bugün
- herkese pas veren kız barselonada oynasın9
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı28
- her şeye sahip insan mutsuzluğu7
- ismet gürbüz8
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- beyazconverse nickli yazar erkek mi4
- halife olacağım7
- evliliğin anlamı11
- buddy dude3
- her şeyden anlayan adam edası4
- windows 983
- şeriatçı mağduriyeti vs kürt ırkçısı mağduriyeti2
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi8
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- kürtsüz türkiye10
- hilafet gelsin mi6
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı19
- ben camiye gidiyorum2
- anın görüntüsü33
- alexander sörloth3
- süt kardeşler2
- ülkücülerin gerçek yüzleri6
- fenerbahçe15
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük7
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş8
- nervio hamferdi8
- sophie dee'nin memeleri3
- ergenlikte sivilce problemi yaşamamış insan2
- sözlüğün kırbacı5
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- kelly divine ın götü2
- dünyanın en güzel evi4
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın6
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar4
- güne bir şarkı bırak2
- gökten çikolata yağması4
- beyazconverse birader2
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- haşlanmış kurbağa sendromu3
- bir şeyler söyle6
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık3
- atsız milliyetçiliği vs atatürk milliyetçiliği4
- başarılı olmuş tek akımın ümmetçilik olması3
- amerikan kuklası halife2
- genç atatürkçüler partisi3
- türk vatandaşı yerine eşit yurttaşlık yeni parti4
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- fesli alagavatın gençliği2
- ayak fetişistlerini onurlu yaşama davet2
- fenerbahçe nin en iyi kadrosu3
tasavvuf ve tarikatlar konusunda oldukça donanımlı ve tekke terbiyesi görmüş biri. üslubu ve sohbeti hoş, videoları akıcı. genelde sakin ancak damarına basıldığı ya da kendine çok ters gelen bir konuda hayli celalli olabiliyor. buraya kadar her şey çok güzel ancak tasavvuf öğretisi gereği insanın kendini yetiştirmesidir. bu noktada kişi konuştuğu şeylerden, bulunduğu ortamdan hatta düşüncelerinden bile sorumludur.
iskender cüre hakkında epey bakındım ve gözüme çarpan şeyler şunlar oldu. öncelikle iş yaptığı yerler ve çevreler çok politize. öncelikle kendisi kadrolu semazendir. fatih çıtlak'ın postnişinliğini yaptığı, türkiye cumhuriyeti kültür ve turizm bakanlığı, güzel sanatlar genel müdürlüğüne bağlı istanbul devlet türk müziği araştırma ve uygulama topluluğunun bir alt birimi olarak istanbul meydan meşkleri topluluğunda görev yapmaktadır. bu topluluğun amacı unutulmaya yüz tutmuş merasimleri ve musikileri ihya etmek. burada şu soru akla geliyor, bu merasimler bir ibadet olarak yapılıyor. bu topluluk bunu gösteriye çevirdi, böyle şey olur mu? kendisinin verdiği cevap ise şöyle, biz en azından bunların unutulmasını engelliyoruz ve insanlara tanıtıyoruz. tarikatların amacının insan toplayıp herkesi ihya etmek olmadığını ve çok seçici olduklarını düşünürsek bu cevap ne derece muteber olur bilemedim.
burada dikkatimi fatih çıtlak çekti. her ramazan sahur programı yapan, neşeli biri. ancak hakkında çıkan haber ve dedikodu kabilindeki şeyler hiç hoş değil. burada dedikodu yapmak amacında olmadığım ve olayın özüne hakim olmadığım için tarikattan kovulduğu bahsine değinmeyeceğim. çıkan haberlerde şunlar dikkat çekiyor; katılmadığı kuradan hacca gidiyor (kendisi bunun kendine malum olduğunu söylemiş), başında bulunduğu vakıf adına yapılan bir ticarette dolandırıcı ithamına uğramış ve takipsizlik kararı çıkmış (bu vakfa daha sonra değineceğim), topluluğun postnişinlik- şeyhlik için açılan sınavına katılan tek kişiymiş ve 100 tam puan almış.
kendisi bir dönem akp'li başakşehir belediyesi'nde meclis üyeliği yapmış ve bilal erdoğa'nın karısının dayısıymış. vakıf meselesine gelecek olursak, insan ve irfan vakfın'nın mütevellî heyeti başkanı halihazırda. bu vakfın kurucularından biri bilal erdoğan elbette. niye bu kadar bu adamdan bahsettin diyecek olursanız, iskender cüre hem toplulukta kadrolu "sanatçı" hem de insan ve irfan vakfında pek çok etkinlik yapmaktadır. ayrıca eğitim, araştırma ve koordinasyon genel müdürlüğü gibi kurumlarla iş yapmıştır. bunca siyasi bağlantı ve yapılan ortak işler pek hoş değil.
gelelim bir başka meseleye, o da tekke ve zaviyelerin kapatılması. iskender cüre bunun hakkında birçok video çekmiştir. elbette eleştirmek, düzeltmeye çalışmak güzel şeyler. ancak cüre'nin yaptığı kör göze parmak şeyler var. mesela atatürk'ü kötüleyen veya kanunu açıkça eleştiren şeyhleri ve şiirlerini her fırsatta paylaşır. en sevdiği ise yenikapı mevlevîhânesi son şeyhi abdülbaki baykara'nın yazdığı bu kanunu tenkid eden “benim halim” adlı şiirdir. kendisi özellikle bastıra bastıra tekrar ettiği beyit şudur,
"semâ-yı mevlevî’yi terk edip, öğrenmedim dansı
selânik dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.".
bu çok manidardır.
bir diğer çokça bahsettiği şey ise abdülhalim çelebi'nin ölümüdür. bunun bir cinayet olduğunu ve işleyenin hükümet veya hükümete yakın kişiler olduğunu açıkça söyleyemese bile, çok manidardır gibi söylemlerle ima eder.
bu mesele buranın bahsi değildir ama kısaca değinmek istiyorum. tarih siyah ya da beyaz değildir. tarikatların bozulduğu bilinen ve kabul gören bir şeydi. bu yüzden osmanlı "meclisi meşayih" diye bir kurum tertip etti. tarikat ehli elbette bu kanuna karşı olacaklardır. diğer taraftan ise bu kurumlara karşı kişilerin olması çok normal. iskender cüre'nin bu kanuna karşı olması gayet anlaşılır ancak körlemesine tek taraftan bakmak insanı yanıltır. bu konuda konuşamam veya konuşturmazlar şeklinde bir tavrı var. eğer çıkıp ben bunu konuşacağım diyorsan her şeyi açık açık söyle ya da tamamen sus derler adama.
bir başka mesele ise muzaffer ozak ve onun atatürk hakkındaki söylemleri. "sahaf olan ozak, kitap satmaktan hapis yattı." şeklinde yazmış ancak burada bile bile işi çarpıtmış. kitap satmak yasak olsa adam nasıl sahaf olsun? arapça ya da osmanlıca yazılı bir kitap sattığı için oluyor olaylar. bunu bile bile eksik yazıp konuyu çarpıtıyor ki bunu okuyan kişi din adamına neler yapmışlar desin diye uğraşıyor. atatürk hakkında muzaffer ozak'ın söyledikleri malumdur. iskender cüre burada bir şark kurnazlığı yapıyor. diyor ki, bu atatürk'ü öven sözleri 1982 yılında söyledi. o zaman askeri darbe vardı zorunda kalmıştır. muzaffer ozak haşa korktuğu için mi dedi bunu, elbette hayır. böylesine önemli bir şahsa bu yakıştırmayı yapması çok büyük bir ayıp. ayrıca 80 darbesinin menzil tarikatına nasıl iltimas geçtiğini herkes biliyor. mesele önemli bir şeyhin atatürk'ü övmesi.
ayrıca iskender bey bir noktada kendiyle çelişiyor. çilesiz mevlevilik olmaz diyen kutsi erguner'e, bunun az sayıda bile olsa örneği var. mevleviliğin adı çilevilik değildir diyor. kendisine uymayan, çile çekmek gibi, uygulamaları kafasına göre veya çok istisna olan durumlarla destekleyip atabiliyor. bir başkası kafasına göre sema dönse bunun adabı, usulü ve erkanı var diyerek celalleniyor. ilk sema dönen de herhalde iskender bey'in bildiği usule göre semah etmişti.
bundan sonra yazacaklarım biraz x paylaşımları biraz kendi çıkarımlarım olacak. bu adam akp'li ve atatürk karşıtı. eski x paylaşımları duruyor inip bakabilirsiniz. günün sonunda konu şuraya geliyor. hangi partili ya da birini sevip sevmemesi normal koşullar altında önemli değildir fakat normal koşullarda yaşamıyoruz. bir adamın dindar olması da eleştirilecek veya hor görülecek bir şey değil. sorun şurada başlıyor, tasavvuf o kadar ince ve hassas bir konu ki bilmeyen birini küstürmek çok kolaydır. bildiğini sananı yanıltmak ise çok çok daha kolaydır. en ufak bir hareketinizin vebalı çok ağır olabilir. o yüzden koca yunus şöyle der,
"yunus'a aşık deyiben zinhar özenip gelmegil
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola".
yazımı imam-ı azam ebu hanife'ye atfedilen bir sözle bitireyim. "padişah sofrasına oturan dervişin fetvasına itibar edilmez"
iskender cüre hakkında epey bakındım ve gözüme çarpan şeyler şunlar oldu. öncelikle iş yaptığı yerler ve çevreler çok politize. öncelikle kendisi kadrolu semazendir. fatih çıtlak'ın postnişinliğini yaptığı, türkiye cumhuriyeti kültür ve turizm bakanlığı, güzel sanatlar genel müdürlüğüne bağlı istanbul devlet türk müziği araştırma ve uygulama topluluğunun bir alt birimi olarak istanbul meydan meşkleri topluluğunda görev yapmaktadır. bu topluluğun amacı unutulmaya yüz tutmuş merasimleri ve musikileri ihya etmek. burada şu soru akla geliyor, bu merasimler bir ibadet olarak yapılıyor. bu topluluk bunu gösteriye çevirdi, böyle şey olur mu? kendisinin verdiği cevap ise şöyle, biz en azından bunların unutulmasını engelliyoruz ve insanlara tanıtıyoruz. tarikatların amacının insan toplayıp herkesi ihya etmek olmadığını ve çok seçici olduklarını düşünürsek bu cevap ne derece muteber olur bilemedim.
burada dikkatimi fatih çıtlak çekti. her ramazan sahur programı yapan, neşeli biri. ancak hakkında çıkan haber ve dedikodu kabilindeki şeyler hiç hoş değil. burada dedikodu yapmak amacında olmadığım ve olayın özüne hakim olmadığım için tarikattan kovulduğu bahsine değinmeyeceğim. çıkan haberlerde şunlar dikkat çekiyor; katılmadığı kuradan hacca gidiyor (kendisi bunun kendine malum olduğunu söylemiş), başında bulunduğu vakıf adına yapılan bir ticarette dolandırıcı ithamına uğramış ve takipsizlik kararı çıkmış (bu vakfa daha sonra değineceğim), topluluğun postnişinlik- şeyhlik için açılan sınavına katılan tek kişiymiş ve 100 tam puan almış.
kendisi bir dönem akp'li başakşehir belediyesi'nde meclis üyeliği yapmış ve bilal erdoğa'nın karısının dayısıymış. vakıf meselesine gelecek olursak, insan ve irfan vakfın'nın mütevellî heyeti başkanı halihazırda. bu vakfın kurucularından biri bilal erdoğan elbette. niye bu kadar bu adamdan bahsettin diyecek olursanız, iskender cüre hem toplulukta kadrolu "sanatçı" hem de insan ve irfan vakfında pek çok etkinlik yapmaktadır. ayrıca eğitim, araştırma ve koordinasyon genel müdürlüğü gibi kurumlarla iş yapmıştır. bunca siyasi bağlantı ve yapılan ortak işler pek hoş değil.
gelelim bir başka meseleye, o da tekke ve zaviyelerin kapatılması. iskender cüre bunun hakkında birçok video çekmiştir. elbette eleştirmek, düzeltmeye çalışmak güzel şeyler. ancak cüre'nin yaptığı kör göze parmak şeyler var. mesela atatürk'ü kötüleyen veya kanunu açıkça eleştiren şeyhleri ve şiirlerini her fırsatta paylaşır. en sevdiği ise yenikapı mevlevîhânesi son şeyhi abdülbaki baykara'nın yazdığı bu kanunu tenkid eden “benim halim” adlı şiirdir. kendisi özellikle bastıra bastıra tekrar ettiği beyit şudur,
"semâ-yı mevlevî’yi terk edip, öğrenmedim dansı
selânik dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.".
bu çok manidardır.
bir diğer çokça bahsettiği şey ise abdülhalim çelebi'nin ölümüdür. bunun bir cinayet olduğunu ve işleyenin hükümet veya hükümete yakın kişiler olduğunu açıkça söyleyemese bile, çok manidardır gibi söylemlerle ima eder.
bu mesele buranın bahsi değildir ama kısaca değinmek istiyorum. tarih siyah ya da beyaz değildir. tarikatların bozulduğu bilinen ve kabul gören bir şeydi. bu yüzden osmanlı "meclisi meşayih" diye bir kurum tertip etti. tarikat ehli elbette bu kanuna karşı olacaklardır. diğer taraftan ise bu kurumlara karşı kişilerin olması çok normal. iskender cüre'nin bu kanuna karşı olması gayet anlaşılır ancak körlemesine tek taraftan bakmak insanı yanıltır. bu konuda konuşamam veya konuşturmazlar şeklinde bir tavrı var. eğer çıkıp ben bunu konuşacağım diyorsan her şeyi açık açık söyle ya da tamamen sus derler adama.
bir başka mesele ise muzaffer ozak ve onun atatürk hakkındaki söylemleri. "sahaf olan ozak, kitap satmaktan hapis yattı." şeklinde yazmış ancak burada bile bile işi çarpıtmış. kitap satmak yasak olsa adam nasıl sahaf olsun? arapça ya da osmanlıca yazılı bir kitap sattığı için oluyor olaylar. bunu bile bile eksik yazıp konuyu çarpıtıyor ki bunu okuyan kişi din adamına neler yapmışlar desin diye uğraşıyor. atatürk hakkında muzaffer ozak'ın söyledikleri malumdur. iskender cüre burada bir şark kurnazlığı yapıyor. diyor ki, bu atatürk'ü öven sözleri 1982 yılında söyledi. o zaman askeri darbe vardı zorunda kalmıştır. muzaffer ozak haşa korktuğu için mi dedi bunu, elbette hayır. böylesine önemli bir şahsa bu yakıştırmayı yapması çok büyük bir ayıp. ayrıca 80 darbesinin menzil tarikatına nasıl iltimas geçtiğini herkes biliyor. mesele önemli bir şeyhin atatürk'ü övmesi.
ayrıca iskender bey bir noktada kendiyle çelişiyor. çilesiz mevlevilik olmaz diyen kutsi erguner'e, bunun az sayıda bile olsa örneği var. mevleviliğin adı çilevilik değildir diyor. kendisine uymayan, çile çekmek gibi, uygulamaları kafasına göre veya çok istisna olan durumlarla destekleyip atabiliyor. bir başkası kafasına göre sema dönse bunun adabı, usulü ve erkanı var diyerek celalleniyor. ilk sema dönen de herhalde iskender bey'in bildiği usule göre semah etmişti.
bundan sonra yazacaklarım biraz x paylaşımları biraz kendi çıkarımlarım olacak. bu adam akp'li ve atatürk karşıtı. eski x paylaşımları duruyor inip bakabilirsiniz. günün sonunda konu şuraya geliyor. hangi partili ya da birini sevip sevmemesi normal koşullar altında önemli değildir fakat normal koşullarda yaşamıyoruz. bir adamın dindar olması da eleştirilecek veya hor görülecek bir şey değil. sorun şurada başlıyor, tasavvuf o kadar ince ve hassas bir konu ki bilmeyen birini küstürmek çok kolaydır. bildiğini sananı yanıltmak ise çok çok daha kolaydır. en ufak bir hareketinizin vebalı çok ağır olabilir. o yüzden koca yunus şöyle der,
"yunus'a aşık deyiben zinhar özenip gelmegil
çok bezirgan pişman olur varıcağız uzun yola".
yazımı imam-ı azam ebu hanife'ye atfedilen bir sözle bitireyim. "padişah sofrasına oturan dervişin fetvasına itibar edilmez"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar