bugün
- işe yeni başlayan kıza sineklenen erkekler4
- sözlüğün aptalları sıralı tam liste5
- yaş pasta alınan evdeki mutluluk3
- hoslanilan kizin neden cekiniyorsun ki demesi4
- babam hiç dövmezdi insanı11
- pandela27
- sözlük yaşlıların fotoğrafları6
- akrabalarımı yükseltmek inancım gereğidir17
- gocu'nun kendini alen delon sanması8
- deniz göktaş'ın dinle dalga geçmesi13
- şırnak üniversitesi rektörü abdürrahim alkış6
- yarak yemenin nesi kötü anlamadım diyen kız3
- evagreenin sürekli haklı olması4
- mustafa destici3
- azgın bir boğa gibi çiftleşmek istiyorum3
- spor yapmayan erkek9
- türbanli kadın ile sevişmek2
- domuz gibi olan yazarlar3
- gerizekalı yazarlar zirvesi13
- nara shikamaru2
- şeriatçıların ateist apo yu sevmesi3
- türklerin soykırımdaki ustalığı19
- olası israil türkiye savaşı4
- yengeç burcu erkekleri ölsün kampanyası14
- kolu alçılı kezonun kçını yıkar mısın4
- true namussuzdur5
- fakirler neden isyan edip silahlanmıyor4
- zaman baba4
- true neden sevilmiyor5
- ösym'nin yks de soru iptal etmesi2
- fake kadın hesabı açıp abaza dayı yolmak2
- evlen baskısı2
- queen feristah6
- laf sokarken imla hatası yapmak6
- 2026 dünya kupası37
- tanga giyen erkek6
- mel mel bakan gibson gocu sari renkli seker4
- erdoğanın eski gücünü kaybetmesi6
- sözlük yazarlarının kombinleri13
- türklerin iq ortalaması4
- atatürk düşmanlarını kim yetiştirdi2
- sözlükte başın belaya girmesi3
- bugün ingiltere kongo maçı saat 19 da trt 1 de2
- filistin in ermeni soykırımını tanıması39
- sizi enflasyona ezdirmedik2
- true online olunca olunca gelen mutluluk hissi3
- 2026 yks de soru iptali2
- true'nun yine online olması5
- meksika9
- eski sevgilinin kabotaj bayramını kutlamak8
sevdiği entry'ler
ibrahim tatlıses'in "ğğğğakdeniz, ğğğğakşamları" diye telaffuz ettiği şarkı.
23 yaşındayım yarın işe giderken bu veletlerden birine çarpmak istiyorum. bak bunu burdan alın.
bir hikayesi olan, evveliyatı çok eskilere dayanan olaydır aslen.
zamanın birinde kadınlar tek başlarına yaşarlarmış. hatta en başlarda sadece bir ada varmış. içinde sadece kadınların olduğu bir ada. bu kadınlar yer, içer, avlanır, eğlenir ve uyurlarmış. başka hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş aslında. sonra zamanla evlerini daha sağlam ve dayanıklı yapmak için büyük ağaçlar kesmek zorunda kalmışlar. büyük ağaçları kesmek de taşımak da pek kolay olmamış. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları çok güçlü olsaydı." diye geçirmişler. gel zaman git zaman içlerinde bazı şeylerin eksikliğini de hisseder olmuşlar. canı yanan bir arkadaşını teselli etmeye gidip yanağını okşadığında farklı şeyler hissetmişler, sarılıp dans ettiklerinde de. ama bir türlü aradıkları şeyler değilmiş bunlar. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları beni anlayıp, kollarının altına alsa, destek olsa, konuştuklarıma değer verse." diye geçirmişler.
bir gün, günün birinde, birbirinin aynı olan günlerden bir diğerinde, hiç de diğerleri gibi olmayan bir gün yaşanmış. daha önce hiç görmedikleri, bilmedikleri bir cins adaya çıkmış. ilk gördüklerinde içlerini bir sıcaklık kaplamış ki anlatamamışlar kendilerine. bir şua yayılmış gözlerinden sanki. korkmuşlar en başlarda birbirlerinden sonra zamanla yakınlaşmışlar geceleri mayhoş eden içecekler ile.
güzel kadınlar, güzel erkekleri seçmiş, çirkin olanlar da çirkinleri. aslında güzel olanlar güzelleri kaptığı için çirkin olanlara çirkinler kalmış sadece. güzel olan kadınlar ağaçları kestirmiş güzel adamlara, güzelce taşıtmış istediklere yere. ayakları burkulduğunda kucaklarda yetiştirilmişler yumuşak yataklara güzelce. güzel geçmiş her günleri güzellerin, ta ki dokunurken hissettikleri şeylerin önceden birbirlerine dokunduklarında hissettiklerinden bir farkı olmadığını anlayıncaya kadar.
sıkılmış, mutsuz olmuş kadınlar. kafalarını diğer tarafa çevirdiklerinde ise tutukuyla yaşanan aşkları görmüşler. daha da üzülmüşler. anlayamamışlar sebebini. oysaki "güzel" olanlarını seçmişlerdi. oysa çekici olanlarını almışlardı. peki neden çirkin olan erkekler ile daha mutluydu kadınlar? bilemediler ama denediler. görmek istediler ne buldu bu kadınlar bu çirkin erkeklerde. her güzel kadın bir çirkin erkek aldı koynuna. öyle dokundular ki kadınlarına bu çirkin erkekler kadınlar anladılar neyi aradıklarını. konuştukları başkaydı. farklıydı her anlattıkları. belli ki bu zamana kadar durmamış, çirkin bir çiçek gibi eğitmişlerdi kendilerini böcekleri çekebilmek için. ve her çirkin erkek aynı hikayeyi anlattı onlara. öğrendiler ki; "bir çiçek ne kadar renkli, ne kadar estetik, ne kadar güzel kokuluysa o kadar ihtiyacı vardır işe yaramaz polenlerini dağıtmak için bir arıya". doga en adil hakimdir kendi mahkemesinde. muhakemesi tartışılmaz, karşı konulamaz. bilir kime ne vereceğini. güçsüz ile güçlü arasında yapar ayarlamalarını, hiçbirini boşuna "güzel" yapmadığı gibi hiçbirini de boşuna "çirkin" yapmaz. kimin neye ihtiyacı varsa bir başkasına onu verir. eğer her şeye kendi ihtiyacı olan şeyi verseydi hiçbir şeye gerek kalmazdı.
güzelliğinden ister istemez paye alan erkek doldurmaya gerek görmez kendini, bırakır polenler kendiliğinden gider zaten etrafına. neden bir çirkin kiku çiçeği gibi ses çıkartsın ki dikkatini çekmek için polenlerine bulaşıcak böceklerin, neden salkım saçak bıraksın ki tüy tüy yapraklarını tesadüfen değsin diye uçak güzel bir arıya? zaten o kadar güzeldir ki, o kadar renklidir ki kendiliğinden gelir güzel arı, güzel böcek. doğa yardım etmiştir ona doğuştan, bir eksiğini kapatmıştır. düşünmelidir belki de neyin eksik olduğunu, neden en güzel böcekler üstündeyken mutlu olmadığını. anlamalıdır doğanın aslında onu eksik bıraktığını... güzellik verirken, asıl tercih edilme sebeb-i mutluluğunu elinden aldığını. mutluluk!
zamanın birinde kadınlar tek başlarına yaşarlarmış. hatta en başlarda sadece bir ada varmış. içinde sadece kadınların olduğu bir ada. bu kadınlar yer, içer, avlanır, eğlenir ve uyurlarmış. başka hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş aslında. sonra zamanla evlerini daha sağlam ve dayanıklı yapmak için büyük ağaçlar kesmek zorunda kalmışlar. büyük ağaçları kesmek de taşımak da pek kolay olmamış. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları çok güçlü olsaydı." diye geçirmişler. gel zaman git zaman içlerinde bazı şeylerin eksikliğini de hisseder olmuşlar. canı yanan bir arkadaşını teselli etmeye gidip yanağını okşadığında farklı şeyler hissetmişler, sarılıp dans ettiklerinde de. ama bir türlü aradıkları şeyler değilmiş bunlar. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları beni anlayıp, kollarının altına alsa, destek olsa, konuştuklarıma değer verse." diye geçirmişler.
bir gün, günün birinde, birbirinin aynı olan günlerden bir diğerinde, hiç de diğerleri gibi olmayan bir gün yaşanmış. daha önce hiç görmedikleri, bilmedikleri bir cins adaya çıkmış. ilk gördüklerinde içlerini bir sıcaklık kaplamış ki anlatamamışlar kendilerine. bir şua yayılmış gözlerinden sanki. korkmuşlar en başlarda birbirlerinden sonra zamanla yakınlaşmışlar geceleri mayhoş eden içecekler ile.
güzel kadınlar, güzel erkekleri seçmiş, çirkin olanlar da çirkinleri. aslında güzel olanlar güzelleri kaptığı için çirkin olanlara çirkinler kalmış sadece. güzel olan kadınlar ağaçları kestirmiş güzel adamlara, güzelce taşıtmış istediklere yere. ayakları burkulduğunda kucaklarda yetiştirilmişler yumuşak yataklara güzelce. güzel geçmiş her günleri güzellerin, ta ki dokunurken hissettikleri şeylerin önceden birbirlerine dokunduklarında hissettiklerinden bir farkı olmadığını anlayıncaya kadar.
sıkılmış, mutsuz olmuş kadınlar. kafalarını diğer tarafa çevirdiklerinde ise tutukuyla yaşanan aşkları görmüşler. daha da üzülmüşler. anlayamamışlar sebebini. oysaki "güzel" olanlarını seçmişlerdi. oysa çekici olanlarını almışlardı. peki neden çirkin olan erkekler ile daha mutluydu kadınlar? bilemediler ama denediler. görmek istediler ne buldu bu kadınlar bu çirkin erkeklerde. her güzel kadın bir çirkin erkek aldı koynuna. öyle dokundular ki kadınlarına bu çirkin erkekler kadınlar anladılar neyi aradıklarını. konuştukları başkaydı. farklıydı her anlattıkları. belli ki bu zamana kadar durmamış, çirkin bir çiçek gibi eğitmişlerdi kendilerini böcekleri çekebilmek için. ve her çirkin erkek aynı hikayeyi anlattı onlara. öğrendiler ki; "bir çiçek ne kadar renkli, ne kadar estetik, ne kadar güzel kokuluysa o kadar ihtiyacı vardır işe yaramaz polenlerini dağıtmak için bir arıya". doga en adil hakimdir kendi mahkemesinde. muhakemesi tartışılmaz, karşı konulamaz. bilir kime ne vereceğini. güçsüz ile güçlü arasında yapar ayarlamalarını, hiçbirini boşuna "güzel" yapmadığı gibi hiçbirini de boşuna "çirkin" yapmaz. kimin neye ihtiyacı varsa bir başkasına onu verir. eğer her şeye kendi ihtiyacı olan şeyi verseydi hiçbir şeye gerek kalmazdı.
güzelliğinden ister istemez paye alan erkek doldurmaya gerek görmez kendini, bırakır polenler kendiliğinden gider zaten etrafına. neden bir çirkin kiku çiçeği gibi ses çıkartsın ki dikkatini çekmek için polenlerine bulaşıcak böceklerin, neden salkım saçak bıraksın ki tüy tüy yapraklarını tesadüfen değsin diye uçak güzel bir arıya? zaten o kadar güzeldir ki, o kadar renklidir ki kendiliğinden gelir güzel arı, güzel böcek. doğa yardım etmiştir ona doğuştan, bir eksiğini kapatmıştır. düşünmelidir belki de neyin eksik olduğunu, neden en güzel böcekler üstündeyken mutlu olmadığını. anlamalıdır doğanın aslında onu eksik bıraktığını... güzellik verirken, asıl tercih edilme sebeb-i mutluluğunu elinden aldığını. mutluluk!
Kızların fiziki yapısı erken olgunlaşır ,kişiliği değil.
cok icerler.. guzel icerler.. her trakyali ailede en az bi sarhos gecmisi vardir.. napsinlar kizanciklar raki bunlarin topraklardan cikmis..
memlekette belki de utanmadan sikilmadan dans eden hem de basbaya gobek atan yegane erkektir.. hic oyle elalem ne der , höt zöt duruyim derdi yoktur.. karisi oynuyo mu oyun havasinda hemen o da oturdugu yerden kaldirir bardagini omuzlarini oynatmak suretiyle bile olsa eslik eder..
kadini cok sever.. kadinlar da onu sever tabii.. zaten trakyali kizin erkeklerle rahat ve sallamaz iliskisi gozonunde bulundurulursa boyle bi erkegin utangac olmasi beklenilmez.. yavsak degildir ama utangac da degildir.. cok severse kadini kacirir alimallah.. e ailelerin de caninia minnet.. zaten dugun masrafindan kacmaya yer ariyolar.. bi kac aya giderler ellerini oper ailelerle barisirlar.. ahahah
sivesi artik sanildigi kadar yok hele de son jenerasyonda.. gerci bi rafet el romanin o memo burasi tekas amerika sokaklar hep fört kot pantelon durumu var ama allahtan o almanci oldugu icinmis..
kadini severken paraciklarini da sagolsun bol bol savurur.. pavyona gider kariya kiza icki ismarlar * * ya da okul yillarinda dagitir.. ama igrenclesmez genelde..
oyle sokak kavgalari 3. kadinlar yuzunden nadiren cikar..
trakyali kadin oldukca vurdumduymaz depresyona asla girmez , isveli cilveli kadin gibi kadindir.. asla harbi kiz olma ayagina yatmaz , kadindir.. bu erkekler de ondan mutevellit , erkektirler.. kadin gibi kadin isterler.. flort etmek isterler..
tarlada calisan 15 yasindaki bucuruk bi cocuk bile flort edebilir 20 yasinda bi ablayla..
onla bunla yatar kalkar, nihayetinde minik ve mumkun mertebe renkli gozlu/sacli bi hatunu bulur cat diye evlenirler.. ama yattiklari kadini da kahvede barda anlatmazlar..
tenleri bugdaydir.. mangal olmazsa olmazlaridir.. bi de mezeler var tabii..
dedigim gibi kan davasiydi berdeldi oydu buydu gibi meselelerde bezi yoktur.. bilmez bile bunlari..
hafizalari cok ickiden midir nedir bilinmez balik gibidir.. oyle bi ailenin arkasinda sittin sene anlatilacak mahalle hikayeleri yoktur bu yuzden trakyada.. millet unutur gider..
trakyada acili turkuler agitlar travmalar trajediler yoktur.. arabalarinda mezdeke kasetleri olan adamlar bunlar yani.. oyle depresif, hayatta cok buyuk sorunlari olan ya da oldugunu sanan hatunlardan kacarlar.. dur dur kacmazlar topuklarlar..
kucuk oyunlari vardir.. ama genelde durustturler buyuk meselelerde.. asiri zengini yoktur da, hani oldu da elleri para gordu hemen yanlarindaki hatun sayisi artar.. bunlar da tabii bolca hatunlarla hasir nesir olmus anlarla ki paraya geliyolar, oldugundan daha salas yasamaya baslar.. imkanlarini asla sonuna kadar zorlalmaz bi trakyali..
anneleriyle iliskileri en basindan beri saglamdir.. oyle aileden gizleme kacirma yoktur hic biseyi.. zaten hadi oldu diyelim, trakyali ana gider " kizanim noldun be ya kurudun kaldin anlat bana derdini bakem" der ve olaya el koyar.. parcalanmis ailesi olan kadinlari esevmez.. gene topuklar.. kendi ailesi cunku cumbur cemaat koy meydaninda dugune gidilip dans edilen, komik kavgalariyla bezeli tatli bi topluluktur.. aksini algilayamaz..
trakyali erkek istese istese huzur ister.. yaninda boyle merice karsi aycicek tarlasinin kenarinda masayi kurup iki kadeh aticagi bi kadin ister.. sonra da sevisip uyur..
metropollerde de yapamazlar.. hep gitmenin hayalini kurarlar.. kucuk yerlere.. koylerinden kacmaz hic biri.. nolurlarsa olsunlar, koylerine sik sik giderler.. oyle unutmak istedikleri bi donem degildir zira trakya.. onlari su an ki bu paso cakirkeyif gezen, hayata sarkastik bakan adam yapan topraklara ihanet etmezler..
trakyali bi kadini alsa alsa trakyali bi erkek alir..
ancak bi trakyali erkek, erkekligini bagirip cagirmadan da kanitlayabilecegini ogrenebilir cunku bu siktigimin feodalite kokan topraklarinda..
trakyali erkek rahattir lan.. otesi yok yani..
budut: trakyali kumral bi adamim..
memlekette belki de utanmadan sikilmadan dans eden hem de basbaya gobek atan yegane erkektir.. hic oyle elalem ne der , höt zöt duruyim derdi yoktur.. karisi oynuyo mu oyun havasinda hemen o da oturdugu yerden kaldirir bardagini omuzlarini oynatmak suretiyle bile olsa eslik eder..
kadini cok sever.. kadinlar da onu sever tabii.. zaten trakyali kizin erkeklerle rahat ve sallamaz iliskisi gozonunde bulundurulursa boyle bi erkegin utangac olmasi beklenilmez.. yavsak degildir ama utangac da degildir.. cok severse kadini kacirir alimallah.. e ailelerin de caninia minnet.. zaten dugun masrafindan kacmaya yer ariyolar.. bi kac aya giderler ellerini oper ailelerle barisirlar.. ahahah
sivesi artik sanildigi kadar yok hele de son jenerasyonda.. gerci bi rafet el romanin o memo burasi tekas amerika sokaklar hep fört kot pantelon durumu var ama allahtan o almanci oldugu icinmis..
kadini severken paraciklarini da sagolsun bol bol savurur.. pavyona gider kariya kiza icki ismarlar * * ya da okul yillarinda dagitir.. ama igrenclesmez genelde..
oyle sokak kavgalari 3. kadinlar yuzunden nadiren cikar..
trakyali kadin oldukca vurdumduymaz depresyona asla girmez , isveli cilveli kadin gibi kadindir.. asla harbi kiz olma ayagina yatmaz , kadindir.. bu erkekler de ondan mutevellit , erkektirler.. kadin gibi kadin isterler.. flort etmek isterler..
tarlada calisan 15 yasindaki bucuruk bi cocuk bile flort edebilir 20 yasinda bi ablayla..
onla bunla yatar kalkar, nihayetinde minik ve mumkun mertebe renkli gozlu/sacli bi hatunu bulur cat diye evlenirler.. ama yattiklari kadini da kahvede barda anlatmazlar..
tenleri bugdaydir.. mangal olmazsa olmazlaridir.. bi de mezeler var tabii..
dedigim gibi kan davasiydi berdeldi oydu buydu gibi meselelerde bezi yoktur.. bilmez bile bunlari..
hafizalari cok ickiden midir nedir bilinmez balik gibidir.. oyle bi ailenin arkasinda sittin sene anlatilacak mahalle hikayeleri yoktur bu yuzden trakyada.. millet unutur gider..
trakyada acili turkuler agitlar travmalar trajediler yoktur.. arabalarinda mezdeke kasetleri olan adamlar bunlar yani.. oyle depresif, hayatta cok buyuk sorunlari olan ya da oldugunu sanan hatunlardan kacarlar.. dur dur kacmazlar topuklarlar..
kucuk oyunlari vardir.. ama genelde durustturler buyuk meselelerde.. asiri zengini yoktur da, hani oldu da elleri para gordu hemen yanlarindaki hatun sayisi artar.. bunlar da tabii bolca hatunlarla hasir nesir olmus anlarla ki paraya geliyolar, oldugundan daha salas yasamaya baslar.. imkanlarini asla sonuna kadar zorlalmaz bi trakyali..
anneleriyle iliskileri en basindan beri saglamdir.. oyle aileden gizleme kacirma yoktur hic biseyi.. zaten hadi oldu diyelim, trakyali ana gider " kizanim noldun be ya kurudun kaldin anlat bana derdini bakem" der ve olaya el koyar.. parcalanmis ailesi olan kadinlari esevmez.. gene topuklar.. kendi ailesi cunku cumbur cemaat koy meydaninda dugune gidilip dans edilen, komik kavgalariyla bezeli tatli bi topluluktur.. aksini algilayamaz..
trakyali erkek istese istese huzur ister.. yaninda boyle merice karsi aycicek tarlasinin kenarinda masayi kurup iki kadeh aticagi bi kadin ister.. sonra da sevisip uyur..
metropollerde de yapamazlar.. hep gitmenin hayalini kurarlar.. kucuk yerlere.. koylerinden kacmaz hic biri.. nolurlarsa olsunlar, koylerine sik sik giderler.. oyle unutmak istedikleri bi donem degildir zira trakya.. onlari su an ki bu paso cakirkeyif gezen, hayata sarkastik bakan adam yapan topraklara ihanet etmezler..
trakyali bi kadini alsa alsa trakyali bi erkek alir..
ancak bi trakyali erkek, erkekligini bagirip cagirmadan da kanitlayabilecegini ogrenebilir cunku bu siktigimin feodalite kokan topraklarinda..
trakyali erkek rahattir lan.. otesi yok yani..
budut: trakyali kumral bi adamim..
sadece 5 aylıkken sıkıntı olacak hadise.