bugün
- laik teyzelerin fenotipi34
- huzursuz insan3
- 2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri6
- elif şafak3
- sözlüğü bırakıyorum ajitasyonu4
- mansur yavaş11
- bir insanı hayatının merkezine koymak7
- 3 numara saç kirli sakal3
- davranışlardaki küçük ayrıntıları kafaya takmak3
- akp oyları yüzde 10'un üzerinde10
- islam barış dinidir13
- 23 ağustos 2026 alanyaspor beşiktaş maçı4
- halil konakçı'nın hatay işgalini savunması4
- baba parasıyla hava atan insan3
- kalp ritmini hızlandıran şeyler3
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım18
- boykot3
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- beton kemalist olmak5
- kendi aralarında anket yapıp iktidar olma heyecanı3
- yeni parti8
- madencilerin beştepe'ye yürüyeceğiz demesi6
- ilk tek tanrılı kutsal kitap4
- türkiyede genç siyasetçi olmaması6
- y chp2
- tayyip erdoğan'a oy vermeye karar vermek8
- nuh ve tufan hikayesinin tora daki kıssası6
- futbol15
- süleymancıların almanya da domuz eti yedirmesi2
- iyi parti zafer partisi ittifakı6
- anahtar partisi büyük birlik partisi ittifakı7
- 23 ağustos 2026 trabzonspor başakşehir maçı2
- sarapci koala8
- anın fotoğrafı2
- hukuk okuyan tiplerin biraz ezik olması9
- ellerim bos gonlum hos12
- ak partililerin apo sevdası6
- süper lig8
- nervio varıdı nerede o13
- gömlek değiştirir gibi ideoloji değiştiren tip5
- sözlüğün en güzel kız yazarı8
- windows 84
- ibrahim peygamberin tora daki kıssası4
- yazarların favori oyun karakteri15
- zengin bir erkekle evlenmek isteyen kadınlar4
- gurbetçi yazarlar2
- enayimiknatisii7
- osuruktan şiirler89
- 1948 arap israil savaşı12
- hande erçel'in giydiği beyaz elbise5
sevdiği entry'ler
Tutuklu: On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu. Yoksul düşmüştük. Annem terzilik yapıyordu, zar zor geçiniyorduk. Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk. Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu. Bayram geldi. Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı. Bir pantolonla bir gömlek dikti. Sabah erkenden kalkıp giyindim. Bir gün önceden sözleşmiştik, iki arkadaşım beni evden alacaklar, birlikte bayram yerine gidecektik. Atlı karıncaya, kiralık bisikletlere binecektik, tatlıcıda tatlı yiyecektik. Belki sinemaya da gidecektik. Annemden para istedim. Paramız yok oğlum, dedi. Çılgına dönmüştüm, arkadaşlarım neredeyse geleceklerdi. Onlara ne diyebilirdim? Parasız olduğumuzu, bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyleyemezdim ya... Hırçınlaşmıştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım. Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı. Bula bula bir lira buldu. Kadıncağızın bir lirası kalmıştı yalnız, bütün parası oydu. O bir lirayı bana uzattı: Haydi giyin, dedi, Bir lira yetmez mi? ... Bir lira o zaman büyük paraydı. Oraya buraya attığım elbiselerimi ayakkabılarımı topladım. Yeniden giyindim, paramı cebime koyup arkadaşlarımı beklemeye başladım. Geldiler. Biraz oturdular. Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı, öptü. Sonra: Haydi artık gidin! dedi. Güzel güzel eğlenin!
Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken evimize baktım, annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu. O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum. Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma: Ben gelmeyeceğim dedim. Neden olduğunu anlamadılar. Biri: Paran yok ondan gelmiyorsun. dedi, alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim: işte para! dedim. Beni orada bırakıp gittiler. Sokaklara gelişi güzel dalarak bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım, sonra gözlerimi sildim,elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm. Annem beni görünce: Neden döndün? diye sordu. Canım istemedi,dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı, parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben ağlamıyordum artık. Sokakta doya doya ağlamıştım. Annemin yüzünü öptüm, ağlamamasını söyledim. (Susar, dalar, düşünür) Artık üzüntülü değildim. Bayram yerine gidemediği için üzülmek benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı. Olgun bir adam olmuştum birdenbire.
Oyunun Adı : içerdekiler
Yazarı: Melih Cevdet ANDAY
Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken evimize baktım, annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu. O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum. Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma: Ben gelmeyeceğim dedim. Neden olduğunu anlamadılar. Biri: Paran yok ondan gelmiyorsun. dedi, alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim: işte para! dedim. Beni orada bırakıp gittiler. Sokaklara gelişi güzel dalarak bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım, sonra gözlerimi sildim,elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm. Annem beni görünce: Neden döndün? diye sordu. Canım istemedi,dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı, parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben ağlamıyordum artık. Sokakta doya doya ağlamıştım. Annemin yüzünü öptüm, ağlamamasını söyledim. (Susar, dalar, düşünür) Artık üzüntülü değildim. Bayram yerine gidemediği için üzülmek benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı. Olgun bir adam olmuştum birdenbire.
Oyunun Adı : içerdekiler
Yazarı: Melih Cevdet ANDAY
lyrics'ine son noktayı koymak istiyorum. internette dolaşan sır diye çevirilen türkçe ingilizce versiyonlar farklı bir şarkıya ait çevirilerdir. ortalıkta dolaşan çevirisi beğenilen şarkı da budur.` https://youtu.be/U_rRMRrBgBo`
hayır yunanca bilmiyorsunuz ama sözlerde hiç mi bi gariplik hissetmedi bu kadar insan merak ediyorum.
Maria Farantouri'ye ait olanın gerçek sözleri şöyledir.
Stis erotisis thes n'apantisis, na lisis griphus palius
Stis anamnisis thelis na klisis tis gis tus agrius palmus.
Mikres i leksis, pos na to khoresis t'akrivo mistiko
Ki an den to kheris, oso ki an to thelis, den boro na s'to po.
Zitas na mathis, na ksedipsasis apo tis gis tin pigi
M'afta pou kseris panda mathenis, den ekhi akri i afği.
Mes ti zoi su, mono eki thimisu, tha ti vris tin klosti
Aftin pou ipheni, o, ti mas zesteni ki anaseni i psikhi
Ki an skotiniazi kapu kharazi, makria i mera ksipna
ki an sinnephiazi mi se tromazi, krata to phos i kardia.
Ki ap'ta asteria pefti mes ta kheria stala stala i photia
Kratas t'asteria mes ta du su kheria, mi zitas pio polla.
Ke kapio vradi stele karavi ston ksekhasmeno gialo
Oniru khadi vale simadi, mi phovithis ton kero.
Nero ke diosmo potise ton kosmo, mono afto su zito.
Dio philla diosmo kharise ston kosmo, sose to mistiko.
evet türkçem çok kötü olduğu için ne kadar düzgün çevirebilirim o da ayrı bir konu olsa da haydi başlayalım
Cevaplamak istiyorsun soruları çözmek istiyorsun hatıralardaki eski bulmacaları
Aramak istiyorsun dünyanın hiddetli darbelerini
Bilmiyorsan küçük kelimeleri nasıl ağır sırları tutacaksın
ve sen istesen bile, bilmiyorsan, söyleyemem.
öğrenmeyi arzulayacaksın susuzluğunu gidereceksin yeryüzünün kaynağından
bildiğin öğrendiğin şeylerle şafağın sonu yok.
Hayatın içinde sadece orada hatırlayacaksın
ne bulacağını bu ipliklerde dokunan bizi bunaltan ve soluklandıran ruhu
bir yerde kararıyorsa gün, bir yerlerde doğuyor
eğer bulutlanıyorsa gün korkma tut kalbine ışığı
ve yıldızlardan damla damla düşüyor ışık avuçlarına
ellerine tutuyorsun yıldızları bundan daha fazlasını isteme ( sorma)
bir gece gönder kayığı unutulmuş kıyıya
rüyanın okşayışı, bir işaret koy korkma havadan
Su ve naneyle besle dünyayı sadece bunu istiyorum senden
iki yaprak nane bağışla dünyaya kurtar sırrı
üzgünüm hayalinizdeki sözleri şuan yerle bir ettiğim için ama gerçeği budur.
hayır yunanca bilmiyorsunuz ama sözlerde hiç mi bi gariplik hissetmedi bu kadar insan merak ediyorum.
Maria Farantouri'ye ait olanın gerçek sözleri şöyledir.
Stis erotisis thes n'apantisis, na lisis griphus palius
Stis anamnisis thelis na klisis tis gis tus agrius palmus.
Mikres i leksis, pos na to khoresis t'akrivo mistiko
Ki an den to kheris, oso ki an to thelis, den boro na s'to po.
Zitas na mathis, na ksedipsasis apo tis gis tin pigi
M'afta pou kseris panda mathenis, den ekhi akri i afği.
Mes ti zoi su, mono eki thimisu, tha ti vris tin klosti
Aftin pou ipheni, o, ti mas zesteni ki anaseni i psikhi
Ki an skotiniazi kapu kharazi, makria i mera ksipna
ki an sinnephiazi mi se tromazi, krata to phos i kardia.
Ki ap'ta asteria pefti mes ta kheria stala stala i photia
Kratas t'asteria mes ta du su kheria, mi zitas pio polla.
Ke kapio vradi stele karavi ston ksekhasmeno gialo
Oniru khadi vale simadi, mi phovithis ton kero.
Nero ke diosmo potise ton kosmo, mono afto su zito.
Dio philla diosmo kharise ston kosmo, sose to mistiko.
evet türkçem çok kötü olduğu için ne kadar düzgün çevirebilirim o da ayrı bir konu olsa da haydi başlayalım
Cevaplamak istiyorsun soruları çözmek istiyorsun hatıralardaki eski bulmacaları
Aramak istiyorsun dünyanın hiddetli darbelerini
Bilmiyorsan küçük kelimeleri nasıl ağır sırları tutacaksın
ve sen istesen bile, bilmiyorsan, söyleyemem.
öğrenmeyi arzulayacaksın susuzluğunu gidereceksin yeryüzünün kaynağından
bildiğin öğrendiğin şeylerle şafağın sonu yok.
Hayatın içinde sadece orada hatırlayacaksın
ne bulacağını bu ipliklerde dokunan bizi bunaltan ve soluklandıran ruhu
bir yerde kararıyorsa gün, bir yerlerde doğuyor
eğer bulutlanıyorsa gün korkma tut kalbine ışığı
ve yıldızlardan damla damla düşüyor ışık avuçlarına
ellerine tutuyorsun yıldızları bundan daha fazlasını isteme ( sorma)
bir gece gönder kayığı unutulmuş kıyıya
rüyanın okşayışı, bir işaret koy korkma havadan
Su ve naneyle besle dünyayı sadece bunu istiyorum senden
iki yaprak nane bağışla dünyaya kurtar sırrı
üzgünüm hayalinizdeki sözleri şuan yerle bir ettiğim için ama gerçeği budur.
--spoiler--
gazzeye yardım götüren mavi marmara gemisindeki hadiseyle ilgili iki haftadır çok şey yazıldı çizildi. kimi, israilin topyekûn ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi, kimi israildeki aşırı sağcı iktidarın olaylara sebebiyet verdiğini ifade etti; kimileri ise geminin israil makamlarından izin alması gerektiğinin üzerinde durdu. ama tarihte yaşanmış bir trajedi vardı ki kimse bunu dile getirmedi. geçmiş bilinmeden şimdinin yorumu hakkaniyetle yapılmaz.
hatırlara dahi gelmeyen bu olay struma gemisi faciasıydı. tam 770 talihsiz insan hitlerin zulmünden filistine kaçıyordu. aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların olduğu bu insanlar dünyanın gözü önünde katledildiler. insanlığın yüz karası bu durum dünya insanlığının tekrar tekrar hatırlaması gereken durumdur.
tarihler 14 aralık 1941i gösterirken struma gemisi, marmara açıklarında türkiye karasularında arızalandı. gemidekiler arızanın giderilmesini ümitle beklediler. nazi almanyası da öbür taraftan gemidekilerle ilgili olumsuz propaganda yürütüyordu. hatta hitleri ziyaret eden dönemin kudüs müftüsü hacı emin hüseyinin bu ziyareti acaba hitlerin katliamlarına zemin teşkil ettiğini söyleyebilir miyiz? benim zulmüm meşrudur türünden bir manzara yaratan bu acı tablo ileriki yıllarda zulüm kamplarıyla ne yazık ki yüz binlerce, milyonlarca masum insanın hayatına mal olacaktı.
naziler, bir ara bu 770 yahudi insanını türk makamlarından istediler. türkiye yolcuları bir gerekçeyle hitlere teslim etmedi. ancak, türk makamları prosedürde kaçak görünen bu gemidekileri karaya alsa, yardımcı olsa suçlu konuma düşüp almanya ile savaş tehlikesine girebilirdi.
struma gemisindeki tedirgin bekleyiş sürerken dünyanın hâlâ kılı kıpırdamıyordu. bu zavallı insanlar ne karaya çıkartılıyor ne de gemi motoru tamir edilip gönderiliyordu. yolcuların hepsi sağlıklıydı. fakat günlerce denizin ortasında aç susuz beklemekten ve tuvalet ihtiyaçlarını güverteye yapmaktan dizanteri hastalığına yakalandılar.
istanbuldaki yahudi cemaati lideri rıfat karako ve simon brodun gemiye çıkmasına izin verildi. yahudi cemaatinin iki lideri gemiye çıkınca gemidekiler ağlamaya başladılar. bu iki insanın etrafına doluştular, kimisi ise onları öpmek istedi. rıfat karako ve simon brod da gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamadılar.
türk dışişleri bakanlığı ankaradaki ingiliz büyükelçisine, bu insanların filistine ulaştırılması noktasında ilgilenmelerini söyledi. ancak, ingiltere büyükelçisi knatcbull huggesen bunun mümkün olamayacağını bildirdi. avrupa hâlâ suskundu. aynı şekilde arap ülkeleri de.
türkiye, ingilterenin red cevabı karşısında harekete geçme kararı aldı. 65 gün boyunca yolcular iyice kırıldılar. gemi kokudan geçilmiyordu. türk makamları 70 günün sonunda sarayburnundaki karantinalı gemiye römorkör yaklaştırıp çekme kararı aldı. arızalı motor tamir edilmek üzere söküldü. gemi karadenize doğru çekildi. bunun üzerine yolcular büyük bir çarşafa şöyle yazdılar:
yaşasın türkiye cumhuriyeti!... kurtarın bizi!...
tarihler 24 şubat 1942yi gösteriyor. saat sabahın 9u...
struma, hüzünlü görüntüsüyle karadeniz açıklarında bekliyor. kapkara, paslı, metalik geminin üzerinde çöküntü halinde, bükülmüş insan gölgeleri göze çarpıyor.
ressam salvador daliye, hüznün resmini çiz dense, işte çaresiz hüzün. küçücük çocuklar, yaşlı insanlar kara gölgelere dönüşmüşler. koca dünya üç aydır ağlaşan aç susuz insanlara çare olamıyor bir caninin elinden kurtulmaya çalışan insanlar dünyanın acımasızlığına terk ediliyor.
bu arada kudüs müftüsü hacı emin hüseyin hitlerle görüşmesini sürdürüyor resmi iyi okumak lazım. dünya insanlığı benim zulmüm meşrudur anlayışından kurtulmadığı sürece tanrıya hesap verecektir.
struma gemisi sabah saatlerinde dehşet bir gürültüyle patlıyor. insanların bedeni cesede dönüşüyor. ceset parçaları koca denizi bir anda kırmızıya boğuyor. gemi darmadağın oluyor. dünya rahatlıyor. çünkü artık kendilerinden yardım isteyecek kimsecikler yok. 766 insan denizin soğuk derinliklerinde gözden kayboluyor. bu arada insanlık vicdanı da
mavi marmara gemisindeki olayları yorumlarken resme iyi bakalım. ben bu yazıyı yazarken israilde on binlerce cesur israilli mavi marmara gemisine yapılan saldırıyı barış öncüsü ishak rabin meydanında protesto ediyordu struma gemisindeki çaresiz bekleyişe insanlık tarafından hiçbir protesto olmamıştı. resmi iyi okumak gerekmiyor mu?
mavi marmara gemisinde bulunan gazeteci bir arkadaşım anlattı... israil yetkilisi bu işin sonu ne olacak, şimdi şu olanlar iyi mi oldu, ne düşünüyorsunuz bu konuda deyince, gemideki aktivistlerden biri israil yetkilisine, israil haritadan silinmediği sürece bu devam eder, hepiniz ortadoğudan sürülmelisiniz diye bağırmış.
ahmet altan bu durumu şöyle ifade ediyor:
ben senin kökünü kurutacağım, seni bu topraklardan sileceğim dersen bu savaş bitmez, bitmediği gibi kendini sürekli tehlikede hisseden israilde korku büyür ve o korkuyla insanlar budalaların şiddetine sığınmak zorunda kalırlar. kendilerini yok etmek isteyen düşmanlarla kuşatıldığına, varlığını savunabilmek için sürekli şiddete başvurmak gerektiğine inanan israilliler, barışı, dostluğu, anlaşmayı savunan diğer israillilere kızıyorlar, onları suçluyorlar.
eğer insani değerlere, insan hayatına sahip çıkıyorsak, israilli insanların var olma ve yaşama hakkına da sahip çıkmalıyız.
ömer faruk reca
--spoiler--
gazzeye yardım götüren mavi marmara gemisindeki hadiseyle ilgili iki haftadır çok şey yazıldı çizildi. kimi, israilin topyekûn ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi, kimi israildeki aşırı sağcı iktidarın olaylara sebebiyet verdiğini ifade etti; kimileri ise geminin israil makamlarından izin alması gerektiğinin üzerinde durdu. ama tarihte yaşanmış bir trajedi vardı ki kimse bunu dile getirmedi. geçmiş bilinmeden şimdinin yorumu hakkaniyetle yapılmaz.
hatırlara dahi gelmeyen bu olay struma gemisi faciasıydı. tam 770 talihsiz insan hitlerin zulmünden filistine kaçıyordu. aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların olduğu bu insanlar dünyanın gözü önünde katledildiler. insanlığın yüz karası bu durum dünya insanlığının tekrar tekrar hatırlaması gereken durumdur.
tarihler 14 aralık 1941i gösterirken struma gemisi, marmara açıklarında türkiye karasularında arızalandı. gemidekiler arızanın giderilmesini ümitle beklediler. nazi almanyası da öbür taraftan gemidekilerle ilgili olumsuz propaganda yürütüyordu. hatta hitleri ziyaret eden dönemin kudüs müftüsü hacı emin hüseyinin bu ziyareti acaba hitlerin katliamlarına zemin teşkil ettiğini söyleyebilir miyiz? benim zulmüm meşrudur türünden bir manzara yaratan bu acı tablo ileriki yıllarda zulüm kamplarıyla ne yazık ki yüz binlerce, milyonlarca masum insanın hayatına mal olacaktı.
naziler, bir ara bu 770 yahudi insanını türk makamlarından istediler. türkiye yolcuları bir gerekçeyle hitlere teslim etmedi. ancak, türk makamları prosedürde kaçak görünen bu gemidekileri karaya alsa, yardımcı olsa suçlu konuma düşüp almanya ile savaş tehlikesine girebilirdi.
struma gemisindeki tedirgin bekleyiş sürerken dünyanın hâlâ kılı kıpırdamıyordu. bu zavallı insanlar ne karaya çıkartılıyor ne de gemi motoru tamir edilip gönderiliyordu. yolcuların hepsi sağlıklıydı. fakat günlerce denizin ortasında aç susuz beklemekten ve tuvalet ihtiyaçlarını güverteye yapmaktan dizanteri hastalığına yakalandılar.
istanbuldaki yahudi cemaati lideri rıfat karako ve simon brodun gemiye çıkmasına izin verildi. yahudi cemaatinin iki lideri gemiye çıkınca gemidekiler ağlamaya başladılar. bu iki insanın etrafına doluştular, kimisi ise onları öpmek istedi. rıfat karako ve simon brod da gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamadılar.
türk dışişleri bakanlığı ankaradaki ingiliz büyükelçisine, bu insanların filistine ulaştırılması noktasında ilgilenmelerini söyledi. ancak, ingiltere büyükelçisi knatcbull huggesen bunun mümkün olamayacağını bildirdi. avrupa hâlâ suskundu. aynı şekilde arap ülkeleri de.
türkiye, ingilterenin red cevabı karşısında harekete geçme kararı aldı. 65 gün boyunca yolcular iyice kırıldılar. gemi kokudan geçilmiyordu. türk makamları 70 günün sonunda sarayburnundaki karantinalı gemiye römorkör yaklaştırıp çekme kararı aldı. arızalı motor tamir edilmek üzere söküldü. gemi karadenize doğru çekildi. bunun üzerine yolcular büyük bir çarşafa şöyle yazdılar:
yaşasın türkiye cumhuriyeti!... kurtarın bizi!...
tarihler 24 şubat 1942yi gösteriyor. saat sabahın 9u...
struma, hüzünlü görüntüsüyle karadeniz açıklarında bekliyor. kapkara, paslı, metalik geminin üzerinde çöküntü halinde, bükülmüş insan gölgeleri göze çarpıyor.
ressam salvador daliye, hüznün resmini çiz dense, işte çaresiz hüzün. küçücük çocuklar, yaşlı insanlar kara gölgelere dönüşmüşler. koca dünya üç aydır ağlaşan aç susuz insanlara çare olamıyor bir caninin elinden kurtulmaya çalışan insanlar dünyanın acımasızlığına terk ediliyor.
bu arada kudüs müftüsü hacı emin hüseyin hitlerle görüşmesini sürdürüyor resmi iyi okumak lazım. dünya insanlığı benim zulmüm meşrudur anlayışından kurtulmadığı sürece tanrıya hesap verecektir.
struma gemisi sabah saatlerinde dehşet bir gürültüyle patlıyor. insanların bedeni cesede dönüşüyor. ceset parçaları koca denizi bir anda kırmızıya boğuyor. gemi darmadağın oluyor. dünya rahatlıyor. çünkü artık kendilerinden yardım isteyecek kimsecikler yok. 766 insan denizin soğuk derinliklerinde gözden kayboluyor. bu arada insanlık vicdanı da
mavi marmara gemisindeki olayları yorumlarken resme iyi bakalım. ben bu yazıyı yazarken israilde on binlerce cesur israilli mavi marmara gemisine yapılan saldırıyı barış öncüsü ishak rabin meydanında protesto ediyordu struma gemisindeki çaresiz bekleyişe insanlık tarafından hiçbir protesto olmamıştı. resmi iyi okumak gerekmiyor mu?
mavi marmara gemisinde bulunan gazeteci bir arkadaşım anlattı... israil yetkilisi bu işin sonu ne olacak, şimdi şu olanlar iyi mi oldu, ne düşünüyorsunuz bu konuda deyince, gemideki aktivistlerden biri israil yetkilisine, israil haritadan silinmediği sürece bu devam eder, hepiniz ortadoğudan sürülmelisiniz diye bağırmış.
ahmet altan bu durumu şöyle ifade ediyor:
ben senin kökünü kurutacağım, seni bu topraklardan sileceğim dersen bu savaş bitmez, bitmediği gibi kendini sürekli tehlikede hisseden israilde korku büyür ve o korkuyla insanlar budalaların şiddetine sığınmak zorunda kalırlar. kendilerini yok etmek isteyen düşmanlarla kuşatıldığına, varlığını savunabilmek için sürekli şiddete başvurmak gerektiğine inanan israilliler, barışı, dostluğu, anlaşmayı savunan diğer israillilere kızıyorlar, onları suçluyorlar.
eğer insani değerlere, insan hayatına sahip çıkıyorsak, israilli insanların var olma ve yaşama hakkına da sahip çıkmalıyız.
ömer faruk reca
--spoiler--