bugün
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı21
- sözlük erkekleri kadın olsa nasıl görünürdü8
- karısını puanlayıp sosyal medyada paylaşan erkek14
- uzun bir yolculuğa çıkma isteği2
- evrene bir mesaj bırak7
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj6
- linkedin5
- kızla konuşmaya çalışmak2
- sevgiliden gelen ilk canımlı mesaj4
- 17 haziran 2026 erhan karaal'ın kaçırılması2
- yaş ilerledikçe anlaşılan şeyler10
- bir daha doğmayacak olmak3
- izinli yazarın entry girebilmesi7
- abd iran mutabakatındaki 5 madde2
- nagihan'a üzülmek2
- arkadaşlar uyudunuz mu6
- sözluk kız ayarlama yeri değildir12
- islam düşmanlarına epstein şoku13
- muhafazeküler4
- yusuf tekin'in öğrencinin bağcığını bağlaması2
- kendi rızasıyla kabak tatlısı yiyen insan2
- ismail kartal10
- zeki ve cool biriyle sohbet etmek2
- fenerbahçede dördüncü ismail kartal dönemi10
- hiçbir kızın senden hoşlanmaması8
- kılıçdaroğlu'nun aradığı desteği bulamaması3
- kilo verdiren gıda4
- izmir'in yıllar sonra chp den kurtulması2
- şu anda ne yapıyorsun19
- iş verenlerin aç gözlü olması11
- hocalı katliamı2
- 18 haziran 2026 yusuf ziya gümüşel'in tahliyesi4
- sokak röportajı veren sıradan vatandaş3
- bugün ne yedin10
- org vs synthesizer4
- işi düşünce aramak2
- tripofobisi olanlar revani yemezler4
- 2026 dünya kupası13
- böceği öldürmek yerine dışarı atan insaflı kişi8
- çocuğuna dünyayı dar edip toruna dünyaları vermek2
- cemil tugayın chp den istifa etmesi2
- yıllık yazısı3
- azizlik neden ispanyollara mahsus4
- kemal derviş5
- eski eş2
- vedat muriqi3
- bir gün ölecek olmak6
- sevgilinin arkadaşının daha yakışıklı olması2
- en iyi yanık kremi5
- yanlışlıkla erkek sikmek8
Birbirlerine birader derler.
Gayler arası şifredir.
çaylakken bile rahat durmayan yazardır. bu nick altına eski hesaplarının nick altına feyk hesaplarının nick altına hatta masklavinin nick altına yazdığım 30 tane entryi gammazlamış. entryler silindi ama çaylaklık verilmedi. ki içerisinde küfür hakaret yoktu hiçbirisinin normal.
çok işsiz gördüm ama bu kadarı da pes dedirtti. aylarca yetkililer şöyle gammazlar böyle de de deeee sonra gammazlığı alınca "haksızlığa uğruyorum" dediğin hareketlerin 1000 katını sen yap. bunu da sildir bro belki çaylak yaptırtırsın *
çok işsiz gördüm ama bu kadarı da pes dedirtti. aylarca yetkililer şöyle gammazlar böyle de de deeee sonra gammazlığı alınca "haksızlığa uğruyorum" dediğin hareketlerin 1000 katını sen yap. bunu da sildir bro belki çaylak yaptırtırsın *
daha önce de yazmıştım. ancak nickimi sildiğim için bir kez daha bırakıyorum. ister etkileşim için yazmış olsun, ister trollemek için, bunun pek önemi yok. çünkü bu satırlara denk gelen ve gerçekten o noktada duran biri varsa, belki bir kez daha okumasının faydası olur.
o yüzden tekrar yazıyorum:
bazen bu bir düşünce gibi bile gelmiyor. daha çok içerde biriken her şeyin bir anda taşması gibi. uzun zamandır sırtında taşıdığın bir yük var; başta “idare ederim” diyorsun, hafif sanıyorsun. sonra fark etmeden ağırlaşıyor. bir gün geliyor ki aynı yük kemiğine dayanıyor. o noktada çözüm falan aramıyorsun. sadece her şeyin biraz susmasını istiyorsun. kafanın içi, göğsünün ortası, o bastıran ağırlık… bir anlığına dursun istiyorsun.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
o yüzden tekrar yazıyorum:
bazen bu bir düşünce gibi bile gelmiyor. daha çok içerde biriken her şeyin bir anda taşması gibi. uzun zamandır sırtında taşıdığın bir yük var; başta “idare ederim” diyorsun, hafif sanıyorsun. sonra fark etmeden ağırlaşıyor. bir gün geliyor ki aynı yük kemiğine dayanıyor. o noktada çözüm falan aramıyorsun. sadece her şeyin biraz susmasını istiyorsun. kafanın içi, göğsünün ortası, o bastıran ağırlık… bir anlığına dursun istiyorsun.
ben o noktayı yaşadım. dışarıdan konuşmuyorum. girdim o karanlığın içine, oturdum, kaldım. geceyi uzatan, sabahı geciktiren bir şey var orada. dışarıdan bakınca hayat akıyor ama sen o akışın içinde değilsin. sanki kalın bir camın arkasından izliyorsun her şeyi. dokunamıyorsun. en kötüsü de bu zaten; kimse tam olarak anlamıyor, sen de anlatamıyorsun. göstermemeyi öğrenmişsin çünkü.
psikiyatra gitmek bile zordu. kendine “ben iyi değilim” demeyi erteliyorsun. çünkü o cümleyi kurduğun anda bir şey resmileşiyor gibi geliyor. ama sonunda gittim. oturdum karşısına. ilk seanslarda büyük şeyler konuşulmadı. bir noktada doktorum dümdüz bir şey söyledi:
“bu düşünceler seni ikna etmeye çalışır. ama bu onların doğru olduğu anlamına gelmez.”
o an çok derin gelmedi. hatta biraz boş bile geldi. ama zamanla yerine oturdu. çünkü o düşünce geldiğinde her şey çok net, çok mantıklı görünüyor. sanki tek çıkış yolu oymuş gibi. başka ihtimal yokmuş gibi. ama aslında o an zihin seni daracık bir yere sıkıştırıyor.
hâlâ gidiyorum. hâlâ ilaç kullanıyorum. bu iş “geçti, bitti” diye bitmiyor zaten. bazen yokluyor, bazen aynı yerden vuruyor. ama artık fark var. eskiden o düşünce geldiğinde inanıyordum. şimdi geldiğinde tanıyorum onu. aynı ses, aynı ton… ama eskisi gibi kandıramıyor.
karanlığın içinde bile nefes alacak bir yer oluyor. bazen çok küçük bir şey. mesela elektro gitarın bir teli titreşiyor. o titreşim fiziksel ama etkisi başka bir yerde. kafamın içindeki kalabalık bir adım geri çekiliyor. tamamen susmuyor belki ama artık boğmuyor da. o an sadece ses var ve o ses bana şunu hatırlatıyor: hâlâ buradayım.
bazen bu bile yetiyor. çünkü insan her zaman tamamen iyi olmak zorunda değil. bazen sadece biraz daha az kötü olmak bile yeter.
karanlık her zaman son demek değil. bazen sadece içinden geçilen bir yer ve o yerin içinde bile küçük de olsa bir tutunma noktası oluyor.
eğer şu an bunu okuyan biri o noktadaysa, şunu bil:
şu an hissettiğin şey ne kadar gerçek gelirse gelsin, o an her şey değil.
bugün buradasın.
bu az bir şey değil.
yarın da kal.
adam istemiyorsa sakal bırakmayacak. istemiyorsa sesi kalın çıkmayacak. duygularını da içimde bi şeyler var diye anlatacak. benim testosteronum yerindeyse gerisinden bana ne? o da kendi bahçesini istediği gibi düzenliyor. ben kendi mangalımı yakıp odun kırıyorum; o lavanta ekip kelebekleri çağırıyor. ikimiz de aynı toprağa gömüleceğiz nasıl olsa. başkasının bahçesine hortum sokup “ulan burası böyle sulanmaz” demek en büyük dangalaklık.
kimseyi ilgilendirmez bu iş. ben taş gibi kalayım, orman yasalarını uygulayayım; öteki de pürüzsüz cildiyle, kutsal enerji modunda yaşasın bana ne. kimsenin erkekliği, başkasının yaşam tarzını denetleme yetkisi vermez. ben kendi erkekliğimle baş başa, kimsenin mutluluğuna karışmadan idare ederim.
kimseyi ilgilendirmez bu iş. ben taş gibi kalayım, orman yasalarını uygulayayım; öteki de pürüzsüz cildiyle, kutsal enerji modunda yaşasın bana ne. kimsenin erkekliği, başkasının yaşam tarzını denetleme yetkisi vermez. ben kendi erkekliğimle baş başa, kimsenin mutluluğuna karışmadan idare ederim.
görsel
Bizi yer lan bu.
Bizi yer lan bu.
Sokaklar dik bile duramayan erkeklerle dolu. Ne tokalaşmayı bilirler, ne konuşmayı. Ağızlarından birkaç cümle çıkacağı zaman sesleri titrer.
Şu cinsiyetinizin farkında olun beyler.
Adam gibi adam olun.
Şu cinsiyetinizin farkında olun beyler.
Adam gibi adam olun.
Amacım yok televizyonun taksidi bitsin inşallah onu da alıcam. *
flörtte herkes potansiyel. potansiyel sadık, potansiyel anlayışlı, potansiyel “hayatımın insanı.” ilişkiye dönünce o potansiyel realize olamayınca suçlu arıyoruz. sen değiştin diyoruz. hayır değişmedik. sadece maskeleri indirdik, altında da hepimiz biraz yorgun, biraz bencil, biraz da daha iyisi çıkar belki diye swipe’layan davarlar çıktık. seçenek enflasyonu, vibe fetişi, emek fobisi... hepsi aynı kapıya çıkıyor.
kimse bu kişiyle oturup tencereyi kaynatayım demiyor, herkes biraz daha bakayım diyor.
benim gördüğüm ya birbirimizin gerçekliğinden korkuyoruz ya kendi gerçekliğimizden. ikisi de aynı boktan kapıya çıkıyor. geriye kalan da bolca güzel anılarımız oldu ile biten, keşke bir şey olsa diye diye yaşlanan flört koleksiyonları.
kimse bu kişiyle oturup tencereyi kaynatayım demiyor, herkes biraz daha bakayım diyor.
benim gördüğüm ya birbirimizin gerçekliğinden korkuyoruz ya kendi gerçekliğimizden. ikisi de aynı boktan kapıya çıkıyor. geriye kalan da bolca güzel anılarımız oldu ile biten, keşke bir şey olsa diye diye yaşlanan flört koleksiyonları.
Hayali bir abazanlıktır. O adam kadın düşkünü olsa kendine harem kurardı çünkü tuttuğunu koparan bir adam.
(bkz: oturma organı kalkması) hastalığına kapılan bir başka uludağ sözlük yazarı.
Recep ivedik'in 1. Filminde antalya'ya giderken araçlarına bindiği gençlerin aracına biner binmez alıp ikisine birden tokat çekmesine yol açan koku gibidir.
haşmet sahibi zall.
Çişim geldiği halde uykum kaçar diye uyanmamak. En çok üşendiğim konu bu ya uykumun bölünmesini istemiyorum.
Normalde din ibadet ve kulluk bilincidir ama sistem bize çalış, üç kuruşa köle ol ve geçin demekte diretiyor.
Bazı yazarlar, google earth menzilleri çok dar olduğu için sadece sataşabilmek için entry giriyor. Fazlası yok.
hele bir de şu üç aylık yurtdışı manyakları var ya, ayrı bir alem. adam boston’da aktarmada kahve içmiş, dönünce her lafın başına ben harvard’da gördüm diye giriyor. vizyon gelmiş amk, vizyon.
memlekete ayak basar basmaz her cümleye “uluslararası literatürde” diye başlıyor, arkasına da kendi makalesinin dipnotunu yapıştırıyor, sanki einstein’ın torunu.
dışarıda hoca numarası yapıyor, içeride feodal ağa. odasına giren asistana insan değil kaynakça muamelesi yapar. kadroyu nasıl aldığını kimse konuşmasın ister ama bölümdeki herkesin metodolojisine ahlak dersi verir veled-i zinâ. sonra da twitter’da “bilimsel özgürlük nerede” diye twit atar.
neyse oğlum ben buna neden bu kadar sinirlendim ki birden? alt tarafı akademisyen egosu işte, memleketin en yenilenebilir enerji kaynağı. gidip bi sigara içeyim de “uluslararası literatürde” kendime geleyim.
memlekete ayak basar basmaz her cümleye “uluslararası literatürde” diye başlıyor, arkasına da kendi makalesinin dipnotunu yapıştırıyor, sanki einstein’ın torunu.
dışarıda hoca numarası yapıyor, içeride feodal ağa. odasına giren asistana insan değil kaynakça muamelesi yapar. kadroyu nasıl aldığını kimse konuşmasın ister ama bölümdeki herkesin metodolojisine ahlak dersi verir veled-i zinâ. sonra da twitter’da “bilimsel özgürlük nerede” diye twit atar.
neyse oğlum ben buna neden bu kadar sinirlendim ki birden? alt tarafı akademisyen egosu işte, memleketin en yenilenebilir enerji kaynağı. gidip bi sigara içeyim de “uluslararası literatürde” kendime geleyim.
bir iki derken süreklilik arz etmeye başlayan yapılanmadır.
olm paralel yapılanma mısınız?
masonik örgüt müsünüz?
ben böyle örgütlenmelerden işkillenirim.
sözlük dediğin mezarhanedir. Yaşayacaksan, canavarlaşıcaksın!
işte buradan apaçık söylüyorum, aralarında örgütlenerek yazarlara zulmedene ezene acımam.
beymiş paşaymış bilmem neymiş. bey ne demek? şu demek bu demek. herkes yürüdüğü yolu bilsin, ayağınıza sağlam taş takılırsa düşer kalırsınız orada!
olm paralel yapılanma mısınız?
masonik örgüt müsünüz?
ben böyle örgütlenmelerden işkillenirim.
sözlük dediğin mezarhanedir. Yaşayacaksan, canavarlaşıcaksın!
işte buradan apaçık söylüyorum, aralarında örgütlenerek yazarlara zulmedene ezene acımam.
beymiş paşaymış bilmem neymiş. bey ne demek? şu demek bu demek. herkes yürüdüğü yolu bilsin, ayağınıza sağlam taş takılırsa düşer kalırsınız orada!
gelecek hayallerinin tutmaması.
bi abim bir adamla tanıstırdı. evlilik dusunuyor dedi. bi iki sene evvel.
birkac ayda bir bulusmaya basladık. bizim buraya geliyor. burda bi cafede kahve iciyoruz. birkac saat sohbet ediyoruz. beni eve bırakıyor. cok saygılı. boyle 10 defa filan bulusmusuzdur bir iki senede.
sonra bana eşinin tesettüre grmesini bekledigini soyledi.
o son gorusmemiz oldu.
valla keske evlenseymişim. uzerime titreyen harika bir eşim olurmus
zaten ilerde hepimiz tesetturlu olucaz.
bi abim bir adamla tanıstırdı. evlilik dusunuyor dedi. bi iki sene evvel.
birkac ayda bir bulusmaya basladık. bizim buraya geliyor. burda bi cafede kahve iciyoruz. birkac saat sohbet ediyoruz. beni eve bırakıyor. cok saygılı. boyle 10 defa filan bulusmusuzdur bir iki senede.
sonra bana eşinin tesettüre grmesini bekledigini soyledi.
o son gorusmemiz oldu.
valla keske evlenseymişim. uzerime titreyen harika bir eşim olurmus
zaten ilerde hepimiz tesetturlu olucaz.
Geçen yıllar sonra yolum düştü, özellikle e5’e yakın kısımları baya düzenlemiş, bakırköy falan benzeri bir çarşı yapmışlar. E ama halkı aynı, hala eski gergin tipler, o nasıl olacak?
zonguldak - kilimli tünellerine ismi verildi. allah rahmet eylesin. mekanı cennet olsun.
insanlar çoğu zaman fevri duygularıyla hareket ediyor. Ancak biraz durup, mantıklı bir bakış açısıyla her şeyi gözlemlemek ve değerlendirmek çok daha sağlıklı bir sonuca ulaşılmasını sağlar.
Bazen olaylar göründüğü gibi olmayabilir. Bazen sadece duvarı görürüz. Ama önemli olan duvarın arkasını görmektir.
Bazen olaylar göründüğü gibi olmayabilir. Bazen sadece duvarı görürüz. Ama önemli olan duvarın arkasını görmektir.
Etrafımda pekçok akademisyen arkadaşımda gördüğüm kadarıyla, Bir akademisyen aslında hayatında sadece bir konuyu bilir, onu çok iyi anlar/anlatır. Onun dışında zır cahildir ama herşeyi çok iyi biliyormuş gibi davranır. Çoğu fakir ailelerden geliyor o nedenle kültürleri gelişmemiş oluyor. Kafa hep köylü...konsere gitmez, sinemayı sevmez, kitap okumaz, konuşması bozuk, dünyayı ve siyaseti doğru yorumlayamaz, ama evini lüks eşyalarla doldurur... lüks arabaya biner... bu şekilde aşağılık duygularını tatmin eder. Bilimsellikten uzaktır çoğu, herhangi bir konuyu akli kritere tabi tutarak eleştirip ufuk açmaya kalksan seni ötekileştirir, halk adamı gibi davranır mk. Akademinin ne işe yaradığının farkında bile değildir, üniversite onun için sadece "ekmek kapısıdır" memur kafasına sahiptir. Lütfen fakirler akademisyen olmasın yaaa, ailesinden az çok görmüş geçirmiş, maddi sıkıntı çekmemiş, köyde büyümemiş, büyükşehirde doğup büyümüş insanlar akademisyen olsun lütfen.
Belki elli kez entryleri analiz ettirdim, hiçbir şeyi beğenmiyor lavuk. Hayır eleştiriyor eleştiriyor, öbür yapay zekalarla sohbet etmekten alışmışız cevap da veremiyoruz "şunu şu yüzden yazdım." Minvalinde.
bence bu sorunun pratikte ve teoride bir karşılığı yok.
bazen halı silkeleme,
bazen entelektüel mastürbasyon yapıyoruz burada.
bazen halı silkeleme,
bazen entelektüel mastürbasyon yapıyoruz burada.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar