bugün
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- yazarların pazar günü planları5
- trakya'dan slovakya'ya gitmek6
- hayatın çok sıkıcı olması5
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi5
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi3
- arkadaşlar bi bakar mısınız4
- türk düşmanı piçler6
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı7
- evlenmeyecek olmak2
- okan buruk10
- evrene enerji gönderen müslüman6
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı32
- amedspor'un süper ligin lideri olması5
- keşke yunan galip gelseydi diyen adamı savunmak4
- müslüman vikingler3
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile6
- dünyanın en iyi müslüman futbolcusu2
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı5
- ya ben supernaturalin kaçıncı bölümünde kaldım2
- barça bu galatasaray'a kaç atar4
- futbolun barbarca bir oyun olması4
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi3
- fener şampihahahaha3
- gary oldman3
- 0 0 713
- osimhensiz galatasaray5
- ceketimizi koysak kazanırız zaten2
- claudian clouds33
- istanbul'dan izmit'e yürümek3
- islami nato2
- iltica16
- atatürk diyor ki2
- sözlük kızlarının kekleri24
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak5
- çöpe atılan erik2
- turkanime tv2
- yüz milyonluk ülke on milyona karşı3
- 19 eylül 2026 başakşehir gençlerbirliği maçı2
- rafael leao4
- anneanne4
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- sanat2
- ankara da yeni nesil suç örgütleri operasyonu3
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı2
- insan ne ister6
- pazar sabahı 08 00 da uyanmak2
- kadınlar8
- mazotun yarım litresi 50 tl28
francois truffaut ,jean luc godard ,claude chabrol ve alain resnais gibi yönetmenlerle betimlenen fransız yeni dalgasının en mühim filmlerinden biri.
datça 'da sinema gönüllüsü bir grup olan datça-betçe grubunun halka ücretsiz olarak yayınlattığı ve o sayede izlediğim alain resnais filmi. tabi daha sonra hayli beğendiğim için dvdsini arşivime kattım.
filmi izleyeli bayağı oluyor film içi diyaloglar aklımda çok kalmadı. yalnız aklımda yer eden filmin entelektüel zeminiydi. filmin başındaki sevişme sahnesi şiirsellikle bir potada eritilip sanatsal tavrı dışavuruyordu. cidden estetizm kadar şiirsellik, melankoli ve acı harmanlanmış ortaya tadından yenmez bir başyapıt çıkıvermiş.
film sonrası düşündüğüm tek şey yeni dalga'nın edebiyatın inceliklerine ne kadar örülü olduğunu hissetmem oldu. bir nevi algılamam, chaplin filmlerindeki diyaloglar dönemine göre ne kadar ağırsa, yeni dalga'nın bu mühim meyvesi de döneminin filmi değildi.
işte yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya kastığım bu sinemasal farklılık bu filmin önemini daha iyi ortaya koyuyor. jules et jim'deki boşvermiş rahat tavır burada hiçbir zorlama olmadan rahatlıkla akıp gidiyor.
kişisel fikrim de sica'nın bisiklet hırsızları 'ndan aşağı kalır bir film olmadığı! buyrun gerisini siz düşünün.
edit: yukarıda katıldığım bir görüş çıkmış, nitelenmiş. bu film günümüz sinema izleyicisine kuşkusuz ağır gelir. ama bu ağırlık filmin sıkıcı havasından değil son derece üstün bir yapıt olmasında yatmakta. kendisinden 8-10 yıl sonra yapılmış 2001: A Space Odyssey'de entelektüel yapısıyla birikimi, sinefil olmayı, evrensel yaklaşımları masaya yatırmamıza neden olmuştu.(kubrick üstat kabul etmez bu yapıtlarındaki entelektüel tavrın içselleştirilmesini falan) fakat, hiroshima mon amour 50'lerin sonunda yapılmış bir film işte! aradaki fark bu!
10 üzerinden 8,5!
edit 2: zaman ayırıp tekrar izlemem gerektiğinin farkındayım. minimal bir serbest çağrışım;
(bkz: farkındalık)
datça 'da sinema gönüllüsü bir grup olan datça-betçe grubunun halka ücretsiz olarak yayınlattığı ve o sayede izlediğim alain resnais filmi. tabi daha sonra hayli beğendiğim için dvdsini arşivime kattım.
filmi izleyeli bayağı oluyor film içi diyaloglar aklımda çok kalmadı. yalnız aklımda yer eden filmin entelektüel zeminiydi. filmin başındaki sevişme sahnesi şiirsellikle bir potada eritilip sanatsal tavrı dışavuruyordu. cidden estetizm kadar şiirsellik, melankoli ve acı harmanlanmış ortaya tadından yenmez bir başyapıt çıkıvermiş.
film sonrası düşündüğüm tek şey yeni dalga'nın edebiyatın inceliklerine ne kadar örülü olduğunu hissetmem oldu. bir nevi algılamam, chaplin filmlerindeki diyaloglar dönemine göre ne kadar ağırsa, yeni dalga'nın bu mühim meyvesi de döneminin filmi değildi.
işte yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya kastığım bu sinemasal farklılık bu filmin önemini daha iyi ortaya koyuyor. jules et jim'deki boşvermiş rahat tavır burada hiçbir zorlama olmadan rahatlıkla akıp gidiyor.
kişisel fikrim de sica'nın bisiklet hırsızları 'ndan aşağı kalır bir film olmadığı! buyrun gerisini siz düşünün.
edit: yukarıda katıldığım bir görüş çıkmış, nitelenmiş. bu film günümüz sinema izleyicisine kuşkusuz ağır gelir. ama bu ağırlık filmin sıkıcı havasından değil son derece üstün bir yapıt olmasında yatmakta. kendisinden 8-10 yıl sonra yapılmış 2001: A Space Odyssey'de entelektüel yapısıyla birikimi, sinefil olmayı, evrensel yaklaşımları masaya yatırmamıza neden olmuştu.(kubrick üstat kabul etmez bu yapıtlarındaki entelektüel tavrın içselleştirilmesini falan) fakat, hiroshima mon amour 50'lerin sonunda yapılmış bir film işte! aradaki fark bu!
10 üzerinden 8,5!
edit 2: zaman ayırıp tekrar izlemem gerektiğinin farkındayım. minimal bir serbest çağrışım;
(bkz: farkındalık)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar