bugün
- japonya17
- yeni yazarlara öneriler4
- kırgızistan8
- gürcistan25
- en iyi simit hangi şehirdedir21
- geceye bir şarkı bırak17
- çin8
- latin atasözleri6
- sözlük sağ baştan saysın2
- ctrlx22
- geceniz nasıl geçiyor7
- sözlüğün aniden sessizleşmesi5
- ağlamamak için kendini tutmak11
- erkeklerden hayır gelmeyeceğinin anlaşıldığı an4
- aslında hayatta yapayalnız olmamız8
- antalya şu an 28 derece4
- sözlük yazarlarının çocukları olsa ne yaparlardı6
- tez yazmak4
- cep telefonu4
- anın fotoğrafı3
- birader yazarlar birader bay beylerdir3
- hewal ebo18
- isveç3
- on ikinci neslin ezik olması2
- kuran da namaz yok21
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- lahmacunu elle yiyen kız14
- ispanya3
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması6
- ilgi isteyen kız16
- almanya10
- içim yanıyor be sözlük7
- kazakistan2
- gelibolu da yaşamak vs çanakkale merkez de yaşamak5
- yalnız yaşamak5
- asla yapmam denilen şeyler4
- yıllar sonra sözlüğe dönen yazar4
- ona bir şey söyle11
- danimarka7
- sabahattin zaim üniversitesi2
- özlenilen şeyler2
- e'e f e6
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin11
- uluslararası ilişkiler2
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket7
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri22
- norveç3
- italya2
- finlandiya3
francois truffaut ,jean luc godard ,claude chabrol ve alain resnais gibi yönetmenlerle betimlenen fransız yeni dalgasının en mühim filmlerinden biri.
datça 'da sinema gönüllüsü bir grup olan datça-betçe grubunun halka ücretsiz olarak yayınlattığı ve o sayede izlediğim alain resnais filmi. tabi daha sonra hayli beğendiğim için dvdsini arşivime kattım.
filmi izleyeli bayağı oluyor film içi diyaloglar aklımda çok kalmadı. yalnız aklımda yer eden filmin entelektüel zeminiydi. filmin başındaki sevişme sahnesi şiirsellikle bir potada eritilip sanatsal tavrı dışavuruyordu. cidden estetizm kadar şiirsellik, melankoli ve acı harmanlanmış ortaya tadından yenmez bir başyapıt çıkıvermiş.
film sonrası düşündüğüm tek şey yeni dalga'nın edebiyatın inceliklerine ne kadar örülü olduğunu hissetmem oldu. bir nevi algılamam, chaplin filmlerindeki diyaloglar dönemine göre ne kadar ağırsa, yeni dalga'nın bu mühim meyvesi de döneminin filmi değildi.
işte yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya kastığım bu sinemasal farklılık bu filmin önemini daha iyi ortaya koyuyor. jules et jim'deki boşvermiş rahat tavır burada hiçbir zorlama olmadan rahatlıkla akıp gidiyor.
kişisel fikrim de sica'nın bisiklet hırsızları 'ndan aşağı kalır bir film olmadığı! buyrun gerisini siz düşünün.
edit: yukarıda katıldığım bir görüş çıkmış, nitelenmiş. bu film günümüz sinema izleyicisine kuşkusuz ağır gelir. ama bu ağırlık filmin sıkıcı havasından değil son derece üstün bir yapıt olmasında yatmakta. kendisinden 8-10 yıl sonra yapılmış 2001: A Space Odyssey'de entelektüel yapısıyla birikimi, sinefil olmayı, evrensel yaklaşımları masaya yatırmamıza neden olmuştu.(kubrick üstat kabul etmez bu yapıtlarındaki entelektüel tavrın içselleştirilmesini falan) fakat, hiroshima mon amour 50'lerin sonunda yapılmış bir film işte! aradaki fark bu!
10 üzerinden 8,5!
edit 2: zaman ayırıp tekrar izlemem gerektiğinin farkındayım. minimal bir serbest çağrışım;
(bkz: farkındalık)
datça 'da sinema gönüllüsü bir grup olan datça-betçe grubunun halka ücretsiz olarak yayınlattığı ve o sayede izlediğim alain resnais filmi. tabi daha sonra hayli beğendiğim için dvdsini arşivime kattım.
filmi izleyeli bayağı oluyor film içi diyaloglar aklımda çok kalmadı. yalnız aklımda yer eden filmin entelektüel zeminiydi. filmin başındaki sevişme sahnesi şiirsellikle bir potada eritilip sanatsal tavrı dışavuruyordu. cidden estetizm kadar şiirsellik, melankoli ve acı harmanlanmış ortaya tadından yenmez bir başyapıt çıkıvermiş.
film sonrası düşündüğüm tek şey yeni dalga'nın edebiyatın inceliklerine ne kadar örülü olduğunu hissetmem oldu. bir nevi algılamam, chaplin filmlerindeki diyaloglar dönemine göre ne kadar ağırsa, yeni dalga'nın bu mühim meyvesi de döneminin filmi değildi.
işte yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya kastığım bu sinemasal farklılık bu filmin önemini daha iyi ortaya koyuyor. jules et jim'deki boşvermiş rahat tavır burada hiçbir zorlama olmadan rahatlıkla akıp gidiyor.
kişisel fikrim de sica'nın bisiklet hırsızları 'ndan aşağı kalır bir film olmadığı! buyrun gerisini siz düşünün.
edit: yukarıda katıldığım bir görüş çıkmış, nitelenmiş. bu film günümüz sinema izleyicisine kuşkusuz ağır gelir. ama bu ağırlık filmin sıkıcı havasından değil son derece üstün bir yapıt olmasında yatmakta. kendisinden 8-10 yıl sonra yapılmış 2001: A Space Odyssey'de entelektüel yapısıyla birikimi, sinefil olmayı, evrensel yaklaşımları masaya yatırmamıza neden olmuştu.(kubrick üstat kabul etmez bu yapıtlarındaki entelektüel tavrın içselleştirilmesini falan) fakat, hiroshima mon amour 50'lerin sonunda yapılmış bir film işte! aradaki fark bu!
10 üzerinden 8,5!
edit 2: zaman ayırıp tekrar izlemem gerektiğinin farkındayım. minimal bir serbest çağrışım;
(bkz: farkındalık)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar