bugün
- kaliteli insanı belli eden detaylar17
- kanuni döneminde yaşansa olası ekşi başlıkları9
- ab macarstana demokrasi içn on milyar euro veriyor2
- haluk levent'e para emanet etmek7
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- are you iran9
- 29 yaşındayım hiç sevgilim olmadı14
- sultan özcan2
- iran ordusunda abd ile ateşkes istemeyenler4
- düşün ki o bunu okuyor7
- rize de yurt inşaatında yol çökmesi2
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi4
- hacı şakir3
- yazarların en uçuk seks fantezileri7
- kırmızılı kadın4
- erkeğin aldatması ile kadının aldatmasının farkı2
- iyi bir insanın acımasız bir insana dönüşmesi12
- evlat ayrımcılığı5
- duş almak3
- fazla araştırmak kötü müdür8
- bütün gece için bana ne kadar ödeyebilirsin6
- üstteki yazarı öv15
- turizmciler battı mutlu musunuz6
- sürekli cinsellikten bahseden erkek11
- teksas2
- dinler tarihinin en önemli olayı11
- uludağın ekşi sözlük gibi populer olamaması15
- götümü de açsam bakmayacaksınız12
- tatile gelen gurbetçinin yürek burkan sözleri5
- haluk levent'in bahiste 390 milyon tl kaybetmesi8
- space oddity7
- ne zaman mutlu olacağız4
- uysaljakobene burç baktırmak8
- venezuela daki depremlerde can kaybı 4 bin 4902
- sözlükteki ayaksever karşıtı blok10
- uluslararası evlilik4
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı25
- yeni bir acı yaşamak2
- testere yi izlerken uyuyakalmak2
- manifest grubu vs pkk7
- türkiye'nin ırak'a 1 milyar dolar ödeyecek olması4
- direnmekten yorulmak3
- zehirli bitkiler2
- kore filmi izleyememek4
- kişinin en rahatsız olduğu sosyal davranış8
- ona bir şey söyle15
- anın görüntüsü18
- erkeğe yakışmayan giysiler5
- sırf ibnelik olsun diye yapılan şeyler3
- sözlükteki zengin yazarlar3
aralarında çok sıkı bir bağ bulunan ilişkidir.
"allah, ancak ilimleriyle amel edenlere hakiki bilgiyi ihsan eder" rahmetli bilge mimar turgut cansever bir makalesini (islam mimarisi üzerine düşünceler, divan displinlerarası çalışmalar dergisi, 1996/1. http://www.divandergisi.com/ ) bu cümleyle sonlandırıyordu. ç;ok derin manalar ihtiva ediyor bu cümle. i̇lim tek başına insan için bir mana ifade etmiyor. bilginin bir anlam taşıması ancak pratiğe dökülmesi ile mümkün. aksi takdirde bu durum, bilgiyi yüklenmekten onun hamallığını çekmekten öteye geçmez. nitekim kuran bunu, kendilerine kitap yüklenmiş ama bunu taşımayan insanların durumuna benzetir.(cuma suresi, 62/5.) yani ilim var ama amel yok. ciltlerce kitabı yükleyip hakkın vermemek, bunları hakkıyla taşımamak bir haslet değil, çünkü yük taşıyabilen vasıtalar, hayvanlar da bunu yapabilir. o yüzden ayetin devamında bu kişilerin vaziyeti eşeğin durumuna benzetilir. kuranın dili, olayın vahameti ölçüsünde keskinleşir, ağırlaşır. bilgiyi elde edip de uygulamayan kişinin yol açacağı kötülüklerin toplumda ne derece büyük ve derin izler bırakacağı düşünüldüğünde kuranın bu kadar şiddetli bir şekilde uyarmasının hikmeti de biraz daha belirginleşiyor. aynı şekilde bunun tam tersinin, yani istenen durumun, ilim ile amel etmenin, bilginin pratiğe, uygulamaya dönüşmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğu da bu ayetlerden zımnen çıkarılabilecek hükümlerdendir.
her fırsatta tekrarladığım bir hakikati burada yine vurgulamak isterim: islam milletinin kurtuluşu, ideal devlet ve toplum olan asr-ı saadet devrine benzemesi, hasılı arzulanan ve büyük bir iştiyakla sadece biz müslümanların değil, gerek maddi gerek manevi sıkıntılara, işkencelere maruz kalan herkesin, nerden nasıl geleceğini bilememesine rağmen tamamen fıtri olarak, suya hasret kalmış çölde yolunu kaybeden yolcunun suya olan hasretinden daha derin bir özlemle beklediği büyük islam medeniyetinin tarih sahnesine çıkabilmesinin yolu alimden geçer. ancak alimler, bizlerin bu arzu ve iştiyakını karşılayabilecek ve gönüllerimize sular serpebilecek salahiyete sahip kişilerdir. burada ele aldığımız nokta diğer yazılarımızdan farklı olarak alim yetişmesi gerekliliği üzerine değil, bir adım ötesi olan alimin sorumluluğu üzerinedir. neden ilmiyle amel etmeyen bilgi sahibi kişi allahın bu şedid hitabına maruz kalmıştır? çünkü, toplumun lokomotifi olan alimler insanların kalplerini ancak ve ancak davranışları ile fethedebilirler. ilim sahibi olduğu toplum tarafından kabullenilmiş kişilerin davranışları artık bireysellikten çıkmış, moda tabiriyle halka, topluma mal olmuştur. her hareketinin sonucu halk tarafından ilmine, düşüncesine ve fikirlerine hamledilir. yaptığı her kötü şeyde, kendisinden çok bilgisi hedef tahtasına konulur. sanki aldığı ilim kendisine bunu emrediyor düşüncesi yaygındır halk arasında. hemen hemen hiçbir zaman merkep değil sadece merkebin sırtındaki kitap görünür ve o kitap merkebi insan suretine sokan bir örtü bir maske vaziyetini alır. bu sebeple, o kadar kitabın içerisindeki mübarek şeylerin, o kitapları sadece taşıyan ama amel etmeyen kişiden beri, uzak olduğunu insanlara anlatmak çok zordur. çünkü insanların çoğu, o kitapları okumaz veya okusa da anlamaz, zaten böyle bir derdi de yoktur. onun gözünde bilgiyi tahsil eden kişi artık yürüyen bir kitaptır ve onunla yekvücut olmuştur. kuranın kitapların sadece hamallığını yapan insan tasviri ile cehaletin, her kitap okuyanı o kitaba nüfuz etmiş alim bakışı arasındaki derin uçuruma dikkatlerinizi çekerim. işte halkın bu genel karakterinden dolayı, alim kişinin sorumluluğunun ne kadar ağır olduğu ve dolayısıyla yukarıdaki ayetlerdeki sertliğin sebebi daha iyi anlaşılacaktır.
Yazının devamı:
http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=29
"allah, ancak ilimleriyle amel edenlere hakiki bilgiyi ihsan eder" rahmetli bilge mimar turgut cansever bir makalesini (islam mimarisi üzerine düşünceler, divan displinlerarası çalışmalar dergisi, 1996/1. http://www.divandergisi.com/ ) bu cümleyle sonlandırıyordu. ç;ok derin manalar ihtiva ediyor bu cümle. i̇lim tek başına insan için bir mana ifade etmiyor. bilginin bir anlam taşıması ancak pratiğe dökülmesi ile mümkün. aksi takdirde bu durum, bilgiyi yüklenmekten onun hamallığını çekmekten öteye geçmez. nitekim kuran bunu, kendilerine kitap yüklenmiş ama bunu taşımayan insanların durumuna benzetir.(cuma suresi, 62/5.) yani ilim var ama amel yok. ciltlerce kitabı yükleyip hakkın vermemek, bunları hakkıyla taşımamak bir haslet değil, çünkü yük taşıyabilen vasıtalar, hayvanlar da bunu yapabilir. o yüzden ayetin devamında bu kişilerin vaziyeti eşeğin durumuna benzetilir. kuranın dili, olayın vahameti ölçüsünde keskinleşir, ağırlaşır. bilgiyi elde edip de uygulamayan kişinin yol açacağı kötülüklerin toplumda ne derece büyük ve derin izler bırakacağı düşünüldüğünde kuranın bu kadar şiddetli bir şekilde uyarmasının hikmeti de biraz daha belirginleşiyor. aynı şekilde bunun tam tersinin, yani istenen durumun, ilim ile amel etmenin, bilginin pratiğe, uygulamaya dönüşmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğu da bu ayetlerden zımnen çıkarılabilecek hükümlerdendir.
her fırsatta tekrarladığım bir hakikati burada yine vurgulamak isterim: islam milletinin kurtuluşu, ideal devlet ve toplum olan asr-ı saadet devrine benzemesi, hasılı arzulanan ve büyük bir iştiyakla sadece biz müslümanların değil, gerek maddi gerek manevi sıkıntılara, işkencelere maruz kalan herkesin, nerden nasıl geleceğini bilememesine rağmen tamamen fıtri olarak, suya hasret kalmış çölde yolunu kaybeden yolcunun suya olan hasretinden daha derin bir özlemle beklediği büyük islam medeniyetinin tarih sahnesine çıkabilmesinin yolu alimden geçer. ancak alimler, bizlerin bu arzu ve iştiyakını karşılayabilecek ve gönüllerimize sular serpebilecek salahiyete sahip kişilerdir. burada ele aldığımız nokta diğer yazılarımızdan farklı olarak alim yetişmesi gerekliliği üzerine değil, bir adım ötesi olan alimin sorumluluğu üzerinedir. neden ilmiyle amel etmeyen bilgi sahibi kişi allahın bu şedid hitabına maruz kalmıştır? çünkü, toplumun lokomotifi olan alimler insanların kalplerini ancak ve ancak davranışları ile fethedebilirler. ilim sahibi olduğu toplum tarafından kabullenilmiş kişilerin davranışları artık bireysellikten çıkmış, moda tabiriyle halka, topluma mal olmuştur. her hareketinin sonucu halk tarafından ilmine, düşüncesine ve fikirlerine hamledilir. yaptığı her kötü şeyde, kendisinden çok bilgisi hedef tahtasına konulur. sanki aldığı ilim kendisine bunu emrediyor düşüncesi yaygındır halk arasında. hemen hemen hiçbir zaman merkep değil sadece merkebin sırtındaki kitap görünür ve o kitap merkebi insan suretine sokan bir örtü bir maske vaziyetini alır. bu sebeple, o kadar kitabın içerisindeki mübarek şeylerin, o kitapları sadece taşıyan ama amel etmeyen kişiden beri, uzak olduğunu insanlara anlatmak çok zordur. çünkü insanların çoğu, o kitapları okumaz veya okusa da anlamaz, zaten böyle bir derdi de yoktur. onun gözünde bilgiyi tahsil eden kişi artık yürüyen bir kitaptır ve onunla yekvücut olmuştur. kuranın kitapların sadece hamallığını yapan insan tasviri ile cehaletin, her kitap okuyanı o kitaba nüfuz etmiş alim bakışı arasındaki derin uçuruma dikkatlerinizi çekerim. işte halkın bu genel karakterinden dolayı, alim kişinin sorumluluğunun ne kadar ağır olduğu ve dolayısıyla yukarıdaki ayetlerdeki sertliğin sebebi daha iyi anlaşılacaktır.
Yazının devamı:
http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=29
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar