bugün
- claudian clouds33
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı20
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- true'nun engelli olması5
- okan buruk8
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri23
- seri eksicinin iq düzeyi4
- true'nun idrak yolları enfeksiyonu sorunu4
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- meriç dükalığı8
- özürlü diyerek hakaret ettiğini sanmak3
- gözünde büyüttüğün insanın çok da şey olmaması4
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- habire124
- tai lung12
- islamda namaz yoktur31
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru2
- okan çık hesap ver4
- galatasaray10
- seri eksiciyi köçek gibi oynatmak2
- özürlü yazarlara yardım kampanyası2
- sevdiğiniz yazarlar8
- kadir inanır'ın mirası4
- okan buruk 102 puanı nasıl topladı sorunsalı2
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği3
- uğurcan çakır2
- hadi birbirinize sarılın2
- arkadaşlar bana engel olun2
- fusya semsiyeli yabanci22
- habire12 istenmiyorsun algısı2
- sözlük kızlarının kekleri24
- insanları birbirine düşürmek4
- dualarımız bu akşam trabzonspor ile3
- etli biber dolması5
- trabzonspor5
- hoşlanılan kızın gel beni bubamdan iste demesi3
- sözlüğün ölü gibi olması5
- beşiktaş'ın amedspor'a döşeyeceği boru2
- kıçını yırtsan sonu tabut3
- bana onu sormayin8
- ölmek2
- kim koyarsa koysun gs'ye koyandan allah razı olsun2
- şemsiyeli benim3
- azerice bir not bırak2
- kürdistan10
- şemsiyeli lavuk5
- 18 eylül 2026 bayern münih union berlin maçı2
- sözlük yazarlarının anlık modu3
- thomas reis3
- bildiğiniz sure sayısı4
başımıza gelen hüzünle karışık ağlatan olaylardır. bu durumla ilgili olarak en son ne zaman ağladığımı hatırlıyorum;
askere giderken bilet almak için otobüs terminaline gitmiştim. kimse yoktu yanımda yalnızdım. yakınlarımdan bunu bilhassa rica etmiştim, beni uğurlamaya kimse gelmesin diye. neyse biletimi aldım, baktim ki otobüsün kalkmasına 20 dakika var. memleketimde son bir çay içmek için cafeye doğru yöneldiğimde yolun kenarında yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşım murat'ı gördüm. ayakkabı boyacılığı yapıyordu.
bu murat arkadaşım ilkokulda iken sınıfın en başarılı öğrencisiydi. her sınavda tulum çıkarırdı zehir gibiydi. müthiş zeki idi. sınıfta en popüler kişiydi haliyle. onu o halde görünce şaşırdım tabi. bu kadar başarılı bir öğrenci olan murat arkadaşım nasıl ayakkabı boyar dedim kendimce. ''abi parlatalım mı?'' dedi bana.
- murat beni tanımadın mı kardeşim? ben ilkokul arkadaşın .....!
- vay kardeşim, nasılsın iyimisin. özlemişim seni gel bir iki laf edelim.
- çok iyi olurdu ama zamanım yok kardeşim, 15 dakika sonra otobüsüm kalkacak.
- hayrola yolculuk ne tarafa?
- askere gidiyorum kardeşim nasipse.
- hayırlı teskereler kardeşim. sağ sağlim dönersin inşallah.
- inşallah kardeşim.
konuşulması gereken ayaküstü muhabbetten sonra, sormaya çekindiğim, hatta anlamadığım şekilde utandığım soruyu yönelttim;
- murat yanlış anlamazsan bişey sorucam sana kardeşim?
- tabi, buyur sor .......?
- kardeşim sen bizim sınıfın hatta okulun en başarılı öğrencisiydin, kusura bakma ama bu ayakkabı boyacılığı da nerden çıktı? yanlış anlama bunu küçük bir şey olarak görmüyorum ama seni ben daha farklı yerlerde düşünüyordum kardeşim. bana imkansız gibi geliyo ama puanı falan mı tutturamadın yoksa öss'de?
hüzünlendi bu. kendimi daha kötü hissetmeme neden olan bir hale büründü. boynunu büktü, oturduğu yerde sanki küçüldü gitti boynunu bükünce. sonra bir iç çekti, başını kaldırdı, yüzüne kederli bir tebessüm takındı ve dedi ki:
- ne puanı ......, ben liseye bile gidemedim kardeşim!
- neden???
- işte nedeni bu!!!
dizlerinin üzerindeki örtüyü kaldırdı. birde ne göreyim iki bacağı birden yok. o öyle bir şok hali ki. ilkokulda iken tenefüste top oynadığımız arkadaşımın bacakları yoktu! o yaşıma kadar o hissi hiç yaşamamıştım. kelimelerle ifade etmek çok güç. boğazım düğümlendi yutkunamadım bile. o an hiçbirşey demeden arkama bakmadan kaçmak istedim. yüzüne bile bakamadım arkadaşımın. gözlerimi kaçırarak kısık bir sesle;
- nasıl oldu?
- çok büyük bir motor kazası geçirdim. kamyonun altında kalmış bacaklarım. hastanede gözlerimi açınca bacaklarımı kestiklerini gördüm. maddi durumumuzu biliyosun kardeşim. anadan yok babadan yok, annem yaşlı bir kadın zaten. babamda hasta. birde benden küçük beş kardeşim var. velhasıl bu halde bile çalışmam gerekti.kaderimiz böyleymiş ne yapalım kardeşim okuyamadık. şimdi zamanın yok, daha sonra uzun uzun konuşuruz bunları. hadi sen otobüsünü kaçırma.
onu doğru düzdün teselli edecek konuşmayı bile yapamadım. teselli edilecek hali yoktu zaten olan olmuş. o mahal'den bir an önce uzaklaşmak için, saatime bakar gibi yapıp;
- kardeşim otobüsüm kalkmak üzere. inan çok üzüldüm ama sen güçlü bir insansın. bunu da atlatırsın. herşeye göğüs gerersin. bir kardeşinde benim unutma. hadi allah'a (a.c.) emanetsin kardeşim.
- eyvallah kardeşim sende allah'a(a.c.) emanetsin. selametle.
oradan uzaklaşırken arkama dönüp bakamadım. o tabloyu bir daha görmek istemedim. çünkü bu tür şeyler ileriden bakınca daha acı görünüyor. otobüsteki yerimi bulana kadar kendimi zor tuttum. yerime oturduktan sonra yaslanmak için yanımda getirdiğim yastığa yüzümü gömerek sessis sessiz ağladım. etrafımdaki yolcular ''sayılı gün geçer üzülme asker'' diye teselli ettiler beni. gözyaşlarımın asıl sebebini söylemedim gerek te yoktu. kafamda milyon tane düşünceyle askere uğurladım kendimi. ama askerliğim boyunca o günkü kadar zor bir gün daha geçirmedim.
askere giderken bilet almak için otobüs terminaline gitmiştim. kimse yoktu yanımda yalnızdım. yakınlarımdan bunu bilhassa rica etmiştim, beni uğurlamaya kimse gelmesin diye. neyse biletimi aldım, baktim ki otobüsün kalkmasına 20 dakika var. memleketimde son bir çay içmek için cafeye doğru yöneldiğimde yolun kenarında yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşım murat'ı gördüm. ayakkabı boyacılığı yapıyordu.
bu murat arkadaşım ilkokulda iken sınıfın en başarılı öğrencisiydi. her sınavda tulum çıkarırdı zehir gibiydi. müthiş zeki idi. sınıfta en popüler kişiydi haliyle. onu o halde görünce şaşırdım tabi. bu kadar başarılı bir öğrenci olan murat arkadaşım nasıl ayakkabı boyar dedim kendimce. ''abi parlatalım mı?'' dedi bana.
- murat beni tanımadın mı kardeşim? ben ilkokul arkadaşın .....!
- vay kardeşim, nasılsın iyimisin. özlemişim seni gel bir iki laf edelim.
- çok iyi olurdu ama zamanım yok kardeşim, 15 dakika sonra otobüsüm kalkacak.
- hayrola yolculuk ne tarafa?
- askere gidiyorum kardeşim nasipse.
- hayırlı teskereler kardeşim. sağ sağlim dönersin inşallah.
- inşallah kardeşim.
konuşulması gereken ayaküstü muhabbetten sonra, sormaya çekindiğim, hatta anlamadığım şekilde utandığım soruyu yönelttim;
- murat yanlış anlamazsan bişey sorucam sana kardeşim?
- tabi, buyur sor .......?
- kardeşim sen bizim sınıfın hatta okulun en başarılı öğrencisiydin, kusura bakma ama bu ayakkabı boyacılığı da nerden çıktı? yanlış anlama bunu küçük bir şey olarak görmüyorum ama seni ben daha farklı yerlerde düşünüyordum kardeşim. bana imkansız gibi geliyo ama puanı falan mı tutturamadın yoksa öss'de?
hüzünlendi bu. kendimi daha kötü hissetmeme neden olan bir hale büründü. boynunu büktü, oturduğu yerde sanki küçüldü gitti boynunu bükünce. sonra bir iç çekti, başını kaldırdı, yüzüne kederli bir tebessüm takındı ve dedi ki:
- ne puanı ......, ben liseye bile gidemedim kardeşim!
- neden???
- işte nedeni bu!!!
dizlerinin üzerindeki örtüyü kaldırdı. birde ne göreyim iki bacağı birden yok. o öyle bir şok hali ki. ilkokulda iken tenefüste top oynadığımız arkadaşımın bacakları yoktu! o yaşıma kadar o hissi hiç yaşamamıştım. kelimelerle ifade etmek çok güç. boğazım düğümlendi yutkunamadım bile. o an hiçbirşey demeden arkama bakmadan kaçmak istedim. yüzüne bile bakamadım arkadaşımın. gözlerimi kaçırarak kısık bir sesle;
- nasıl oldu?
- çok büyük bir motor kazası geçirdim. kamyonun altında kalmış bacaklarım. hastanede gözlerimi açınca bacaklarımı kestiklerini gördüm. maddi durumumuzu biliyosun kardeşim. anadan yok babadan yok, annem yaşlı bir kadın zaten. babamda hasta. birde benden küçük beş kardeşim var. velhasıl bu halde bile çalışmam gerekti.kaderimiz böyleymiş ne yapalım kardeşim okuyamadık. şimdi zamanın yok, daha sonra uzun uzun konuşuruz bunları. hadi sen otobüsünü kaçırma.
onu doğru düzdün teselli edecek konuşmayı bile yapamadım. teselli edilecek hali yoktu zaten olan olmuş. o mahal'den bir an önce uzaklaşmak için, saatime bakar gibi yapıp;
- kardeşim otobüsüm kalkmak üzere. inan çok üzüldüm ama sen güçlü bir insansın. bunu da atlatırsın. herşeye göğüs gerersin. bir kardeşinde benim unutma. hadi allah'a (a.c.) emanetsin kardeşim.
- eyvallah kardeşim sende allah'a(a.c.) emanetsin. selametle.
oradan uzaklaşırken arkama dönüp bakamadım. o tabloyu bir daha görmek istemedim. çünkü bu tür şeyler ileriden bakınca daha acı görünüyor. otobüsteki yerimi bulana kadar kendimi zor tuttum. yerime oturduktan sonra yaslanmak için yanımda getirdiğim yastığa yüzümü gömerek sessis sessiz ağladım. etrafımdaki yolcular ''sayılı gün geçer üzülme asker'' diye teselli ettiler beni. gözyaşlarımın asıl sebebini söylemedim gerek te yoktu. kafamda milyon tane düşünceyle askere uğurladım kendimi. ama askerliğim boyunca o günkü kadar zor bir gün daha geçirmedim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar