bugün
- osuruktan şiirler35
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- kanal ayarlama 1500 lira7
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- velvet'in aylık geliri6
- devletin temeli adalettir5
- şeytanın insanlardan ders alması4
- sözlükten soğuma nedenleri17
- bir daha doğmayacak olmak4
- küçük sürprizler yapmak5
- yeni anayasa2
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- beyaz tenli gotik kız3
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- mini elbise3
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- ben geldim kerkenezler18
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener3
- çocukluğun son günü3
- claudian clouds22
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- yazarların özel mesaj sayıları5
- cem yılmaz'dan daha komik olmak2
- tai lung4
- türbanlı bir kadınla evlenir misiniz2
- iyi parti17
- yobazlık belirtileri2
- kısır9
- karınıza haşema giydirir misiniz2
- bir gün uludağda kapanacak3
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- herkesi yakalayan falcı yalanları2
- uludağ sözlükte yazma hevesini kaybetmek3
- 777 diyen erkolar8
- bugün ne oldu3
- normal taklidi yapmak4
- simko315
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- maddesel gerçekliği manipüle edebilen zihin4
- hiç geçmeyen huzursuzluk hissi4
- akrep burcu kini8
- gollumun gözü yüzükte6
- hayatının başrolünü başkasına vermek3
- gece yolda sessizce yürüyen esrarengiz adam2
- saçını pembeye boyayan erkek6
- alttaki yazara motto ver16
efkar gene içiyor. ümit bir türlü vaz geçiremiyor onu.
yeryüzünde her şeyden çok içkiyi sevdiğini o zaman anlamıştı.
vazgeçemeyeceği tek şeyin içki olduğunu. bunu ümit'le birlikte anladılar. küçük
kırgınlıklar, öfkeli kıskançlık nöbetleri, kısa süren dargınlıklar, birleşmenin
büyük ve mutlu anları, gözyaşları, gülücükler, karşılıklı çekilen pişmanlıklar,
aşkın ve gururun sorunları; bir aşkın, bir birlikteliğin bütün
tuzları-biberleri, çeşitlemeleri, şekerlemeleri, gel-gitlerini yaşadılar.
kuyruklarda bekleyenler onları hiçbir zaman bağışlamadı.
üç yıldır birlikteydiler.
üç yılın sonunda bir gün efkar dedi -okyanusun sonuna gelmişlerdi; üç
yıldır korsandılar-:
"ümit beni seviyor musun?"
şaşırdı ümit. acılı gülümsedi, omuzlarını silkti. üç yıl bütün
sözcükleri alıp götürmüştü yaşamlarından. artık birbirlerini tanıyor
olmalıydılar.
"beni seviyorsan eğer bir şey isteyeceğim senden. tek bir şey..."
"bütün erkekler hayatları boyunca tek bir şeyi isterler," dedi ümit:
"her şeyi..."
bu kez efkar acılı gülümsedi. omuzlarını silkti.
"bak üç yıldır seninle birlikteyiz," dedi. "sana allah gibi taptım.
bunu da biliyorsun. acı tatlı günlerimiz oldu. birbirimizi sevdik. Çok sevdik.
her sevişmede benden saklamanı istediğim bir şey vardı bilirsin. bu üç yıl
boyunca çevremin, ailemin, arkadaşlarımın baskısına karşı bütün gücümle
direndim, seni korudum, aşkımızı korudum. aşkimiz bir günahti. senin için kem
söz ettirmesim hiç kimseye. ettirdim mi? herkes bunun gelip geçici bir heves
olduğunu sanırken ben seni daha çok sevdim. ama artık direnecek, karşı koyacak
gücüm kalmadı. herkes kuşkuyla bakmaya başladı bana. senin tenini almaya
başladığımı düşünüyor olmalılar. şimdi senden bir isteğim var: beni seviyorsan
eğer, ama gerçekten seviyorsan hher sevişmede benden sakladığın şeyi saklama.."
"yani?" dedi ümit.
"yani ameliyat ol artık," dedi efkar. "kestir şunu, kadın ol."
ümit sustu. uzun uzun sustu. gözlerine kederli bulutlar yüklendi. "tam
üç yıl," dedi ümit. dile kolay. "üç yıl sonra mı efkar?"
"bir yol ayrımındayız ümit," dedi efkar. "Çevreyi biliyorsun,
yaşadığımız dünyayı biliyorsun. az çekmedik. biz iki kişiyiz. onlarsa bir
yığın. dünyayı onlar ellerinde tutuyorlar. birbirimize yeterek, birbirimize
dayanarak nereye dek direnebiliriz ki? onlara benzemekten başka çaremiz yok,"
dedi.
"yani boyalı kuş," dedi ümit.
"evet, boyalı kuş," dedi efkar. "boyalı kuş boyalı olduğu için
hemcinsleri tarafından tüyleri gagalanarak öldürülür. seni üç yıldan daha fazla
koruyamam, koruyamadım, bağışla beni, bağışla... benim de gücüm buraya kadarmış
demek ki. artık onlara benzememiz gerekiyor. onlar gibi olmamız. onların
rengini almamız, toplumun rengini almamaız. onlar çoğunluk bizse azınlığız. her
şey burada kilitleniyor, burada düğümlenip kalıyoruz," dedi. "beni seviyorsan
bunu yaparsın, benim için yaparsın."
"seni seviyorum ama benden beni istediğinin farkında mısın?" dedi ümit.
"böyle nereye kadar dayanabiliriz sevgilim? ama kadın olursan
evleniriz. evli oluruz hiç olmazsa; nasıl olsa birbirimizi sevmiyor muyuz?
birlikte yaşlanmayacak mıyız? birlikte ölmeyecek miyiz? ha kadın olmuşsun, ha
erkek, ne çıkar? evli olursak kimse diyecek söz bulamaz. istersen buralardan
gideriz, başka yerlere, başka diyarlara gideriz. bir daha hiç dönemeyeceğimiz
yerlere..."
ümit günlerce kıvrandı durdu.
bedeninin sınırındaydı.
efkar kendini saklayarak, kendini sakınarak karar gününü bekliyor
ümit'in. soğuk, alabildiğine uzak şimdi. Çekip gidecek gibi, her an gidecekmiş,
gidebilecekmiş gibi... bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi.
"beni sevmiyorsun sen," diyor efkar. "eğer sevsen kırmazsın beni, genci
kıran kırılsın dememişler mi? beni sevmiyorsun. beni sevmiyormuşsun meğer."
bir gün.. bir sabah..
"peki," dedi ümit. "eğer kestirirsem, ameliyat olursam, inanacak mısın
seni sevdiğime?"
"inanacağım," dedi efkar. "ölünceye kadar inanacağım."
"ölünceye kadar," dedi efkar.
arkadaşları artık altın makas diyeceklerdi ona. bıçak altına yattı
ümit. erkekliğini uğurladı bedeninden. göğüsleri yapıldı, iğnelerini vuruldu,
epilasyonu yapılıp, gövdesi tüylerinden temizlendi. saçları çoğaldı, gürleşti,
kalçaları genişledi. Çıkacağı gün uzun uzun saçlarını tarattı, uzun uzun
saçlarını... rapunzel olup sarkıttı uzun saçlarını uzun kulenin uzun
penceresinden efkar tutunsun diye.. sonra çıktı hastaneden efkar'a koştu.
"adım ne olsun?" demişti efkar'a. "adımı sen koy anam gibi, babam gibi,
beni yeniden doğuran, yeniden yaratan gibi adımı sen koy," dedi.
"ümit kalsın," dedi efkar.
"kalabilir mi?" dedi ümit.
ve sonra kadınlığının dokuz ayına varmadan terketti ümit'i efkar.
"kusura bakma," dedi. "bu böyle olmayacak. böyle de olmayacak. neden
bilmiyorum, inan bilmiyorum, ama ayrılmamız gerekiyor. olmuyor, olmuyor,
olmuyor, olmuyor."
okyanus bitmiş, yolun sonuna/başına gelmişlerdi. bütün denizlerin
çekildiği kıyılardaydılar şimdi. indi kadırga'dan ümit. kuyrukta bekleyenler
doluşmaya başladı. arkasına bile bakmadan sokağın sonuna dek yürüdü ümit. az
sonra dolmuşun dolduğunu duydu. "adımı kendim koyarım," dedi. "bundan böyle
yudum olacak adım. okyanusta bir yudum."
şimdi efkar gene akşam birahanelerinde birasına votka, rakı ve bilimum
içkileri karıştırarak demleniyor. hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey
değişmemiş gibi, hiçbir şey yaşamamış gibi. mümkün mü? mümkünmü? eskisinden
daha çok mutsuz, daha çok efkarlı. sürekli içiyor, içiyor, içiyor. yaşamında
değişmeyen tek şey içki. göbeklendi, yağlandı, yanakları sarktı, gözlerinin
altı torbalandı, bakışları dalgın ve kanlı, yüzünde kopkoyu bir matlık.
"kimi neyi sevdiğimi bilmiyorum ağbi," diyor "ölesiye seviyorum."
(hacıbayram'a gidiyor mu gene? en eski aşk masallarını okuyor mu?)
yudum bir pavyonda konsomatris şimdi. hep aynı erkeğin matemini tutarak
dağıtıyor kendini bütün erkeklere, yüreğini bütün erkeklere dağıtıyor, bütün
aşklara, bütün hayatlara... her serüvende en ölümsüz aşk yaratıyor. efkar'ı
düşündükçe hiçliğe benzer bir duygu yokluyor yüreğini; ne kızıyor, ne
öfkeleniyor, ne seviyor, ne nefret ediyor, hiçbir şey. hiçbir şey. hiçbir şey.
şimdi efkar, adını bilmediği, adını koyamadığı bir sızı yalnızca yüreğinde.
altın makas feride diyor ki: "kendi farkında değildi belki ama sende sevdiği
şeyi öldürdü. bilmedi, bilemedi."
bütün erkekleri deliler gibi seviyor şimdi, hepsini de en ölümsüz aşkla
seviyor ve aşkın gözyaşlarını döküyor her gece, aşkın ölümüne döktüğü
gözyaşlarını.
yeryüzünde her şeyden çok içkiyi sevdiğini o zaman anlamıştı.
vazgeçemeyeceği tek şeyin içki olduğunu. bunu ümit'le birlikte anladılar. küçük
kırgınlıklar, öfkeli kıskançlık nöbetleri, kısa süren dargınlıklar, birleşmenin
büyük ve mutlu anları, gözyaşları, gülücükler, karşılıklı çekilen pişmanlıklar,
aşkın ve gururun sorunları; bir aşkın, bir birlikteliğin bütün
tuzları-biberleri, çeşitlemeleri, şekerlemeleri, gel-gitlerini yaşadılar.
kuyruklarda bekleyenler onları hiçbir zaman bağışlamadı.
üç yıldır birlikteydiler.
üç yılın sonunda bir gün efkar dedi -okyanusun sonuna gelmişlerdi; üç
yıldır korsandılar-:
"ümit beni seviyor musun?"
şaşırdı ümit. acılı gülümsedi, omuzlarını silkti. üç yıl bütün
sözcükleri alıp götürmüştü yaşamlarından. artık birbirlerini tanıyor
olmalıydılar.
"beni seviyorsan eğer bir şey isteyeceğim senden. tek bir şey..."
"bütün erkekler hayatları boyunca tek bir şeyi isterler," dedi ümit:
"her şeyi..."
bu kez efkar acılı gülümsedi. omuzlarını silkti.
"bak üç yıldır seninle birlikteyiz," dedi. "sana allah gibi taptım.
bunu da biliyorsun. acı tatlı günlerimiz oldu. birbirimizi sevdik. Çok sevdik.
her sevişmede benden saklamanı istediğim bir şey vardı bilirsin. bu üç yıl
boyunca çevremin, ailemin, arkadaşlarımın baskısına karşı bütün gücümle
direndim, seni korudum, aşkımızı korudum. aşkimiz bir günahti. senin için kem
söz ettirmesim hiç kimseye. ettirdim mi? herkes bunun gelip geçici bir heves
olduğunu sanırken ben seni daha çok sevdim. ama artık direnecek, karşı koyacak
gücüm kalmadı. herkes kuşkuyla bakmaya başladı bana. senin tenini almaya
başladığımı düşünüyor olmalılar. şimdi senden bir isteğim var: beni seviyorsan
eğer, ama gerçekten seviyorsan hher sevişmede benden sakladığın şeyi saklama.."
"yani?" dedi ümit.
"yani ameliyat ol artık," dedi efkar. "kestir şunu, kadın ol."
ümit sustu. uzun uzun sustu. gözlerine kederli bulutlar yüklendi. "tam
üç yıl," dedi ümit. dile kolay. "üç yıl sonra mı efkar?"
"bir yol ayrımındayız ümit," dedi efkar. "Çevreyi biliyorsun,
yaşadığımız dünyayı biliyorsun. az çekmedik. biz iki kişiyiz. onlarsa bir
yığın. dünyayı onlar ellerinde tutuyorlar. birbirimize yeterek, birbirimize
dayanarak nereye dek direnebiliriz ki? onlara benzemekten başka çaremiz yok,"
dedi.
"yani boyalı kuş," dedi ümit.
"evet, boyalı kuş," dedi efkar. "boyalı kuş boyalı olduğu için
hemcinsleri tarafından tüyleri gagalanarak öldürülür. seni üç yıldan daha fazla
koruyamam, koruyamadım, bağışla beni, bağışla... benim de gücüm buraya kadarmış
demek ki. artık onlara benzememiz gerekiyor. onlar gibi olmamız. onların
rengini almamız, toplumun rengini almamaız. onlar çoğunluk bizse azınlığız. her
şey burada kilitleniyor, burada düğümlenip kalıyoruz," dedi. "beni seviyorsan
bunu yaparsın, benim için yaparsın."
"seni seviyorum ama benden beni istediğinin farkında mısın?" dedi ümit.
"böyle nereye kadar dayanabiliriz sevgilim? ama kadın olursan
evleniriz. evli oluruz hiç olmazsa; nasıl olsa birbirimizi sevmiyor muyuz?
birlikte yaşlanmayacak mıyız? birlikte ölmeyecek miyiz? ha kadın olmuşsun, ha
erkek, ne çıkar? evli olursak kimse diyecek söz bulamaz. istersen buralardan
gideriz, başka yerlere, başka diyarlara gideriz. bir daha hiç dönemeyeceğimiz
yerlere..."
ümit günlerce kıvrandı durdu.
bedeninin sınırındaydı.
efkar kendini saklayarak, kendini sakınarak karar gününü bekliyor
ümit'in. soğuk, alabildiğine uzak şimdi. Çekip gidecek gibi, her an gidecekmiş,
gidebilecekmiş gibi... bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi.
"beni sevmiyorsun sen," diyor efkar. "eğer sevsen kırmazsın beni, genci
kıran kırılsın dememişler mi? beni sevmiyorsun. beni sevmiyormuşsun meğer."
bir gün.. bir sabah..
"peki," dedi ümit. "eğer kestirirsem, ameliyat olursam, inanacak mısın
seni sevdiğime?"
"inanacağım," dedi efkar. "ölünceye kadar inanacağım."
"ölünceye kadar," dedi efkar.
arkadaşları artık altın makas diyeceklerdi ona. bıçak altına yattı
ümit. erkekliğini uğurladı bedeninden. göğüsleri yapıldı, iğnelerini vuruldu,
epilasyonu yapılıp, gövdesi tüylerinden temizlendi. saçları çoğaldı, gürleşti,
kalçaları genişledi. Çıkacağı gün uzun uzun saçlarını tarattı, uzun uzun
saçlarını... rapunzel olup sarkıttı uzun saçlarını uzun kulenin uzun
penceresinden efkar tutunsun diye.. sonra çıktı hastaneden efkar'a koştu.
"adım ne olsun?" demişti efkar'a. "adımı sen koy anam gibi, babam gibi,
beni yeniden doğuran, yeniden yaratan gibi adımı sen koy," dedi.
"ümit kalsın," dedi efkar.
"kalabilir mi?" dedi ümit.
ve sonra kadınlığının dokuz ayına varmadan terketti ümit'i efkar.
"kusura bakma," dedi. "bu böyle olmayacak. böyle de olmayacak. neden
bilmiyorum, inan bilmiyorum, ama ayrılmamız gerekiyor. olmuyor, olmuyor,
olmuyor, olmuyor."
okyanus bitmiş, yolun sonuna/başına gelmişlerdi. bütün denizlerin
çekildiği kıyılardaydılar şimdi. indi kadırga'dan ümit. kuyrukta bekleyenler
doluşmaya başladı. arkasına bile bakmadan sokağın sonuna dek yürüdü ümit. az
sonra dolmuşun dolduğunu duydu. "adımı kendim koyarım," dedi. "bundan böyle
yudum olacak adım. okyanusta bir yudum."
şimdi efkar gene akşam birahanelerinde birasına votka, rakı ve bilimum
içkileri karıştırarak demleniyor. hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey
değişmemiş gibi, hiçbir şey yaşamamış gibi. mümkün mü? mümkünmü? eskisinden
daha çok mutsuz, daha çok efkarlı. sürekli içiyor, içiyor, içiyor. yaşamında
değişmeyen tek şey içki. göbeklendi, yağlandı, yanakları sarktı, gözlerinin
altı torbalandı, bakışları dalgın ve kanlı, yüzünde kopkoyu bir matlık.
"kimi neyi sevdiğimi bilmiyorum ağbi," diyor "ölesiye seviyorum."
(hacıbayram'a gidiyor mu gene? en eski aşk masallarını okuyor mu?)
yudum bir pavyonda konsomatris şimdi. hep aynı erkeğin matemini tutarak
dağıtıyor kendini bütün erkeklere, yüreğini bütün erkeklere dağıtıyor, bütün
aşklara, bütün hayatlara... her serüvende en ölümsüz aşk yaratıyor. efkar'ı
düşündükçe hiçliğe benzer bir duygu yokluyor yüreğini; ne kızıyor, ne
öfkeleniyor, ne seviyor, ne nefret ediyor, hiçbir şey. hiçbir şey. hiçbir şey.
şimdi efkar, adını bilmediği, adını koyamadığı bir sızı yalnızca yüreğinde.
altın makas feride diyor ki: "kendi farkında değildi belki ama sende sevdiği
şeyi öldürdü. bilmedi, bilemedi."
bütün erkekleri deliler gibi seviyor şimdi, hepsini de en ölümsüz aşkla
seviyor ve aşkın gözyaşlarını döküyor her gece, aşkın ölümüne döktüğü
gözyaşlarını.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar