bugün
- 18 haziran 20263
- sedat pekmez6
- abur cuburlara gelen olağanüstü zam5
- islam düşmanlarına epstein şoku7
- aşırı sinirli olmak5
- sude sendromu8
- arap emperyalizmi2
- finlandiya ve isveç'in nato üyeliği3
- şu anda ne yapıyorsun14
- cristiano ronaldo vs lionel messi3
- isim koyarken çocuğunu düşünmeyen aile4
- takıntılı biri olmak5
- sigara içen erkek karizması4
- iş verenlerin aç gözlü olması4
- bursa da navigasyonun yanlış yolu göstermesi2
- okulda zorunlu flüt eğitimi2
- arda güler egosu3
- 24 yaşında erkek 18 yaşında kız ilişkisi5
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- 30 lu yaşlar11
- sözlükte altın günü yapmak11
- erkeklerin kadınsılaşması9
- bir şeyler söyle11
- üstteki yazarın nicki ile akrostiş yaz8
- 17 haziran 2026 avrupa parlamentosu'nun raporu2
- yeni insanlarla tanışmak istememek6
- eşek sucuğu16
- yaşlanınca bana kim bakacak sorunsalı6
- insanın bu hayattaki amacı17
- insanların gözlem yapmaması7
- yalnızlıktan kafayı yiyen insan7
- ayağına kaldırım taşı bağlanan caretta caretta3
- kimseyi memnun edememek12
- aşık yorguni10
- üşenirken yapılan saçmalıklar7
- kız olarak doğmanın muazzam avantajı4
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması12
- şirinevler8
- flörtlerin ilişkiye dönmeme sebebi11
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle9
- trumpın savaşı eline yüzüne bulaştırması4
- kızartma yağından sabun yapmak8
- maldivler6
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- bir kezonun elinden zehir olsa yemek5
- flört edinmek7
- biraderleri üst üste koymak7
- dünyanın en güzel omleti5
- insanların gözleme yapmaması4
- 20 li yaşların çabuk geçmesi12
sevdiği entry'ler
"ya bi mutluyum bi mutsuz ekikikiki ^^ " hastalığı değildir. özellikle manik döneme girildiğinde insanlar sonradan çok pişman olabilecekleri işler yapabiliyorlar. çok fazla konuşabiliyorlar mesela. buna logore deniyor. çok ama çok fazla çağeışımsal konuşabiliyorlar. fikir uçuşmaları, aşırı mutluluk. kendilerini olduklarından daha büyük görebiliyorlar mesela. buna grandiyözite deniyor. mesela birini yoldan çevirip "sen amerikayı şimdi trump mı yönetiyor sanıyorsun? ben seçtirdim onu. ön planda değilim ama ben yönetiyorum ne sandın?" gibi düşünceler..
duyduğum en uç vaka bir hocamın yeğeni miydi neydi... rusyaya gidiyor. bi anda manik döneme geçiyor ve adam yok ortada. ne ölü ne diri. aranıyor taranıyor, rüşvet bile veriliyor bi yerlere bulunsun diye. sonra manik dönemden çıkınca kendisi dönüyor. yaklaşık bir ay* rusya da evsizlerle beraber yaşıyor. vs vs.
bi hastaya da "pişman olduğunuz şeyler yaptınız mı?" dediğimde, böyle kıs kıs gülerek "ne sen sor ne ben söyleyeyim.." demişti. ben de üstelememiştim ama o gülüş belli ediyor her şeyi.
sözün özü "hastalıktır" hava atma aracı değil. ve bu hastalıklar günlük hayatınızı etkiliyorsa hastalıktır. mesela bu yüzden okula gidemiyorsan, işini yapamıyorsan vs vs.
duyduğum en uç vaka bir hocamın yeğeni miydi neydi... rusyaya gidiyor. bi anda manik döneme geçiyor ve adam yok ortada. ne ölü ne diri. aranıyor taranıyor, rüşvet bile veriliyor bi yerlere bulunsun diye. sonra manik dönemden çıkınca kendisi dönüyor. yaklaşık bir ay* rusya da evsizlerle beraber yaşıyor. vs vs.
bi hastaya da "pişman olduğunuz şeyler yaptınız mı?" dediğimde, böyle kıs kıs gülerek "ne sen sor ne ben söyleyeyim.." demişti. ben de üstelememiştim ama o gülüş belli ediyor her şeyi.
sözün özü "hastalıktır" hava atma aracı değil. ve bu hastalıklar günlük hayatınızı etkiliyorsa hastalıktır. mesela bu yüzden okula gidemiyorsan, işini yapamıyorsan vs vs.
--spoiler--
Kara gözlerinde mahmurca gülüş,
Gayrı uyanılmaz uykunda mısın..?
Başın yastıktan kayıp, toprağa düşmüş,
Şehadet yolunun ufkunda mısın..?
Çizgilerle dolu ellerin yüzün,
Bilmem ki sen kaç yaşındasın ?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın ?
Dudakların sanki bir şey söylüyor,
Sen artık ölüm makamında mısın ?
Melekler dahi sana özeniyor,
Cennette döşenmiş tahtında mısın..?
lisan çıldırıyor, dil nasıl döner ? ben bu gece başıma büyük bir balyoz yedim... ne desem bilmiyorum, şu anda hangi kelimeleri tesbih tanesi misali sıralayacağımı bilmiyorum...
sana nasıl bir ölüm yazısı yazayım ki ? sen zaten dudaklarında tatlı bir tebessümle bıraktın kendini ölümün kucağına... henüz 20 yaşındaydın... ama ölüm, yaş ayırt etmiyor ki, bir anda - tak - diye kapıyı çalıveriyor ! seninle bir ara konuşmayı kesmiştim, bana tipik seri malı kadınlardan gibi gözükmüştün. fakat bunun öyle olmadığını daha sonra anladığımda iş işten geçmişti, sen bir trafik kazası geçirmiştin, neyse ki ağır yaralı olarak atlatmıştın. fakat ölümün trafik kazasından olmayacaktı, bunu sen de biliyordun...
ben çok duygusal bir adam değilim burcu ! bak bunu sen de biliyorsun... şu anda sen öldün, fakat ben sanki yaşıyormuşsun gibi bu yazıyı sana yazıyorum...
yahu ne oldu sana ? allah ! deyip şöyle bir doğrulsana !!
burcu kalkamaz, dirilemez mi ? odası mühürlü girilemez mi ?
öyle olsun madem !
girilemesin bakalım...
velhasıl kelâm, diyordun ki, ben rüyamda hep aynı yeri görüyorum...
''ne görüyorsun demiştim ?''
''bir mezar diyordun... '' belli ki yakında gideceğim '' -
saçmalama burcu, sen kimsin ki allah sana rüyanda ölümünü göstersin, sen evliya mısın ? - demiş, kendi ölümümüzü şöyle tayin etmiştim zihnimde ve sana da söylemiştim hoşuna gitmişti; - ah inşallah - demiştin;
ben 63 yaşındayım. sen de benim yanımdasın. ( sana söylediğim gibi, 63' ten fazla yaşamak ahlâksızlıktır ) ben büyük doğu davasını ilerletmişim, ve hatta memleketin başındayım, ( nasılsa hayal kurmak bedava ) belki de sen first leydi' sin. aracımızdan iner inmez benim üzerime yağmur gibi kurşun boşaltıyorlar, haddinden fazla mermi kuvözden sekiyor da biri senin başına isabet ediyor. böylece çekip gidiyoruz dünya sahnesinden, cenazemiz çok kalabalık oluyor...
olmadı.
mümkün olmadı.
bu da, ben tek başıma kurşunlanacağım anlamına geliyor ki, yanımda sen olmayacaksın.
hoş, gideceğimiz yer bir tabi...
çok sevdiğimiz, hayran olduğumuz, fikirlerimizin şekillenmesine sebeb olan necip fazıl' ın bir dizesi şu anda kulaklarımda yankılanıyor;
- sanki kulağıma gaipten bir ses, buluşmalar kaldı mahşere diyor -
biz seninle mahşerde buluşacağız.
sen, çok arzuladığın bir yere gittin, sadece 2 dakika göz yaşı döktüm arkandan, tamam kızma ! vallahi fazla ağlamadım. sadece 2 dakika. sonra gazeteden biri aradı, lenin' e küfretmişim bir yazımda ben güya, o kısmı çıkaralım mı dediler, 2 dakika da onlara ağladım...
- senin parladığın dönemleri göremeyeceğim için çok üzülüyorum - demiştin.
yavrucuğum ne parlaması, beni bu gece söndürdün sen. çivi misali, olduğum yere çaktın beni. sen gittin, e beni de şu dünyada anlayan akvam-ı nisvam güruhunun içinden tek kadın olan sen, beni anlayan tek kadın, e sen de çekip gittin !
5 yaşındaki bir fotoğrafın... sapsarı uzun saçların, limon renginde kaşların, öyle sevimli.
şimdi o kız, toprağın altında, taze ölü öyle mi ?
çok sevdiğin malcolm x' le aynı günde öldün.
21 şubat benim hayatımda her zaman büyük hadiselerin gerçekleştiği bir gün olmuştu.
21 şubat' ta biz, 2001' de her şeyimizi kaybetmiştik.
21 şubat 2010' da ben seni de kaybettim.
yo, aslında kazandım.
bana gönderilmemiş mektuplar yazmıştın. '' ben öldükten sonra okuyacaksın onları '' diye.
nasıl cesaret edip okurum ben şimdi o mektupları ?
trafik kazası geçirdikten sonra iyileşmiş evinde yatıyordun. '' ben öleceğim hissediyorum '' diyordun. her seferinde tersliyordum seni, - haddini aşma - diyordum, allah kur' anında buyurmuyor mu;
'' içinizden hiç kimse, ne türlü belaya düçar olursa olsun ölümü temenni etmesin ! ''
ama sen hayatı sevmiyordun. ailen varsıldı, parası vardı, fakat onların arasında mutlu değildin. itü' deki profesör hocan, yanında taşıdığın sezai karakoç ve necip fazıl kitaplarını görünce - bu gericileri mi okuyorsun - demiş, sen de - terbiyesizlik yapmayın o gerici dediğiniz adamlar benim hayat felsefemi oluşturdular - diyerek onu terslemiştin. aynı günün akşamı profesör, babana telefon açmıştı;
- bravo ! mükemmel bir vatan haini yetiştirmişsiniz...
bir kaç gün sonra;
- kadir ben akciğer kanseriyim - dedin.
- yalan söylüyorsun burcu ! - dedim.
cevabın gülümsemek oldu... doğru söylüyordun, ölüme gülümsüyordun...
ve 18 şubat...
- kadir bir rüya gördüm -
- ne gördün burcu -
- 21' inde gidiyorum '' dedin...
- gideceksin biliyorum, ama inşallah gecikir gidişin - dedim.
gecikeceğini umuyordum. bir kaç ay daha sadece. pier loti' de bir çay daha içmeden ölmeyecektin.
derken, 21 şubat 2010... pazar günü... rezil bir hava... üstüme bindikçe biniyor kasvet, ama senin öldüğünden, o gün öldüğünden habersizdim, söylememişlerdi. sakarya' ya gitmiştin, çok sevdiğin anneannen orada yatıyordu. kendine mezar yeri bile seçmiştin.
bugün, 23 şubat. benim hiç yaşamadan yitip giden baharım, taze toprağında bembeyaz kefeninin içinde uzanmış yatıyor şimdi. ama dudaklarında dünyaya ve bu ahmaklar sürüsüne alaycı bir tebessümle...
hey sakarya ! sana mı kaldı bu yük !
sana mı kaldı burcu' yu bağrına basmak ulan ?
ah burcu... sen bir öldün de, beni binbir öldürdün !
allah' ın rahmeti, sonsuz kere üzerine olsun !
sen artık zamansızlığı seçtin ve mekânsızlığa geçtin !
ve bir film açtım şimdi; yönetmen: mesut uçakan.
seninle izler gibi izliyorum...
filmin adını mı merak ediyorsun burcum ?
dur hemen söyleyeyim;
kelebekler sonsuza uçar...
kadir sarıkaya
--spoiler--
Kara gözlerinde mahmurca gülüş,
Gayrı uyanılmaz uykunda mısın..?
Başın yastıktan kayıp, toprağa düşmüş,
Şehadet yolunun ufkunda mısın..?
Çizgilerle dolu ellerin yüzün,
Bilmem ki sen kaç yaşındasın ?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün,
Acın dayanılmaz farkında mısın ?
Dudakların sanki bir şey söylüyor,
Sen artık ölüm makamında mısın ?
Melekler dahi sana özeniyor,
Cennette döşenmiş tahtında mısın..?
lisan çıldırıyor, dil nasıl döner ? ben bu gece başıma büyük bir balyoz yedim... ne desem bilmiyorum, şu anda hangi kelimeleri tesbih tanesi misali sıralayacağımı bilmiyorum...
sana nasıl bir ölüm yazısı yazayım ki ? sen zaten dudaklarında tatlı bir tebessümle bıraktın kendini ölümün kucağına... henüz 20 yaşındaydın... ama ölüm, yaş ayırt etmiyor ki, bir anda - tak - diye kapıyı çalıveriyor ! seninle bir ara konuşmayı kesmiştim, bana tipik seri malı kadınlardan gibi gözükmüştün. fakat bunun öyle olmadığını daha sonra anladığımda iş işten geçmişti, sen bir trafik kazası geçirmiştin, neyse ki ağır yaralı olarak atlatmıştın. fakat ölümün trafik kazasından olmayacaktı, bunu sen de biliyordun...
ben çok duygusal bir adam değilim burcu ! bak bunu sen de biliyorsun... şu anda sen öldün, fakat ben sanki yaşıyormuşsun gibi bu yazıyı sana yazıyorum...
yahu ne oldu sana ? allah ! deyip şöyle bir doğrulsana !!
burcu kalkamaz, dirilemez mi ? odası mühürlü girilemez mi ?
öyle olsun madem !
girilemesin bakalım...
velhasıl kelâm, diyordun ki, ben rüyamda hep aynı yeri görüyorum...
''ne görüyorsun demiştim ?''
''bir mezar diyordun... '' belli ki yakında gideceğim '' -
saçmalama burcu, sen kimsin ki allah sana rüyanda ölümünü göstersin, sen evliya mısın ? - demiş, kendi ölümümüzü şöyle tayin etmiştim zihnimde ve sana da söylemiştim hoşuna gitmişti; - ah inşallah - demiştin;
ben 63 yaşındayım. sen de benim yanımdasın. ( sana söylediğim gibi, 63' ten fazla yaşamak ahlâksızlıktır ) ben büyük doğu davasını ilerletmişim, ve hatta memleketin başındayım, ( nasılsa hayal kurmak bedava ) belki de sen first leydi' sin. aracımızdan iner inmez benim üzerime yağmur gibi kurşun boşaltıyorlar, haddinden fazla mermi kuvözden sekiyor da biri senin başına isabet ediyor. böylece çekip gidiyoruz dünya sahnesinden, cenazemiz çok kalabalık oluyor...
olmadı.
mümkün olmadı.
bu da, ben tek başıma kurşunlanacağım anlamına geliyor ki, yanımda sen olmayacaksın.
hoş, gideceğimiz yer bir tabi...
çok sevdiğimiz, hayran olduğumuz, fikirlerimizin şekillenmesine sebeb olan necip fazıl' ın bir dizesi şu anda kulaklarımda yankılanıyor;
- sanki kulağıma gaipten bir ses, buluşmalar kaldı mahşere diyor -
biz seninle mahşerde buluşacağız.
sen, çok arzuladığın bir yere gittin, sadece 2 dakika göz yaşı döktüm arkandan, tamam kızma ! vallahi fazla ağlamadım. sadece 2 dakika. sonra gazeteden biri aradı, lenin' e küfretmişim bir yazımda ben güya, o kısmı çıkaralım mı dediler, 2 dakika da onlara ağladım...
- senin parladığın dönemleri göremeyeceğim için çok üzülüyorum - demiştin.
yavrucuğum ne parlaması, beni bu gece söndürdün sen. çivi misali, olduğum yere çaktın beni. sen gittin, e beni de şu dünyada anlayan akvam-ı nisvam güruhunun içinden tek kadın olan sen, beni anlayan tek kadın, e sen de çekip gittin !
5 yaşındaki bir fotoğrafın... sapsarı uzun saçların, limon renginde kaşların, öyle sevimli.
şimdi o kız, toprağın altında, taze ölü öyle mi ?
çok sevdiğin malcolm x' le aynı günde öldün.
21 şubat benim hayatımda her zaman büyük hadiselerin gerçekleştiği bir gün olmuştu.
21 şubat' ta biz, 2001' de her şeyimizi kaybetmiştik.
21 şubat 2010' da ben seni de kaybettim.
yo, aslında kazandım.
bana gönderilmemiş mektuplar yazmıştın. '' ben öldükten sonra okuyacaksın onları '' diye.
nasıl cesaret edip okurum ben şimdi o mektupları ?
trafik kazası geçirdikten sonra iyileşmiş evinde yatıyordun. '' ben öleceğim hissediyorum '' diyordun. her seferinde tersliyordum seni, - haddini aşma - diyordum, allah kur' anında buyurmuyor mu;
'' içinizden hiç kimse, ne türlü belaya düçar olursa olsun ölümü temenni etmesin ! ''
ama sen hayatı sevmiyordun. ailen varsıldı, parası vardı, fakat onların arasında mutlu değildin. itü' deki profesör hocan, yanında taşıdığın sezai karakoç ve necip fazıl kitaplarını görünce - bu gericileri mi okuyorsun - demiş, sen de - terbiyesizlik yapmayın o gerici dediğiniz adamlar benim hayat felsefemi oluşturdular - diyerek onu terslemiştin. aynı günün akşamı profesör, babana telefon açmıştı;
- bravo ! mükemmel bir vatan haini yetiştirmişsiniz...
bir kaç gün sonra;
- kadir ben akciğer kanseriyim - dedin.
- yalan söylüyorsun burcu ! - dedim.
cevabın gülümsemek oldu... doğru söylüyordun, ölüme gülümsüyordun...
ve 18 şubat...
- kadir bir rüya gördüm -
- ne gördün burcu -
- 21' inde gidiyorum '' dedin...
- gideceksin biliyorum, ama inşallah gecikir gidişin - dedim.
gecikeceğini umuyordum. bir kaç ay daha sadece. pier loti' de bir çay daha içmeden ölmeyecektin.
derken, 21 şubat 2010... pazar günü... rezil bir hava... üstüme bindikçe biniyor kasvet, ama senin öldüğünden, o gün öldüğünden habersizdim, söylememişlerdi. sakarya' ya gitmiştin, çok sevdiğin anneannen orada yatıyordu. kendine mezar yeri bile seçmiştin.
bugün, 23 şubat. benim hiç yaşamadan yitip giden baharım, taze toprağında bembeyaz kefeninin içinde uzanmış yatıyor şimdi. ama dudaklarında dünyaya ve bu ahmaklar sürüsüne alaycı bir tebessümle...
hey sakarya ! sana mı kaldı bu yük !
sana mı kaldı burcu' yu bağrına basmak ulan ?
ah burcu... sen bir öldün de, beni binbir öldürdün !
allah' ın rahmeti, sonsuz kere üzerine olsun !
sen artık zamansızlığı seçtin ve mekânsızlığa geçtin !
ve bir film açtım şimdi; yönetmen: mesut uçakan.
seninle izler gibi izliyorum...
filmin adını mı merak ediyorsun burcum ?
dur hemen söyleyeyim;
kelebekler sonsuza uçar...
kadir sarıkaya
--spoiler--
tam bir dilber, tam bir ahu. insanın içine ateş düşüren cinsten bi kadın. evet.
http://www.shockblast.net...ily-ratajkowski-x-treats/
görsel
görsel
görsel
http://www.shockblast.net...ily-ratajkowski-x-treats/
görsel
görsel
görsel
daydream in blue ve heaven en başarılı parçaları olmakla beraber Sunny Delights, Who Is She, Cells, Goodbye Sun gibi parçalarıyla da gönülleri fethetmeyi başarmışlardır. güzel birşeyler dinlemek istiyorsanız bu adamlar işini biliyor, bakılmalı.
mesela: https://www.youtube.com/watch?v=vS3wTbXAPrQ
mesela: https://www.youtube.com/watch?v=vS3wTbXAPrQ
ufak bir diyologla her starbuckstan her kasiyerden geçerli bir taktikdir.
-öncelikle kasada sıraya girersiniz ve 1 ventiboy(büyük boy) kahve almak istediğinizi fakat o kahveyi 2 tall(ortaboy)'a koyulmasını rica edin. hiçbir starbucks calısanı ama hiçbiri hayır diyemez. venti boy filtre kahve 5.75dir ve arkadaşınızla beraber aldığınızda kişi başı 3 tl ye kahve içebilirsiniz.
sadece filtre kahvede değil 5-6 tl vererek tall boy white çaklıt mocha veya makiyato içebilirsiniz. aynı tatiktik onlardada işe yarıyor.
hatta bnm gözlerim 1 venti boy kahve alıp 4 short boy bardağa koyup içen öğrenci tayfa gördü. o biraz mallığa kaçıyor ama tall boy zaten 10 tl 2 tl daha verip venti alıp 2 tall boy yapabilirsiniz.
bu da sistemin bi hilesidir.
şukumu verin.
-öncelikle kasada sıraya girersiniz ve 1 ventiboy(büyük boy) kahve almak istediğinizi fakat o kahveyi 2 tall(ortaboy)'a koyulmasını rica edin. hiçbir starbucks calısanı ama hiçbiri hayır diyemez. venti boy filtre kahve 5.75dir ve arkadaşınızla beraber aldığınızda kişi başı 3 tl ye kahve içebilirsiniz.
sadece filtre kahvede değil 5-6 tl vererek tall boy white çaklıt mocha veya makiyato içebilirsiniz. aynı tatiktik onlardada işe yarıyor.
hatta bnm gözlerim 1 venti boy kahve alıp 4 short boy bardağa koyup içen öğrenci tayfa gördü. o biraz mallığa kaçıyor ama tall boy zaten 10 tl 2 tl daha verip venti alıp 2 tall boy yapabilirsiniz.
bu da sistemin bi hilesidir.
şukumu verin.
Güler.
Saçıyla oynar.
Dudağıyla oynar.
Sinirlenir.
Kollarını bağlar.
Oturuyorsa ayaklarını sallar.
Bakışlarını kaçırır.
Sesi titrer.
Konuyu değiştirir.
Parmaklarıyla oynar.
Ayağını yere sürter.
Gözbebekleri büyür.
Kızarır.
Nabız artar.
Nefes alış verişi artar.
Korkarak bakar.
Alakasız şeyler söyler.
Yapmacık davranır.
Omuzlarını kaldırır.
Konuşmadığı Zamanlar dudakları kapalıdır.
Birşey içmek ister.
Elleri titrer.
Zihin kas kordinasyonu bozulur.
Güven verici ifadeler kullanmaya Çalışır.
Soruya soruyla cevap verir.
Saçıyla oynar.
Dudağıyla oynar.
Sinirlenir.
Kollarını bağlar.
Oturuyorsa ayaklarını sallar.
Bakışlarını kaçırır.
Sesi titrer.
Konuyu değiştirir.
Parmaklarıyla oynar.
Ayağını yere sürter.
Gözbebekleri büyür.
Kızarır.
Nabız artar.
Nefes alış verişi artar.
Korkarak bakar.
Alakasız şeyler söyler.
Yapmacık davranır.
Omuzlarını kaldırır.
Konuşmadığı Zamanlar dudakları kapalıdır.
Birşey içmek ister.
Elleri titrer.
Zihin kas kordinasyonu bozulur.
Güven verici ifadeler kullanmaya Çalışır.
Soruya soruyla cevap verir.
sürekli bir şeyler yalamak isteme gibi sonuçlar doğuran bir çeşit cinsel bozukluk. aynı zamanda bir otobüste yanınızda oturan kimsenin hırkasının fermuarını yalamak gibi eylemlere sürükler. yalama dürtüsüne engel olamaz, kendini engelleyemez ve yalamak da elinde olan bir eylem değildir
görsel başka bir yeri merak eden var mı?
Ayağımız kaldı neyse monteleyeceksem kullanabilirim.
O oje ne aplaaaaa ayakta maşallah.
Ayağımız kaldı neyse monteleyeceksem kullanabilirim.
O oje ne aplaaaaa ayakta maşallah.
youtube'a video yüklemeye başlayalı bu işi çözdüm.
youtube'un 2 ayrı telif hakkı uyarısı var.
1)Telif hakkı ile korunan içerik para kazanılamaz
2)Telif hakkı ile korunan içerik para kazanılamaz, yüklediğiniz içerik dünya genelinde engellendi
1. maddedeki uyarı: hak sahibi bu işin telifini almış ama başkalarının paylaşmasına da izin veriyor. tabii bu izni, izlenme sayısı ile elde edilen gelirin telif hakkı sahibine yani kendisine gelmesi şartıyla vermiş...
bu uyarıyı şu tür şeylerle alabilirsiniz:
>>örneğin yüklediğiniz videoda telif hakkı ile korunan bir şarkı çalıyorsa bu uyarı gelir.
>>bir dizinin fragmanını yüklediğinizde bu uyarıyı alırsınız.
2. maddede ise: hak sahibi bu işin telifini almış ve kendinden başkasının paylaşmasına da izin vermiyor. paylaşıldığı an da yüklenen içerik otomatik olarak siliniyor. kimse de izleyemiyor.
bu uyarıyı da şu tür şeylerle alabilirsiniz:
>>şifreli/şifresiz farketmeksizin herhangi bir kanalda yayınlanan bir maçı kayıt programıyla kaydedip yüklediniz. o maç telif hakkı ile korunuyorsa tamamen siliniyor. mesela Beşiktaş-Benfica maçını kaydederseniz telif hakkı sahibi UEFA olur. Süper ligden kayıt yaparsanız hak sahibi muhtemelen LigTv veya TFF olabilir. sadece maçın 5 dakikasını dahi kaydetseniz bu işlem geçerli. anında siliniyor.
>>herhangi bir diziyi kaydederseniz de bu uyarıyla %95 karşılaşırsınız. popüler kanallarda yayınlanan dizilerde genelde bu kural geçerli.
youtube'un 2 ayrı telif hakkı uyarısı var.
1)Telif hakkı ile korunan içerik para kazanılamaz
2)Telif hakkı ile korunan içerik para kazanılamaz, yüklediğiniz içerik dünya genelinde engellendi
1. maddedeki uyarı: hak sahibi bu işin telifini almış ama başkalarının paylaşmasına da izin veriyor. tabii bu izni, izlenme sayısı ile elde edilen gelirin telif hakkı sahibine yani kendisine gelmesi şartıyla vermiş...
bu uyarıyı şu tür şeylerle alabilirsiniz:
>>örneğin yüklediğiniz videoda telif hakkı ile korunan bir şarkı çalıyorsa bu uyarı gelir.
>>bir dizinin fragmanını yüklediğinizde bu uyarıyı alırsınız.
2. maddede ise: hak sahibi bu işin telifini almış ve kendinden başkasının paylaşmasına da izin vermiyor. paylaşıldığı an da yüklenen içerik otomatik olarak siliniyor. kimse de izleyemiyor.
bu uyarıyı da şu tür şeylerle alabilirsiniz:
>>şifreli/şifresiz farketmeksizin herhangi bir kanalda yayınlanan bir maçı kayıt programıyla kaydedip yüklediniz. o maç telif hakkı ile korunuyorsa tamamen siliniyor. mesela Beşiktaş-Benfica maçını kaydederseniz telif hakkı sahibi UEFA olur. Süper ligden kayıt yaparsanız hak sahibi muhtemelen LigTv veya TFF olabilir. sadece maçın 5 dakikasını dahi kaydetseniz bu işlem geçerli. anında siliniyor.
>>herhangi bir diziyi kaydederseniz de bu uyarıyla %95 karşılaşırsınız. popüler kanallarda yayınlanan dizilerde genelde bu kural geçerli.
içinde buz ve kahve tanesi
yanında ince sarma puro ile yavaş yavaş yavaş ve keyifli bir şekilde içilir.
yanında ince sarma puro ile yavaş yavaş yavaş ve keyifli bir şekilde içilir.