bugün
- dün gece sözlükte yaşanan akıl almaz olay8
- trump'ın erdoğan'ı yine övmesi5
- yağmurlu havaları seven insan5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- iş yerindeki orospu çocukları5
- ingilizce bilmeyen akademisyenler5
- purgatory2
- mora katliamı2
- true nickli yazar22
- bahar feyzan3
- asrın soygunu10
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- selam verilen kızın siklememesi3
- yazılımcıların flört edememesi6
- sabahları sevilen şeyler9
- tai lung vs gocu22
- kader2
- yağmur sabahında2
- manisada okul saldırısı18
- sabahları nefret edilen şeyler7
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor20
- habire1227
- kürtler asimile edilmelidir11
- meb'in usule aykırı ücret dağıtması2
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok28
- bekarlığın avantajları3
- analı avratlı sözlük kavgaları8
- sözlüktekiler kaç yaşında9
- kullanıcı adı değişmiyor3
- sarı poşet kudurtması13
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı17
- evliliği ayakta tutan güçler13
- 1 gocu'ya 4 kişi dalması7
- et döner dürüm9
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- tuvaletin evin dışında olması6
- kadınların reddedemediği teklifler6
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum8
- bu ne soğuk amk5
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- teslimiyet4
- marimar2
- yanlışlıkla plaj şemsiyesine diklemesine oturmak6
- gocusuz bir sözlük5
- 27 ocak 2027 psg galatasaray maçı2
- işler eskisi gibi değil kesat mı kesat2
- ölümden korkuyor musunuz34
- sürekli birilerine cevap yetiştirmek9
- sözlükte kavga olacak hissi4
- claudian clouds42
taksim meydanı'ndaki oturma eylemine doğru yol alırken, vitrindeki televizyonların hepsinde, onun soğuk betonun üzerinde yüz üstü yığıldığı görüntüsü yayınlanıyordu.
üstü gazetelerle kapatılmıştı. nasıl ki, kurbanlıklar kesilince, kullanılan bıçak onların bedenlerinin üzerine bırakılır, hırant'ın da üzeri kaleme aldığı cümlelerle kapatılmış, ironik bir görüntü çıkmıştı ortaya.
ayakkabısının altındaki delik, yaşadığı ülkede, kof beyinleri ikna etmek, onlara barışı öğretebilmek için aşındırdığı onca yolun sonunda oluşmuştu muhtemelen.istese çok daha farklı yaşayabilirdi tabi. kimliğini unutup, sistemle çatışmadan varlık içinde yaşamını sürdürebilirdi. ama o mütevazi bir yaşamı seçti. kimliğini seçti. onurlu bir yaşamı seçti, barışı, özgürlüğü seçti...
onu ancak bu şekilde mücadelesinden vazgeçirebilirlerdi, nitekim öyle de yaptılar.
şimdi cansız bedeni, kaldırım kadar soğuk ve yerde...
kahpe bir insanın, kahpe kurşunuyla savunmasız bir haldeyken, ensesinden sıkılmıştı kurşun. çünkü onunla göz göze gelebilecek cesareti, yüreği yoktu katilin. öyle bir ayarlanmıştı ki namlu; hrant,
bir daha düşünmeyecekti, bir daha insanlara doğruları anlatmaya çalışamayacaktı, bir daha konuşamaycaktı, bir daha ne anlatmaya çalıştığının meailini açıklayamayacaktı kimelere. ama katil/katiller, o günün yüzbinlerce hırant dink'i doğuracağını hesap edememişlerdi. fikir sahipleri öldürülse bile, fikirlerinin baki kalacağını hesap edememişerdi.
o gün,
gece, ayrı bir karanlıktı. gökyüzü olabildiğince uzaklaşmış, kahpe insanların üstünü kaplamaktan kaçınmıştı adeta. kaldırımlar yastaydı.
sokaklar sessizdi.
düşüncelere, kelimelere, bütün yüklemlere ket vurulmuştu.
gökyüzünde beyaz güvercinlerden başka kuş uçmuyordu. hepsi sanki; "onu siz anlayamadınız, biz de aldık" diye mesaj veriyorlardı.
betonun soğukluğunu taşıyordu Hırant. yerde uzanan o görüntü, aynı zamanda bu ülkenin adaletiydi, akp'siydi, sistemiyidi, düşüncesiydi.
özellikle belli gruplar tarafından hedef gösterildiği halde, onu koruyamayan; kahpe katilini, -sokaklarda bir deri bir kemik it gibi gezerken- hapislerde domuz gibi besleyen hatta cezasını hafifletmek için yaşını küçük gösteren raporlar düzenleyen, düşünceyi ve düşünce adamını yok etmeye çalışan kuklalarla, bayraklar önünde poz veren,
bir zihniyetin varlığı
oysa hırant, sistemin tüm alçaklığından haberdardı ama yılmamıştı, yıllarca izlenmesine rağman bildiği doğrunun peşini bırakmamıştı. tehditlere aldırmamıştı. çünkü o her şeye rağmen yaşadığı toprağı seviyordu, gitmeye hiç niyeti yoktu. bir derviş misali gezip, anlatmak istiyordu. onu anlamaları için elinden gelse kapı kapı dolaşacaktı. o da biliyordu, kof beyinlere, lümpen düşünce yığınlarına, bir takım beyinsiz insan sürüsüne, kendi kendine mukayese edemeyip, ezberletilen cümlelerle hareket edenlere derdini anlatmanın zorluğunu. fakat nafile, anlaşılmadan kopardılar onu bizden.
o artık,
öten kuşların cıvıltısında,
yaprakları savuran esrik bir rüzgarın uğultusunda,
gökyüzünün iyi insanlara görünen o güzel maviliğinde,
insan eli deymemiş güzide ormanların yeşilliğinde,
kirlenmemiş kalplerin en şiddetli atımında,
bir bebeğe söylenen ninninin melodisinde,
en güzel şiirlerin mısralarında,
ağıtlarımızd
özgürlüğü temsil eden güvercinin masum beyazlığında yaşayacak...
üstü gazetelerle kapatılmıştı. nasıl ki, kurbanlıklar kesilince, kullanılan bıçak onların bedenlerinin üzerine bırakılır, hırant'ın da üzeri kaleme aldığı cümlelerle kapatılmış, ironik bir görüntü çıkmıştı ortaya.
ayakkabısının altındaki delik, yaşadığı ülkede, kof beyinleri ikna etmek, onlara barışı öğretebilmek için aşındırdığı onca yolun sonunda oluşmuştu muhtemelen.istese çok daha farklı yaşayabilirdi tabi. kimliğini unutup, sistemle çatışmadan varlık içinde yaşamını sürdürebilirdi. ama o mütevazi bir yaşamı seçti. kimliğini seçti. onurlu bir yaşamı seçti, barışı, özgürlüğü seçti...
onu ancak bu şekilde mücadelesinden vazgeçirebilirlerdi, nitekim öyle de yaptılar.
şimdi cansız bedeni, kaldırım kadar soğuk ve yerde...
kahpe bir insanın, kahpe kurşunuyla savunmasız bir haldeyken, ensesinden sıkılmıştı kurşun. çünkü onunla göz göze gelebilecek cesareti, yüreği yoktu katilin. öyle bir ayarlanmıştı ki namlu; hrant,
bir daha düşünmeyecekti, bir daha insanlara doğruları anlatmaya çalışamayacaktı, bir daha konuşamaycaktı, bir daha ne anlatmaya çalıştığının meailini açıklayamayacaktı kimelere. ama katil/katiller, o günün yüzbinlerce hırant dink'i doğuracağını hesap edememişlerdi. fikir sahipleri öldürülse bile, fikirlerinin baki kalacağını hesap edememişerdi.
o gün,
gece, ayrı bir karanlıktı. gökyüzü olabildiğince uzaklaşmış, kahpe insanların üstünü kaplamaktan kaçınmıştı adeta. kaldırımlar yastaydı.
sokaklar sessizdi.
düşüncelere, kelimelere, bütün yüklemlere ket vurulmuştu.
gökyüzünde beyaz güvercinlerden başka kuş uçmuyordu. hepsi sanki; "onu siz anlayamadınız, biz de aldık" diye mesaj veriyorlardı.
betonun soğukluğunu taşıyordu Hırant. yerde uzanan o görüntü, aynı zamanda bu ülkenin adaletiydi, akp'siydi, sistemiyidi, düşüncesiydi.
özellikle belli gruplar tarafından hedef gösterildiği halde, onu koruyamayan; kahpe katilini, -sokaklarda bir deri bir kemik it gibi gezerken- hapislerde domuz gibi besleyen hatta cezasını hafifletmek için yaşını küçük gösteren raporlar düzenleyen, düşünceyi ve düşünce adamını yok etmeye çalışan kuklalarla, bayraklar önünde poz veren,
bir zihniyetin varlığı
oysa hırant, sistemin tüm alçaklığından haberdardı ama yılmamıştı, yıllarca izlenmesine rağman bildiği doğrunun peşini bırakmamıştı. tehditlere aldırmamıştı. çünkü o her şeye rağmen yaşadığı toprağı seviyordu, gitmeye hiç niyeti yoktu. bir derviş misali gezip, anlatmak istiyordu. onu anlamaları için elinden gelse kapı kapı dolaşacaktı. o da biliyordu, kof beyinlere, lümpen düşünce yığınlarına, bir takım beyinsiz insan sürüsüne, kendi kendine mukayese edemeyip, ezberletilen cümlelerle hareket edenlere derdini anlatmanın zorluğunu. fakat nafile, anlaşılmadan kopardılar onu bizden.
o artık,
öten kuşların cıvıltısında,
yaprakları savuran esrik bir rüzgarın uğultusunda,
gökyüzünün iyi insanlara görünen o güzel maviliğinde,
insan eli deymemiş güzide ormanların yeşilliğinde,
kirlenmemiş kalplerin en şiddetli atımında,
bir bebeğe söylenen ninninin melodisinde,
en güzel şiirlerin mısralarında,
ağıtlarımızd
özgürlüğü temsil eden güvercinin masum beyazlığında yaşayacak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar