bugün
- sözlüğü 5 ailenin yönetmesi16
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı9
- türkiye nin en büyük sorunu8
- 30 yaşından sonra aşk meşk işlerinin bitmesi8
- kim cha eon sözlüğün en iyi yazarıdır3
- eskortluk yapan sözlük yazarı34
- fransa da 2400 protestocunun tutuklanması2
- galatasaray ın en muhteşem üçlüsü4
- bir sözlük erkeğini dağa kaldırmak3
- kolye142
- zenginlik göstergesi3
- ekvador da papazın üzerine haç düşmesi2
- yazarların almak istediği kol saatleri4
- 19 ekim 20264
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı7
- fatma betül sayan kaya7
- usualsuspects'in ayağı10
- karın seni çok üzüyor diyen sekreter8
- çakarlı araçlara yol vermiyoruz kampanyası5
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası16
- kendi yaptığın yoğurt3
- ishale iyi gelen şeyler4
- yazarlara gelen son mesaj3
- git commit mesajı yazma kültürü3
- kadınların yedekte erkek tutması9
- aöf aşçılık4
- uzaylı gelinler evlenirken duvar takıyor mu6
- türk esnafı10
- faizsiz ev ve arabada yeni dönem2
- türküm doğruyum çalışkanım11
- anın görüntüsü19
- uzaylılar madencilik yapıyorlar mı2
- iltica27
- opera tarayıcı6
- pişmiş yufka2
- köklersem rahat girer diyen tip2
- uzaylılar zamanı bükebilir mi2
- fon vurgunu29
- benimle bir gece geçirir misin diyen yazar2
- bm dünya gıda programı'nın gazze yardımını kesmesi2
- aykolik efendi6
- salvador dali2
- uzaylılar diyet yapar mı2
- ofis pornosu13
- bilgisayar almak2
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı9
- ben bir yahudiyim4
- keşke nickim şu yazarınki olsaydı denen nickler4
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak11
sabah bir telaşe uyanıyorum. gözlerimi zar zor açıyorum. zaten hava aydınlanmadan uyanmak kadar zalimce bir şey yok bana kalırsa, bana yapılacak.mutsuz uyanıyorum zaten çoğu sabah. kalkamıyorum. kalkmak zorunlulugu daha çok basıyor bogazıma.
''açılsın gözlerin gün, güneşle var görsene..''
giyiniyorum hazırlanıyorum. evden bir hışımla koştura koştura, servise yetişmeye ... stajer olarak bulundugum fabrikada, sahayı gezen tek kadın mühendis oldugum için, sanayi amcalarına selam vermem günaydın demem yadırganıyor. şaşkınlıkla bir günaydın cevabı alıyorum.
''olan biten bir çok şey anlamsız gelir dünyaya..''
sabah henüz 06.50, oturuyorum boş bir koltuga. hiç kimse hiç bir zaman ''bayan(!)'' oldugum için yanıma oturmayı tercih etmese de, yan koltuguma çantamı koymuyorum. ne olur ne olmaz. insanlara kapatma kendini kızım,mühendis olmak için öküz olma egitimini fakültede veriyorlar zaten biliyorsun bunu,sakin ol heyyy... onlarla beraber çalışıyorsun. etrafında hep onlar var. bak beraber aynı iş yerini paylaşıyorsunuz. sakin ol kızım. etrafında bu adamlar. bu sakallı. bu aptal. bu kendini begenmiş.küçük dağların en makul sahipleri. paşalar. kendini bir bok sanan.kendini insan sanan. adam sanan. sakin o-l! bir avuç mühendis kafalı mühendis.
''küçük yolların kahramanı, büyük yolların şaklabanı'' (bkz: yoluna baş koy)
fabrikaya geliyoruz. etraftaki metal kütüklerin sıcaklıgını, organizenin soguk rüzgarı taşıyor. işçiler vardiya degiştiriyor. sabahın sekizi. yorucu bir sekiz saat bizi bekliyor. iniyorum servis otobüsünden. baretimi almaya mühendisler odasına, tüm mühendislerden önce koşuyorum ki, kimseyle konuşmak zorunda kalmayayım. baretimi önlüğümü kapıp, hemen sahaya koşuyorum. orada benden sorumlu üç mühendis abim var. benimle ilgilenenin izinli oldugunu ögreniyorum. üzülüyorum. ''bu gün de bok gibi geçecek desene'' evet..
benimle kısa boylu tıknaz ve kel bir adam ilgileniyor. ne sorduysam, hayatımda hiç bir derste görmediğim cevapları veriyor. bunalıyorum. ama ö-ö-yle degil! diyecek oluyorum, laf yiyorum.
kuledeki tekniker abi ''eaah bu erkek mesleeğaa ne işin var burdaaağ'' diyor. bozulmuyorum. direniyorum.kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. susuyorum.
''gittikçe yükselen haller içindeyim ,insandan örülmüş duvarlar içindeyim..'' (bkz: bak)
öğle arası gelip çatıyor. yemekhaneye geliyorum. yemekhane çalışanlarına kimse ''kolay gelsin'' demiyor. (bunu üçüncü günden sonra yadırgamıyorum).benim ''kolay gelsin''im, 32 baretli kafanın, tabldotlarından kalkmasına neden oluyor. (bunu üçüncü günden sonra yadırgamıyorlar). vay anasını satayım, işçiye sen işçisin akıllı ol, adam ol, öyle her lafa girme, bizim masamıza oturma, bizim yemegimizden yeme, bizim sigaramızdan içme deniyor.lan diyorum. yok diyorum. yok yok diyorum. ne diyeceğimi bilmiyorum.
''yok desen tamam desen beyhudedir beyhude ''
öğleden sonrası,rutin. elime bir dosya veriyorlar. oturuyorum. başlıyorum özetlemeye, arada çaycı mustafa abi çay getiriyor. nefes almak iki lafın belini kırmak, kendi sesimi unutmamak için, mustafa abinin yanına gidiyorum.böyle böyle saati beş ediyorum, servise geri dönüyorum.yorgun argın, gene boş bir koltuga oturuyorum. ayaklarım, o erkek botlarının içinde ezilmişlikleriyle sıkışıyorlar. daha da büzülüyorlar. botların tanesi beş kilo oldugundan, ayaklarımı kaldıran bacaklarım sızlıyor. bağdaş kuruyorum koltukta ki ayaklarımın bacaklarımın sızısını duymayayım.
aynı bulvardan dönüyoruz. aynı sokaklardan geçiyoruz. ve aynı eve dönüyorum. aklımdan bir ton şey geçiyor.
hayır diyorum düşünme onu, boşver düşünme. üzülme. yaşadıklarını. yaşadıklarınızı. ne var? düşünme..
ne olacak düşününce, beynimde fikirler uçuşuyor, fikirler kalbimin oldugu iddia edilen sol gögüs boşlugumdan ruhumu çekiyorlar. nasıl bir üzüntü bulutudur,her yer günlük güneşlik de sanki bir tek bana yagmur yagıyor.
''yorgun gecelerin ardından hep aynı yere dönerken ıslak sokaklar boyu düşündüm..'' (bkz: olsun)
iniyorum servisten. eve dogru ilerlerken insanları izliyorum. telaşlı, bir yere koşturan, bir şeyler satmaya çalışan, bir şeylere dilenen, bir şeyler alan, bir şeyler yiyen, alışveriş yapan insanlar.. yıgınla.. bunca insanın içinde, soguk daha bir harlanıyor. yüzümün bir tarafını hissetmiyorum. ama bunu o kadar önemseyecek durumda olmamalıyım ki, kafam da hala o var. onun silueti. o olsa üşürdük. ama bu eylemi en azından ikimiz yapmış olurduk. ben .. gene ben.. bir tek ben.. yapayalnız degil. düşünme diyorum. geç diyorum. abartma diyorum.. diyorum da... şu beynime söz geçiremiyorum.
''Beynimi kemiren birşeyler var ki nedensiz sorgusuz giriyor kafama..'' (bkz: anlıyorum)
eve dogru yavaşça yürüyorum. sanki ne kadar yavaş yürürsem o kadar iyi olacak, kafamdaki fikirler benden uzaklaşacak, en azından eve vardıgımda, bu fikirler olmasın bende. geçsin gitsin istiyorum.hava iyiden iyiye kararıyor. eve gitmek için dar bir çıkmaza giriyorum.. bu sefer, en yakın arkadaşımla aramın nasıl bozuldugu, hatalarım çarpıyor yüzüme. kurtulamıyorum kendimden. fikrimden.
''Şehrin karanlık sokaklarında,Donu düşük çocukların yaptığı,Kağıttan bir gemiyim,Yüzüyorum, yüzüyor muyum,Bilmiyorum, bilmiyorum ..'' (bkz: fotograf)
en son eve girecekken, zile basıyorum. aman be diyorum. batsın. arkadaşı sevgisi dostu işçisi mühendisi.. aman be batsın.. ben kabugumda yalnızım. mutsuz da olsam, kendimden başka derdim yok.
''dışı sevda içi zindan değilim artık..'' (bkz: berrak)
''açılsın gözlerin gün, güneşle var görsene..''
giyiniyorum hazırlanıyorum. evden bir hışımla koştura koştura, servise yetişmeye ... stajer olarak bulundugum fabrikada, sahayı gezen tek kadın mühendis oldugum için, sanayi amcalarına selam vermem günaydın demem yadırganıyor. şaşkınlıkla bir günaydın cevabı alıyorum.
''olan biten bir çok şey anlamsız gelir dünyaya..''
sabah henüz 06.50, oturuyorum boş bir koltuga. hiç kimse hiç bir zaman ''bayan(!)'' oldugum için yanıma oturmayı tercih etmese de, yan koltuguma çantamı koymuyorum. ne olur ne olmaz. insanlara kapatma kendini kızım,mühendis olmak için öküz olma egitimini fakültede veriyorlar zaten biliyorsun bunu,sakin ol heyyy... onlarla beraber çalışıyorsun. etrafında hep onlar var. bak beraber aynı iş yerini paylaşıyorsunuz. sakin ol kızım. etrafında bu adamlar. bu sakallı. bu aptal. bu kendini begenmiş.küçük dağların en makul sahipleri. paşalar. kendini bir bok sanan.kendini insan sanan. adam sanan. sakin o-l! bir avuç mühendis kafalı mühendis.
''küçük yolların kahramanı, büyük yolların şaklabanı'' (bkz: yoluna baş koy)
fabrikaya geliyoruz. etraftaki metal kütüklerin sıcaklıgını, organizenin soguk rüzgarı taşıyor. işçiler vardiya degiştiriyor. sabahın sekizi. yorucu bir sekiz saat bizi bekliyor. iniyorum servis otobüsünden. baretimi almaya mühendisler odasına, tüm mühendislerden önce koşuyorum ki, kimseyle konuşmak zorunda kalmayayım. baretimi önlüğümü kapıp, hemen sahaya koşuyorum. orada benden sorumlu üç mühendis abim var. benimle ilgilenenin izinli oldugunu ögreniyorum. üzülüyorum. ''bu gün de bok gibi geçecek desene'' evet..
benimle kısa boylu tıknaz ve kel bir adam ilgileniyor. ne sorduysam, hayatımda hiç bir derste görmediğim cevapları veriyor. bunalıyorum. ama ö-ö-yle degil! diyecek oluyorum, laf yiyorum.
kuledeki tekniker abi ''eaah bu erkek mesleeğaa ne işin var burdaaağ'' diyor. bozulmuyorum. direniyorum.kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. susuyorum.
''gittikçe yükselen haller içindeyim ,insandan örülmüş duvarlar içindeyim..'' (bkz: bak)
öğle arası gelip çatıyor. yemekhaneye geliyorum. yemekhane çalışanlarına kimse ''kolay gelsin'' demiyor. (bunu üçüncü günden sonra yadırgamıyorum).benim ''kolay gelsin''im, 32 baretli kafanın, tabldotlarından kalkmasına neden oluyor. (bunu üçüncü günden sonra yadırgamıyorlar). vay anasını satayım, işçiye sen işçisin akıllı ol, adam ol, öyle her lafa girme, bizim masamıza oturma, bizim yemegimizden yeme, bizim sigaramızdan içme deniyor.lan diyorum. yok diyorum. yok yok diyorum. ne diyeceğimi bilmiyorum.
''yok desen tamam desen beyhudedir beyhude ''
öğleden sonrası,rutin. elime bir dosya veriyorlar. oturuyorum. başlıyorum özetlemeye, arada çaycı mustafa abi çay getiriyor. nefes almak iki lafın belini kırmak, kendi sesimi unutmamak için, mustafa abinin yanına gidiyorum.böyle böyle saati beş ediyorum, servise geri dönüyorum.yorgun argın, gene boş bir koltuga oturuyorum. ayaklarım, o erkek botlarının içinde ezilmişlikleriyle sıkışıyorlar. daha da büzülüyorlar. botların tanesi beş kilo oldugundan, ayaklarımı kaldıran bacaklarım sızlıyor. bağdaş kuruyorum koltukta ki ayaklarımın bacaklarımın sızısını duymayayım.
aynı bulvardan dönüyoruz. aynı sokaklardan geçiyoruz. ve aynı eve dönüyorum. aklımdan bir ton şey geçiyor.
hayır diyorum düşünme onu, boşver düşünme. üzülme. yaşadıklarını. yaşadıklarınızı. ne var? düşünme..
ne olacak düşününce, beynimde fikirler uçuşuyor, fikirler kalbimin oldugu iddia edilen sol gögüs boşlugumdan ruhumu çekiyorlar. nasıl bir üzüntü bulutudur,her yer günlük güneşlik de sanki bir tek bana yagmur yagıyor.
''yorgun gecelerin ardından hep aynı yere dönerken ıslak sokaklar boyu düşündüm..'' (bkz: olsun)
iniyorum servisten. eve dogru ilerlerken insanları izliyorum. telaşlı, bir yere koşturan, bir şeyler satmaya çalışan, bir şeylere dilenen, bir şeyler alan, bir şeyler yiyen, alışveriş yapan insanlar.. yıgınla.. bunca insanın içinde, soguk daha bir harlanıyor. yüzümün bir tarafını hissetmiyorum. ama bunu o kadar önemseyecek durumda olmamalıyım ki, kafam da hala o var. onun silueti. o olsa üşürdük. ama bu eylemi en azından ikimiz yapmış olurduk. ben .. gene ben.. bir tek ben.. yapayalnız degil. düşünme diyorum. geç diyorum. abartma diyorum.. diyorum da... şu beynime söz geçiremiyorum.
''Beynimi kemiren birşeyler var ki nedensiz sorgusuz giriyor kafama..'' (bkz: anlıyorum)
eve dogru yavaşça yürüyorum. sanki ne kadar yavaş yürürsem o kadar iyi olacak, kafamdaki fikirler benden uzaklaşacak, en azından eve vardıgımda, bu fikirler olmasın bende. geçsin gitsin istiyorum.hava iyiden iyiye kararıyor. eve gitmek için dar bir çıkmaza giriyorum.. bu sefer, en yakın arkadaşımla aramın nasıl bozuldugu, hatalarım çarpıyor yüzüme. kurtulamıyorum kendimden. fikrimden.
''Şehrin karanlık sokaklarında,Donu düşük çocukların yaptığı,Kağıttan bir gemiyim,Yüzüyorum, yüzüyor muyum,Bilmiyorum, bilmiyorum ..'' (bkz: fotograf)
en son eve girecekken, zile basıyorum. aman be diyorum. batsın. arkadaşı sevgisi dostu işçisi mühendisi.. aman be batsın.. ben kabugumda yalnızım. mutsuz da olsam, kendimden başka derdim yok.
''dışı sevda içi zindan değilim artık..'' (bkz: berrak)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar