bugün
- lahmacunu elle yiyen kız16
- balkonu camla kaplatmak6
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- güne bir şarkı bırak18
- babalar günü5
- elmas bey biraderin çaylak olması2
- ciddi ilişki piyasasının çöküşü2
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- milli takımımızın balonu patladı5
- biraaaaaader3
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- üniversite sınavına geç kalmak3
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek3
- yazarların en sevdiği meyve9
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda5
- ona bir şey söyle18
- erkek parfüm önerileri3
- rabbin para vermesi3
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır2
- avanos ta çömlek yapmayı denemek3
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım2
- asosyal olmanın sebepleri7
- 42 bin entry girmek5
- 21 haziran 2026 tunus japonya maçı3
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı2
- apo asılsın mı asılmasın mı4
- kuran-ı kerim5
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- öküz gibi içen boylu poslu kız3
- sarrah brahmi2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı50
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- ismet gurbuz 20242
- 2026 dünya kupası15
- sedat bey pekmez birader3
- seni hayata bağlayan şey12
- sömürgeci batının barbarlık tarihi2
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- başına belayı satın almak5
- paraguay oyuncusunun hakemin saatini yerden alması2
- 21 haziran 2026 ekvador curuçao maçı2
- avrupa birliği3
- kılıçdaroğlu'na 13 yıl boyunca oy vermiş insan3
- pornoyu bırakmak3
- seksten sonra bira içmek3
- az bilinen muhteşem şarkılar2
- en havalı ingilizce kelimeler3
- als hastalarına erken tanı uyarısı2
taksim meydanı'ndaki oturma eylemine doğru yol alırken, vitrindeki televizyonların hepsinde, onun soğuk betonun üzerinde yüz üstü yığıldığı görüntüsü yayınlanıyordu.
üstü gazetelerle kapatılmıştı. nasıl ki, kurbanlıklar kesilince, kullanılan bıçak onların bedenlerinin üzerine bırakılır, hırant'ın da üzeri kaleme aldığı cümlelerle kapatılmış, ironik bir görüntü çıkmıştı ortaya.
ayakkabısının altındaki delik, yaşadığı ülkede, kof beyinleri ikna etmek, onlara barışı öğretebilmek için aşındırdığı onca yolun sonunda oluşmuştu muhtemelen.istese çok daha farklı yaşayabilirdi tabi. kimliğini unutup, sistemle çatışmadan varlık içinde yaşamını sürdürebilirdi. ama o mütevazi bir yaşamı seçti. kimliğini seçti. onurlu bir yaşamı seçti, barışı, özgürlüğü seçti...
onu ancak bu şekilde mücadelesinden vazgeçirebilirlerdi, nitekim öyle de yaptılar.
şimdi cansız bedeni, kaldırım kadar soğuk ve yerde...
kahpe bir insanın, kahpe kurşunuyla savunmasız bir haldeyken, ensesinden sıkılmıştı kurşun. çünkü onunla göz göze gelebilecek cesareti, yüreği yoktu katilin. öyle bir ayarlanmıştı ki namlu; hrant,
bir daha düşünmeyecekti, bir daha insanlara doğruları anlatmaya çalışamayacaktı, bir daha konuşamaycaktı, bir daha ne anlatmaya çalıştığının meailini açıklayamayacaktı kimelere. ama katil/katiller, o günün yüzbinlerce hırant dink'i doğuracağını hesap edememişlerdi. fikir sahipleri öldürülse bile, fikirlerinin baki kalacağını hesap edememişerdi.
o gün,
gece, ayrı bir karanlıktı. gökyüzü olabildiğince uzaklaşmış, kahpe insanların üstünü kaplamaktan kaçınmıştı adeta. kaldırımlar yastaydı.
sokaklar sessizdi.
düşüncelere, kelimelere, bütün yüklemlere ket vurulmuştu.
gökyüzünde beyaz güvercinlerden başka kuş uçmuyordu. hepsi sanki; "onu siz anlayamadınız, biz de aldık" diye mesaj veriyorlardı.
betonun soğukluğunu taşıyordu Hırant. yerde uzanan o görüntü, aynı zamanda bu ülkenin adaletiydi, akp'siydi, sistemiyidi, düşüncesiydi.
özellikle belli gruplar tarafından hedef gösterildiği halde, onu koruyamayan; kahpe katilini, -sokaklarda bir deri bir kemik it gibi gezerken- hapislerde domuz gibi besleyen hatta cezasını hafifletmek için yaşını küçük gösteren raporlar düzenleyen, düşünceyi ve düşünce adamını yok etmeye çalışan kuklalarla, bayraklar önünde poz veren,
bir zihniyetin varlığı
oysa hırant, sistemin tüm alçaklığından haberdardı ama yılmamıştı, yıllarca izlenmesine rağman bildiği doğrunun peşini bırakmamıştı. tehditlere aldırmamıştı. çünkü o her şeye rağmen yaşadığı toprağı seviyordu, gitmeye hiç niyeti yoktu. bir derviş misali gezip, anlatmak istiyordu. onu anlamaları için elinden gelse kapı kapı dolaşacaktı. o da biliyordu, kof beyinlere, lümpen düşünce yığınlarına, bir takım beyinsiz insan sürüsüne, kendi kendine mukayese edemeyip, ezberletilen cümlelerle hareket edenlere derdini anlatmanın zorluğunu. fakat nafile, anlaşılmadan kopardılar onu bizden.
o artık,
öten kuşların cıvıltısında,
yaprakları savuran esrik bir rüzgarın uğultusunda,
gökyüzünün iyi insanlara görünen o güzel maviliğinde,
insan eli deymemiş güzide ormanların yeşilliğinde,
kirlenmemiş kalplerin en şiddetli atımında,
bir bebeğe söylenen ninninin melodisinde,
en güzel şiirlerin mısralarında,
ağıtlarımızd
özgürlüğü temsil eden güvercinin masum beyazlığında yaşayacak...
üstü gazetelerle kapatılmıştı. nasıl ki, kurbanlıklar kesilince, kullanılan bıçak onların bedenlerinin üzerine bırakılır, hırant'ın da üzeri kaleme aldığı cümlelerle kapatılmış, ironik bir görüntü çıkmıştı ortaya.
ayakkabısının altındaki delik, yaşadığı ülkede, kof beyinleri ikna etmek, onlara barışı öğretebilmek için aşındırdığı onca yolun sonunda oluşmuştu muhtemelen.istese çok daha farklı yaşayabilirdi tabi. kimliğini unutup, sistemle çatışmadan varlık içinde yaşamını sürdürebilirdi. ama o mütevazi bir yaşamı seçti. kimliğini seçti. onurlu bir yaşamı seçti, barışı, özgürlüğü seçti...
onu ancak bu şekilde mücadelesinden vazgeçirebilirlerdi, nitekim öyle de yaptılar.
şimdi cansız bedeni, kaldırım kadar soğuk ve yerde...
kahpe bir insanın, kahpe kurşunuyla savunmasız bir haldeyken, ensesinden sıkılmıştı kurşun. çünkü onunla göz göze gelebilecek cesareti, yüreği yoktu katilin. öyle bir ayarlanmıştı ki namlu; hrant,
bir daha düşünmeyecekti, bir daha insanlara doğruları anlatmaya çalışamayacaktı, bir daha konuşamaycaktı, bir daha ne anlatmaya çalıştığının meailini açıklayamayacaktı kimelere. ama katil/katiller, o günün yüzbinlerce hırant dink'i doğuracağını hesap edememişlerdi. fikir sahipleri öldürülse bile, fikirlerinin baki kalacağını hesap edememişerdi.
o gün,
gece, ayrı bir karanlıktı. gökyüzü olabildiğince uzaklaşmış, kahpe insanların üstünü kaplamaktan kaçınmıştı adeta. kaldırımlar yastaydı.
sokaklar sessizdi.
düşüncelere, kelimelere, bütün yüklemlere ket vurulmuştu.
gökyüzünde beyaz güvercinlerden başka kuş uçmuyordu. hepsi sanki; "onu siz anlayamadınız, biz de aldık" diye mesaj veriyorlardı.
betonun soğukluğunu taşıyordu Hırant. yerde uzanan o görüntü, aynı zamanda bu ülkenin adaletiydi, akp'siydi, sistemiyidi, düşüncesiydi.
özellikle belli gruplar tarafından hedef gösterildiği halde, onu koruyamayan; kahpe katilini, -sokaklarda bir deri bir kemik it gibi gezerken- hapislerde domuz gibi besleyen hatta cezasını hafifletmek için yaşını küçük gösteren raporlar düzenleyen, düşünceyi ve düşünce adamını yok etmeye çalışan kuklalarla, bayraklar önünde poz veren,
bir zihniyetin varlığı
oysa hırant, sistemin tüm alçaklığından haberdardı ama yılmamıştı, yıllarca izlenmesine rağman bildiği doğrunun peşini bırakmamıştı. tehditlere aldırmamıştı. çünkü o her şeye rağmen yaşadığı toprağı seviyordu, gitmeye hiç niyeti yoktu. bir derviş misali gezip, anlatmak istiyordu. onu anlamaları için elinden gelse kapı kapı dolaşacaktı. o da biliyordu, kof beyinlere, lümpen düşünce yığınlarına, bir takım beyinsiz insan sürüsüne, kendi kendine mukayese edemeyip, ezberletilen cümlelerle hareket edenlere derdini anlatmanın zorluğunu. fakat nafile, anlaşılmadan kopardılar onu bizden.
o artık,
öten kuşların cıvıltısında,
yaprakları savuran esrik bir rüzgarın uğultusunda,
gökyüzünün iyi insanlara görünen o güzel maviliğinde,
insan eli deymemiş güzide ormanların yeşilliğinde,
kirlenmemiş kalplerin en şiddetli atımında,
bir bebeğe söylenen ninninin melodisinde,
en güzel şiirlerin mısralarında,
ağıtlarımızd
özgürlüğü temsil eden güvercinin masum beyazlığında yaşayacak...
Gündemdeki Haberler