bugün
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği45
- kürt dizilerinin tutmaması10
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi9
- köylülük5
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi7
- günün sözü9
- sabahın bir vakti çay içen insan köylüdür6
- mağazadan ürün değiştirme paradoksu3
- bütün sözlük kızlarının gocu'nun peşinden koşması3
- from gold from dust32
- yazarların 1 milyon dolar için yapacağı şok şeyler4
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak6
- en iyi çakmak markası6
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması6
- sabahları 2 kilo bioxcin içen gürbüz genç3
- fuhuştan yakalanan sınıf öğretmeni6
- tanrı neden diğer gezegenlere insan göndermedi7
- tmo'ya ait buğdayın lisanslı depolardan çalınması4
- hulk gerçek mi5
- afrikalı kızlar2
- tayyiple yatıp tayyiple kalkmak5
- redbull içip camdan atlayan çocuk2
- somalili hatunla evlenmek2
- vurdurmaya meyilli araba5
- eski sevgilisi için sahibinden com'a ilan vern kız4
- akapekaka3
- eski kıyafet2
- türkiye'nin mekke ve bedir ittifakı hamlesi4
- championship manager 01 022
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır3
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- kız sesi duymak için müşteri hizmetlerini aramak2
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- akepe dönemi16
- sorgulanmamış kabuller2
- edirne de gece hayatı3
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- queen ravenna ifşası15
- neden kimse bana günaydın demiyor sorusu2
- arkadaşlar çok sıkıcısınız10
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sabahları sevilen şeyler3
- kolye143
- erkeği karizmatik gösteren şeyler13
- bir erkek adam kadınlara yükselmez10
- bir tane sineğin evde kaos çıkarması2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı5
- uludağ sözlük 1 yaşında msn zirvesi2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz13
- 50 kilo üstü kız tripleri8
bir metre yukarıda dökülen boyalarıyla tavan, sağında bir başka yatağın görüş açısını kapatmak için örttüğü nemli banyo havluları ve solunda o pis kokulu koyu renk perde ruhunu daraltıyordu. perdeyi aralayıverdi. terlemişti, gün pencereden salınmıştı üstüne. güneş nasıl da ışıldıyordu. misketlerin, ışıklı spor ayakkabıların olduğu, çaya ekmek banmanın, çocuk parklarının, en iyi arkadaşı hayriye teyzenin kızı damla'nın ve babasının olduğu günlerdeki gibi...
saçlarını ensesinden omuzlarına döktü. belinden yavaş yavaş süzülen ter damlalarını hissedebiliyordu. mavi duvara döndü yüzünü. ışıklar çıktı ordan, tekrar uyudu eski bir güne. o gün de, böyle kanına girivermişti güneş.
yüzünden sular damlaya damlaya kıvrılıverdi sofraya. erkenden uyanıp annesiyle ekmek pişirmişler, ikisi de yorulup acıkmıştı. içi kıpır kıpır, anacığının karnını seve seve ekmeğini yiyordu. aklından parka gitmenin yollarını arıyordu. sordu. "güneş var, hava bugün çok güzel baba" dedi. ama bugün tarlaya gideceklerdi. anacığı yüklü olduğu için babasının biricik kızına ihtiyacı vardı. "olmaz, çocuk musun sen? daha park mark yok sana, bana yardım etmen lazım. zaten halimiz perişan. yeni icatlar çıkarma gülsüm." gülsüm'ün boynu bükük, kocaman ve bir çocuk ne kadar kederli olabiliyorsa o kadar uzun cümlelerin doluştuğu gözleriyle babasının sıcacık ekmeği nasıl da pay ettiğini izlemeye daldı. baba, kavga ediyordu sanki ekmekle. gözleri kan çanağı, lokmasına zeytin-peynir ekliyordu. homurdanan ağzını, etrafı yağlanmış çay bardağına dayıyordu. kara tırnaklı, bol yarıklı kuru elleri bir küçülüp bir büyüyordu.
ama gülsüm, anlamazdı ki babasının yüzündeki yorgun hüznü. o daha bir çocuktu. güneşler isterdi tenini yakacak. bulunmak için saklanır, bir şeye ulaşmak için değil eğlenmek için zıplardı. yarıştaymışçasına değil, sadece koşmak için koşardı. hava güneşli diye sevinçle dolup, o sokağın sonundaki parka gitmek isterdi.
kaçıverdi gülsüm o gün. salıncaklara koştu, kaydıraklardan zıpladı. tam güneş tepedeyken, o sokağın sonundaki çocuk parkından duydu anasının feryatlarını. evlerinin bir anda nasıl dolup taştığını, saklandığı kırmızı çiçekli tünelin içinden izledi. o an büyüdü gülsüm, hiç bulunmak istemedi. köye birden akşam indi, bir kalabalık hüzünle taşıdılar babasının cesedini.
ama o gün nasıl da güzeldi hava...
gözlerinin yaşını silip, kalktı. elini yüzünü yıkadı, bir sigara yaktı. düşünde gördüklerini düşünüyordu. hep yemek sofrasında hatırlıyordu babasını. onu en çok izleyebildiği zamanlardı galiba. o yemek yerken niye korktuğunu, o gün neden eve dönmediğini hala anlayamıyordu. babası hep üzgün ve suskundu. daha kolay yaşamayı istiyordu belki. karısına aşık olabilmeyi... yumuşacık yataklardan, tıpkı kitaplarda anlatıldığı gibi cıvıl cıvıl ve yemyeşil baharlara uyanmak istiyordu belki de. yaşarken hiç sevmedi yemek yerken alnında damarlar görünen babasını. tek sevdiği, o boyaları dökülmüş çocuk parkıydı.
halbuki ne zaman o yeşil sofra örtüsünü dizlerine çekse çocukluğundan utanır, bastırırdı yüzünün nedensiz gülümsemesini. gözleri ateş gibi, seyrederdi babasını, al al yanakları. sanki hiç çocuk olmamıştı ekmeği elleriyle bölen adam, güneş hiç onu ısıtmamıştı... o sokağın sonundaki park onu hiç çağırmamıştı.
saçlarını ensesinden omuzlarına döktü. belinden yavaş yavaş süzülen ter damlalarını hissedebiliyordu. mavi duvara döndü yüzünü. ışıklar çıktı ordan, tekrar uyudu eski bir güne. o gün de, böyle kanına girivermişti güneş.
yüzünden sular damlaya damlaya kıvrılıverdi sofraya. erkenden uyanıp annesiyle ekmek pişirmişler, ikisi de yorulup acıkmıştı. içi kıpır kıpır, anacığının karnını seve seve ekmeğini yiyordu. aklından parka gitmenin yollarını arıyordu. sordu. "güneş var, hava bugün çok güzel baba" dedi. ama bugün tarlaya gideceklerdi. anacığı yüklü olduğu için babasının biricik kızına ihtiyacı vardı. "olmaz, çocuk musun sen? daha park mark yok sana, bana yardım etmen lazım. zaten halimiz perişan. yeni icatlar çıkarma gülsüm." gülsüm'ün boynu bükük, kocaman ve bir çocuk ne kadar kederli olabiliyorsa o kadar uzun cümlelerin doluştuğu gözleriyle babasının sıcacık ekmeği nasıl da pay ettiğini izlemeye daldı. baba, kavga ediyordu sanki ekmekle. gözleri kan çanağı, lokmasına zeytin-peynir ekliyordu. homurdanan ağzını, etrafı yağlanmış çay bardağına dayıyordu. kara tırnaklı, bol yarıklı kuru elleri bir küçülüp bir büyüyordu.
ama gülsüm, anlamazdı ki babasının yüzündeki yorgun hüznü. o daha bir çocuktu. güneşler isterdi tenini yakacak. bulunmak için saklanır, bir şeye ulaşmak için değil eğlenmek için zıplardı. yarıştaymışçasına değil, sadece koşmak için koşardı. hava güneşli diye sevinçle dolup, o sokağın sonundaki parka gitmek isterdi.
kaçıverdi gülsüm o gün. salıncaklara koştu, kaydıraklardan zıpladı. tam güneş tepedeyken, o sokağın sonundaki çocuk parkından duydu anasının feryatlarını. evlerinin bir anda nasıl dolup taştığını, saklandığı kırmızı çiçekli tünelin içinden izledi. o an büyüdü gülsüm, hiç bulunmak istemedi. köye birden akşam indi, bir kalabalık hüzünle taşıdılar babasının cesedini.
ama o gün nasıl da güzeldi hava...
gözlerinin yaşını silip, kalktı. elini yüzünü yıkadı, bir sigara yaktı. düşünde gördüklerini düşünüyordu. hep yemek sofrasında hatırlıyordu babasını. onu en çok izleyebildiği zamanlardı galiba. o yemek yerken niye korktuğunu, o gün neden eve dönmediğini hala anlayamıyordu. babası hep üzgün ve suskundu. daha kolay yaşamayı istiyordu belki. karısına aşık olabilmeyi... yumuşacık yataklardan, tıpkı kitaplarda anlatıldığı gibi cıvıl cıvıl ve yemyeşil baharlara uyanmak istiyordu belki de. yaşarken hiç sevmedi yemek yerken alnında damarlar görünen babasını. tek sevdiği, o boyaları dökülmüş çocuk parkıydı.
halbuki ne zaman o yeşil sofra örtüsünü dizlerine çekse çocukluğundan utanır, bastırırdı yüzünün nedensiz gülümsemesini. gözleri ateş gibi, seyrederdi babasını, al al yanakları. sanki hiç çocuk olmamıştı ekmeği elleriyle bölen adam, güneş hiç onu ısıtmamıştı... o sokağın sonundaki park onu hiç çağırmamıştı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar