bugün
- ecevit denince akla gelen şeyler26
- evanjelist5
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması30
- türk rock grupları5
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı18
- nick vermeden bir yazara seslen8
- kıymalı domatesli biberli soğanlı yumurta4
- seçim öncesi klişeler2
- evlilik6
- yeni zelanda doları2
- feto4
- dikili bir ağacının olmaması5
- hewal ebo10
- sözlükte kız olduğunu belli eden kızların amacı3
- birader avanosta mı sorunsalı2
- mustafa kemal atatürk5
- miçotakis'in bm de türkiye mesajı6
- türkiye fransa maçı saat 21 45 te atv de3
- türkçe vs arapça vs farsça3
- simko315
- sarışın bir bayanla sevişmek3
- cuma günü akşam tek başına yapılacak aktiviteler7
- orospu çocuğu abdullah öcalan5
- asgari ücretle geçinip vatan millet savunmak8
- apoya villa yapılmasını destekleyen akpliler3
- simko3 memduh başkan dna testi kampanyası10
- ateist bir erkekle evlenir miydiniz3
- alternatif türkçe rock müziğin iyice kaybolması5
- arapça rock2
- slim sigaraların yasaklanacak olmasını takmamanız2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin35
- cedidacer7
- sözlükte ki türk düşmanları10
- manifest6
- ölüm orucu5
- meksika açmazı macerası8
- memduh bashgan10
- rakıya verilen paranın göze batmaması5
- türkiye 0 7 fransa5
- bir diktatörü diktatör yapan şeyler7
- allah bize salat etti3
- çok şükür ki atatürkçü ve tırk değilim5
- cuma akşamı istanbul trafiği2
- türk olmayan türkler5
- cuma akşam evde kalan yazarlar2
- apoya küfür edince deliren akpli2
- kafayı bir yere çarpıp sonra gülmek6
- karnıkara2
- israil azerbaycan kardeşliği4
- türklerin dinsiz bir millet olması4
efendim rivayet olunur ki (bkz: muhyiddin ibn-i arabi) anadolu'ya geldiği esnada; 'alimlerin sultanı' olarak adlandırılan babası bahaiddin veled'in ardından yürüyen mevlana'yı ömr-ü hayatında ilk -ve son- defa görmüş ve demiştir ki:
'şu kaderin cilvesine bakın ki, koskoca bir umman bir denizin ardında yol almakta'
ve gene rivayet olunur ki; hayatlarında tek bir kez karşılaşmış olan yunus emre ile mevlana'nın arasında mevlana'nın mesnevi'sini okuması için yunus'a vermesine müteakip şöyle bir diyalog vuku bulmuştur:
M: nasıl buldun ya Yunus?
Y: çok güzel yazmışsın ama sözü uzatmışsın üstadım, ben yerinde olsaydım:
'ete kemiğe büründüm,
yunus oluban göründüm' derdim sadece!
gene de kanımca, bir rivayetten ibaret olan bu hadise, yunus emre'nin farsça bildiğine dair elimizde güçlü veriler olmaması dayanarak, çok da olası bir ihtimal olarak görülmemektedir.
Gene 'Allah'ın hakkı üçtür' diyerek son bir rivayet ile sözümüzü noktayalım:
Efendim derler ki; malum-u vechiliniz, 'tebriz'in güneşi' olarak addettiğimiz mevlana'nın kader ve yol ortağı olan şems ve mevlana gene muhabbetlerinden birindedirler. ikisi gene uzun ve olabildiğine ateşli bir tartışmaya dalmışlartır, ama gelip görünüz ki; mevlana durmaksızın konuşmakta, şems ise sessiz ve tabir-i caizse babacan bir ifadeyle bıyık altından hafif bir gülümsemeyle dinlemektedir kardeşini. Bunun üzerine mevlana dayanamayarak şöyle buyurur:
'ya şems; ben onca tefekküre daldım; okudum, yazdım, e haliyle Allah'ın izniyle, kendimce bazı sonuçlara da hasıl oldum; benim ki ilim değil midir ki, sen ağzını açıp da tek bir söz olsun etmiyorsun onca söylediklerime?
şems-i tebrizi hazretleri, işte bunun üzerine ağzına açar.. Velhasıl iyi ki de açar; ki bu vesileyle bizi de asıl ilimle karşılaştırır:
'sende ki ilim ben de hal olmuştur ya mevlana, suskunluğum bu yüzdendir...'
efendim gene rivayet ederler ki; işte (bkz: ilmihal) kelimesi ilk kez bu olay üzerine insanlıkla tanışmış ve şems'in insanlığa bu güzel hediyesi günümüze kadar gelebilmiştir...
gökten gene her zaman ki gibi üç elma düşmüş; ve gene her zaman ki gibi nasibi olanlar bunları kapmışlardır. Ama gelin ufak bir değişiklik yapalım bu sefer; mesela nasibi dahilinde bu elmaları kapanlar bu sefer elmalarını o ilk dağıtımda nasibi olmayanlarla paylaşmak suretiyle, onları da, tabii ki gene Allah'ın izniyle, nasib dairesi içine soksunlar...
kimbilir belki böyle yaparsak sadece 'onlar' değil herkes erer muradına...
edit: efendim mevlana çoğunluğun yanıldığı üzere türk değildir. Kendisi acem yani farsi (günümüz iran'ı) olup tüm eserlerini de bu dilde vermiştir, çağdaşı olan (bkz: yunus emre) ile arasındaki en büyük fark da işte buradan doğar.
Velhasıl-ı kelam kendisinin türk veya acem olması gönlümüzdeki yerine hiçbir şekilde şerh düşürmemekle beraber gene de inceden 'keşke' ile başlayan bir iç geçirmeye de tabi kılmaktadır çoğumuzu, en azından şahsımı...
'şu kaderin cilvesine bakın ki, koskoca bir umman bir denizin ardında yol almakta'
ve gene rivayet olunur ki; hayatlarında tek bir kez karşılaşmış olan yunus emre ile mevlana'nın arasında mevlana'nın mesnevi'sini okuması için yunus'a vermesine müteakip şöyle bir diyalog vuku bulmuştur:
M: nasıl buldun ya Yunus?
Y: çok güzel yazmışsın ama sözü uzatmışsın üstadım, ben yerinde olsaydım:
'ete kemiğe büründüm,
yunus oluban göründüm' derdim sadece!
gene de kanımca, bir rivayetten ibaret olan bu hadise, yunus emre'nin farsça bildiğine dair elimizde güçlü veriler olmaması dayanarak, çok da olası bir ihtimal olarak görülmemektedir.
Gene 'Allah'ın hakkı üçtür' diyerek son bir rivayet ile sözümüzü noktayalım:
Efendim derler ki; malum-u vechiliniz, 'tebriz'in güneşi' olarak addettiğimiz mevlana'nın kader ve yol ortağı olan şems ve mevlana gene muhabbetlerinden birindedirler. ikisi gene uzun ve olabildiğine ateşli bir tartışmaya dalmışlartır, ama gelip görünüz ki; mevlana durmaksızın konuşmakta, şems ise sessiz ve tabir-i caizse babacan bir ifadeyle bıyık altından hafif bir gülümsemeyle dinlemektedir kardeşini. Bunun üzerine mevlana dayanamayarak şöyle buyurur:
'ya şems; ben onca tefekküre daldım; okudum, yazdım, e haliyle Allah'ın izniyle, kendimce bazı sonuçlara da hasıl oldum; benim ki ilim değil midir ki, sen ağzını açıp da tek bir söz olsun etmiyorsun onca söylediklerime?
şems-i tebrizi hazretleri, işte bunun üzerine ağzına açar.. Velhasıl iyi ki de açar; ki bu vesileyle bizi de asıl ilimle karşılaştırır:
'sende ki ilim ben de hal olmuştur ya mevlana, suskunluğum bu yüzdendir...'
efendim gene rivayet ederler ki; işte (bkz: ilmihal) kelimesi ilk kez bu olay üzerine insanlıkla tanışmış ve şems'in insanlığa bu güzel hediyesi günümüze kadar gelebilmiştir...
gökten gene her zaman ki gibi üç elma düşmüş; ve gene her zaman ki gibi nasibi olanlar bunları kapmışlardır. Ama gelin ufak bir değişiklik yapalım bu sefer; mesela nasibi dahilinde bu elmaları kapanlar bu sefer elmalarını o ilk dağıtımda nasibi olmayanlarla paylaşmak suretiyle, onları da, tabii ki gene Allah'ın izniyle, nasib dairesi içine soksunlar...
kimbilir belki böyle yaparsak sadece 'onlar' değil herkes erer muradına...
edit: efendim mevlana çoğunluğun yanıldığı üzere türk değildir. Kendisi acem yani farsi (günümüz iran'ı) olup tüm eserlerini de bu dilde vermiştir, çağdaşı olan (bkz: yunus emre) ile arasındaki en büyük fark da işte buradan doğar.
Velhasıl-ı kelam kendisinin türk veya acem olması gönlümüzdeki yerine hiçbir şekilde şerh düşürmemekle beraber gene de inceden 'keşke' ile başlayan bir iç geçirmeye de tabi kılmaktadır çoğumuzu, en azından şahsımı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar