bugün
- sedat pekmez21
- velvet27
- aile evinde yaşamak12
- eski sevgilinin dolgun göğüslerini özlemek7
- yazarların iyi olduğu konular4
- salak erkek neden bu kadar çok3
- kemalistlerin sanki biraz şey olması10
- kemalist dünya19
- ingiliz aksanı6
- yazarların çalmak istedikleri enstrümanlar3
- tavuk iskender3
- etliye sütlüye karışmayan yazarlar5
- herzevekil'in biraz şey olması6
- beynin güzelce yıkanması3
- uludağ sözlük kızları tam bir sazandır5
- ebu muhammed el culani3
- sözlük yazarlarının kombinleri10
- dinci insanlar efkarlandığında ne içiyor sorunsalı6
- dincilerin ingiltere sevdası5
- canımın sürekli hamburger çekmesi7
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı29
- fight club4
- merhabalar biraderler4
- bir gecede cahil kaldık5
- akplilerin akpye oy verme nedenleri4
- maklube4
- biz dededen chp liyiz deyip kk'ye oy verecek tip3
- sözlük yazarlarının yemek menüleri4
- çomar putu3
- erkeklerin her işi tek elle yapabilmesi11
- şeyh olup milleti söğüşleme işi3
- galatasaray lobisi10
- kadir mısıroğlu'nun soyu18
- birader yazar olmak13
- üniversitelerin gereksiz olması10
- hızlı para kazanmanın yolları14
- yazarların ilk kedileri3
- nato zirvesini takip izni verilmeyen türk medyası7
- aylık 315 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- hakan çalhanoğlu2
- ona bir şey söyle9
- muşlettin amca birader bey2
- hoşlanılan kızla ağaçtan erik yemek3
- manyak bey biraderin silik olması2
- uzay boşluğunda osura osura yolculuk etmek2
- allah9
- ayağımla nah çekebilme yeteneğim5
- dilovası katliamı konuşulurken akp'lilerin gülmesi6
- sözlüğün en şey yazarı2
- cemevinde hain kemal sloganları8
entry'ler (8)
tasavvuf ve tarikatlar konusunda oldukça donanımlı ve tekke terbiyesi görmüş biri. üslubu ve sohbeti hoş, videoları akıcı. genelde sakin ancak damarına basıldığı ya da kendine çok ters gelen bir konuda hayli celalli olabiliyor. buraya kadar her şey çok güzel ancak tasavvuf öğretisi gereği insanın kendini yetiştirmesidir. bu noktada kişi konuştuğu şeylerden, bulunduğu ortamdan hatta düşüncelerinden bile sorumludur.
iskender cüre hakkında epey bakındım ve gözüme çarpan şeyler şunlar oldu. öncelikle iş yaptığı yerler ve çevreler çok politize. öncelikle kendisi kadrolu semazendir. fatih çıtlak'ın postnişinliğini yaptığı, türkiye cumhuriyeti kültür ve turizm bakanlığı, güzel sanatlar genel müdürlüğüne bağlı istanbul devlet türk müziği araştırma ve uygulama topluluğunun bir alt birimi olarak istanbul meydan meşkleri topluluğunda görev yapmaktadır. bu topluluğun amacı unutulmaya yüz tutmuş merasimleri ve musikileri ihya etmek. burada şu soru akla geliyor, bu merasimler bir ibadet olarak yapılıyor. bu topluluk bunu gösteriye çevirdi, böyle şey olur mu? kendisinin verdiği cevap ise şöyle, biz en azından bunların unutulmasını engelliyoruz ve insanlara tanıtıyoruz. tarikatların amacının insan toplayıp herkesi ihya etmek olmadığını ve çok seçici olduklarını düşünürsek bu cevap ne derece muteber olur bilemedim.
burada dikkatimi fatih çıtlak çekti. her ramazan sahur programı yapan, neşeli biri. ancak hakkında çıkan haber ve dedikodu kabilindeki şeyler hiç hoş değil. burada dedikodu yapmak amacında olmadığım ve olayın özüne hakim olmadığım için tarikattan kovulduğu bahsine değinmeyeceğim. çıkan haberlerde şunlar dikkat çekiyor; katılmadığı kuradan hacca gidiyor (kendisi bunun kendine malum olduğunu söylemiş), başında bulunduğu vakıf adına yapılan bir ticarette dolandırıcı ithamına uğramış ve takipsizlik kararı çıkmış (bu vakfa daha sonra değineceğim), topluluğun postnişinlik- şeyhlik için açılan sınavına katılan tek kişiymiş ve 100 tam puan almış.
kendisi bir dönem akp'li başakşehir belediyesi'nde meclis üyeliği yapmış ve bilal erdoğa'nın karısının dayısıymış. vakıf meselesine gelecek olursak, insan ve irfan vakfın'nın mütevellî heyeti başkanı halihazırda. bu vakfın kurucularından biri bilal erdoğan elbette. niye bu kadar bu adamdan bahsettin diyecek olursanız, iskender cüre hem toplulukta kadrolu "sanatçı" hem de insan ve irfan vakfında pek çok etkinlik yapmaktadır. ayrıca eğitim, araştırma ve koordinasyon genel müdürlüğü gibi kurumlarla iş yapmıştır. bunca siyasi bağlantı ve yapılan ortak işler pek hoş değil.
gelelim bir başka meseleye, o da tekke ve zaviyelerin kapatılması. iskender cüre bunun hakkında birçok video çekmiştir. elbette eleştirmek, düzeltmeye çalışmak güzel şeyler. ancak cüre'nin yaptığı kör göze parmak şeyler var. mesela atatürk'ü kötüleyen veya kanunu açıkça eleştiren şeyhleri ve şiirlerini her fırsatta paylaşır. en sevdiği ise yenikapı mevlevîhânesi son şeyhi abdülbaki baykara'nın yazdığı bu kanunu tenkid eden “benim halim” adlı şiirdir. kendisi özellikle bastıra bastıra tekrar ettiği beyit şudur,
"semâ-yı mevlevî’yi terk edip, öğrenmedim dansı
selânik dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.".
bu çok manidardır.
bir diğer çokça bahsettiği şey ise abdülhalim çelebi'nin ölümüdür. bunun bir cinayet olduğunu ve işleyenin hükümet veya hükümete yakın kişiler olduğunu açıkça söyleyemese bile, çok manidardır gibi söylemlerle ima eder.
bu mesele buranın bahsi değildir ama kısaca değinmek istiyorum. tarih siyah ya da beyaz değildir. tarikatların bozulduğu bilinen ve kabul gören bir şeydi. bu yüzden osmanlı "meclisi meşayih" diye bir kurum tertip etti. tarikat ehli elbette bu kanuna karşı olacaklardır. diğer taraftan ise bu kurumlara karşı kişilerin olması çok normal. iskender cüre'nin bu kanuna karşı olması gayet anlaşılır ancak körlemesine tek taraftan bakmak insanı yanıltır. bu konuda konuşamam veya konuşturmazlar şeklinde bir tavrı var. eğer çıkıp ben bunu konuşacağım diyorsan her şeyi açık açık söyle ya da tamamen sus derler adama.
bir başka mesele ise muzaffer ozak ve onun atatürk hakkındaki söylemleri. "sahaf olan ozak, kitap satmaktan hapis yattı." şeklinde yazmış ancak burada bile bile işi çarpıtmış. kitap satmak yasak olsa adam nasıl sahaf olsun? arapça ya da osmanlıca yazılı bir kitap sattığı için oluyor olaylar. bunu bile bile eksik yazıp konuyu çarpıtıyor ki bunu okuyan kişi din adamına neler yapmışlar desin diye uğraşıyor. atatürk hakkında muzaffer ozak'ın söyledikleri malumdur. iskender cüre burada bir şark kurnazlığı yapıyor. diyor ki, bu atatürk'ü öven sözleri 1982 yılında söyledi. o zaman askeri darbe vardı zorunda kalmıştır. muzaffer ozak haşa korktuğu için mi dedi bunu, elbette hayır. böylesine önemli bir şahsa bu yakıştırmayı yapması çok büyük bir ayıp. ayrıca 80 darbesinin menzil tarikatına nasıl iltimas geçtiğini herkes biliyor. mesele önemli bir şeyhin atatürk'ü övmesi.
ayrıca iskender bey bir noktada kendiyle çelişiyor. çilesiz mevlevilik olmaz diyen kutsi erguner'e, bunun az sayıda bile olsa örneği var. mevleviliğin adı çilevilik değildir diyor. kendisine uymayan, çile çekmek gibi, uygulamaları kafasına göre veya çok istisna olan durumlarla destekleyip atabiliyor. bir başkası kafasına göre sema dönse bunun adabı, usulü ve erkanı var diyerek celalleniyor. ilk sema dönen de herhalde iskender bey'in bildiği usule göre semah etmişti.
bundan sonra yazacaklarım biraz x paylaşımları biraz kendi çıkarımlarım olacak. bu adam akp'li ve atatürk karşıtı. eski x paylaşımları duruyor inip bakabilirsiniz. günün sonunda konu şuraya geliyor. hangi partili ya da birini sevip sevmemesi normal koşullar altında önemli değildir fakat normal koşullarda yaşamıyoruz. bir adamın dindar olması da eleştirilecek veya hor görülecek bir şey değil. sorun şurada başlıyor, tasavvuf o kadar ince ve hassas bir konu ki bilmeyen birini küstürmek çok kolaydır. bildiğini sananı yanıltmak ise çok çok daha kolaydır. en ufak bir hareketinizin vebalı çok ağır olabilir. o yüzden koca yunus şöyle der,
"yunus'a aşık deyiben zinhar özenip gelmegil
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola".
yazımı imam-ı azam ebu hanife'ye atfedilen bir sözle bitireyim. "padişah sofrasına oturan dervişin fetvasına itibar edilmez"
iskender cüre hakkında epey bakındım ve gözüme çarpan şeyler şunlar oldu. öncelikle iş yaptığı yerler ve çevreler çok politize. öncelikle kendisi kadrolu semazendir. fatih çıtlak'ın postnişinliğini yaptığı, türkiye cumhuriyeti kültür ve turizm bakanlığı, güzel sanatlar genel müdürlüğüne bağlı istanbul devlet türk müziği araştırma ve uygulama topluluğunun bir alt birimi olarak istanbul meydan meşkleri topluluğunda görev yapmaktadır. bu topluluğun amacı unutulmaya yüz tutmuş merasimleri ve musikileri ihya etmek. burada şu soru akla geliyor, bu merasimler bir ibadet olarak yapılıyor. bu topluluk bunu gösteriye çevirdi, böyle şey olur mu? kendisinin verdiği cevap ise şöyle, biz en azından bunların unutulmasını engelliyoruz ve insanlara tanıtıyoruz. tarikatların amacının insan toplayıp herkesi ihya etmek olmadığını ve çok seçici olduklarını düşünürsek bu cevap ne derece muteber olur bilemedim.
burada dikkatimi fatih çıtlak çekti. her ramazan sahur programı yapan, neşeli biri. ancak hakkında çıkan haber ve dedikodu kabilindeki şeyler hiç hoş değil. burada dedikodu yapmak amacında olmadığım ve olayın özüne hakim olmadığım için tarikattan kovulduğu bahsine değinmeyeceğim. çıkan haberlerde şunlar dikkat çekiyor; katılmadığı kuradan hacca gidiyor (kendisi bunun kendine malum olduğunu söylemiş), başında bulunduğu vakıf adına yapılan bir ticarette dolandırıcı ithamına uğramış ve takipsizlik kararı çıkmış (bu vakfa daha sonra değineceğim), topluluğun postnişinlik- şeyhlik için açılan sınavına katılan tek kişiymiş ve 100 tam puan almış.
kendisi bir dönem akp'li başakşehir belediyesi'nde meclis üyeliği yapmış ve bilal erdoğa'nın karısının dayısıymış. vakıf meselesine gelecek olursak, insan ve irfan vakfın'nın mütevellî heyeti başkanı halihazırda. bu vakfın kurucularından biri bilal erdoğan elbette. niye bu kadar bu adamdan bahsettin diyecek olursanız, iskender cüre hem toplulukta kadrolu "sanatçı" hem de insan ve irfan vakfında pek çok etkinlik yapmaktadır. ayrıca eğitim, araştırma ve koordinasyon genel müdürlüğü gibi kurumlarla iş yapmıştır. bunca siyasi bağlantı ve yapılan ortak işler pek hoş değil.
gelelim bir başka meseleye, o da tekke ve zaviyelerin kapatılması. iskender cüre bunun hakkında birçok video çekmiştir. elbette eleştirmek, düzeltmeye çalışmak güzel şeyler. ancak cüre'nin yaptığı kör göze parmak şeyler var. mesela atatürk'ü kötüleyen veya kanunu açıkça eleştiren şeyhleri ve şiirlerini her fırsatta paylaşır. en sevdiği ise yenikapı mevlevîhânesi son şeyhi abdülbaki baykara'nın yazdığı bu kanunu tenkid eden “benim halim” adlı şiirdir. kendisi özellikle bastıra bastıra tekrar ettiği beyit şudur,
"semâ-yı mevlevî’yi terk edip, öğrenmedim dansı
selânik dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.".
bu çok manidardır.
bir diğer çokça bahsettiği şey ise abdülhalim çelebi'nin ölümüdür. bunun bir cinayet olduğunu ve işleyenin hükümet veya hükümete yakın kişiler olduğunu açıkça söyleyemese bile, çok manidardır gibi söylemlerle ima eder.
bu mesele buranın bahsi değildir ama kısaca değinmek istiyorum. tarih siyah ya da beyaz değildir. tarikatların bozulduğu bilinen ve kabul gören bir şeydi. bu yüzden osmanlı "meclisi meşayih" diye bir kurum tertip etti. tarikat ehli elbette bu kanuna karşı olacaklardır. diğer taraftan ise bu kurumlara karşı kişilerin olması çok normal. iskender cüre'nin bu kanuna karşı olması gayet anlaşılır ancak körlemesine tek taraftan bakmak insanı yanıltır. bu konuda konuşamam veya konuşturmazlar şeklinde bir tavrı var. eğer çıkıp ben bunu konuşacağım diyorsan her şeyi açık açık söyle ya da tamamen sus derler adama.
bir başka mesele ise muzaffer ozak ve onun atatürk hakkındaki söylemleri. "sahaf olan ozak, kitap satmaktan hapis yattı." şeklinde yazmış ancak burada bile bile işi çarpıtmış. kitap satmak yasak olsa adam nasıl sahaf olsun? arapça ya da osmanlıca yazılı bir kitap sattığı için oluyor olaylar. bunu bile bile eksik yazıp konuyu çarpıtıyor ki bunu okuyan kişi din adamına neler yapmışlar desin diye uğraşıyor. atatürk hakkında muzaffer ozak'ın söyledikleri malumdur. iskender cüre burada bir şark kurnazlığı yapıyor. diyor ki, bu atatürk'ü öven sözleri 1982 yılında söyledi. o zaman askeri darbe vardı zorunda kalmıştır. muzaffer ozak haşa korktuğu için mi dedi bunu, elbette hayır. böylesine önemli bir şahsa bu yakıştırmayı yapması çok büyük bir ayıp. ayrıca 80 darbesinin menzil tarikatına nasıl iltimas geçtiğini herkes biliyor. mesele önemli bir şeyhin atatürk'ü övmesi.
ayrıca iskender bey bir noktada kendiyle çelişiyor. çilesiz mevlevilik olmaz diyen kutsi erguner'e, bunun az sayıda bile olsa örneği var. mevleviliğin adı çilevilik değildir diyor. kendisine uymayan, çile çekmek gibi, uygulamaları kafasına göre veya çok istisna olan durumlarla destekleyip atabiliyor. bir başkası kafasına göre sema dönse bunun adabı, usulü ve erkanı var diyerek celalleniyor. ilk sema dönen de herhalde iskender bey'in bildiği usule göre semah etmişti.
bundan sonra yazacaklarım biraz x paylaşımları biraz kendi çıkarımlarım olacak. bu adam akp'li ve atatürk karşıtı. eski x paylaşımları duruyor inip bakabilirsiniz. günün sonunda konu şuraya geliyor. hangi partili ya da birini sevip sevmemesi normal koşullar altında önemli değildir fakat normal koşullarda yaşamıyoruz. bir adamın dindar olması da eleştirilecek veya hor görülecek bir şey değil. sorun şurada başlıyor, tasavvuf o kadar ince ve hassas bir konu ki bilmeyen birini küstürmek çok kolaydır. bildiğini sananı yanıltmak ise çok çok daha kolaydır. en ufak bir hareketinizin vebalı çok ağır olabilir. o yüzden koca yunus şöyle der,
"yunus'a aşık deyiben zinhar özenip gelmegil
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola".
yazımı imam-ı azam ebu hanife'ye atfedilen bir sözle bitireyim. "padişah sofrasına oturan dervişin fetvasına itibar edilmez"
Araplar, bir kral veya emir ile anlaşma yaptıkları zaman o hükümdarın inandığı tanrı dahil olmak üzere inanırlardı. buna "habil" denir. bu aynı zamanda "ip" anlamına gelir.
Ali imran 103. ayette geçen, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın" ifadesi buradan geliyor. ip anlaşma demek. Allahtan başkası ile anlaşmayın demek. Araplar, bu anlaşma kralın ölümüyle bittiği için yenisini yapma ihtiyacı duyarlar.
Buradan şu sonucu çıkartmak abes olmayacaktır. Ümeyyeoğulları peygamber ile yaptıkları anlaşmayı, o ölene kadar bozmamışlarıdır. fakat o ölünce, ip kopmuştur. Belki Muavi ve taraftarları bu yüzden zulüm ettiler.
Ali imran 103. ayette geçen, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın" ifadesi buradan geliyor. ip anlaşma demek. Allahtan başkası ile anlaşmayın demek. Araplar, bu anlaşma kralın ölümüyle bittiği için yenisini yapma ihtiyacı duyarlar.
Buradan şu sonucu çıkartmak abes olmayacaktır. Ümeyyeoğulları peygamber ile yaptıkları anlaşmayı, o ölene kadar bozmamışlarıdır. fakat o ölünce, ip kopmuştur. Belki Muavi ve taraftarları bu yüzden zulüm ettiler.
allah belanı versin disney. Bu kadar kötü dizi yapılır.
bunun üzerine abdâl mûsâ, “bana divit ve kalemi getürün.” diye emretti.
dervişler istenilenleri getirip hazır eylediler. sultân, kalemi kâğıdı alıp
kaygusuz’a bir icâzetnâme yazdı. icâzet-nâme aynen şöyledir:
“bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm!
elhamdüli’l-lâhi’l-lezî ca’ale kulûbe’l-’ârifîne ilâ âhirihi.
her ne kim vardur cevâb içinde mestûr kıldu. dahı buyurdı kim bizüm
ile müşâhede kılmak murâd eyleyen kaygusuz’a nazar eylesün.
ve bizden hayr duâ iltimâs eyleyen kaygusuz’dan alsun. safâ-nazarın
ve himmetin recâ ve niyâz kılsun ve her ne diyâra ki ‘azm idüb
(varsa) gerekdür ki, ol velâyetün erbâb ü a’yân ve ekâbir ve eşrâf ve
agniyâ ve fukarâ, her kim olsa, mezbûr kaygusuz’un üzerinde bir
vechile nazar-ı inâyet ve merhamet ve şefkat dirig buyurmayalar. bu
cânibün ri’âyet hâtırıçün ana ‘izzet ve hürmet kılalar. anun kadem-i
kudûmın kendülere minnet-i ‘azîmile ra’iyyet bileler; dîdârlarıyla
müşerref olup safâ-nazar himmetiyle mugtenim olalar ve ana olan
riâyet ve himâyet mahzâ bu cânibe olmış gibidür, şöyle bileler. bâkî
ne ola ki ma’lûm-ı sa’âdet olmaya ve’s-selâm.”
dervişler istenilenleri getirip hazır eylediler. sultân, kalemi kâğıdı alıp
kaygusuz’a bir icâzetnâme yazdı. icâzet-nâme aynen şöyledir:
“bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm!
elhamdüli’l-lâhi’l-lezî ca’ale kulûbe’l-’ârifîne ilâ âhirihi.
her ne kim vardur cevâb içinde mestûr kıldu. dahı buyurdı kim bizüm
ile müşâhede kılmak murâd eyleyen kaygusuz’a nazar eylesün.
ve bizden hayr duâ iltimâs eyleyen kaygusuz’dan alsun. safâ-nazarın
ve himmetin recâ ve niyâz kılsun ve her ne diyâra ki ‘azm idüb
(varsa) gerekdür ki, ol velâyetün erbâb ü a’yân ve ekâbir ve eşrâf ve
agniyâ ve fukarâ, her kim olsa, mezbûr kaygusuz’un üzerinde bir
vechile nazar-ı inâyet ve merhamet ve şefkat dirig buyurmayalar. bu
cânibün ri’âyet hâtırıçün ana ‘izzet ve hürmet kılalar. anun kadem-i
kudûmın kendülere minnet-i ‘azîmile ra’iyyet bileler; dîdârlarıyla
müşerref olup safâ-nazar himmetiyle mugtenim olalar ve ana olan
riâyet ve himâyet mahzâ bu cânibe olmış gibidür, şöyle bileler. bâkî
ne ola ki ma’lûm-ı sa’âdet olmaya ve’s-selâm.”
Ürkütücü bir adam, gerek yazdığı gerek derlediği hikayelerle. takip edilmeli.
gel gel i gönül hûblar elinden hazer eyle
hikmetüni hûblar ile kim muhtasar eyle
dâ’imâ gönül bildügüni piş idinürsin
‘akıl katında gel ahı bir dem karâr eyle
‘ışk ile gönül şem’ ü çerâğ gibi yanarsın
billah i gönül bir dahı bana nazar eyle
‘ışk zülfikârın çünki gönül elüne aldun
nefs-i zâlimün boynına ur bir hüner eyle
terk it i gönül cism ü cânı cihâna kalma
zinhâr i gönül ‘ışk ile her dem pazar eyle.
hikmetüni hûblar ile kim muhtasar eyle
dâ’imâ gönül bildügüni piş idinürsin
‘akıl katında gel ahı bir dem karâr eyle
‘ışk ile gönül şem’ ü çerâğ gibi yanarsın
billah i gönül bir dahı bana nazar eyle
‘ışk zülfikârın çünki gönül elüne aldun
nefs-i zâlimün boynına ur bir hüner eyle
terk it i gönül cism ü cânı cihâna kalma
zinhâr i gönül ‘ışk ile her dem pazar eyle.
"yunus'a aşık deyiben zinhar özenip gelmegil
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola."
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola."
küntü kenz remzinin olduk âgâhı
ayne'l yakîn gördük cemâullahı
ey hace bizdedir sırr-ı ilahî
hünkar hacı bektaş fukarâsıyız.
ayne'l yakîn gördük cemâullahı
ey hace bizdedir sırr-ı ilahî
hünkar hacı bektaş fukarâsıyız.