bugün
- 2026 yılında hala sigara içen kişi11
- tanrı yok16
- türkiye de ruhsatsız silah satışı2
- 17 temmuz 2026 ümraniyespor galatasaray maçı3
- gizli hesap2
- yeni parti2
- ateistlerin nursuz olması23
- ota boka devşirme diyen hırto27
- sabah nasıl uyanıyorsunuz14
- nervio bugün ne giydi acabası12
- şaka maka ups boobbs'un da yaşlanmış olması12
- sözlüğün tanrıçası olmak12
- yabancı'e sim kullanma bana kazıklan arkadaş2
- bana kimse eksi oy atamaz9
- atatürkçü sanatçı azlığı3
- gocu nickli lavuğun neden kaşınması13
- sözlük kızlarının ateşli olduğu gerçeği13
- iyi sevişen erkeğe aşık olunur mu18
- mason greenwood57
- aylık 368 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- true nickli namussuz yazar15
- sözlüğün fingirdekleri10
- çırılçıplak sözlüğe entry girmek7
- sözlüğün en götü güzel kızı8
- üstteki yazara bir hayat tavsiyesi bırak16
- 15 temmuz 2026 ingiltere arjantin maçı37
- seçimde kime oy vereceğiz8
- sürekli yeme isteği8
- yurtdışında hintli misin diye sorulması11
- atatürk ün ateist olması8
- belinde kelebek dövmesi olan yazarlar14
- bir insana akpliliği üzerinden saldırmak31
- özgür özel vs kemal kılıçdaroğlu4
- fetö nün siyasi ayağı19
- yunanlıların yağlı güreşi çalmaları11
- başkasının ısırdığı yemeği yer misiniz8
- köylü olan ailemden utanıyorum12
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız40
- canımın waffle çekmesi5
- velvet'in silver'a benzemesi15
- uysaljakoben19
- sözlüğün yılanı8
- hoşlanılan kızın onlyfans hesabı olması5
- arkadaşlar bu çanta nasıl5
- bir sarma yapmışım9
- geceye bir şarkı bırak23
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı12
- kürtlerin tekelinde olan meslekler13
- birini hep düşünüyorsan o da seni düşünüyor mudur3
- ahbap18
sevdiği entry'ler
Suriyeli ünlü şair Suriye 'de yaşanan süreci Frankfurter Zeitung gazetesi'ne değerlendirdi. Suriyeli Şair Adonis, ne Arap Baharı'na ne de Suriye muhalefetine sıcak bakıyor. Çünkü her ikisinde de demokrasi ve özgürlüğün temel direği olan laiklik yok. Adonise göre, temelinde din olan hiçbir siyasal hareket demokratik olamaz. Dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini; yani bütün hayatını kontrol eder diyen Adonis, dini diktatörlüğün askeri diktatörlükten daha kötü olduğunu söylüyor.
Adonis, Suriyenin Lazkiye kentinde doğdu. Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşberdir. Siyasi faaliyetleri yüzünden 6 ay hapis yatıp çıkınca, 1956 yılında Lübnana yerleşti. Lübnan vatandaşlığı da alan Adonis, daha sonra Fransa ya yerleşti ve Pariste yaşıyor. Batı'da da tanınmış bir entelektüel olan Adonis'in röportajının bir bölümünü ise Birgün gazetesinden Selami ince yaptı.
'Suriye'yi okumak' isteyenler için önemli ipuçlarını barındıran röportaj'ın önemli bölümleri şöyle:
Arap Baharı'nın başında şöyle dediniz: Ben camide başlayan bir devrime katılamam. Bunun demokrasi ve özgürlükle hiçbir ilgisi yok. Niye bu kadar karamsarsınız?
Bu karamsarlık değil, bu gerçekçilik. Dini temeller üzerine kurulmuş siyasal sistemlerde demokrasi olmaz. Ya demokratız ve özgürlük içinde yaşarız ya da dindarız. Ben birinci versiyonu seçiyorum, yani demokratik ve özgür olmayı. Ama bu benim dine karşı olduğum anlamına gelmez. Kişisel inançları nedeniyle dini yaşayan insanlara büyük saygı duyarım. Ama din bizi bir kurum olarak yönetecekse, bu tiranlıktır. Şu nedenle ki, dinsiz ya da başka dine mensup olan insanlar var. Dini kuralları temel alan bir toplum benim için diktatörlüktür. Bence bu askeri diktatörlükten de daha kötü.
Askeri diktatörlükle dini diktatörlük arasındaki fark ne?
Askeri diktatörlük kafanı ve siyasal düşünceni kontrol eder. Bu yeterince kötü zaten... Ama dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini yani bütün hayatını kontrol eder. Hiç tereddütsüz her ikisi de demokrasi dışı.
Yani dinler, siyasi ve devlet iktidarı haline geldiğinde antidemokratik mi oluyor?
Bundan daha fazlası Sadece antidemokratik değil, aksine haksızlık da. Dinler, toplumdaki bütün gruplara aynı kuralları dayatırlar ama aynı oranda eşit hakları vermezler. Örneğin islama göre neden bir Müslüman erkek, Hıristiyan bir kadınla evlenebilir de, bir Hıristiyan erkek Müslüman bir kadınla Müslüman olmadan evlenemez? Neden bir islam ülkesinde bir Hıristiyan bakan veya önemli mevkii sahibi olamaz? Bu insan haklarının tecavüze uğraması, ipe çekilmesidir. Ne zaman siyasi iktidar dini temellere göre belirlenir ve toplum dini kurallara göre yönetilirse, medeni haklar askıya alınır. Müslümanlar, islamın özgürlüğün garantisi olduğunu iddia ederler. Dinler, hiç kimseye hiçbir özgürlük sağlamazlar ve bunun istisnası da yoktur. ( ) Arap dünyasında demokrasiye sadece sivil, seküler temele dayalı bir devlet yönetiminde, insan haklarını temel alan eşitlik ve laiklik bazında ulaşırız.
- Çözüm laiklikte mi?
Elbette. Laiklik olmadan modern bir toplum kurulamaz. Bizim amacımız özgür ve demokratik bir Arap toplumuna erişmekse, her türlü farklı düşünceyi ve her türlü azınlığı kabul etmek zorundayız. Sadece bu biçimde dünyaya açık ve çağdaş bir toplum yaratabiliriz. Laiklik, kişisel inançlara karşı değil. Birey, dindar olma hakkına sahiptir. Bu bir bireysel özgürlük! Demokraside kişinin özgürlüğü kabul edilmeli.
- Bugünkü Arap toplumu laiklikle uyumlu mu?
Ne yazık ki hayır Realite bu.
- Neden bu zamana kadar Arap toplumu ve laiklik bağdaşmadı?
Çünkü bu toplum hala halifenin dilini konuşuyor ve fetih ilkeleri hala geçerli. Sadece toplumda azınlık ve çoğunluk haklarının dini kurallara göre düzenlenmesi yaklaşımı bile antidemokratik yapılanmaları onaylıyor.
- Arap toplumu tarihinde demokrasi deneyimi var mı?
Hayır. Biz Araplar 1500 yıldır aynı çemberin etrafında dönüyoruz. Bu 1500 yıldır amacımız, çağdaşlık yönünde toplumsal değişiklikleri hedeflemeyen siyasi iktidarı ele geçirmek. Esaslı bir değişiklik yapmadan, yukarıdaki yöneticilerin değiştirilmesi hedeflendi hep. ( )
- Arap baharı toplumsal değişikliklerin başlangıcı değil miydi?
Belki bu değişimle daha önceki rejime göre daha az zalim ya da öncekilere göre ehven-i şer bir yönetim elde edilebilirdi. Ama şunu tekrar vurgulamak istiyorum: Dini kuralları temel alan bir sistemde demokrasi olmaz.
- Suriye muhalefeti özgürlük ve demokrasi istiyor. Bunların bir kısmı sivil toplumu savunuyor. Bu durum, sivil demokratik bir toplumun kurulmasının temel taşları olamaz mı?
Arap dünyasında dolaşan bu sözlerin hiçbir anlamı yok. Yeni kurtarıcıların hiçbiri, siyasi programlarında bu zamana kadar laiklik kavramını bir kez bile kullanmadı. Minnacık bir sözcükten büyük bir korku duyan devrim, nasıl bir devrim?
- Müslüman Kardeşlerin bir bildirisinde, toplumu kimin yöneteceğine demokratik bir biçimde sandıkta karar verileceği bildiriliyor. Bu ne kadar inandırıcı?
Hiç. Bir Hıristiyanın Suriyede devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Mısır da bir Kıptinin devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Hayır, çünkü kafalarına hala toplumu azınlık ve çoğunluğa göre bölen dogma hâkim.
- Ama demokraside bütün partiler seçimlere katılma hakkına sahiptir.
Ben özgür bir seçmenim ve demokrasiyi kabul ediyorum. Oyumu vereceğim ve elbette Müslüman Kardeşlere karşı. Kesinlikle siyasette etkili olmalarına karşıyım. Ne yazık ki, bazı durumlarda serbest seçimler çözüm olmuyor. Serbest seçimlerle iktidara gelmiş bir çoğunluk da despotik olabilir, bakınız Hitler.
- Devrimde Arap entelektüelleri bir rol oynadı mı?
Elbette. Arap ülkelerinde ve Suriyede olanlar, daha iyi bir yaşam dileği ve hayali temelinde oluştu. Bu düşünceler birdenbire hiçlikten ortaya çıkmadı. Çok sayıda Arap yazar ve entelektüel demokrasi ve özgürlük için çalıştı. Siyasi amaçlı bir hareketin ortaya çıkmasını ilk başta onlara borçluyuz.
- Siz niye devrimin tarafında değilsiniz?
Nasıl bugünkü devrimin tarafında olabilirim ki? Soru şu: devrimin siyasi programı ne? Başta devrim, özgürlük ve demokrasi için barışçı bir biçimde gidiyordu. Bugün şiddet dolu Devrim silahlı bir başkaldırıya dönüştü. Çeşitli islam ülkelerinden gelen çok sayıda paralı asker devrimcilerin saflarında. Bu bir devrim değil. Yalnızca rejimi yıkmaya çalışan ayrı ayrı isyancı gruplar. Böyle bir şeyi nasıl desteklerim?
- Bazı batılı ülkeler, yönetimi askeri saldırı ile tehdit ediyor.
Ben o kadar ileri gidileceğine inanmıyorum. Suriye karmaşık bir yapı: Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ılımlı islam adı altında Fastan Pakistana kadar bölgeyi Sünni islamın hâkimiyetine sokmak istiyor. Böylece, Akdenizden Rus sınırındaki Kafkasyaya kadar yeni homojen bir bölge oluşabilir. Bu bir yandan Rusyanın izolasyonuna yarayacak, diğer yandan da Şii egemenliğini engelleyecek. Bunun dışında Rusya Müslümanları da kullanılabilir. Çin Müslümanları için de aynı şey geçerli. Bunlar bir yana, Rusya ve Çin Suriyede aynı çıkarlara sahipler. Bu nedenle sorun da karmaşık. ( ) Askeri bir saldırı olursa, Suriye büyük bir olasılıkla cihatçıların eline geçer. Cihadist egemenler bütün bölgede etkili olur. Batı bunu göze alır mı? Bence alamaz.
Adonis, Suriyenin Lazkiye kentinde doğdu. Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşberdir. Siyasi faaliyetleri yüzünden 6 ay hapis yatıp çıkınca, 1956 yılında Lübnana yerleşti. Lübnan vatandaşlığı da alan Adonis, daha sonra Fransa ya yerleşti ve Pariste yaşıyor. Batı'da da tanınmış bir entelektüel olan Adonis'in röportajının bir bölümünü ise Birgün gazetesinden Selami ince yaptı.
'Suriye'yi okumak' isteyenler için önemli ipuçlarını barındıran röportaj'ın önemli bölümleri şöyle:
Arap Baharı'nın başında şöyle dediniz: Ben camide başlayan bir devrime katılamam. Bunun demokrasi ve özgürlükle hiçbir ilgisi yok. Niye bu kadar karamsarsınız?
Bu karamsarlık değil, bu gerçekçilik. Dini temeller üzerine kurulmuş siyasal sistemlerde demokrasi olmaz. Ya demokratız ve özgürlük içinde yaşarız ya da dindarız. Ben birinci versiyonu seçiyorum, yani demokratik ve özgür olmayı. Ama bu benim dine karşı olduğum anlamına gelmez. Kişisel inançları nedeniyle dini yaşayan insanlara büyük saygı duyarım. Ama din bizi bir kurum olarak yönetecekse, bu tiranlıktır. Şu nedenle ki, dinsiz ya da başka dine mensup olan insanlar var. Dini kuralları temel alan bir toplum benim için diktatörlüktür. Bence bu askeri diktatörlükten de daha kötü.
Askeri diktatörlükle dini diktatörlük arasındaki fark ne?
Askeri diktatörlük kafanı ve siyasal düşünceni kontrol eder. Bu yeterince kötü zaten... Ama dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini yani bütün hayatını kontrol eder. Hiç tereddütsüz her ikisi de demokrasi dışı.
Yani dinler, siyasi ve devlet iktidarı haline geldiğinde antidemokratik mi oluyor?
Bundan daha fazlası Sadece antidemokratik değil, aksine haksızlık da. Dinler, toplumdaki bütün gruplara aynı kuralları dayatırlar ama aynı oranda eşit hakları vermezler. Örneğin islama göre neden bir Müslüman erkek, Hıristiyan bir kadınla evlenebilir de, bir Hıristiyan erkek Müslüman bir kadınla Müslüman olmadan evlenemez? Neden bir islam ülkesinde bir Hıristiyan bakan veya önemli mevkii sahibi olamaz? Bu insan haklarının tecavüze uğraması, ipe çekilmesidir. Ne zaman siyasi iktidar dini temellere göre belirlenir ve toplum dini kurallara göre yönetilirse, medeni haklar askıya alınır. Müslümanlar, islamın özgürlüğün garantisi olduğunu iddia ederler. Dinler, hiç kimseye hiçbir özgürlük sağlamazlar ve bunun istisnası da yoktur. ( ) Arap dünyasında demokrasiye sadece sivil, seküler temele dayalı bir devlet yönetiminde, insan haklarını temel alan eşitlik ve laiklik bazında ulaşırız.
- Çözüm laiklikte mi?
Elbette. Laiklik olmadan modern bir toplum kurulamaz. Bizim amacımız özgür ve demokratik bir Arap toplumuna erişmekse, her türlü farklı düşünceyi ve her türlü azınlığı kabul etmek zorundayız. Sadece bu biçimde dünyaya açık ve çağdaş bir toplum yaratabiliriz. Laiklik, kişisel inançlara karşı değil. Birey, dindar olma hakkına sahiptir. Bu bir bireysel özgürlük! Demokraside kişinin özgürlüğü kabul edilmeli.
- Bugünkü Arap toplumu laiklikle uyumlu mu?
Ne yazık ki hayır Realite bu.
- Neden bu zamana kadar Arap toplumu ve laiklik bağdaşmadı?
Çünkü bu toplum hala halifenin dilini konuşuyor ve fetih ilkeleri hala geçerli. Sadece toplumda azınlık ve çoğunluk haklarının dini kurallara göre düzenlenmesi yaklaşımı bile antidemokratik yapılanmaları onaylıyor.
- Arap toplumu tarihinde demokrasi deneyimi var mı?
Hayır. Biz Araplar 1500 yıldır aynı çemberin etrafında dönüyoruz. Bu 1500 yıldır amacımız, çağdaşlık yönünde toplumsal değişiklikleri hedeflemeyen siyasi iktidarı ele geçirmek. Esaslı bir değişiklik yapmadan, yukarıdaki yöneticilerin değiştirilmesi hedeflendi hep. ( )
- Arap baharı toplumsal değişikliklerin başlangıcı değil miydi?
Belki bu değişimle daha önceki rejime göre daha az zalim ya da öncekilere göre ehven-i şer bir yönetim elde edilebilirdi. Ama şunu tekrar vurgulamak istiyorum: Dini kuralları temel alan bir sistemde demokrasi olmaz.
- Suriye muhalefeti özgürlük ve demokrasi istiyor. Bunların bir kısmı sivil toplumu savunuyor. Bu durum, sivil demokratik bir toplumun kurulmasının temel taşları olamaz mı?
Arap dünyasında dolaşan bu sözlerin hiçbir anlamı yok. Yeni kurtarıcıların hiçbiri, siyasi programlarında bu zamana kadar laiklik kavramını bir kez bile kullanmadı. Minnacık bir sözcükten büyük bir korku duyan devrim, nasıl bir devrim?
- Müslüman Kardeşlerin bir bildirisinde, toplumu kimin yöneteceğine demokratik bir biçimde sandıkta karar verileceği bildiriliyor. Bu ne kadar inandırıcı?
Hiç. Bir Hıristiyanın Suriyede devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Mısır da bir Kıptinin devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Hayır, çünkü kafalarına hala toplumu azınlık ve çoğunluğa göre bölen dogma hâkim.
- Ama demokraside bütün partiler seçimlere katılma hakkına sahiptir.
Ben özgür bir seçmenim ve demokrasiyi kabul ediyorum. Oyumu vereceğim ve elbette Müslüman Kardeşlere karşı. Kesinlikle siyasette etkili olmalarına karşıyım. Ne yazık ki, bazı durumlarda serbest seçimler çözüm olmuyor. Serbest seçimlerle iktidara gelmiş bir çoğunluk da despotik olabilir, bakınız Hitler.
- Devrimde Arap entelektüelleri bir rol oynadı mı?
Elbette. Arap ülkelerinde ve Suriyede olanlar, daha iyi bir yaşam dileği ve hayali temelinde oluştu. Bu düşünceler birdenbire hiçlikten ortaya çıkmadı. Çok sayıda Arap yazar ve entelektüel demokrasi ve özgürlük için çalıştı. Siyasi amaçlı bir hareketin ortaya çıkmasını ilk başta onlara borçluyuz.
- Siz niye devrimin tarafında değilsiniz?
Nasıl bugünkü devrimin tarafında olabilirim ki? Soru şu: devrimin siyasi programı ne? Başta devrim, özgürlük ve demokrasi için barışçı bir biçimde gidiyordu. Bugün şiddet dolu Devrim silahlı bir başkaldırıya dönüştü. Çeşitli islam ülkelerinden gelen çok sayıda paralı asker devrimcilerin saflarında. Bu bir devrim değil. Yalnızca rejimi yıkmaya çalışan ayrı ayrı isyancı gruplar. Böyle bir şeyi nasıl desteklerim?
- Bazı batılı ülkeler, yönetimi askeri saldırı ile tehdit ediyor.
Ben o kadar ileri gidileceğine inanmıyorum. Suriye karmaşık bir yapı: Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ılımlı islam adı altında Fastan Pakistana kadar bölgeyi Sünni islamın hâkimiyetine sokmak istiyor. Böylece, Akdenizden Rus sınırındaki Kafkasyaya kadar yeni homojen bir bölge oluşabilir. Bu bir yandan Rusyanın izolasyonuna yarayacak, diğer yandan da Şii egemenliğini engelleyecek. Bunun dışında Rusya Müslümanları da kullanılabilir. Çin Müslümanları için de aynı şey geçerli. Bunlar bir yana, Rusya ve Çin Suriyede aynı çıkarlara sahipler. Bu nedenle sorun da karmaşık. ( ) Askeri bir saldırı olursa, Suriye büyük bir olasılıkla cihatçıların eline geçer. Cihadist egemenler bütün bölgede etkili olur. Batı bunu göze alır mı? Bence alamaz.
Gururun'dan Jenifer Lopez'i bile red edebilen erkektir.
Şöyleki bir lafı bir kere söyler bir kere söylettirir çok çabuk aşık olabilir ama çıkma teklifi ediyorsa bir kıza bunu bir kere teklif eder 2. şans yoktur naz'dan hoşlanmaz.
Şöyleki bir lafı bir kere söyler bir kere söylettirir çok çabuk aşık olabilir ama çıkma teklifi ediyorsa bir kıza bunu bir kere teklif eder 2. şans yoktur naz'dan hoşlanmaz.
sözlüklerin geneline bakıldığında her 10 yorumdan 8 i olumsuz koç burcuna yönelik...
bir koç burcu erkeği olarak şunu söyleyebilirim ki, koç burcu beklentili bir insan olabilir ama onun yalan söylemesi, bencil olması insanlara ayna görevi yapmasındandır efendim. karşılıksız sevip, verebilen, toleranslı bir eş için koç burcunun yapmayacağı şey yoktur. o insana her türlü hizmeti 7/24 sağlayabilecek kapasiteye sahibiz. yalan yok, sadakatsizlik yok, umursamazlık da yok. hatta o güzel insanla o kadar ilgileniriz ki kendisini kleopatra sanar. ancak güven konusunda şunu söylemeliyim, her zaman tedbirliyiz. yalanlara ve bir şeyler saklanmasına toleransımız yok. hadi bir-iki idare ederiz, sonrasında bizi kaybedersiniz.
kıskanç insanız, çok insan sevmeyiz ama sevdikmi de tam severiz. herkes tarafından da nedense seviliyoruz. ayrıca sporcuyuz, hareketliyiz, üstün zekalıyız. ama zekamızı işimize geldiğimiz zaman kullanırız, aksi halde bir aptal gibi görünmesini de biliriz.
toplumların mutlu olmasının altında yatan sebep de biziz. görünüşümüze ve mizacımıza, sempatikliğimize karşı durabilecek en zalim gestapolar bile kısa sürede gardını düşürür. onların hayatını yaşanabilir kılan faktör de biziz, bir kızın hayatında "özel" bir şeyler varsa, kendisi de biliyor ki o bir koç burcu erkeği.
ayrıca kavga etmeyi pek sevmeyiz, hatta uzaklaşmayı ilk çözüm olarak görürüz. tabi bu damarımıza basılmadığı süreç için geçerli. yoksa gözümüzü kapatıp bir kamikaze dalışı yaparız ki bu gücün önünde durabilecek başka bir insan yine koç burcundandır. ayrıca bunu mertçe yapacağımızı pek düşünmeyin, hiç ummadığınız bir anda, sabah mutlu bir şekilde çayınızı yudumlarken suikaste kurban gidebilirsiniz. o derece de saykoyuzdur, sonradan pişman olacağımızı bilsek bile, bizi üzen birini x10 bonus ile üzebiliriz.
-----
para harcama konusunda söylenenler doğru, savurgan insanız. ama minimum yiyecek barınak ihtiyacına yetecek parayı her zaman kenarda tutarız, o yüzden korkulacak bir şey yok. masabaşı işleri sevmeyiz, sıkılırız. her alanda olduğu gibi iş anlamında da daldan dala atlama eğilimimiz var. bir hafta boyunca anketörlük yapıp ertesi günü himalayalar'da tırmanıyorsak burada garipsenecek bir yan görmeyin.
-----
hareketli, bol inişli-çıkışlı, romantizmin doruklarında ve macera dolu bir serüven yaşamak isteyen kızlar için koç burcu erkeğinden daha iyisi yoktur.
bir koç burcu erkeği olarak şunu söyleyebilirim ki, koç burcu beklentili bir insan olabilir ama onun yalan söylemesi, bencil olması insanlara ayna görevi yapmasındandır efendim. karşılıksız sevip, verebilen, toleranslı bir eş için koç burcunun yapmayacağı şey yoktur. o insana her türlü hizmeti 7/24 sağlayabilecek kapasiteye sahibiz. yalan yok, sadakatsizlik yok, umursamazlık da yok. hatta o güzel insanla o kadar ilgileniriz ki kendisini kleopatra sanar. ancak güven konusunda şunu söylemeliyim, her zaman tedbirliyiz. yalanlara ve bir şeyler saklanmasına toleransımız yok. hadi bir-iki idare ederiz, sonrasında bizi kaybedersiniz.
kıskanç insanız, çok insan sevmeyiz ama sevdikmi de tam severiz. herkes tarafından da nedense seviliyoruz. ayrıca sporcuyuz, hareketliyiz, üstün zekalıyız. ama zekamızı işimize geldiğimiz zaman kullanırız, aksi halde bir aptal gibi görünmesini de biliriz.
toplumların mutlu olmasının altında yatan sebep de biziz. görünüşümüze ve mizacımıza, sempatikliğimize karşı durabilecek en zalim gestapolar bile kısa sürede gardını düşürür. onların hayatını yaşanabilir kılan faktör de biziz, bir kızın hayatında "özel" bir şeyler varsa, kendisi de biliyor ki o bir koç burcu erkeği.
ayrıca kavga etmeyi pek sevmeyiz, hatta uzaklaşmayı ilk çözüm olarak görürüz. tabi bu damarımıza basılmadığı süreç için geçerli. yoksa gözümüzü kapatıp bir kamikaze dalışı yaparız ki bu gücün önünde durabilecek başka bir insan yine koç burcundandır. ayrıca bunu mertçe yapacağımızı pek düşünmeyin, hiç ummadığınız bir anda, sabah mutlu bir şekilde çayınızı yudumlarken suikaste kurban gidebilirsiniz. o derece de saykoyuzdur, sonradan pişman olacağımızı bilsek bile, bizi üzen birini x10 bonus ile üzebiliriz.
-----
para harcama konusunda söylenenler doğru, savurgan insanız. ama minimum yiyecek barınak ihtiyacına yetecek parayı her zaman kenarda tutarız, o yüzden korkulacak bir şey yok. masabaşı işleri sevmeyiz, sıkılırız. her alanda olduğu gibi iş anlamında da daldan dala atlama eğilimimiz var. bir hafta boyunca anketörlük yapıp ertesi günü himalayalar'da tırmanıyorsak burada garipsenecek bir yan görmeyin.
-----
hareketli, bol inişli-çıkışlı, romantizmin doruklarında ve macera dolu bir serüven yaşamak isteyen kızlar için koç burcu erkeğinden daha iyisi yoktur.
(bkz: koç taşağı)
görmüştür gerçek yüzünü.
kurallarınızla size öğretilenle boğuldunuz diyen bir dangalağın söylemi. ulan eşşek benim hormonlarım normal bir şekilde çalışıyorsa ve bu yönde karşı cinse ilgi duyuyorsam bunu kurallarla veya bana öğretilenlerle ne alakası var lan? hayır yani öyle bir konuşuyorki aslında herkes içten içe homoseksüelmiş de sırf toplum çekincesinden heteroseksüelmişiz gibi davranıyormuşuz.
Hemcinsime aşık olmayı denemedim amk. Çünkü bir tren ile tünel, bir tencere kapak misali gibi birbiriyle uyum içindedir. Aksi halde insan canlısının üreme fonksiyonu ortadan kalkar. Arkadaş çevreni abazan kızlardan oluşturmanı tavsiye ediyorum. insanın yaradılışına aykırı hareket ediyorsun ve bize de "denememiz" yönünde teşvik edercesine atıfta bulunuyorsun.
Bir hastalık.
Bir hastalık.
birisi bana kuran dinletmeye kalkışmıştı ama bozmuştum. dedim bak, ben Elhamdülillah müslümanım, bu kuran ı azimüşşanı dinleye bilirim, bundan memnun da olabilirim. fakat farz edelim ki ben bir ateist müşteriyim, ne diye dinleyeceğim senin inandığın dinin kitabının söylemini, deyince kem küm etti ama sonunda kapattı.
normal olandır. çünkü öküz gibi bögüren dilber ay bacıdan önce, dilber ay diye seksi bir porno yıdızı vardı.
belli bir düşünceyle insan bu soruyu sorabilir. beraberinde de "soru sorabilmiş olduğu"nun bilincinde olması hayati önem arz eder.
karşılığı yokluk olan "varlığı" sorgulamak varlığına en büyük ihanettir.
var olmuş olmak yaratılmış olmak bile tek başına en büyük teşekkür sebebidir.
karşılığı yokluk olan "varlığı" sorgulamak varlığına en büyük ihanettir.
var olmuş olmak yaratılmış olmak bile tek başına en büyük teşekkür sebebidir.
ne güzel sorgulama. bu konu hakkında allah kuran'da ben cinleri ve insanları ancak! bana kulluk! yapsınlar diye yarattım der. zariyat suresi-56
bizden evvel tüm iman edenler aynı soruyu sorguluyorlardı. neden yaratıldık? ne gereği vardı ki? bakın ne güzel her iman eden sorgulamış. peygamberimiz zamanın da bile ve bu müfessirler bilir ki bu ayet bu soru üzerine indi.
bakara suresinde ise meleklerin allah'a yalvarması vardır. yaratma bu insanı biz sana yeteriz bu insan kan döker dediklerini söyleyen yine allahtır. ve meleklerin bu söylemlerine and olsun ki ben sizin bilmediklerinizi de bilirim diye cevap vermiş ve konunun nedenini niçinini bir nevi açıkça belirtmemiştir.
zira; hakkıyla hidayete eren, çokça sorgulayan müslümanın sonuçta geleceği nokta bu sorudur. neden varız? yani hiç bir şey ihtiyacı olmadığı halde neden var edilmiş olabiliriz ki?
bu soru üzerine yıllarını tıp, cerrahi, ilim (mantık,felsefe,tarih vs.) ve islam ilimleri ile geçirmiş imam-ı gazali'nin bir kaç yıl her şeyden el ayak çektiğini ve yıllarca bu soruyu sorguladığını öğrencileriyle yazışmalarından bir kısmını da diğer eserlerinde görebiliyoruz.
aynı şekilde ibni sina'da aynı soruya takılmış bir cevaplar aramıştır.
yani belki de allah gerçek hidayet sahiplerinin bu soru üzerinde çokça durmalarını ve bir cevaplar aramasını istemiştir. zira kuran'da sürekli akla ve ilme vurgu vardır. en samimi iman sahiplerinin her dönem az olduğunu söyler kuran. zira samimi iman sahiplerinin sorguladığı tamda bu sorudur.
yani bu öyle bir sorudur ki ancak çok samimi iman sahipleri hikmetle bir cevap bulacaklardır.
ve yine kuran'da dikkat edildiğinde gerçek samimi iman sahiplerinin cennetlerinin bile ne kadar farklı olduğunu söyler allah.
inşallah hakkıyla cevap bulmak bizlere nasip olur.
bizden evvel tüm iman edenler aynı soruyu sorguluyorlardı. neden yaratıldık? ne gereği vardı ki? bakın ne güzel her iman eden sorgulamış. peygamberimiz zamanın da bile ve bu müfessirler bilir ki bu ayet bu soru üzerine indi.
bakara suresinde ise meleklerin allah'a yalvarması vardır. yaratma bu insanı biz sana yeteriz bu insan kan döker dediklerini söyleyen yine allahtır. ve meleklerin bu söylemlerine and olsun ki ben sizin bilmediklerinizi de bilirim diye cevap vermiş ve konunun nedenini niçinini bir nevi açıkça belirtmemiştir.
zira; hakkıyla hidayete eren, çokça sorgulayan müslümanın sonuçta geleceği nokta bu sorudur. neden varız? yani hiç bir şey ihtiyacı olmadığı halde neden var edilmiş olabiliriz ki?
bu soru üzerine yıllarını tıp, cerrahi, ilim (mantık,felsefe,tarih vs.) ve islam ilimleri ile geçirmiş imam-ı gazali'nin bir kaç yıl her şeyden el ayak çektiğini ve yıllarca bu soruyu sorguladığını öğrencileriyle yazışmalarından bir kısmını da diğer eserlerinde görebiliyoruz.
aynı şekilde ibni sina'da aynı soruya takılmış bir cevaplar aramıştır.
yani belki de allah gerçek hidayet sahiplerinin bu soru üzerinde çokça durmalarını ve bir cevaplar aramasını istemiştir. zira kuran'da sürekli akla ve ilme vurgu vardır. en samimi iman sahiplerinin her dönem az olduğunu söyler kuran. zira samimi iman sahiplerinin sorguladığı tamda bu sorudur.
yani bu öyle bir sorudur ki ancak çok samimi iman sahipleri hikmetle bir cevap bulacaklardır.
ve yine kuran'da dikkat edildiğinde gerçek samimi iman sahiplerinin cennetlerinin bile ne kadar farklı olduğunu söyler allah.
inşallah hakkıyla cevap bulmak bizlere nasip olur.