bugün
- atatürk'ün boyunun 164cm olması16
- chp kapatılsın kampanyası6
- masklavi'nin düşünceleri18
- gammazlar çetesi17
- bisiklet marka tavsiyesi7
- chp'nin hali ne olacak46
- sıkıntı vermeyen akraba2
- hoşlanılan kızla buluşmadan önce eskorta gitmek3
- sevgiliden ayrılınca spor salonuna yazılan erkek2
- katatespizartmasi17
- gavurlar niye müslüman olmuyor10
- cemevinde arada lokma yemek vs dağıtılması2
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması7
- olasılıkları içinden en kötüsünü seçmek2
- düşen ekmeğin yağlı yüzünün halıya denk gelmesi2
- çarpık demokrasi4
- ciddi olunması gereken yerlerde gülme gelmesi2
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron18
- otobüsün son seferini kaçırmak4
- yeşil gözlü kız5
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek7
- sude sendromu5
- grok vs gemini vs chatgpt10
- kale3112 de olup true da olmayan ne var4
- iran'ın benim boğazımı kapaması2
- erkekte fizik mi giyim mi daha önemli12
- 24 haziran 2026 miami'ye 100 uzaylı inme ihtimali4
- türkiye de yaşanacak tek yerin izmir olması6
- sözlükte içinden geçeni özgürce yazamama5
- cilgincapkin26
- dam ittifakı5
- sedat pekmez43
- anın görüntüsü16
- düşünce akışını sözlere dökememek3
- nervio abla22
- 10 haziran 2026 beşiktaş bahçeşehir basketbol maçı2
- türkiye de en gereksiz meslek imamlık diyen kadın4
- 6 aydan uzun üyelerin çaylak olmaması2
- aptal insan tarifi4
- feministlerin sınırsız nafaka iptaline kızmaları14
- sözlükte yalnız bir hayat sürmek4
- aykut kocaman6
- attila ilhan2
- kızım seni seviyorum lan3
- gram altın10
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması19
- travmalarınızdan kurtulamazsınız2
- arzu edilene ulaşıldığında anlam ifade etmemesi2
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük19
- disclosure day2
entry'ler (129)
Aklı olan mitsubshi asx alır.
Bu kadar ucuz ama bu kadar donanımlı, yakıt cimrisi ve bakım gerektirmeyen bir araba yok daha türkiyede.
Bu kadar ucuz ama bu kadar donanımlı, yakıt cimrisi ve bakım gerektirmeyen bir araba yok daha türkiyede.
Alkol serbest mi?
Günah olmayan eylemdir. Günah olduğuna dair bir ayet varmı?
görsel
Mutlaka okumalısınız.
Mutlaka okumalısınız.
Depresyon kadınlarda şöyle ilerler;
Bunalım... Bunaalım... Bunu alım... Bunu alayım... Bunu da alayım... Bunu al bunu... Al bunu da... Bunu da bunu da...
Erkeklerde şöyle ilerler;
Bunalım... Bunalımdan çıkayım... Bununla çıkayım... Bununla da çıkayım... Hepsiyle çıkayım...
Bunalım... Bunaalım... Bunu alım... Bunu alayım... Bunu da alayım... Bunu al bunu... Al bunu da... Bunu da bunu da...
Erkeklerde şöyle ilerler;
Bunalım... Bunalımdan çıkayım... Bununla çıkayım... Bununla da çıkayım... Hepsiyle çıkayım...
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
ben sevmezdim dedim, yalan dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
duyamadım, derdim, tekrar et!
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
ben sevmezdim dedim, yalan dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
duyamadım, derdim, tekrar et!
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
kan kardeşim hilmiyle vakti zamanında ankaradaki dost kitapevinde bir tablo görmüştük; çarşafları buruşmuş bir yatak ve üzerinde bir keman..
bunun anlamını biliyormusun dedi hilmi..
hayır dedim..
dediki : burda dağınık bir yatakta bir kadın olmalıydı aslında keman yerine..ve bir keman kadın gibidir. dokunacağın doğru yeri bilirsen sana muhteşem sesler çıkartır..
doğru noktaya dokunursanız ve doğru yaklaşırsanız bütün kadınlar aslında peri kızıdır..o yüzden aşırı değeri doğru noktalara dokunarak verin pişman olmazsınız..:)
bunun anlamını biliyormusun dedi hilmi..
hayır dedim..
dediki : burda dağınık bir yatakta bir kadın olmalıydı aslında keman yerine..ve bir keman kadın gibidir. dokunacağın doğru yeri bilirsen sana muhteşem sesler çıkartır..
doğru noktaya dokunursanız ve doğru yaklaşırsanız bütün kadınlar aslında peri kızıdır..o yüzden aşırı değeri doğru noktalara dokunarak verin pişman olmazsınız..:)
Trabzonlu bir gelin alıp " geminin düşmesi".
http://www.biryudumkitap.com/
Son zamanlarda beni en çok gülümseten bişey bu site..
Sayfayı tıklıyosun ve siteye sadece mail adresinle üye olunca her sabah 8 de mailine güzel bir sözle günaydın mesajı ve okumak için her gün farklı bir kitaptan 5 dakikanı alacak kısa bir bölümü yolluyorlar..
Geçenlerde bi sabah yolladığı:
'' okumak, insana yüreğini anımsatır. cahit zarifoğlu şöyle der: "bir kalbiniz vardır, onu hatırlayınız." biz de her sabah bir ufak hatırlatma yapmak üzere, bir yudum kitap demeye devam ediyoruz sevgili okur. var olun. '
her sabah günaydın mesajı yollayan sevgili gibi.sabah saatlerinde telefona bir mail geliyor acıp bakıyorsun; daha önce okuduğun, okumayı planladığın ya da öncesinde varlığından haberdar olmadığın bir kitaptan bir alıntı..
bu sayede hem güzel bir günaydın temennisi alıyor hem henüz tanışmadığın kitapları tanımanı ya da okuyup unuttuğun kitapları yeniden anımsamanı sağlıyor. velhasılıkelam güzel bir uygulama.
Bence fikir olarak gerçekten harika. ben de dahil birçok insan her sabah "of yine mi iş" derken bir yandan da "acaba bu sabah ne paylaşmışlar" diye motive olabiliyor bir nebze de olsa.
Kimle paylaşsam bu siteyi diye düşündüm. Sözlükte ergen başlıklarına kurban olacak olsada buraya ekledim..
Son zamanlarda beni en çok gülümseten bişey bu site..
Sayfayı tıklıyosun ve siteye sadece mail adresinle üye olunca her sabah 8 de mailine güzel bir sözle günaydın mesajı ve okumak için her gün farklı bir kitaptan 5 dakikanı alacak kısa bir bölümü yolluyorlar..
Geçenlerde bi sabah yolladığı:
'' okumak, insana yüreğini anımsatır. cahit zarifoğlu şöyle der: "bir kalbiniz vardır, onu hatırlayınız." biz de her sabah bir ufak hatırlatma yapmak üzere, bir yudum kitap demeye devam ediyoruz sevgili okur. var olun. '
her sabah günaydın mesajı yollayan sevgili gibi.sabah saatlerinde telefona bir mail geliyor acıp bakıyorsun; daha önce okuduğun, okumayı planladığın ya da öncesinde varlığından haberdar olmadığın bir kitaptan bir alıntı..
bu sayede hem güzel bir günaydın temennisi alıyor hem henüz tanışmadığın kitapları tanımanı ya da okuyup unuttuğun kitapları yeniden anımsamanı sağlıyor. velhasılıkelam güzel bir uygulama.
Bence fikir olarak gerçekten harika. ben de dahil birçok insan her sabah "of yine mi iş" derken bir yandan da "acaba bu sabah ne paylaşmışlar" diye motive olabiliyor bir nebze de olsa.
Kimle paylaşsam bu siteyi diye düşündüm. Sözlükte ergen başlıklarına kurban olacak olsada buraya ekledim..
görsel
Karaköy fransız geçidi..sessiz bakın!uyuyorlar..
Karaköy fransız geçidi..sessiz bakın!uyuyorlar..
gerçekten aşık olduğunuz birisinin varlığı yeterlidir.
Neye göre kime göre bu tespit. isviçreli bilim adamları test etmişmi mesela?
Ya 7 sadece gri değil fazladan 50 tonu daha varsa??
Ya 7 sadece gri değil fazladan 50 tonu daha varsa??
mecburi kabulleniş, isyan ediş cümlesidir kimi zaman.
*
ve sonra karşına biri çıkıyor. ya o seni buluyor ya da senin yolun onun önüne çıkıyor. insanlara küskün haline, gözlerindeki karanlığa, ruhunun yaralarına, hayata isyanına ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen yalnızlığına bakıp sana acıyor. "ben de sen gibiyim." diyor. "yalnızım ama yalnızlık bazen güzel değil." diyor. sana bir sürü şey anlatıyor. o anlattıkça "harbi lan." diyorsun, çünkü gayet de iyi konuşuyor. belki duymak istediklerini söylüyor belki de içinde bir yerler artık ikna olmak, sözlerine kanmak istiyor. alışıyorsun. sevmeye başlıyorsun. her şeye isyan ederken, "hepinizin canı cehenneme!" derken, "ulan varmış beni de anlayacak bir insan evladı." diyorsun. bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorsun. davranışlarını mesela. "o ne der ki?" diyorsun ister istemez. "o" aşağı, "o" yukarı oluyor bir zaman sonra. düşüncelerin oluyor. yetmiyor, hayallerin oluyor; o da yetmiyor, kalp atışın oluyor. hani taşa dönmüş kalbin, onun sıcacık sözleriyle eriyiveriyor. bak, bu da yetmiyor; ruhuna işliyor, damla damla kanına sızıyor, tüm benliğine yayılıyor. sahipleniyorsun, umutlanıyorsun, manyak gibi kıskanıyorsun, benimsiyorsun. "beraberiz, bozulmayacak." diyorsun. en önemlisi de, inanıyorsun, güveniyorsun. hayata dört elle sarılmak için bir hevesin, bir nedenin oluyor sonunda. yıllar yılı beklediğin işaretin "o" olduğunu sanıyorsun. evet, evet... sanıyorsun... ve aldanıyorsun...
tam da her şeyi iki kişilik düşünmeye başlamışken, bir şey oluyor. hayat suratına öyle bir sille indiriyor ki, adeta "lan uçma, uyan, gerçek mi sandın!" deyip dalga geçer gibi. yıldızının hiç sönmeyeceğini düşündüğün kişiye bir haller oluyor. "olmuyor." diyor. "yani olmuyor." ne olmuyor lan, ne olmuyor? nasıl olmuyor? sonra bulutlar güneşinin önüne geçiyor, hava durumun parçalı umutluya dönüyor.hani umutların var ya, kırılıp kırılıp yüreğine batmaya başlıyor. yüreğin oluk oluk kanıyor, açılan yaraları kızgın demirlerle dağlanıyor. kalbin o kadar geriliyor ki aşkından, sevginden, acından, kederinden; geriliyor, geriliyor, en ince yerlerinden çatlıyor. paramparça oluyor. inancın yerle bir oluyor, güvenin ise bir kez daha ama bu sefer tam da temellerinden sarsılıyor. onun hayatına girmesiyle kapı dışarı ettiğin yalnızlık sinsi sinsi gülerek, ense tüylerinde soğuk bir ürpertiyle buz gibi varlığını tekrar kalbine aşılıyor.
o ise... evet, o ise... sen tüm bunları yaşarken, umurunda bile olmadan hayatına devam ediyor. yalnız başına lokmalar boğazına dizilirken o yiyor, içiyor. kurduğun hayallerin gözlerinden ılık ılık dökülürken o arkadaşlarıyla beraber muhabbetin dibine vurup gülüyor, eğleniyor. kalbin hala onun ismini anmaya çalışırken, o seni değil düşünmek, aklının kıyısına bile getirmiyor. odaya sinen kokusunu içine çekmeye korka korka giriyorsun odana. tek nefeste doldurursun ciğerlerine hepsini elinde olsa, ama ufak ufak nefes alıyorsun. "bugün kokusunu duydum, özlemimi dizginledim, yarına da kalsın." diyorsun. aklını kaybetmek üzere olduğunu anlamıyorsun bile. başa çıkmak istemiyorsun seni delirten, sana işkence eden hayali bile güzel çünkü. gülüyorsun, onu anıyorsun. seviniyorsun, onu anıyorsun. üzülüyorsun, onu anıyorsun. ağlıyorsun, onu anıyorsun. zırlıyorsun, onu anıyorsun. annesinden dayak yiyen çocuğun yine anne diyerek ağlaması gibi. ihtiyaç duyuyorsun; sesine, sıcağına, kelimelerine, öpüşüne, ellerini saçlarına daldırıp usul usul gezdirmesine, sevişine, bakışına, hatta sadece nefes alışına...
yani olmuyor.
küfrediyorsun hayata. isyan ediyorsun bağıra çağıra. bir köşeye pusuyorsun. bir bardak alıp, tuzla buz edip, kırık parçaları teninde gezdiriyorsun. canının acısı, içinin acısının yanında hissedilmiyor bile. neşteri alıp eline artık onu sevmemek için kalbini oymak, hayalini görmemek için gözlerini çıkarmak, hatıralarını silmek için beynini deşmek istiyorsun. tenini, dokunduğu her yerini cayır cayır yakmak istiyorsun. izlerini taşıdığın her şeyini yok etmek istiyorsun.
yani olmuyor, olmuyor!
ne yaparsan yap, acın zerre kadar bile dinmiyor. o seni unutup çoktan hayata döndü halbuki. bunu bilmek bile canını yakıyor. sana vaatler veren o insan, artık başka başka planlar kuruyor. yani olmuyor, hiçbir şey düşündüğün gibi olmuyor. yani olmuyor; umutların, hayallerin asla gerçekleşmiyor.
yani olmuyor öyle, hiç de toz pembe şeyler olmuyor:
bir gün birisi elinde bir yıldızla yalnız dünya girip, hayatını piç edip, siktir olup gidiyor!
işte aynen böyle oluyor.
*
ve sonra karşına biri çıkıyor. ya o seni buluyor ya da senin yolun onun önüne çıkıyor. insanlara küskün haline, gözlerindeki karanlığa, ruhunun yaralarına, hayata isyanına ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen yalnızlığına bakıp sana acıyor. "ben de sen gibiyim." diyor. "yalnızım ama yalnızlık bazen güzel değil." diyor. sana bir sürü şey anlatıyor. o anlattıkça "harbi lan." diyorsun, çünkü gayet de iyi konuşuyor. belki duymak istediklerini söylüyor belki de içinde bir yerler artık ikna olmak, sözlerine kanmak istiyor. alışıyorsun. sevmeye başlıyorsun. her şeye isyan ederken, "hepinizin canı cehenneme!" derken, "ulan varmış beni de anlayacak bir insan evladı." diyorsun. bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorsun. davranışlarını mesela. "o ne der ki?" diyorsun ister istemez. "o" aşağı, "o" yukarı oluyor bir zaman sonra. düşüncelerin oluyor. yetmiyor, hayallerin oluyor; o da yetmiyor, kalp atışın oluyor. hani taşa dönmüş kalbin, onun sıcacık sözleriyle eriyiveriyor. bak, bu da yetmiyor; ruhuna işliyor, damla damla kanına sızıyor, tüm benliğine yayılıyor. sahipleniyorsun, umutlanıyorsun, manyak gibi kıskanıyorsun, benimsiyorsun. "beraberiz, bozulmayacak." diyorsun. en önemlisi de, inanıyorsun, güveniyorsun. hayata dört elle sarılmak için bir hevesin, bir nedenin oluyor sonunda. yıllar yılı beklediğin işaretin "o" olduğunu sanıyorsun. evet, evet... sanıyorsun... ve aldanıyorsun...
tam da her şeyi iki kişilik düşünmeye başlamışken, bir şey oluyor. hayat suratına öyle bir sille indiriyor ki, adeta "lan uçma, uyan, gerçek mi sandın!" deyip dalga geçer gibi. yıldızının hiç sönmeyeceğini düşündüğün kişiye bir haller oluyor. "olmuyor." diyor. "yani olmuyor." ne olmuyor lan, ne olmuyor? nasıl olmuyor? sonra bulutlar güneşinin önüne geçiyor, hava durumun parçalı umutluya dönüyor.hani umutların var ya, kırılıp kırılıp yüreğine batmaya başlıyor. yüreğin oluk oluk kanıyor, açılan yaraları kızgın demirlerle dağlanıyor. kalbin o kadar geriliyor ki aşkından, sevginden, acından, kederinden; geriliyor, geriliyor, en ince yerlerinden çatlıyor. paramparça oluyor. inancın yerle bir oluyor, güvenin ise bir kez daha ama bu sefer tam da temellerinden sarsılıyor. onun hayatına girmesiyle kapı dışarı ettiğin yalnızlık sinsi sinsi gülerek, ense tüylerinde soğuk bir ürpertiyle buz gibi varlığını tekrar kalbine aşılıyor.
o ise... evet, o ise... sen tüm bunları yaşarken, umurunda bile olmadan hayatına devam ediyor. yalnız başına lokmalar boğazına dizilirken o yiyor, içiyor. kurduğun hayallerin gözlerinden ılık ılık dökülürken o arkadaşlarıyla beraber muhabbetin dibine vurup gülüyor, eğleniyor. kalbin hala onun ismini anmaya çalışırken, o seni değil düşünmek, aklının kıyısına bile getirmiyor. odaya sinen kokusunu içine çekmeye korka korka giriyorsun odana. tek nefeste doldurursun ciğerlerine hepsini elinde olsa, ama ufak ufak nefes alıyorsun. "bugün kokusunu duydum, özlemimi dizginledim, yarına da kalsın." diyorsun. aklını kaybetmek üzere olduğunu anlamıyorsun bile. başa çıkmak istemiyorsun seni delirten, sana işkence eden hayali bile güzel çünkü. gülüyorsun, onu anıyorsun. seviniyorsun, onu anıyorsun. üzülüyorsun, onu anıyorsun. ağlıyorsun, onu anıyorsun. zırlıyorsun, onu anıyorsun. annesinden dayak yiyen çocuğun yine anne diyerek ağlaması gibi. ihtiyaç duyuyorsun; sesine, sıcağına, kelimelerine, öpüşüne, ellerini saçlarına daldırıp usul usul gezdirmesine, sevişine, bakışına, hatta sadece nefes alışına...
yani olmuyor.
küfrediyorsun hayata. isyan ediyorsun bağıra çağıra. bir köşeye pusuyorsun. bir bardak alıp, tuzla buz edip, kırık parçaları teninde gezdiriyorsun. canının acısı, içinin acısının yanında hissedilmiyor bile. neşteri alıp eline artık onu sevmemek için kalbini oymak, hayalini görmemek için gözlerini çıkarmak, hatıralarını silmek için beynini deşmek istiyorsun. tenini, dokunduğu her yerini cayır cayır yakmak istiyorsun. izlerini taşıdığın her şeyini yok etmek istiyorsun.
yani olmuyor, olmuyor!
ne yaparsan yap, acın zerre kadar bile dinmiyor. o seni unutup çoktan hayata döndü halbuki. bunu bilmek bile canını yakıyor. sana vaatler veren o insan, artık başka başka planlar kuruyor. yani olmuyor, hiçbir şey düşündüğün gibi olmuyor. yani olmuyor; umutların, hayallerin asla gerçekleşmiyor.
yani olmuyor öyle, hiç de toz pembe şeyler olmuyor:
bir gün birisi elinde bir yıldızla yalnız dünya girip, hayatını piç edip, siktir olup gidiyor!
işte aynen böyle oluyor.
"geç kalmış insanlarız biz. sevdiklerimizi hep bizden önce sevmişler. bizden önce kırmışlar yüreklerini, bizden önce üzmüşler. sevdiklerimiz hep bizden önce hayata küsmüşler. bizden önce kırılmış umutları, bizden önce bırakmışlar hayata tutunmayı. bize hep, bizden önceki hataları telafi etmek kalmış. payımıza bunlar düşmüş. hep uğraşmak, uğraşıp uğraşıp bir yere varamamak, bizden öncekilerin acısını çekmek, bilmediğimiz sebeplerden dolayı yapmadığımız hataların bedelini ödemek... yıldırmasa da bunlar bizi, yıpratmış be usta. yozlaşmışız, yoldan çıkmışız, umutlarımızı kırmışız teker teker. attığımız adımlar hep önceden atılmış. dinlediğimiz şarkılar, birilerine yakıştırdığımız satırlar hep daha önceden söylenmiş. sevdiklerimizin hayatını, hep bizden önce birileri mahvetmiş. hislerimizin aynısı hep birileri tarafından daha önce hissedilmiş. onlarla yaşanmış aşk dolu dizgin, onlarla kırılmış kalpler, onlarla başlamış isyan...
hep geç kalmışız biz. belki bir şarkı, belki bir aşk, belki bir hayat, belki de bir ömür boyu..."
hep geç kalmışız biz. belki bir şarkı, belki bir aşk, belki bir hayat, belki de bir ömür boyu..."
görsel
Kıskanmayın.!!!
Kıskanmayın.!!!
Paralel boylum,al yazmalım.
%50 ye işimiz kalırsa bu ülke batacak.. çoğalmak lazım
Ergence içi boş ve alay etmek için dinsel ve cinsel içerikli başlıklar açan herkese!!
Gözlerimi açmak..başka ne yapılabilirki ilk ??
