bugün
- ölüyorum lan ölüyorum3
- yazarların sabah kahvaltısı2
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi17
- from gold from dust13
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması12
- hoşlanılan kızın dörtte üçünün su olması2
- rujlu erkekle öpüşmek3
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- fiziği güzel sözlük kızları48
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- çin'e demokrasi gelsin10
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- rujlu kadınla öpüşmek6
- recep tayyip erdoğan27
- truesuz sözlük8
- hastalık havası8
- nervio23
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler7
- vajinanın iç sıcaklığı10
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- uzun süre ayakkabı içinde kalmış ayak6
- silikon memenin patlaması10
- anında dolan göz neyin belirtisidir6
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- bu saatte hala uluyamama sebebi3
- araba kullanırken uyumak2
- burna tuzlu su çekmek6
- halka filmini izlerken telefonun çalması3
- geceleri yapmaktan zevk alınan şeyler5
- uykuya dalmak istememek neyin belirtisidir5
- gocu19
- kopya çekmenin etiği5
- gurbet3
- adalet ve kalkınma partisi4
- fatma betül sayan kaya59
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- ekrem imamoğlu6
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis18
- gece gece gelen kızarmış patates isteği3
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- seni terkedeceğim4
- iyi dostlar biriktirdim7
- karton toplarken şarampole yuvarlanmak5
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- yazarların akşama dair planları9
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- yeni uyanmış kadın güzelliği13
- dünyanın en berbat psikolojik hastalığı3
bir hikayesi olan, evveliyatı çok eskilere dayanan olaydır aslen.
zamanın birinde kadınlar tek başlarına yaşarlarmış. hatta en başlarda sadece bir ada varmış. içinde sadece kadınların olduğu bir ada. bu kadınlar yer, içer, avlanır, eğlenir ve uyurlarmış. başka hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş aslında. sonra zamanla evlerini daha sağlam ve dayanıklı yapmak için büyük ağaçlar kesmek zorunda kalmışlar. büyük ağaçları kesmek de taşımak da pek kolay olmamış. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları çok güçlü olsaydı." diye geçirmişler. gel zaman git zaman içlerinde bazı şeylerin eksikliğini de hisseder olmuşlar. canı yanan bir arkadaşını teselli etmeye gidip yanağını okşadığında farklı şeyler hissetmişler, sarılıp dans ettiklerinde de. ama bir türlü aradıkları şeyler değilmiş bunlar. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları beni anlayıp, kollarının altına alsa, destek olsa, konuştuklarıma değer verse." diye geçirmişler.
bir gün, günün birinde, birbirinin aynı olan günlerden bir diğerinde, hiç de diğerleri gibi olmayan bir gün yaşanmış. daha önce hiç görmedikleri, bilmedikleri bir cins adaya çıkmış. ilk gördüklerinde içlerini bir sıcaklık kaplamış ki anlatamamışlar kendilerine. bir şua yayılmış gözlerinden sanki. korkmuşlar en başlarda birbirlerinden sonra zamanla yakınlaşmışlar geceleri mayhoş eden içecekler ile.
güzel kadınlar, güzel erkekleri seçmiş, çirkin olanlar da çirkinleri. aslında güzel olanlar güzelleri kaptığı için çirkin olanlara çirkinler kalmış sadece. güzel olan kadınlar ağaçları kestirmiş güzel adamlara, güzelce taşıtmış istediklere yere. ayakları burkulduğunda kucaklarda yetiştirilmişler yumuşak yataklara güzelce. güzel geçmiş her günleri güzellerin, ta ki dokunurken hissettikleri şeylerin önceden birbirlerine dokunduklarında hissettiklerinden bir farkı olmadığını anlayıncaya kadar.
sıkılmış, mutsuz olmuş kadınlar. kafalarını diğer tarafa çevirdiklerinde ise tutukuyla yaşanan aşkları görmüşler. daha da üzülmüşler. anlayamamışlar sebebini. oysaki "güzel" olanlarını seçmişlerdi. oysa çekici olanlarını almışlardı. peki neden çirkin olan erkekler ile daha mutluydu kadınlar? bilemediler ama denediler. görmek istediler ne buldu bu kadınlar bu çirkin erkeklerde. her güzel kadın bir çirkin erkek aldı koynuna. öyle dokundular ki kadınlarına bu çirkin erkekler kadınlar anladılar neyi aradıklarını. konuştukları başkaydı. farklıydı her anlattıkları. belli ki bu zamana kadar durmamış, çirkin bir çiçek gibi eğitmişlerdi kendilerini böcekleri çekebilmek için. ve her çirkin erkek aynı hikayeyi anlattı onlara. öğrendiler ki; "bir çiçek ne kadar renkli, ne kadar estetik, ne kadar güzel kokuluysa o kadar ihtiyacı vardır işe yaramaz polenlerini dağıtmak için bir arıya". doga en adil hakimdir kendi mahkemesinde. muhakemesi tartışılmaz, karşı konulamaz. bilir kime ne vereceğini. güçsüz ile güçlü arasında yapar ayarlamalarını, hiçbirini boşuna "güzel" yapmadığı gibi hiçbirini de boşuna "çirkin" yapmaz. kimin neye ihtiyacı varsa bir başkasına onu verir. eğer her şeye kendi ihtiyacı olan şeyi verseydi hiçbir şeye gerek kalmazdı.
güzelliğinden ister istemez paye alan erkek doldurmaya gerek görmez kendini, bırakır polenler kendiliğinden gider zaten etrafına. neden bir çirkin kiku çiçeği gibi ses çıkartsın ki dikkatini çekmek için polenlerine bulaşıcak böceklerin, neden salkım saçak bıraksın ki tüy tüy yapraklarını tesadüfen değsin diye uçak güzel bir arıya? zaten o kadar güzeldir ki, o kadar renklidir ki kendiliğinden gelir güzel arı, güzel böcek. doğa yardım etmiştir ona doğuştan, bir eksiğini kapatmıştır. düşünmelidir belki de neyin eksik olduğunu, neden en güzel böcekler üstündeyken mutlu olmadığını. anlamalıdır doğanın aslında onu eksik bıraktığını... güzellik verirken, asıl tercih edilme sebeb-i mutluluğunu elinden aldığını. mutluluk!
zamanın birinde kadınlar tek başlarına yaşarlarmış. hatta en başlarda sadece bir ada varmış. içinde sadece kadınların olduğu bir ada. bu kadınlar yer, içer, avlanır, eğlenir ve uyurlarmış. başka hiçbir şeye ihtiyaçları yokmuş aslında. sonra zamanla evlerini daha sağlam ve dayanıklı yapmak için büyük ağaçlar kesmek zorunda kalmışlar. büyük ağaçları kesmek de taşımak da pek kolay olmamış. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları çok güçlü olsaydı." diye geçirmişler. gel zaman git zaman içlerinde bazı şeylerin eksikliğini de hisseder olmuşlar. canı yanan bir arkadaşını teselli etmeye gidip yanağını okşadığında farklı şeyler hissetmişler, sarılıp dans ettiklerinde de. ama bir türlü aradıkları şeyler değilmiş bunlar. onlar da içlerinden "ah keşke içimizden bazıları beni anlayıp, kollarının altına alsa, destek olsa, konuştuklarıma değer verse." diye geçirmişler.
bir gün, günün birinde, birbirinin aynı olan günlerden bir diğerinde, hiç de diğerleri gibi olmayan bir gün yaşanmış. daha önce hiç görmedikleri, bilmedikleri bir cins adaya çıkmış. ilk gördüklerinde içlerini bir sıcaklık kaplamış ki anlatamamışlar kendilerine. bir şua yayılmış gözlerinden sanki. korkmuşlar en başlarda birbirlerinden sonra zamanla yakınlaşmışlar geceleri mayhoş eden içecekler ile.
güzel kadınlar, güzel erkekleri seçmiş, çirkin olanlar da çirkinleri. aslında güzel olanlar güzelleri kaptığı için çirkin olanlara çirkinler kalmış sadece. güzel olan kadınlar ağaçları kestirmiş güzel adamlara, güzelce taşıtmış istediklere yere. ayakları burkulduğunda kucaklarda yetiştirilmişler yumuşak yataklara güzelce. güzel geçmiş her günleri güzellerin, ta ki dokunurken hissettikleri şeylerin önceden birbirlerine dokunduklarında hissettiklerinden bir farkı olmadığını anlayıncaya kadar.
sıkılmış, mutsuz olmuş kadınlar. kafalarını diğer tarafa çevirdiklerinde ise tutukuyla yaşanan aşkları görmüşler. daha da üzülmüşler. anlayamamışlar sebebini. oysaki "güzel" olanlarını seçmişlerdi. oysa çekici olanlarını almışlardı. peki neden çirkin olan erkekler ile daha mutluydu kadınlar? bilemediler ama denediler. görmek istediler ne buldu bu kadınlar bu çirkin erkeklerde. her güzel kadın bir çirkin erkek aldı koynuna. öyle dokundular ki kadınlarına bu çirkin erkekler kadınlar anladılar neyi aradıklarını. konuştukları başkaydı. farklıydı her anlattıkları. belli ki bu zamana kadar durmamış, çirkin bir çiçek gibi eğitmişlerdi kendilerini böcekleri çekebilmek için. ve her çirkin erkek aynı hikayeyi anlattı onlara. öğrendiler ki; "bir çiçek ne kadar renkli, ne kadar estetik, ne kadar güzel kokuluysa o kadar ihtiyacı vardır işe yaramaz polenlerini dağıtmak için bir arıya". doga en adil hakimdir kendi mahkemesinde. muhakemesi tartışılmaz, karşı konulamaz. bilir kime ne vereceğini. güçsüz ile güçlü arasında yapar ayarlamalarını, hiçbirini boşuna "güzel" yapmadığı gibi hiçbirini de boşuna "çirkin" yapmaz. kimin neye ihtiyacı varsa bir başkasına onu verir. eğer her şeye kendi ihtiyacı olan şeyi verseydi hiçbir şeye gerek kalmazdı.
güzelliğinden ister istemez paye alan erkek doldurmaya gerek görmez kendini, bırakır polenler kendiliğinden gider zaten etrafına. neden bir çirkin kiku çiçeği gibi ses çıkartsın ki dikkatini çekmek için polenlerine bulaşıcak böceklerin, neden salkım saçak bıraksın ki tüy tüy yapraklarını tesadüfen değsin diye uçak güzel bir arıya? zaten o kadar güzeldir ki, o kadar renklidir ki kendiliğinden gelir güzel arı, güzel böcek. doğa yardım etmiştir ona doğuştan, bir eksiğini kapatmıştır. düşünmelidir belki de neyin eksik olduğunu, neden en güzel böcekler üstündeyken mutlu olmadığını. anlamalıdır doğanın aslında onu eksik bıraktığını... güzellik verirken, asıl tercih edilme sebeb-i mutluluğunu elinden aldığını. mutluluk!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar