bugün
- gece gece akla düşen o yiyecek14
- sözlükteki mendebur suratlılar7
- yorgun mermi10
- erkeklerin biraz şey olması7
- gece yatağın altından uzanan el5
- meyveli soda içen erkek5
- cinleri olan sözlük kızı5
- arkadaşlar biraz eğlenceye ne dersiniz9
- sen debenim hat alarım'dan bir isiiiin6
- parmak patates vs elma dilim patates7
- mutlu olunca her şeyin komik gelmesi5
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum8
- bir sözlük kızı için 400 km yol gitmek4
- insanlar nasıl birbirine güvenip evleniyor7
- gece mezarda erkekle sevişen travesti görmek3
- mercimek çorbası4
- cin mısır kabilesi5
- soğan salatası6
- nervio'nun aşkıma yanıt vermemesi5
- sürekli güler yüzle dolaşan tip7
- iştahın kapanması7
- sözlük kızının sözlük erkeğine yemek ısmarlaması3
- korkmuş bir sözlük kızını teselli etmek2
- yeni parti39
- bacağım ağrıyor yağmur yağacak5
- sözlükte kavgacıların olmaması3
- devlet bahçeli'nin aslında iyi adam olması8
- aramızda gezen tok yazarlar3
- denizden çıkarken penisin şorttan belli olması7
- aylık 387 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- ölümlü bir erkekle evlenmek6
- türkler barbar ve köpektir7
- bir kilo patatesin 50 lira olması16
- kadınlardan ilgi göremeyince erkeklere yönelmek3
- psikopat erkek seven kızlar4
- bursalı erkeklere vurulan ibne damgası5
- nasıl bir sevgiliniz olmasını isterdiniz13
- sen yapamazsın beceremezsin diyen arkadaş tipi2
- türkçüsüyle kürtçüsüyle yeni parti'ye oy vereceğiz10
- ağlamak erkeğe yakışır mı9
- üç tas tunç has hoşashfd2
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz14
- turşu tanrısı2
- güne bir şarkı bırak14
- götelek turşusu2
- en güzel sevişme13
- yazarların acı eşiği5
- enayimiknatisii10
- yaşlandıkça güzelleşmek2
- topluma nasıl faydalı olunur7
aramaya iman edip baktım, her bokun sendromu var, işsizlik sonrası sendromu yok. e o zaman ben yazayım dedim, ne de olsa başka işim yok. ayrıca bu konuda yalnız olduğumu da sanmıyorum, eminim bu başlığa kısa bir zamanda birkaç milyon entry girilir.
bu sendromu 'boşluk' olarak tanımlayabiliriz. anlamsız, sıkıcı, saçma sapan, gergin, salakça, korkunç, ürkünç, tiksinç, bombok bir boşluk.
öyle ki, insanı sözlük yazarı edebilecek kadar güçlü bir boşluk... kimse alınmasın ha, yani demek istediğim şey başka.
iki hafta önce, iş yeriyle aramdaki birtakım problemlerden dolayı (3 yıldır zam alamama ve her sike 'milli yapar, milli halleder' şeklinde, binek hayvanı misali koşulma gibi, ve benzeri, husursuz eden, can sıkan başka şeyler..) ayrıldım. yanlış anlaşılmasın, allah var, güzel ayrıldım. pasta masta kestiler benim için, gömlek falan hediye etti patronum. 'ulan keşke her gün işten ayrılsam' diye geçirdim içimden, sonra 'gömlek alıp pasta keseceğine maaşıma azcık zam yapaydın ya itoğlu it' diye de söylenmedim değil hani. her neyse, ayrıldım işte.
önce bir rahatlama geldi, bir iki gün inanılmaz derecede mutlu hissettim kendimi. erken yatma derdi yok, erken kalkmak yok, sikinin keyfince yaşa, ooh mis!
sabahlara kadar dizi izledim internetten, arkadaşları eve toplayıp pes partisi yaptım, uyumama rekoru kırdım, acaba şarjım kaç gün gidiyor falan diye.. 10 ev hanımı gücünde temizlik yaptım, allah sizi inandırsın; salonu falan süpürdüm, televizyon sehpasını bile sildim lan, o derece.. sonra dart oyununda inanılmaz seviyelere yükseldim, akla hayale sığmayacak atışlar denedim, şu an bir kerede dört ok atan kara murat misali fırlatıyorum okları. hatta gözüm kapalı attığım da oluyor; 'bağırmayacaktın köpek, artık kırmızı noktanın yerini biliyorum'
neyse, sonra bir şeyler olmaya başladı. böyle tuhaf, saçma, sıkıcı bir boşluk hissi başladı. hiçbir şey yapasım gelmedi, ya da aklıma yapacak bir şey gelmedi. 'ulan acaba şu viledanın sapını götüme soksam mı?' diye düşündüm, sonra ibneliğin alemi yok dedim.. neyse işte, bünye, evvel zaman içinde alışmış olduğu tempoyu bulamayınca, ritimsiz, hareketsiz bir monotonlukla karşılaşınca sarsıldı resmen.
lan bi ara bi baktım, salondaki üçlü koltuğa bağdaş kurmuşum, elimde danone (2'lim, çikolatalı-sütlü, siyah beyaz, çok güzel lan) karşımdaki televizyona dikmişim gözlerimi, fonda nu jazz, ekranda bi akvaryum, balıkları izliyorum... bir tane orospu çocuğu mavi bi balık var, diğerlerini kovalıyor hep, sonra sarı bi tane daha geldi, o ondan da büyük, başladılar bunlar yüzüşmeye, o yana bu yana yüzüşüp duruyolar, bi tane de pembe vardı, çok küçüktü, bi oyukta saklanıyordu hep. yazık, kıyamam, çok küçüktü, ötekiler onu yutmasın diye saklanıyordu, arada bir kafayı çıkarıp bakıyordu, sonra anaskym diye geri kaçıyordu oyuğa, kim bilir neler geçiyordu aklından, ne kadar korkmuştu kim bilir.. allahtan yüzme biliyordu, hızlı yüzebiliyordu hem de hı hı evet kafayı yemiştim amına koyayım. bi elimde danone, bi elimde çay kaşığı, birkaç balığın maceralarını izleyip jazz dinliyordum...
blup.. blupp.. gluk.. gluk.. fışşş.. hşşş...
allah belamı versin ki etrafımda baloncuklar vardı, her taraf flulaşmış, içinde bulunduğum odaya derin bir derinlik çökmüş, duyduğum müziğin tınısı gevşeyip ağırlaşmış, omuzlarım çökmüş, göz bebeklerim büyümüş, bakışlarım donuklaşmış, ve tabandan tavana doğru baloncuklar yükseliyordu...
derken kapı çaldı! kimin geldiğine bakılan o delikten (adı ne lan onun?) bakmadan açtım kapıyı. karşımda; çatık kaşları, memur emeklisi suratı, badem bıyıkları, feci resmi, müthiş soğuk ve inanılmaz katı bakışıyla yöneticimiz vardı.
bir müddet durup bakıştık, sonra 'aidat' dedi, ve ekledi; '?'
adam tembel dudaklarını kıpırdatmadan, kaşlarıyla soru işareti yapıp, gözleriyle ekleyebiliyor aga...
neyse ki ben de; ehe öhü aha ve ıhı şeklinde doğaçlama cümleler kurup, birtakım kem küm'ler üretebiliyordum. aynen bu şekilde kendisini geçiştirip koltuğuma geri dönmüştüm ki.. telefon çaldı, hırıltılı boğazı ve iç anadolu şivesiyle 'kira' dedi karşıdaki ses, ve ekledi; '?'
adam telefonla konuşurken soru işareti kullanabiliyor aga...
neyse ki, bende herkese yetecek kadar kem ve küm vardı, ev sahibini de aynen o şekilde uğurladım, telefonu ünlem işaretiyle yüzüme kapattı hayvan.
vela havle vela vestam yunaytıt deyip bir danone daha açıyordum ki.. bu sefer de dıt dıt mesaj geldi, sonra tuş kilidini açmadan bir mesaj daha.. vay amk, kim yazdıysa karakter yetmemiş diye geçirdim içimden. sonra bi baktım ki, 2 yeni mesaj diyor, açma sakın diyor..
biri bankadan;
''bugün içinde gecikmiş kart ödemenizi yapmamanız durumunda banka takibiniz başlatılacak ve olumsuz sicil kayıt bildiriminiz yapılacaktır. amına koduğumun sayın fakiri, ne bok yemeye ayrılıyorsun işten, adamı sikeriz lan biz, iyi günler''
diğeri ayedaş'tan;
''sayın abonemiz ******* no'lu tesisatınıza ait, yaklaşık **** tl borcun, enerjinizin kesilmemesi için ödenmesi gerekmektedir. öyle sikinizin keyfine göre işten ayrıldınız ama.. bir düğmeye bakar yani, anında karartırız hayatınızı, adam olun, siktirmeyin belanızı, iyi günler dileriz, ayedaş genel müdürlüğü..''
lan sanki sözleşmiş amın evlatları, bir mesaj da diğer telefona gelmesin mi.. o da vodafone'dan;
'' *** 2011 - *** 2011 dönemine ait faturanız **** tl, son ödeme tarihi **** dir, ödeme yaptıysanız bu uyarıyı dikkate almayınız. ama biz yapmadığınızı ve yapamayacağınızı çok iyi biliyoruz, götünüzden siker, esenlikler dileriz. kırmızıııı!''
dudak kenarlarındaki çikolatalı, taze, sütlü, tatlı danone bulaşıklarını yalarken, hayatı sorguladım uzuuun uzun, ekrandaki sarı balık, pembe balığın saklandığı oyuğu buldu, mavi balık kaçtı götü kurtardı, benimse tepemde bir sürü kırmızı, etrafımda blup.. glukk.. baloncuklar. kül tablası silme dolu, sigara paketinde son bir dal...
bu tablo aynen bu şekilde sabitlendi. her gün yeni bir baloncuk daha ekleniyor, o kadar.
ne zaman başım yastığa düşse, gerisin geriye dikene değmiş gibi kalkıyorum. bu anlattıklarım ve daha anlatmaya harflerin, kelime ve cümlelerin yetmeyeceği, çook daha fazlası, aynen gelip giriyorlar beynime, ve delik deşik ediyorlar uykumu.
neyse çok uzadı..
bu kara boşluk ve bunalımdan çıkmak için olmayacak şeyler yaptım. 127 iş görüşmesine gittim. bin küsür göğüs çatalı manzarasında cv doldurdum. kapıcı tekin'e çöp toplamada, kanepe, koltuk, halı vb kullanılmış eşyalardan müteşekkil korsan müzayedelerde yardım ve yataklık ettim. kahvehanelerde oturdum, taşşaklarımla konuştum, bugün de akvaryumu izledim anne.
hatta bir ara, milletçe çok aşinası olduğumuz ve her gün bir yenisiyle karşılaştığımız tv yarışmalarından birine bile başvurdum. binlerce kişiden oluşan kuyrukta bekleyip, bir göğüs numarası alaraktan, sikindirik bir jürinin karşısına geçip cyrano de bergerac tiradı falan oynadım, hoyratça, dosta, tarifle, müdebbir, alimane falan filan.. onu başka bir entrymde anlatmak niyetindeyim, çok tuhaf şeyler gördüm, abuk subuk hadiseler yaşadım...
böyle işte abiler ablalar.. işsizlik sendromu, adamın götünü feci elliyormuş, böyle mıncık mıncık mıncıklıyormuş, ben bunu gördüm. ttnet internetimi kesmeden (zaten arada bir bağlanabiliyorum) muzdarip olduğum bu durumdan, aklım yettiğince, saçma salak bahsetmeye çalıştım, ben olsam okumam amk, yine özet geç piç diyesim geldi kendime, özet geç işsiz piç, pis fakir.
ooof of... cep delik, cepken delik..
ama olsun lan
bedava yaşıyoruz, bedava
hava bedava, bulut bedava
dere tepe bedava
yağmur çamur bedava
otomobillerin dışı
sinemaların kapısı
camekanlar bedava
peynir ekmek değil ama
acı su bedava
kelle fiyatına hürriyet
esirlik bedava
bedava yaşıyoruz, bedava.
allah tüm işsizlere yardım etsin. amin.
edit: ananskyyy.. pembe balık nerde lan?
bu sendromu 'boşluk' olarak tanımlayabiliriz. anlamsız, sıkıcı, saçma sapan, gergin, salakça, korkunç, ürkünç, tiksinç, bombok bir boşluk.
öyle ki, insanı sözlük yazarı edebilecek kadar güçlü bir boşluk... kimse alınmasın ha, yani demek istediğim şey başka.
iki hafta önce, iş yeriyle aramdaki birtakım problemlerden dolayı (3 yıldır zam alamama ve her sike 'milli yapar, milli halleder' şeklinde, binek hayvanı misali koşulma gibi, ve benzeri, husursuz eden, can sıkan başka şeyler..) ayrıldım. yanlış anlaşılmasın, allah var, güzel ayrıldım. pasta masta kestiler benim için, gömlek falan hediye etti patronum. 'ulan keşke her gün işten ayrılsam' diye geçirdim içimden, sonra 'gömlek alıp pasta keseceğine maaşıma azcık zam yapaydın ya itoğlu it' diye de söylenmedim değil hani. her neyse, ayrıldım işte.
önce bir rahatlama geldi, bir iki gün inanılmaz derecede mutlu hissettim kendimi. erken yatma derdi yok, erken kalkmak yok, sikinin keyfince yaşa, ooh mis!
sabahlara kadar dizi izledim internetten, arkadaşları eve toplayıp pes partisi yaptım, uyumama rekoru kırdım, acaba şarjım kaç gün gidiyor falan diye.. 10 ev hanımı gücünde temizlik yaptım, allah sizi inandırsın; salonu falan süpürdüm, televizyon sehpasını bile sildim lan, o derece.. sonra dart oyununda inanılmaz seviyelere yükseldim, akla hayale sığmayacak atışlar denedim, şu an bir kerede dört ok atan kara murat misali fırlatıyorum okları. hatta gözüm kapalı attığım da oluyor; 'bağırmayacaktın köpek, artık kırmızı noktanın yerini biliyorum'
neyse, sonra bir şeyler olmaya başladı. böyle tuhaf, saçma, sıkıcı bir boşluk hissi başladı. hiçbir şey yapasım gelmedi, ya da aklıma yapacak bir şey gelmedi. 'ulan acaba şu viledanın sapını götüme soksam mı?' diye düşündüm, sonra ibneliğin alemi yok dedim.. neyse işte, bünye, evvel zaman içinde alışmış olduğu tempoyu bulamayınca, ritimsiz, hareketsiz bir monotonlukla karşılaşınca sarsıldı resmen.
lan bi ara bi baktım, salondaki üçlü koltuğa bağdaş kurmuşum, elimde danone (2'lim, çikolatalı-sütlü, siyah beyaz, çok güzel lan) karşımdaki televizyona dikmişim gözlerimi, fonda nu jazz, ekranda bi akvaryum, balıkları izliyorum... bir tane orospu çocuğu mavi bi balık var, diğerlerini kovalıyor hep, sonra sarı bi tane daha geldi, o ondan da büyük, başladılar bunlar yüzüşmeye, o yana bu yana yüzüşüp duruyolar, bi tane de pembe vardı, çok küçüktü, bi oyukta saklanıyordu hep. yazık, kıyamam, çok küçüktü, ötekiler onu yutmasın diye saklanıyordu, arada bir kafayı çıkarıp bakıyordu, sonra anaskym diye geri kaçıyordu oyuğa, kim bilir neler geçiyordu aklından, ne kadar korkmuştu kim bilir.. allahtan yüzme biliyordu, hızlı yüzebiliyordu hem de hı hı evet kafayı yemiştim amına koyayım. bi elimde danone, bi elimde çay kaşığı, birkaç balığın maceralarını izleyip jazz dinliyordum...
blup.. blupp.. gluk.. gluk.. fışşş.. hşşş...
allah belamı versin ki etrafımda baloncuklar vardı, her taraf flulaşmış, içinde bulunduğum odaya derin bir derinlik çökmüş, duyduğum müziğin tınısı gevşeyip ağırlaşmış, omuzlarım çökmüş, göz bebeklerim büyümüş, bakışlarım donuklaşmış, ve tabandan tavana doğru baloncuklar yükseliyordu...
derken kapı çaldı! kimin geldiğine bakılan o delikten (adı ne lan onun?) bakmadan açtım kapıyı. karşımda; çatık kaşları, memur emeklisi suratı, badem bıyıkları, feci resmi, müthiş soğuk ve inanılmaz katı bakışıyla yöneticimiz vardı.
bir müddet durup bakıştık, sonra 'aidat' dedi, ve ekledi; '?'
adam tembel dudaklarını kıpırdatmadan, kaşlarıyla soru işareti yapıp, gözleriyle ekleyebiliyor aga...
neyse ki ben de; ehe öhü aha ve ıhı şeklinde doğaçlama cümleler kurup, birtakım kem küm'ler üretebiliyordum. aynen bu şekilde kendisini geçiştirip koltuğuma geri dönmüştüm ki.. telefon çaldı, hırıltılı boğazı ve iç anadolu şivesiyle 'kira' dedi karşıdaki ses, ve ekledi; '?'
adam telefonla konuşurken soru işareti kullanabiliyor aga...
neyse ki, bende herkese yetecek kadar kem ve küm vardı, ev sahibini de aynen o şekilde uğurladım, telefonu ünlem işaretiyle yüzüme kapattı hayvan.
vela havle vela vestam yunaytıt deyip bir danone daha açıyordum ki.. bu sefer de dıt dıt mesaj geldi, sonra tuş kilidini açmadan bir mesaj daha.. vay amk, kim yazdıysa karakter yetmemiş diye geçirdim içimden. sonra bi baktım ki, 2 yeni mesaj diyor, açma sakın diyor..
biri bankadan;
''bugün içinde gecikmiş kart ödemenizi yapmamanız durumunda banka takibiniz başlatılacak ve olumsuz sicil kayıt bildiriminiz yapılacaktır. amına koduğumun sayın fakiri, ne bok yemeye ayrılıyorsun işten, adamı sikeriz lan biz, iyi günler''
diğeri ayedaş'tan;
''sayın abonemiz ******* no'lu tesisatınıza ait, yaklaşık **** tl borcun, enerjinizin kesilmemesi için ödenmesi gerekmektedir. öyle sikinizin keyfine göre işten ayrıldınız ama.. bir düğmeye bakar yani, anında karartırız hayatınızı, adam olun, siktirmeyin belanızı, iyi günler dileriz, ayedaş genel müdürlüğü..''
lan sanki sözleşmiş amın evlatları, bir mesaj da diğer telefona gelmesin mi.. o da vodafone'dan;
'' *** 2011 - *** 2011 dönemine ait faturanız **** tl, son ödeme tarihi **** dir, ödeme yaptıysanız bu uyarıyı dikkate almayınız. ama biz yapmadığınızı ve yapamayacağınızı çok iyi biliyoruz, götünüzden siker, esenlikler dileriz. kırmızıııı!''
dudak kenarlarındaki çikolatalı, taze, sütlü, tatlı danone bulaşıklarını yalarken, hayatı sorguladım uzuuun uzun, ekrandaki sarı balık, pembe balığın saklandığı oyuğu buldu, mavi balık kaçtı götü kurtardı, benimse tepemde bir sürü kırmızı, etrafımda blup.. glukk.. baloncuklar. kül tablası silme dolu, sigara paketinde son bir dal...
bu tablo aynen bu şekilde sabitlendi. her gün yeni bir baloncuk daha ekleniyor, o kadar.
ne zaman başım yastığa düşse, gerisin geriye dikene değmiş gibi kalkıyorum. bu anlattıklarım ve daha anlatmaya harflerin, kelime ve cümlelerin yetmeyeceği, çook daha fazlası, aynen gelip giriyorlar beynime, ve delik deşik ediyorlar uykumu.
neyse çok uzadı..
bu kara boşluk ve bunalımdan çıkmak için olmayacak şeyler yaptım. 127 iş görüşmesine gittim. bin küsür göğüs çatalı manzarasında cv doldurdum. kapıcı tekin'e çöp toplamada, kanepe, koltuk, halı vb kullanılmış eşyalardan müteşekkil korsan müzayedelerde yardım ve yataklık ettim. kahvehanelerde oturdum, taşşaklarımla konuştum, bugün de akvaryumu izledim anne.
hatta bir ara, milletçe çok aşinası olduğumuz ve her gün bir yenisiyle karşılaştığımız tv yarışmalarından birine bile başvurdum. binlerce kişiden oluşan kuyrukta bekleyip, bir göğüs numarası alaraktan, sikindirik bir jürinin karşısına geçip cyrano de bergerac tiradı falan oynadım, hoyratça, dosta, tarifle, müdebbir, alimane falan filan.. onu başka bir entrymde anlatmak niyetindeyim, çok tuhaf şeyler gördüm, abuk subuk hadiseler yaşadım...
böyle işte abiler ablalar.. işsizlik sendromu, adamın götünü feci elliyormuş, böyle mıncık mıncık mıncıklıyormuş, ben bunu gördüm. ttnet internetimi kesmeden (zaten arada bir bağlanabiliyorum) muzdarip olduğum bu durumdan, aklım yettiğince, saçma salak bahsetmeye çalıştım, ben olsam okumam amk, yine özet geç piç diyesim geldi kendime, özet geç işsiz piç, pis fakir.
ooof of... cep delik, cepken delik..
ama olsun lan
bedava yaşıyoruz, bedava
hava bedava, bulut bedava
dere tepe bedava
yağmur çamur bedava
otomobillerin dışı
sinemaların kapısı
camekanlar bedava
peynir ekmek değil ama
acı su bedava
kelle fiyatına hürriyet
esirlik bedava
bedava yaşıyoruz, bedava.
allah tüm işsizlere yardım etsin. amin.
edit: ananskyyy.. pembe balık nerde lan?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar