bugün
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi29
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak9
- bir babanın valiliğe yazdığı ötenazi dilekçesi5
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği4
- sözlük erkeklerinin kombinleri4
- sarapci koala68
- sezen aksu şarkılarında geçen acımasız sözler5
- anın görüntüsü21
- tayland a giden erkeğin asıl amacı5
- eski sevgiliyle karşılaşmak6
- salata ile başlanan gün6
- iremga6
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- ölümden korkmamak6
- minnoş bir kalbim var diyen erkek7
- sadece 4000 kişi kalmış olması10
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- kıyamet zamanlarında mı yaşıyoruz3
- sözlüğü bırakmaktan vazgeçtim4
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri30
- teoman ın en güzel 3 şarkısı4
- yagmurcu ile yağmur altında dans etmek5
- e'e f e5
- halter kaldırırken osurmak4
- algı çetesi7
- özgür özel10
- allah cennetten birçok meleği düşürdü2
- gocu38
- masklavinin siyaseti bırakırsa düzeleceği kanısı8
- s'i l v'e r m'i s t29
- mazotun litresi 90 lira13
- 14 eylül 2026 okulların açılması3
- allah yoksa insanı iyi olmaya zorlayan nedir9
- revizyonist troçkist kırması yeni oportünist cephe3
- gün tabağı diye rulolat veren sözlük kızı9
- sigaraya kahve sürmek5
- aşırı milliyetçilerin herkesi kürtçü ilan etmesi7
- 81r4d3r5
- 100 bin liraya mezarlık gece bekçisi olmak9
- heyt bea birader4
- arkadaşlar kavga etmeyin8
- sözlükteki 4 harfliler4
- kargocularla kanka olmak4
- fenerbahçe11
- miçotakis ten türkiye'ye iyi geçinme çağrısı6
- hostingdunyam7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- mesai bitimi2
- orhan gencebay2
Adonis adıyla da bilinen Suriyeli şair ve denemeci.
Suriyeli ünlü şair Suriye 'de yaşanan süreci Frankfurter Zeitung gazetesi'ne değerlendirdi. Suriyeli Şair Adonis, ne Arap Baharı'na ne de Suriye muhalefetine sıcak bakıyor. Çünkü her ikisinde de demokrasi ve özgürlüğün temel direği olan laiklik yok. Adonise göre, temelinde din olan hiçbir siyasal hareket demokratik olamaz. Dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini; yani bütün hayatını kontrol eder diyen Adonis, dini diktatörlüğün askeri diktatörlükten daha kötü olduğunu söylüyor.
Adonis, Suriyenin Lazkiye kentinde doğdu. Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşberdir. Siyasi faaliyetleri yüzünden 6 ay hapis yatıp çıkınca, 1956 yılında Lübnana yerleşti. Lübnan vatandaşlığı da alan Adonis, daha sonra Fransa ya yerleşti ve Pariste yaşıyor. Batı'da da tanınmış bir entelektüel olan Adonis'in röportajının bir bölümünü ise Birgün gazetesinden Selami ince yaptı.
'Suriye'yi okumak' isteyenler için önemli ipuçlarını barındıran röportaj'ın önemli bölümleri şöyle:
Arap Baharı'nın başında şöyle dediniz: Ben camide başlayan bir devrime katılamam. Bunun demokrasi ve özgürlükle hiçbir ilgisi yok. Niye bu kadar karamsarsınız?
Bu karamsarlık değil, bu gerçekçilik. Dini temeller üzerine kurulmuş siyasal sistemlerde demokrasi olmaz. Ya demokratız ve özgürlük içinde yaşarız ya da dindarız. Ben birinci versiyonu seçiyorum, yani demokratik ve özgür olmayı. Ama bu benim dine karşı olduğum anlamına gelmez. Kişisel inançları nedeniyle dini yaşayan insanlara büyük saygı duyarım. Ama din bizi bir kurum olarak yönetecekse, bu tiranlıktır. Şu nedenle ki, dinsiz ya da başka dine mensup olan insanlar var. Dini kuralları temel alan bir toplum benim için diktatörlüktür. Bence bu askeri diktatörlükten de daha kötü.
Askeri diktatörlükle dini diktatörlük arasındaki fark ne?
Askeri diktatörlük kafanı ve siyasal düşünceni kontrol eder. Bu yeterince kötü zaten... Ama dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini yani bütün hayatını kontrol eder. Hiç tereddütsüz her ikisi de demokrasi dışı.
Yani dinler, siyasi ve devlet iktidarı haline geldiğinde antidemokratik mi oluyor?
Bundan daha fazlası Sadece antidemokratik değil, aksine haksızlık da. Dinler, toplumdaki bütün gruplara aynı kuralları dayatırlar ama aynı oranda eşit hakları vermezler. Örneğin islama göre neden bir Müslüman erkek, Hıristiyan bir kadınla evlenebilir de, bir Hıristiyan erkek Müslüman bir kadınla Müslüman olmadan evlenemez? Neden bir islam ülkesinde bir Hıristiyan bakan veya önemli mevkii sahibi olamaz? Bu insan haklarının tecavüze uğraması, ipe çekilmesidir. Ne zaman siyasi iktidar dini temellere göre belirlenir ve toplum dini kurallara göre yönetilirse, medeni haklar askıya alınır. Müslümanlar, islamın özgürlüğün garantisi olduğunu iddia ederler. Dinler, hiç kimseye hiçbir özgürlük sağlamazlar ve bunun istisnası da yoktur. ( ) Arap dünyasında demokrasiye sadece sivil, seküler temele dayalı bir devlet yönetiminde, insan haklarını temel alan eşitlik ve laiklik bazında ulaşırız.
- Çözüm laiklikte mi?
Elbette. Laiklik olmadan modern bir toplum kurulamaz. Bizim amacımız özgür ve demokratik bir Arap toplumuna erişmekse, her türlü farklı düşünceyi ve her türlü azınlığı kabul etmek zorundayız. Sadece bu biçimde dünyaya açık ve çağdaş bir toplum yaratabiliriz. Laiklik, kişisel inançlara karşı değil. Birey, dindar olma hakkına sahiptir. Bu bir bireysel özgürlük! Demokraside kişinin özgürlüğü kabul edilmeli.
- Bugünkü Arap toplumu laiklikle uyumlu mu?
Ne yazık ki hayır Realite bu.
- Neden bu zamana kadar Arap toplumu ve laiklik bağdaşmadı?
Çünkü bu toplum hala halifenin dilini konuşuyor ve fetih ilkeleri hala geçerli. Sadece toplumda azınlık ve çoğunluk haklarının dini kurallara göre düzenlenmesi yaklaşımı bile antidemokratik yapılanmaları onaylıyor.
- Arap toplumu tarihinde demokrasi deneyimi var mı?
Hayır. Biz Araplar 1500 yıldır aynı çemberin etrafında dönüyoruz. Bu 1500 yıldır amacımız, çağdaşlık yönünde toplumsal değişiklikleri hedeflemeyen siyasi iktidarı ele geçirmek. Esaslı bir değişiklik yapmadan, yukarıdaki yöneticilerin değiştirilmesi hedeflendi hep. ( )
- Arap baharı toplumsal değişikliklerin başlangıcı değil miydi?
Belki bu değişimle daha önceki rejime göre daha az zalim ya da öncekilere göre ehven-i şer bir yönetim elde edilebilirdi. Ama şunu tekrar vurgulamak istiyorum: Dini kuralları temel alan bir sistemde demokrasi olmaz.
- Suriye muhalefeti özgürlük ve demokrasi istiyor. Bunların bir kısmı sivil toplumu savunuyor. Bu durum, sivil demokratik bir toplumun kurulmasının temel taşları olamaz mı?
Arap dünyasında dolaşan bu sözlerin hiçbir anlamı yok. Yeni kurtarıcıların hiçbiri, siyasi programlarında bu zamana kadar laiklik kavramını bir kez bile kullanmadı. Minnacık bir sözcükten büyük bir korku duyan devrim, nasıl bir devrim?
- Müslüman Kardeşlerin bir bildirisinde, toplumu kimin yöneteceğine demokratik bir biçimde sandıkta karar verileceği bildiriliyor. Bu ne kadar inandırıcı?
Hiç. Bir Hıristiyanın Suriyede devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Mısır da bir Kıptinin devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Hayır, çünkü kafalarına hala toplumu azınlık ve çoğunluğa göre bölen dogma hâkim.
- Ama demokraside bütün partiler seçimlere katılma hakkına sahiptir.
Ben özgür bir seçmenim ve demokrasiyi kabul ediyorum. Oyumu vereceğim ve elbette Müslüman Kardeşlere karşı. Kesinlikle siyasette etkili olmalarına karşıyım. Ne yazık ki, bazı durumlarda serbest seçimler çözüm olmuyor. Serbest seçimlerle iktidara gelmiş bir çoğunluk da despotik olabilir, bakınız Hitler.
- Devrimde Arap entelektüelleri bir rol oynadı mı?
Elbette. Arap ülkelerinde ve Suriyede olanlar, daha iyi bir yaşam dileği ve hayali temelinde oluştu. Bu düşünceler birdenbire hiçlikten ortaya çıkmadı. Çok sayıda Arap yazar ve entelektüel demokrasi ve özgürlük için çalıştı. Siyasi amaçlı bir hareketin ortaya çıkmasını ilk başta onlara borçluyuz.
- Siz niye devrimin tarafında değilsiniz?
Nasıl bugünkü devrimin tarafında olabilirim ki? Soru şu: devrimin siyasi programı ne? Başta devrim, özgürlük ve demokrasi için barışçı bir biçimde gidiyordu. Bugün şiddet dolu Devrim silahlı bir başkaldırıya dönüştü. Çeşitli islam ülkelerinden gelen çok sayıda paralı asker devrimcilerin saflarında. Bu bir devrim değil. Yalnızca rejimi yıkmaya çalışan ayrı ayrı isyancı gruplar. Böyle bir şeyi nasıl desteklerim?
- Bazı batılı ülkeler, yönetimi askeri saldırı ile tehdit ediyor.
Ben o kadar ileri gidileceğine inanmıyorum. Suriye karmaşık bir yapı: Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ılımlı islam adı altında Fastan Pakistana kadar bölgeyi Sünni islamın hâkimiyetine sokmak istiyor. Böylece, Akdenizden Rus sınırındaki Kafkasyaya kadar yeni homojen bir bölge oluşabilir. Bu bir yandan Rusyanın izolasyonuna yarayacak, diğer yandan da Şii egemenliğini engelleyecek. Bunun dışında Rusya Müslümanları da kullanılabilir. Çin Müslümanları için de aynı şey geçerli. Bunlar bir yana, Rusya ve Çin Suriyede aynı çıkarlara sahipler. Bu nedenle sorun da karmaşık. ( ) Askeri bir saldırı olursa, Suriye büyük bir olasılıkla cihatçıların eline geçer. Cihadist egemenler bütün bölgede etkili olur. Batı bunu göze alır mı? Bence alamaz.
http://www.radikal.com.tr...tarafinda_degilim-1148783
Adonis, Suriyenin Lazkiye kentinde doğdu. Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşberdir. Siyasi faaliyetleri yüzünden 6 ay hapis yatıp çıkınca, 1956 yılında Lübnana yerleşti. Lübnan vatandaşlığı da alan Adonis, daha sonra Fransa ya yerleşti ve Pariste yaşıyor. Batı'da da tanınmış bir entelektüel olan Adonis'in röportajının bir bölümünü ise Birgün gazetesinden Selami ince yaptı.
'Suriye'yi okumak' isteyenler için önemli ipuçlarını barındıran röportaj'ın önemli bölümleri şöyle:
Arap Baharı'nın başında şöyle dediniz: Ben camide başlayan bir devrime katılamam. Bunun demokrasi ve özgürlükle hiçbir ilgisi yok. Niye bu kadar karamsarsınız?
Bu karamsarlık değil, bu gerçekçilik. Dini temeller üzerine kurulmuş siyasal sistemlerde demokrasi olmaz. Ya demokratız ve özgürlük içinde yaşarız ya da dindarız. Ben birinci versiyonu seçiyorum, yani demokratik ve özgür olmayı. Ama bu benim dine karşı olduğum anlamına gelmez. Kişisel inançları nedeniyle dini yaşayan insanlara büyük saygı duyarım. Ama din bizi bir kurum olarak yönetecekse, bu tiranlıktır. Şu nedenle ki, dinsiz ya da başka dine mensup olan insanlar var. Dini kuralları temel alan bir toplum benim için diktatörlüktür. Bence bu askeri diktatörlükten de daha kötü.
Askeri diktatörlükle dini diktatörlük arasındaki fark ne?
Askeri diktatörlük kafanı ve siyasal düşünceni kontrol eder. Bu yeterince kötü zaten... Ama dini diktatörlük, kafanı, kalbini, ruhunu ve bedenini yani bütün hayatını kontrol eder. Hiç tereddütsüz her ikisi de demokrasi dışı.
Yani dinler, siyasi ve devlet iktidarı haline geldiğinde antidemokratik mi oluyor?
Bundan daha fazlası Sadece antidemokratik değil, aksine haksızlık da. Dinler, toplumdaki bütün gruplara aynı kuralları dayatırlar ama aynı oranda eşit hakları vermezler. Örneğin islama göre neden bir Müslüman erkek, Hıristiyan bir kadınla evlenebilir de, bir Hıristiyan erkek Müslüman bir kadınla Müslüman olmadan evlenemez? Neden bir islam ülkesinde bir Hıristiyan bakan veya önemli mevkii sahibi olamaz? Bu insan haklarının tecavüze uğraması, ipe çekilmesidir. Ne zaman siyasi iktidar dini temellere göre belirlenir ve toplum dini kurallara göre yönetilirse, medeni haklar askıya alınır. Müslümanlar, islamın özgürlüğün garantisi olduğunu iddia ederler. Dinler, hiç kimseye hiçbir özgürlük sağlamazlar ve bunun istisnası da yoktur. ( ) Arap dünyasında demokrasiye sadece sivil, seküler temele dayalı bir devlet yönetiminde, insan haklarını temel alan eşitlik ve laiklik bazında ulaşırız.
- Çözüm laiklikte mi?
Elbette. Laiklik olmadan modern bir toplum kurulamaz. Bizim amacımız özgür ve demokratik bir Arap toplumuna erişmekse, her türlü farklı düşünceyi ve her türlü azınlığı kabul etmek zorundayız. Sadece bu biçimde dünyaya açık ve çağdaş bir toplum yaratabiliriz. Laiklik, kişisel inançlara karşı değil. Birey, dindar olma hakkına sahiptir. Bu bir bireysel özgürlük! Demokraside kişinin özgürlüğü kabul edilmeli.
- Bugünkü Arap toplumu laiklikle uyumlu mu?
Ne yazık ki hayır Realite bu.
- Neden bu zamana kadar Arap toplumu ve laiklik bağdaşmadı?
Çünkü bu toplum hala halifenin dilini konuşuyor ve fetih ilkeleri hala geçerli. Sadece toplumda azınlık ve çoğunluk haklarının dini kurallara göre düzenlenmesi yaklaşımı bile antidemokratik yapılanmaları onaylıyor.
- Arap toplumu tarihinde demokrasi deneyimi var mı?
Hayır. Biz Araplar 1500 yıldır aynı çemberin etrafında dönüyoruz. Bu 1500 yıldır amacımız, çağdaşlık yönünde toplumsal değişiklikleri hedeflemeyen siyasi iktidarı ele geçirmek. Esaslı bir değişiklik yapmadan, yukarıdaki yöneticilerin değiştirilmesi hedeflendi hep. ( )
- Arap baharı toplumsal değişikliklerin başlangıcı değil miydi?
Belki bu değişimle daha önceki rejime göre daha az zalim ya da öncekilere göre ehven-i şer bir yönetim elde edilebilirdi. Ama şunu tekrar vurgulamak istiyorum: Dini kuralları temel alan bir sistemde demokrasi olmaz.
- Suriye muhalefeti özgürlük ve demokrasi istiyor. Bunların bir kısmı sivil toplumu savunuyor. Bu durum, sivil demokratik bir toplumun kurulmasının temel taşları olamaz mı?
Arap dünyasında dolaşan bu sözlerin hiçbir anlamı yok. Yeni kurtarıcıların hiçbiri, siyasi programlarında bu zamana kadar laiklik kavramını bir kez bile kullanmadı. Minnacık bir sözcükten büyük bir korku duyan devrim, nasıl bir devrim?
- Müslüman Kardeşlerin bir bildirisinde, toplumu kimin yöneteceğine demokratik bir biçimde sandıkta karar verileceği bildiriliyor. Bu ne kadar inandırıcı?
Hiç. Bir Hıristiyanın Suriyede devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Mısır da bir Kıptinin devlet başkanı olmasını kabul ederler mi? Hayır, çünkü kafalarına hala toplumu azınlık ve çoğunluğa göre bölen dogma hâkim.
- Ama demokraside bütün partiler seçimlere katılma hakkına sahiptir.
Ben özgür bir seçmenim ve demokrasiyi kabul ediyorum. Oyumu vereceğim ve elbette Müslüman Kardeşlere karşı. Kesinlikle siyasette etkili olmalarına karşıyım. Ne yazık ki, bazı durumlarda serbest seçimler çözüm olmuyor. Serbest seçimlerle iktidara gelmiş bir çoğunluk da despotik olabilir, bakınız Hitler.
- Devrimde Arap entelektüelleri bir rol oynadı mı?
Elbette. Arap ülkelerinde ve Suriyede olanlar, daha iyi bir yaşam dileği ve hayali temelinde oluştu. Bu düşünceler birdenbire hiçlikten ortaya çıkmadı. Çok sayıda Arap yazar ve entelektüel demokrasi ve özgürlük için çalıştı. Siyasi amaçlı bir hareketin ortaya çıkmasını ilk başta onlara borçluyuz.
- Siz niye devrimin tarafında değilsiniz?
Nasıl bugünkü devrimin tarafında olabilirim ki? Soru şu: devrimin siyasi programı ne? Başta devrim, özgürlük ve demokrasi için barışçı bir biçimde gidiyordu. Bugün şiddet dolu Devrim silahlı bir başkaldırıya dönüştü. Çeşitli islam ülkelerinden gelen çok sayıda paralı asker devrimcilerin saflarında. Bu bir devrim değil. Yalnızca rejimi yıkmaya çalışan ayrı ayrı isyancı gruplar. Böyle bir şeyi nasıl desteklerim?
- Bazı batılı ülkeler, yönetimi askeri saldırı ile tehdit ediyor.
Ben o kadar ileri gidileceğine inanmıyorum. Suriye karmaşık bir yapı: Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar ılımlı islam adı altında Fastan Pakistana kadar bölgeyi Sünni islamın hâkimiyetine sokmak istiyor. Böylece, Akdenizden Rus sınırındaki Kafkasyaya kadar yeni homojen bir bölge oluşabilir. Bu bir yandan Rusyanın izolasyonuna yarayacak, diğer yandan da Şii egemenliğini engelleyecek. Bunun dışında Rusya Müslümanları da kullanılabilir. Çin Müslümanları için de aynı şey geçerli. Bunlar bir yana, Rusya ve Çin Suriyede aynı çıkarlara sahipler. Bu nedenle sorun da karmaşık. ( ) Askeri bir saldırı olursa, Suriye büyük bir olasılıkla cihatçıların eline geçer. Cihadist egemenler bütün bölgede etkili olur. Batı bunu göze alır mı? Bence alamaz.
http://www.radikal.com.tr...tarafinda_degilim-1148783
--spoiler--
Kadın :
senin için ölüyorum. sana olan sevgimden
bir yanım eksik uyandığımı görmüyor musun?
senin için ölüyorum,
kararsızlığın içine düşüyorum.
benliğimi duyumsamadan, bedenimi duyumsamadan,
nerede yaşadığımı bilmeden bu güzel
bedenimin ardında.
her şeyi.. neden, oysa, neden açığa vurmuyorum :
oysa hayatın eşsiz olmasını istiyorum
neden, oysa, neden insan gibi doğal yaşayamıyorum, ölümüm
söylediğim her yerde : sen vatanım olmasan
zamanın düşmanı olan şey dostum olur mu?
(sessizlik..)
böylece ey aşkın bedeni sesimi sana bırakıyorum
bana, yolumdaki zerreciklerin yarasını ellerinle sunman için
kuldum- belki de tanrı diye kocamın aşkını bildim.
kocam- şimdi tapınağım diye bildiğimdi.
isteklerimizden başka hiçbir şey gidip gelmez aramızda.
(sessizlik..)
ey gurbet seni yeryüzünün her köşesinde seviyorum,
çocuğuma ne söyleyebilirim
kendi beşiğinde gurbetteyken?
babasının yatağını unuttum, bana şehvet olan şeyi de,
yıllardır kullanıldığımı bilerek arıyorum şimdi,
söylesem mi? günahkarlığı onaylar gibi. iştahla,
güzelliğiyle yağarken gökyüzü ve yeryüzü bardağımıza.
gökyüzü inlediğinde peygamberler bilir ne olduğunu
görüyor musun, filinta
damatların mutluluğunu? ancak
aydınlatana bedenini ver bana, ey sen, koynuna al beni, esiri
olayım beni büyüleyen organlarının.
(sessizlik..)
bağrından ve boğazından gelen bir kokun var senin, son
buluşmamızdan damla damla damlayan, içine
boşaldığın ve boşaldığım. açılırken
içime akan bir şelale olan. gecemin ışığında şeffaf.
yarılan yerde
depremi kendine kardeş yapan
göbeğimde gizli,
saldırganlığını ve savunmasını yalnızlaştıran.
iyileşeceksin, içindekini yeter ki uyandır. benliğimle ve
ölümümle yüzleşmeme
sen neden olacaksın, özgürlüğüm gibi.
günahlarımla selamlaşacağız
bu sürecin sonunda.
ölümüm. ecelimle
kısmetim benliğinle. resim ve şiiri gibi bir iklimdir sende
ve içimde yitenle,
içindeki zerreciklerle daha da çoğalırım, orman gibi.
içinde görmediğim mevsimlerim bile olacak, içinde ne ateşim
ne toz. ot
su birikintileri gibi fışkırır topraktan,
içinde yitişini görüyorum, yitişimi, al beni.
bedenim aşkın çamurudur, işte benliğimi sana
teslim ediyorum.
(sessizlik..)
--spoiler--
Kadın :
senin için ölüyorum. sana olan sevgimden
bir yanım eksik uyandığımı görmüyor musun?
senin için ölüyorum,
kararsızlığın içine düşüyorum.
benliğimi duyumsamadan, bedenimi duyumsamadan,
nerede yaşadığımı bilmeden bu güzel
bedenimin ardında.
her şeyi.. neden, oysa, neden açığa vurmuyorum :
oysa hayatın eşsiz olmasını istiyorum
neden, oysa, neden insan gibi doğal yaşayamıyorum, ölümüm
söylediğim her yerde : sen vatanım olmasan
zamanın düşmanı olan şey dostum olur mu?
(sessizlik..)
böylece ey aşkın bedeni sesimi sana bırakıyorum
bana, yolumdaki zerreciklerin yarasını ellerinle sunman için
kuldum- belki de tanrı diye kocamın aşkını bildim.
kocam- şimdi tapınağım diye bildiğimdi.
isteklerimizden başka hiçbir şey gidip gelmez aramızda.
(sessizlik..)
ey gurbet seni yeryüzünün her köşesinde seviyorum,
çocuğuma ne söyleyebilirim
kendi beşiğinde gurbetteyken?
babasının yatağını unuttum, bana şehvet olan şeyi de,
yıllardır kullanıldığımı bilerek arıyorum şimdi,
söylesem mi? günahkarlığı onaylar gibi. iştahla,
güzelliğiyle yağarken gökyüzü ve yeryüzü bardağımıza.
gökyüzü inlediğinde peygamberler bilir ne olduğunu
görüyor musun, filinta
damatların mutluluğunu? ancak
aydınlatana bedenini ver bana, ey sen, koynuna al beni, esiri
olayım beni büyüleyen organlarının.
(sessizlik..)
bağrından ve boğazından gelen bir kokun var senin, son
buluşmamızdan damla damla damlayan, içine
boşaldığın ve boşaldığım. açılırken
içime akan bir şelale olan. gecemin ışığında şeffaf.
yarılan yerde
depremi kendine kardeş yapan
göbeğimde gizli,
saldırganlığını ve savunmasını yalnızlaştıran.
iyileşeceksin, içindekini yeter ki uyandır. benliğimle ve
ölümümle yüzleşmeme
sen neden olacaksın, özgürlüğüm gibi.
günahlarımla selamlaşacağız
bu sürecin sonunda.
ölümüm. ecelimle
kısmetim benliğinle. resim ve şiiri gibi bir iklimdir sende
ve içimde yitenle,
içindeki zerreciklerle daha da çoğalırım, orman gibi.
içinde görmediğim mevsimlerim bile olacak, içinde ne ateşim
ne toz. ot
su birikintileri gibi fışkırır topraktan,
içinde yitişini görüyorum, yitişimi, al beni.
bedenim aşkın çamurudur, işte benliğimi sana
teslim ediyorum.
(sessizlik..)
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar