalyelerden birinin üstünde seni, nadir olsa da içtiğin tekel ikibinbir sigarasıyla... yine bir bahane bulup çağırdı seni demiştin, bağırmaya başlamıştın, sokak ortasında değildik nasılsa... annesini kaybettik deyince ben, tek kelime daha etmeden dönmüştün yatağına, ama ben yine de salonda yatmaktan kurtulamamıştım, sabahın altısında... evet bak söylemeyi nasıl da unuttum, kavgalarımızın en büyüğü, anneler gününde sana hediye almamamdan çıkmıştı... annemi, anneni, teyzeni, yengeni, hatta dayını bile aramıştım anneler gününü kutlamak için ama inan sevdiğim, sana hediye almak gelmemişti aklıma... hep beni anlatmışsın, benim yaptıklarımı diyeceksin, e olsun o kadar, terk edilen benim bu masalda! hülasa kavgalarımızdan bir sonuç çıkaramadım beni terk edişinle ilgili... sonra bir müddet düşünmemeye karar verdim, öğrencilerime verdim kendimi; bir yarı yıl seni aklımdan çıkarmaya uğraştım, ama sen her okuduğum yazılı kağıdında, her gün yazı yazdığım tahtada, sabahları o pastanenin camında gösterdin yüzünü bana... sen gösterdikçe ben üzüldüm, içimde sen büyüdükçe ben küçüldüm, kalmadım... ve malesef yine bir gün arabamın dikiz aynasına senin gözlerin yerleşince göremedim arkamdaki o genç delikanlıyı; "ölüm" hiç o kadar acı bir şeymiş gibi gelmezdi bana o gencin annesinin yakama yapışarak söylediklerinden önce... eski bir öğretmen eskisi olarak söylüyorum ki, nitel olarak çok değildi kaldığım günler, ama nicel olarak öyle çoktu ki hapishanedeki seneler... hak etmiştim, isyan etmedim, direnmedim kaderime... sebebi sen olan hiç bir şeye direnmemiştim ben gençliğimde de... bir gün kuzeninle karşılaştım, çıktıktan bir kaç gün sonra bizim semtte..gözlerimin içine bakarak, nasılsın demişti, üstünden tam 5 yıl geçmesine rağmen, ben iyiyim diyememiştim... i̇şte o andan sonra tekrar başladım senin beni terk edişini anlamaya çalışmaya... söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı demişti bir keresinde nusret hoca, öğretmenler odasında, taa o geldi aklıma, dedim ki kendi kendime ben seni ancak bir sözle kaybetmiş olabilirim.. o söz ki kestirdi şimdi almaya dahi üşendiğim nefesimi...
evet sevdiğim, ben sana güneşim olur musun demiştim, hani tanıştığımız gece... kuzeninin nişanında karşılaşmıştık, ben gözlerimi bütün bir akşam senden alamamış, nişandan dönerken de sana "güneşim olur musun" demiştim.. sen beni o yüzden terk ettin değil mi güzelim? ama inan ben sana güneşim ol derken asla benden yüzkırkdokuz milyon kilometre uzakta durmanı kast etmemiştim!!!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar